Berfin, gerçeği öğrendiği andan sonra ilk defa içinden derin bir nefes aldı.
Sanki günlerdir göğsüne oturan o ağır taş kalkmıştı.
Ölmemişti…
Dilan yaşıyordu.
Bu, Berfin’in içindeki korkunun bir kısmını alıp götürmüştü.
En azından karşısındaki adam… bir katil değildi.
Gözlerini yavaşça kaldırdı, karşısında duran adama baktı.
Şervan…
Adam da ona bakıyordu.
Öyle bir bakıyordu ki…
Sanki yıllardır susuz kalmış bir adam, suya bakar gibi.
Sanki dokunsa kaybolacakmış gibi.
Berfin’in eli yavaşça kalktı, adamın göğsüne dokundu.
Kalbinin attığını hissetti. Sert… güçlü… ama düzensiz.
“Şervan…” dedi kısık bir sesle.
Adamın bakışları yumuşadı.
“Gülüm…”
Berfin yutkundu. Nefesi hafif titriyordu.
Bu konuşma kolay değildi. Ama yapmalıydı.
“Niye bu kadar öfkelisin sen?”
Şervan bir an durdu.
Sanki soru değil, bir yara açılmıştı içinde.
Gözlerini kaçırmadı bu sefer.
Hafifçe güldü ama o gülüşte acı vardı.
“Seni kaybetmekten korkuyorum…” dedi.
“Gitmenden korkuyorum…”
Berfin’in kalbi bir an sıkıştı.
Bu adam… gerçekten korkuyordu.
Elini kaldırdı, sakalına dokundu.
Parmakları adamın sert yüzünde dolaşırken sesi yumuşadı.
“Şervan… benim öyle bir düşüncem yok.”
Adamın gözleri sabitlendi kıza.
“Bu çocuk oyuncağı değil…” dedi Berfin.
“Seni tanımak istiyorum…”
Şervan’ın nefesi durdu sanki.
“Hatta…” dedi Berfin, gözlerini kaçırmadan,
“sevmek istiyorum.”
O an…
Zaman durdu.
Şervan dondu kaldı.
Bu kelimeler… onun için savaş kazanmak gibiydi.
“Seni tanımak istiyorum… seni sevmek istiyorum…”
Kendi kendine tekrar etti adam.
İnanamıyordu.
“Berfin…” dedi kısık bir sesle,
“ciddi misin?”
Berfin yavaşça başını salladı.
“Ciddiyim.”
Bir adım daha yaklaştı.
“Deneyeceğim Şervan… elimden geleni yapacağım.”
Sonra sesi biraz daha ciddi bir tona büründü.
“Ama sen de…” dedi,
“şu öfkeni kontrol etmelisin.”
Şervan dikkatle dinliyordu.
“Bak…” dedi Berfin,
“bizim iki çocuğumuz var.”
O cümle…
Şervan’ın içine işledi.
İki çocuğumuz…
Berfin, Miran’ı ayırmamıştı.
Onu kendi evladı gibi kabul etmişti.
Şervan’ın eli yavaşça kızın bacağına kaydı.
Okşadı usulca.
Gözlerinde farklı bir ışık vardı artık.
Bu kadın…
Sadece sevdiği kadın değildi artık.
Ailesiydi.
Şervan her gün Miran’ı görmeye gidiyordu.
Onunla oynuyor, kokluyor, seviyordu.
Ama içinden bir ses artık bağırıyordu:
“Onu buraya getir…”
Tam o an…
Dışarıdan sert bir bağırış duyuldu.
“ŞERVAN!”
İkisi de irkildi.
Ses… yabancı değildi.
“Çık ulan dışarı!”
Berfin’in kalbi hızlandı.
Şervan’ın yüzü bir anda değişti.
Az önce yumuşayan adam gitmişti.
Yerine… o sert, tehlikeli adam geri gelmişti.
Kaşları çatıldı.
Çenesi kilitlendi.
“Velat…” dedi dişlerinin arasından.
Berfin’in eli hâlâ adamın kolundaydı.
İçine bir korku düştü.
Şervan yavaşça ayağa kalktı.
Gözleri kapıya kilitlenmişti.
Bu bağırış…
Sadece bir kavga değildi.
Bir şeylerin başlangıcıydı.
Velat’ın sesi bağ evinin duvarlarında yankılandı.
Öfke, kin ve aşağılanmışlık… hepsi bir aradaydı.
“ŞERVAN! Çık lan dışarı!”
Şervan’ın damarları gerildi.
Bir anda ayağa fırladı.
Refleksle silahını aldı.
“Laaaan!” diye bağırarak kapıya yöneldi.
Tam o anda Berfin arkasından yetişti.
“Şervan dur! Sakin ol lütfen!”
O tek cümle…
Adamın adımlarını kesti.
Durdu.
Derin bir nefes aldı.
Elindeki silahı sıkıyordu ama kendini zor tutuyordu.
Berfin’in sesi…
Onu dizginleyen tek şeydi.
Şervan merdivenlerden indi.
Adımları ağırdı ama içi kaynıyordu.
Kapıya çıktı.
Göz göze geldiler.
“Lan puşt herif, ne götünü yırttın oğlum?” dedi dişlerinin arasından.
Velat beklemiyordu bu sakinliği.
Ama o da geri adım atacak biri değildi.
Ceketinin içinden silahı çıkardı.
Doğrulttu.
“Berfin’i almaya geldim.”
Şervan’ın bakışları karardı.
“Ne diyorsun lan sen ne demek lan bu ? ”
Velat tükürür gibi konuştu.
“Berdel bitti.”
O an…
Zaman dondu.
“Bacını bıraktım eve. Kaprisleriyle uğraşamam ben.”
Şervan’ın kaşları çatıldı.
“Ne demek lan bu?”
Velat alayla güldü.
“Ne demek olacak? Çalışmak istermiş hanımefendi. Benim sizin kadar param yokmuş .Ben güçlü değilmişim.Erkek değilmişim.Ben de dedim ki… madem öyle, git baba evine.”
Şervan sustu.
Bir anlık…
Bacısını düşündü.
Şımarık… dik başlı…
Şaşırmadı.
Ama… bu demekti ki…
“Berdel bitti…” dedi Velat son kez.
Sonra bakışlarını Berfin’e çevirdi.
“Güzelim… benim yüzümden burdasın zaten. Bitti her şey. Hadi gidelim.”
Berfin dondu kaldı.
Tam o sırada bağ evinin önünde fren sesleri yankılandı.
Toz kalktı.
Arabadan yaşlı bir adam indi.
Berfin’in babası.
“Kızım!” diye bağırdı.
“Hadi gel. Berdel bitti. Aşiret de kabul etti.”
Berfin’in kalbi sıkıştı.
Gitmeliydi…
Mantığı bunu söylüyordu.
Hasret…
Onun geleceği…vardı .
Ve Hasret burda büyüyemezdi ...
Az önce seni sevmek istiyorum demişti ama , kızı herşeyden önce gelirdi.
Şervan’a baktı.
Adam dimdik duruyordu ama içi paramparçaydı.
Yumrukları sıkılıydı.
Damarları şişmişti.
Ama…
Hiçbir şey demedi.
“Gitme” diyemedi.
Diyemedi çünkü…
İlk defa zorla tutmak istemedi.
Berfin Fidan’dan bebeğini aldı.
Hasret’i kucağına bastı.
Bir adım attı.
Sonra durdu.
Yavaşça döndü.
Göz göze geldiler.
“Hakkını helal et…” dedi kısık bir sesle.
Şervan yutkundu.
Gözleri doldu.
“Helal olsun…” dedi.
Sonra bir adım attı.
Hasret’i aldı kucağına.
Öptü… kokladı…
Gözlerini kapattı.
“Kızıma iyi bak…” dedi.
O cümle…
Berfin’in kalbine saplandı.
Kızıma…
Gözleri doldu ama ağlamadı.
Ağlarsa dönemeyecekti.
Arkasını döndü.
Babasıyla arabaya bindi.
Kapı kapandı.
Motor çalıştı.
Ve gitti…
Şervan olduğu yerde kaldı.
Güçlü adam…
Dağ gibi adam…
Ayakta durmakta zorlanıyordu.
Velat bağırdı arkasından:
“Seninle işimiz bitti!”
Ama Şervan duymadı bile.
Çünkü…
Onun için her şey bitmişti zaten.
Sevdiği kadın…
Bir kez daha gitmişti.
Ve bu sefer…
Kendi elleriyle bırakmıştı.
Berfin baba evine döndü.
Ev… bildiği evdi.
Duvarlar aynıydı.
Eşyalar aynıydı.
Ama hiçbir şey aynı hissettirmiyordu.
Hasret’i uyuttu.
Başını yastığa koydu.
Ama gözlerini kapattığı an…
Şervan geldi aklına.
Sesi…
Bakışı…
“Kızıma iyi bak…” deyişi…
Kalbi sıkıştı.
“Niye…” diye fısıldadı.
“Niye bu kadar canım yanıyor…”
Uyuyakaldı.
Ama huzur yoktu.
Bir hafta sonra…
Haberler sessiz yayılırdı bu topraklarda.
Ama hızlı yayılırdı.
Dilan ve annesine de ulaştı.
“Berfin gitti…”
Dilan’ın gözleri parladı.
Ama bu sefer…
Daha akıllıydı.
Silahla olmayacaktı bu iş.
Güç gerekiyordu.
Arka gerekiyordu.
Ve o gücü bulmuştu.
Sait Hamdioğlu
Şervan’ın eski dostu…
Şimdi en büyük düşmanı.
Dilan onunla “tesadüfen” tanıştı.
Ama o tesadüf… planlıydı.
Kimliğini gizledi.
Masum bir kadın gibi yaklaştı.
Sait…
Çapkın bir adamdı.
İki evlilik yapmış, ikisini de bitirmişti.
Ama bir zaafı vardı.
Çocukları.
Mirza… dört yaşında.
Merdan… yedi yaşında.
Onlar… adamın kırmızı çizgisiydi.
Dilan bunu ilk bakışta anladı.
Gülümsedi içinden.
“Kapı buradan açılır…” dedi kendi kendine.
Artık rol zamanıydı.
Şefkatli bir kadın…
Sevgi dolu bir anne…
Çocuklara yaklaşacaktı.
Kalplerine girecekti.
Ve sonra…
Babalarına.
İntikam ateşini verecekti …
Artık daha derin oynanacaktı.