Vakit kalmadı gel

642 Kelimeler
Kayanın kadınlara karşı bağımlılığı yoktu sadece geceyi yalnız geçirince kendi düşünceleriyle boğuşmak onu yıpratıyordu... Öfkeyle arkasına doğru dönüp Komidinin üzerine baktı evet bu da almıştı. Az önce Komidinin üzerinde duran para şimdi yoktu. Yüzünde kibirli bir gülümseme ve tiksinti ile kendi kendine, -“ ulan hepiniz mi aynısınız be amına koyayım" derken… O an, telefonu çaldı. İlerleyip deskin üzerinde duran telefonu eline aldı. Ekranda “Baba” yazıyordu. Kaya bir an duraksadı. Normalde asla bu kadar erken saatte aramazdı onu. “Evet baba hayrolsun?” dedi. Karşıdan gelen ses tedirgindi, “Kaya…” dedi. Sesi zayıf ve boğuktu. “Oğlum… hemen gelmen gerek. Çok hastayım.” diyebildi. Kaya tedirgin olmuş bir haldeydi ama belli etmemek için sakinliğini koruyordu. “Ne diyorsun sen baba? Ne hastalığı?” dedi. Ama karşıdan tek bir cümle geldi. “Vakit kalmadı. Gel…” Kaya’nın parmakları anında soğudu kanı bütün vücudundan çekilmiş gibiydi. Dudaklarındaki kibirli ifade bir anda silindi. Yerini hızlı bir telaş almıştı. Hemen rehbere girip Tibet ismine tıkladı. Birkaç çalma sonrasında telefon açılmış, -“ günaydın kardeşim” diyen tok bir ses duyulmuştu. Kartal hızlı bir şekilde, -“ sana da günaydın aslanım jeti acil hazırlat memlekete iniyoruz sen de benimle geliyorsun” diye talimat vermişti. Tibet’ten onay gelince telefonu hızlıca kapatıp dolaba doğru yöneldi. Ceketini aldı, cebine anahtar kartını koydu, her zaman yedekte duran seyahat için özel hazırlanmış küçük bir çantayla odadan çıktı. Üç saat içinde İstanbul’dan kalktı, özel jetle Urfa’ya indiler. Uçaktan iner inmez yüzüne çarpan tozlu sıcak hava, çocukluğunu hatırlattı. Taş evleri, uzun sessizlikleri, erkeklerin ağır bakışlarını. Yıllar önce kaçtığı her şey, şimdi onu geri çağırmıştı. Evine vardığında, avluda toplanan onlarca göz aynı anda ona döndü. Ağanın oğlu sonunda bu topraklara geri gelmişti. Ama ağanın kendisi, artık ölümle yarışıyordu. Kaya odaya girdiğinde babasını son kez gördü. O güçlü, sert herkese meydan okuyan adamın şimdi nefesi bile makina yardımıyla zorla alıp verdiğini izledi. Babası elini ona doğru uzattı, parmakları titriyordu. “ şu dünyadan geçip gitmeden son kez seni bu odada gördüm ya artık gözüm açık gitmez oğlum... Bu saatten sonra bana ait olan her şey senin oğlum. Benim geride bıraktığım her şey sana emanet, en başta da bu Aşiret… sana emanet,” dedi kısık bir sesle. Kaya’nın gözleri dolmuş sesi titreyerek çıkmıştı, “Ben istemiyorum bunu baba dur nereye gidiyorsun Allah benden alsın sana versin gözüm yok,” dedi, başını yere eğmeden. Adam elini havaya doğru kaldırmış Kaya’yı tek eliyle Susturmuştu. “İstemesen de kader bazen seni seçer, oğlum. Hepsi alnımızda yazılı…” dedi. O son cümleyle birlikte odaya bir sessizlik çöktü. Sadece kalp monitörünün düzleşen sesi kaldı odada. Artık Kaya’ya ne söyleyecek bir söz ne de yapacak bir hareket bırakmıştı. Kaya bir anda hayatının tersine dönüp babasının ölümünü görmesiyle şoka girmiş öylece dümdüz adamın cesedine bakakalmıştı. Bir kadının ağlayarak onu sarsmasıyla anca kendine gelebildi. Annesi yani konağın ve bu toprakların hanım ağası gelmiş, -“Kaya’m kalk oğlum, kalk kendine gel, dağ gibi dur oğlum.” Diye telkinde bulunuyordu. Kaya bu sesle dirayetini sağlamış, olayın şokunu biraz da olsa atlatmış gibi davranmaya başlamıştı. Ağalarının ölüm haberini aldıklarında konağın her köşesinden duyulan ağıt sesleri insanın yüreğinde derin bir yara açıyordu… Üç gün sonra Urfa, uzun zamandır görmediği bir cenaze töreni gördü. Binlerce insan, siyah tülbentler, yakılan ağıtlar, dualar, sessiz ağlayışlar. Ve Kaya, babasının tabutunun başında duruyordu dimdikti, ifadesiz. Her şey olması gerektiği gibiydi. Ta ki hoca duasını bitirip, kalabalık sessizce çekildikten sonrasına kadar… Yaşlı aşiret mensuplarından biri kayanın yanına geldi. Başını eğerek tok bir sesle konuştu: “Artık, ağa sensin. Toprak da, soy da senin.” Kaya hem içten içe bu istemediği sorumluluğun verdiği ağırlıkla hemde öfkeyle gözlerini kapadı. Güneş batarken, çocukluğundan beri kaçtığı toprak, şimdi onun kaderiydi. İçinde bir şey kıpırdadı öfke mi, korku mu, yoksa yalnızlık mı, bilemedi. Ama bir şeyden emindi: O andan itibaren, geri dönüş diye bir şey kalmamıştı. Ağa olmuştu. Ve artık kendi hayatında hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE