3.BÖLÜM ~ZEMHEROĞULLARI~

1103 Kelimeler
ŞERZAT ZEMHEROĞLU Ablamın bıraktığı not ile konağın içi karışmıştı. Dedem, hepimizden daha öfkeli ve sinirliydi. Koçöz Aşireti ile hiçbir zaman bir husumetimiz olmamıştı ama dedem ablamı onlara gelin olarak vermeyi istememişti. Dedem elinde tuttuğu ultrason görüntüsünü babamın ve annemin önüne tiksinerek attı. “Bir de utanmadan yazmış, bebeğimin babasının yanına gidiyorum… Ulan! Ne diyeyim şimdi? Ha? Söyleyin ne diyeyim ben size şimdi!” Babam, başını önüne eğmişti, annem ise zaten tek kelime edemeyecek kadar korkuyordu ve şok içindeydi ancak ben ablamı onlardan daha iyi tanıdığım için bunların bir noktada bu kısma geleceğini tahmin edebiliyordum. Tek anlamadığım, dedemin ısrarla bu evliliği istememesiydi. Kravatımı rahat bir şekilde gevşettim ve çözdüm. Artık boynumun iki yanından aşağıya sarkan bir ip gibi k-görünüyordu. Gömleğimin birkaç düğmesini çözdüm ve ellerimi cebime soktum. Sırtımı duvara dayadım ve oluşacak tüm kavgayı dinlemeye kendimi hazırladım. Telefonuma gelen mesaj ile bütün dikkatler bana çekilmişti. Dedem sanki o an varlığımı fark etmiş gibi bana baktı: “Senin tüm bunlardan haberin var mıydı?” “Yoktu ağam, olsa mani olurdum.” “Dünürlere ne diyeceğiz şimdi bilmem ki! Çağırdınız mı oğlum insanları?” Adamlarından birine soru yöneltti. “Çağırdık ağam, yoldalar. Birazdan gelirler.” Ablam Dilşad’a talip olan aile de bir aşiretti ama bizim kadar köklü değillerdi. Bu yüzden bu konuda herhangi bir karşı çıkma konusu olduğunda dedemin keskin bakışları ve yüksek sesi tüm olayı çözeceği için de hiçbir şekilde bir strese girmiyordum. Aldığım alkolün etkisiyle de olayları idrak edemiyor olabilirdim. Dikkat benden çekilince ben de telefonuma gelen mesaja bakmak için telefonun kilidini açtım. Yazan, geçen haftayı tamamen birlikte geçirerek tatil yaptığımız kız arkadaşımdı. Sanırım kız arkadaşım denilebilirdi ama ona âşık olduğum söylenemezdi. Sanırım zaman geçirmek için onu düzenli olarak yanımda bir yerlere götürüyordum ve benimle ilgilenmesine izin veriyordum. Bir daha ne zaman görüşeceğimizi soruyordu ancak bende buna cevap verecek bir bilinç yoktu şu anda. Telefonun ekranını kapatıp telefonu yeniden cebime koydum. Dedem Efkan’ın stresi ve öfkesi öyle büyüktü ki avlunun içinde volta atmaya başlamıştı. Biraz daha suskunlukla zamanı geçirdik, tek söylenen dedemdi ve ona da kimse cevap veremezdi. Bu yüzden tek çaremiz başımızı önümüze eğip beklemekti. En sonunda avluya başka bir ses daha eklendi. Dilşad’ın müstakbel kayınvalidesi, kayınpederi ve kocası en sonunda konağa teşrif etmişlerdi. Dedem, onları büyük bir saygı ile karşılarken ben hallerinde muazzam bir sakinlik görüyordum. Sanki büyük bir beladan kurtulmuş gibilerdi. O an için bunu anlamamıştım ama Dilşad’ın evleneceği adam dedemden önce konuşmaya başlayınca ne olduğunu az çok tahmin edebildim. Melih, geldi ve dedemin elini öptü. Dedem ne olduğunu anlayamadan lafa girdi: “Ağam, sakın ola ki canını üzmeyesin! Nasip değilmiş. Ben sizden de torununuzdan da razıyım.” Belli ki Azad denilecek gözünü sağlam korkutmuştu. Hata nereden bakarsak bakalım dedemde gibi duruyordu bu noktada. Kendisinden daha kuvvetsiz bir aşiret seçmekte çok ısrarcıydı ki sözünü geçirebilsin ama öyle korkak birine torununu gelin vermek üzereydi ki bunun kendisi de farkında değildi belli ki ama az önce bunu fark etmiş ve yüzünü buruşturmuştu. “Demek öyle dersin… Doğruyu söyleyesin bana. Azad sana bir şey mi dedi?” Melih, babasına dönüp baktı ancak adam tek mimik bile oynatmadı. Annesinin ise başı önüne eğikti ve hiçbir şeye karışmaya niyeti yoktu. En sonunda Melih dedemden korkusuna daha fazla susmamak için bülbül gibi şakımaya başladı: “Geldi ekin tarlamızı ateşe verdi ağam. Azad’ın Dilşad’a sevdalı olduğunu bilsem ne yalan söyleyeyim, o deliye bulaşmamak için bu talipliliğimden vazgeçerdim. Tüm bu düğün dernek olayının da Dilşad tarafından bitirildiğini ya da ortak bir kararla son bulduğunu söylememi istedi yoksa… Yoksa beni çıplak bırakır Mardin sokaklarında kovalarmış.” Azad denen adamın deliliği dudağımı kıvırmama neden oldu. Dedem o sırada kendisine arka bulmak için öfkeyle bana döndüğü esnada beni gülümserken bulunca birden neye uğradığını sapıttı ve daha da ne yapacağını bilemez bir halde mimiklerini kontrol etmeye çalıştı. Yüz ifademi düzelttim ve dedem de yeniden Melih’e döndü: “Bu olayı böyle kapatacaksın yani öyle mi?” “Ağam, iş işten geçmiştir zaten. Allah rızası için bu konu böyle son bulsun. Ben o deliyle baş edemem!” Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Melih’den daha cesaretli ablam, kendinden daha korkak bir erkekle bir ömür geçirmek virajını son dakika dönmüştü belli ki… Babam ve annemle göz göze geldik. Hâlâ biraz sarhoştum ve olan tüm olaylar deli saçması gibi geliyordu. Hiçbir şey zihnimde tam olmaları gereken noktaya bir türlü oturmadığı için neye ne tepki vermem gerektiğini de bir türü kestiremiyordum ama biliyordum ki kafam ayıldığında her şey için çok geç olmuş olacaktı. Bir süre zemini izledikten sonra eski Melih ve ailesi konaktan ayrıldılar. Dedem birden annem ve babamın önüne geldi. Benim duymayacağım seviyede konuşuyorlardı ya da ben giderek kendimden geçtiğim için ve onları duymuyordum. Telefonu cebimden çıkartıp saate bakmaya çalıştım ancak olmadı. Babam ve annem, dedem her ne söylediyse hemen ardından eğik başlarını dikleştirdiler ve ne diyorsa ona onay verircesine başlarını sallıyorlardı. Gözlerinde az öncekinden farklı olarak bir zafer ateşi parlıyordu sanki. Dedemin bana doğru geldiğini görünce istemsizce doğruldum ve biraz olsun kendime gelmeye çaba gösterdim. “Bir daha bu kadar içtiğini görmeyeceğim. İyice desturdan edepten anlamaz oldun, ipin ucu kaçtı gidiyor Şerzat! Canım fena sıkılır bu duruma bilesin!” “Dede, gerçekten konu ben miyim?” “Şerzat!” Bağırdığı dakika sesimi kestim ve yakamı topladım. “Git elini yüzünü yıka bir kendine gelmeye çalış. Şu Koçözlerin konağına bir gidelim bakalım! Zemheroğullarından öyle kız almak kolay mı? Görelim bakalım Azad Bey’in deliliği ne derecededir.” Dedeme her ne kadar tamam anlamında kafamı sallasam da o önümden çekildikten sonra iç sıkıntısıyla ofladım. Avlunun içindeki çeşmenin önüne geldim ve suyu açıp elimi yüzümü yıkadım. Saçlarımı da suyun altına soktuktan sonra biraz soğuk şu beni kendime getirir gibi olmuştu. İşleri biraz daha iyi anlamaya başlayınca önce aklıma kan davası geldi ancak dedemin Koçözler ile kan davasına tutuşmayacağına nedense emindim. Bir şekilde birbirimizden bunca zaman köşe bucak kaçmıştık ancak bunun nedenini hiçbir zaman öğrenememiştim. Dedem önden biz ise hemen arkasından konaktan çıktık ve arabalara bindik. Telefonuma arka arkaya mesaj geldikten sonra tam arabayı çalıştırdığım anda telefonum çalmaya başladı. Arayan Buse’ydi, meşgule atmak yerine telefonu açtım: “Buse, eğer sana cevap vermiyorsam müsait değilimdir.” “Ama müsait olsan da cevap vermiyorsun.” “Telefonla ilgilenmeyi sevmiyorum.” “Beni artık sevmiyorsun öyle değil mi?” “Buse… Uzun süredir birlikteyiz. Seni sevmesem ilişkimiz bu kadar uzun sürer mi?” “Belki de senin için sadece bir alışkanlığa dönüşmüşümdür. Emin olamıyorum.” Bu konuları konuşmanın hiç zamanı değildi, aralar önümden sırayla kalkarken bunu konuşamazdım. Arabayı çalıştırdım: “Seni daha sonra arayacağım, bir işim çıktı.” diyerek telefonu kapattım ve ben de diğer arabaların arkasından gitmeye başladım. Koçöz Konağı’na gidene kadar hayatımın bu gece tamamen değişeceğinden ve benim nefret ettiğim birine yavaşça aşık olacağımdan haberim bile yoktu üstelik bana tüfek doğrultmuş bir deliye…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE