G.O-2

1500 Kelimeler
Birkaç patırtı ve yüksek sesten sonra lavabonun kapısı sertçe açıldı. Kırklarının ortasında görünen sarışın bir kadın saçlarını eline dolayıp sürüklediği kumral genç bir kızla lavaboya girdi. "Seni sürtük! Kocamda gözün var ha!" Yaşadığım şoktan ne yapacağımı bilemedim. "Hanımefendi napıyorsunuz?" Kumral kadın acı acı inlemekle meşguldı bu sıra. "Sen karışma." Bir anda bana çıkışmasıyla sinir olsam da durum az çok belliydi. O yüzden tolerans gösterip ses etmedim. Kendi aralarında halledebilirlerdi sonuçta. "Bırak beni! Ben bir şey yapmadım.Senin kocan olacak o şerefsiz beni öpmeye kalktı." "Hala konuşuyor ya! Ben sizin gibileri iyi bilirim kızım. Zengin erkek avcısı fahişeler." Kavgaya dahil olup da gündeme düşmek gibi bir niyetim yoktu o yüzden sessizce çıkmaya karar verdim. Lavabonun kapısını açıp dışarı çıkacakken kapıda beliren adamlarla duraksadım. "Yeşim bırak kızı hemen." Konunun başrolü de geldiğine göre kesinlikle gitmem gerektiği belli oldu. Arkamda kalan kaosu umursamadan uzaklaştım ordan. Daha sonra arka kapıda bekleyen garson kılığındaki gazeteciye seslendim. "Kadınlar lavabosunda kavga var. Bu gece ki gündem için güzel bir haber bence." Afallayan bakışlarına aldırmadan kıkırdayarak uzaklaştım ordan. Kaosu ben yaşamadığım sürece severdim. Hem iki tarafta hak ediyor bunu. O kumral kız gerçekten de zengin erkek avcısıydı. Daha önce bir çoğuyla yasak aşk yaşamıştı ve ben bizzat şahit olmuştum. Diğer kadın ise kocasına hesap sormak yerine kıza saldırdığı için suçlu konumunda benim gözümde. Oraya gelen adam asıl başrol zaten. O yüzden gönül rahatlığıyla ayrıldım ordan. Tekrardan o samimiyetsiz ortama girmek istemesem de mecbur olduğum için insanların arasına karıştım. Neyseki Tolga ve babam ortalıkta görünmüyordu. Az önce ayrıldığım masaya ilerledim. Etrafta sessizce gezinen çalışanlardan birine kısa bir bakış atmamla istediğimi anlamış gibi bir kadeh şarapla geldi yanıma. "Teşekkürler Emrah bey. " Yüzünde kısa tatlı bir tebessüm oldu. "Rica ederim İdil hanım." Davetlerde genelde çalışanlar aynı kişiler oluyor. Ne de olsa güvenilir birilerini bulmak zor bu zamanda. Biz de sürekli davetlere gidip geldiğimiz için bir çoğunu ismen tanıyorum. Elimdeki şarabı yudumlarken topuk sesleri eşliğinde birkaç kız geldi yanıma. Siyah saçlarına eşlik eden parlak mavi gözleriyle Sanem ve onun yardakçıları. "Selam tatlım naber?" "Size de selam Sanem hanım." Yanlış bir şey söylemişim gibi yüzünü buruşturdu. "Ne hanımı İdil'cim. Sanem diyebilirsin bana." Sağol ya! Sanki ben ondan çekindiğim için hanım diyorum. Yapmacık bir şekilde gülümsedim. "Ben gereksiz yakınlık barındıran kelimelerden hoşlanmıyorum Sanem hanım. Ayrıca bana da aynı şekilde İdil hanım olarak hitap edilmesini isterim." İçten içe bana ne kadar gıcık olduğunu bilsem de bunu dışına yansıtmadı. "Peki İdil hanım." Sol yanında bulunan kıza sinsi bir bakış attıktan sonra tekrar bana döndü. "Tolga'yla çok samimisiniz. Aranızda bir şey mi var merak ettim doğrusu?" Tek dertleri millet ne yaptı ne etti kim kiminle konuşuyor olan kadınlardan sadece biri. Sanane demek istedim. Seni ne ilgilendiriyor diye terslemek ve daha fazlasını yapmamak için direndim. "Aramızda herhangi bir şey yok Sanem hanım. Tolga bey burdaki herkes gibi biri benim için." Düz ifadesiz bir mimik ve sesle konuşsam da yeterli gelmedi sanırım bu onlara. Çünkü hemen sağındaki kız söze atladı bu sefer. "Fırat beyle Korhan bey arasında gerilim yaşanmış diye duydum doğru mu peki? " Korhan kim ya! Düşman olmayan bir o kalmıştı zaten. "Korhan?" dedim soru sorar bir şekilde. "Korhan SANCAKLI" dedi. Sesindeki o hayran tını belli olsa da umursamadı. "İtalya'dan geldi 2 ay önce. İstanbul dahil olmak üzere Türkiye'nin çoğu ilinde köklü şirketlere sahip. Babanın ortak olacağı kişilerle arasını bozuyormuş." Benim bile bilmediğim bu bilgileri nasıl bilebiliyor bunlar ya? Gerçi babam bana hiçbir şey anlatmaya tenezzül etmediği için normal. Çoğu şeyi etraftan öğreniyorum hep böyle. "Hanımlar biliyorsunuz babam iş konularını bize yansıtmaz. O yüzden pek bir bilgiye sahip değilim." "Ah! Doğru. Fırat Arman biricik prensesini böyle şeylerle meşgul etmez." Sesindeki kıskanç tona gülümsedim. Dışarıdan söz sahibi olmak ne kadar kolaydı böyle. "Evet. Ne de olsa babamın prensesiyim." "Ama Korhan SANCAKLI çok yakışıklı ya. Adama hastayım resmen." Konuşan kıza baktım. Yanlış hatırlamıyorsam nişanlıydı. Parmağına düşen bakışlarım yüzükle karşılaştı. Evet doğru hatırlıyorum. "Senin nişanlın yok mu? " Güldü arsız arsız. "Nişanlım var diye kör müyüm canım aaa!" Yakışıklı bulmak ayrı hasta olmak ayrı diyecektim ama bu zihniyetteki biriyle daha fazla muhatap olmak istemedim. Hiçbir şey demeden bir anda arkamı dönüp uzaklaştım. Daha fazla midemin bulanmasına müsaade edemem. Çıkışa doğru ilerlerken babamın yakın korumalarından birinin bana doğru geldiğini gördüm. "Merhaba İdil hanım. Fırat bey ve Esra hanım az önce acil bir şekilde çıkış yaptılar. Sizin araçta şuan arka kapıda sizi bekliyor." Ani gelişen olaya anlam veremedim. Hiç böyle bir şey yaşanmazdı. Çokta sorgulamadan önden ilerleyen korumanın peşine takıldım. Arka kapıya ulaşınca kapıyı açıp benim geçmemi bekledi. "Teşekkürler" "İdil hanım siz sürücü kısmına geçin aracın. Biz sizi arkadan takip edeceğiz." Kaşlarım anlamamazlıkla çatıldı."Sebep?" "Fırat bey öyle uygun gördü." Kesinlikle bir dolaplar dönüyordu ve başı belaya girecek olan nedense benmişim gibi geliyordu. Bu da Fırat Arman'ın oyunlarından biriydi kesin. Aracıma geçerken telefonla konuşan korumaya kısa bir bakış atıp sürücü kısmına yerleştim. Çok beklemeden aracı çalıştırıp yola çıkarken gerginlikle sürekli aynaları kontrol etmeye başladım. Tam da tahmin ettiğim gibi korumaların arkamdan geldiği falan yoktu. Onların kuklası olabilirim ama aptal değilim. Her zaman ki yoldan gitmek yerine aniden sağa saptım. Bakışlarım sürekli ayna ile yol arasında gidip gelirken takip edilmediğime emin olmak için sürekli farklı yollara saptım. Biliyorum ki her zaman ki yol güzergahında gitseydim başıma bir iş gelecekti. Babamın her zaman ki oyunlarından biriydi. Şuanın kaçıp kurtulmam için tek şansım olduğunu bilmek o kadar üzücü ki. Allah'ım lütfen bana yardım et. Nereye gideceğimi nereye gittiğimi bilmeden karışık yollarda ilerlemeye devam ettim. Çevredeki binalar artık yabancı gelmeye başlarken aynaları tekrardan kontrol ederek yavaşladım. Benim kenarda bir yerde beklerken adam akıllı düşünüp bir plan yapmam lazımdı. Arabayı sağa çekip telefonu elime aldım. Her zaman ki kullandığım hattı çıkarıp kırdıktan sonra çantamdaki kimsenin bilmediği hattı alarak telefona taktım. Bu numaramı bir kişi haricinde kimse bilmiyordu. Ezberimdeki numarayı tuşlarken gerginlikle tırnağımdaki ojeyi kemirdim. Çalıyor... Çok geçmeden telefondan uzun süredir duymadığım sesi geldi. "Küçük Arman?" İçli bir nefes çektim. Sesini o kadar özlemiştim ki. "Bay A?" dedim tatlılıkla. "Emrinize amadeyim." derken sesindeki oyunbaz tını güldürdü beni. "Şuan hiç bilmediğim bir yerde bekliyorum ve galiba kaçmış bulunmaktayım." "Ne!" dedi şoka girmiş sesiyle. "Sen ciddi misin?" "Evet." "Nasıl bana haber vermeden böyle bir şeye kalkışırsın! Ya sana zarar verirse?" Sıkıntıyla dudağımı dişledim. "Çok anlık gelişti." Sıkıntılı bir nefes verip devam ettim. "Şuan peşimde kimse yok ama olmayacağı anlamına gelmez. Kimsenin bilmediği o dağ evine gitmeli miyim sence?" "Git." dedi tek nefeste. "Senin için birilerini yollayacağım." Arabayı çalıştırırken "Tamam." diye mırıldandım. "Dikkat et. Seni seviyorum." "Bende seni seviyorum." Telefonu kapattıktan sonra çevreyi kontrol ederek yola çıktım. Navigasyona eklediğim dağ evinin uzaklığına bakıp bıkkın bir nefes verdim. Anlaşılan biraz uzun sürecekti. Kimseyle karşılaşmamak için dua ederek aracımı sürmeye devam ettim. Sürekli aynaları kontrol etmekten şaşı olup çıkacaktım az daha. Sabit bir hızla ilerlerken bir anda farlar sayesinde dikkatimi çeken şeyle ani bir şekilde durdum. Yolun kenarında biri yatıyordu. Yola devam etmekle inip bakmak arasında kalırken ettiğim yemin kulaklarımda çınladı. "Allah kahretsin ya!" Telefonumu elimde sıkı sıkı tutarak araçtan çıktım. Gördüğüm karartıya hızlı adımlarla ilerlerken görüntü daha da netleşmeye başladı. Kanlar içinde kalmış bir adam yerde öylece yatıyordu. Dehşete düşmüş bir şekilde adımlarım duraksarken ne yapacağımı bilemedim. Ölmüş müydü? Ah salak İdil! Adamın nabzını kontrol etsene. Kendi kendime kızarak hemen adama yaklaştım. Ellerim titrese de nabzına dokunarak yaşayıp yaşamadığını kontrol ettim. Yaşıyor. Nabzı çok güçlü olmasa da atıyordu. Bu bana umut verirken hemen telefonun ışığıyla adamın yaralarını kontrol etmeye başladım. Yüzü ve vücudu kan içindeydi. Muhtemelen şiddet görmüştü. Üstündeki siyah rambo atleti sıyırınca karnında derin bir kesik olduğunu gördüm. Bıçak yarası. Düşünmeye fırsat bırakmadan adamı araca taşıdım. Kesinlikle çok ağırdı. Onu araca nasıl sürükledim ve yerleştirdim kendim dahi inanamadım. Dağ evine 10 dakikalık bir yol kalmıştı. Elbisemin alt kumaşını yırttıktan sonra adamın yarasına bastırıp elini de üstüne koydum. Hızla sürücü koltuğuna geçip son gazla ilerledim. 10 dakikalık yolu 4 dakika da geldim. İyi bir şey mi yaptım yoksa kötü mü düşünmeye fırsat olmadı. Kulaklarım da sadece ona yardım Etmemi söyleyen bir ses yankılanıyordu. Aklıma gelen kötü senaryoları bastırıp araçtan indim. Tam arka koltuğa gidiyordum ki karşıma çıkan adamlarla kalakaldım. Galiba kaçısım buraya kadardı. "Siz kimsiniz?" 3 kişilerdi ve üçüde iri yarıydı. Karşılarında hiçbir şansım yoktu. Ortadaki adam sözcü oymuş gibi konuştu. "Bay A gönderdi bizi." Duyduğum şey belki de bugün aldığım en güzel haberdi. Derin bir soluk verdim rahatlamayla. Lakin araçtaki adam aklıma gelince tekrar panik oldum. "Tamam bana yardım edin. Araçtaki adamı eve taşıyalım." Araçtaki adamın kim olduğunu sorgular bir şekilde baksalar da ses etmeden iki kişi hızlı bir şekilde eve taşıdı. Salondaki koltuğa yerleştirdikten sonra ihtiyacımı bilirmiş gibi diğer adam ilk yardım malzemelerini getirdi. Kimse konuşmadı. Ben hızla adamın bıçak yarasına pansuman yapıp dikiş atarken duyduğum inleme sesiyle irkildim. Kandan dolayı yüzü görünmüyordu ayrıca sol göz altı kocaman şişmişti. Dudağının kenarı da patlamış ve kan olduğu yerde kurumuştu. Sağ gözü kısıkça açılınca dikkatimi ona verdim. "Sakin ol. Sana zarar vermiyorum. Birazdan dikiş tamamiyle bitecek." Hiçbir şey demeden kısık gözüyle beni incelemeye devam etti. Dikişini atıp pansumanını da bitirdikten sonra bekleyen adamlara döndüm. "Tamam siz gidebilirsiniz. Her şey için teşekkürler." Kimse sorgulamadı. Emri alan asker edasıyla dağıldılar. Ellerimde ki kanı temizledikten sonra salona dönerek adama baktım. "Ben seninle ne yapacağım şimdi?"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE