Asla Söylemeyeceksin

823 Kelimeler
Sabah uyanıp da oda servisi yerine kapımda Yağmur'u görmek şok etkisi yaratmıştı bende. Ben böyle şeylere alışık değildim. Hele ki Yağmur bey tarafından. Asla. "Hayırdır? Rüyanda mı gördün?" "Tam olarak öyle denemez. Ama merak ettim. Böyle bir başına." "Her yeni tanıştığın kızı merak eder misin sen böyle? Ayrıca beni nereden buldun sen ya?" derken bir yandan da elimle içeriye davet ettim. Gerçi merak ettiği zaman bulurdu, canı isteyince iyi davranırdı. Onun sevemediği tek insan sadece ben olmuştum her zaman için. "Aslında beni böyle tersleyen hiçbir kızı merak etmem. Ama kötü görünüyordun." deyip içeri girerek oturdu o da. "Gayet iyiyim ben." dedim kararlı bir ses tonuyla. Dünya başıma falan yıkılmamıştı. Sadece sevgilim beni kankasiyla aldatmıştı o kadar. Zamanında daha kötülerini yaşamıştım ben, en iyi sen bilirsin aslında. "Hâlâ kararlı mısın burada kalmakla." diyerek yüzünü burusturup etrafa baktı Yağmur. "Burası... Pek de güzel değil." "Herkes senin gibi zengin olmuyor ne yaparsın?" diyerek etrafa baktım ben de. "Hem burası gayet de güzel bana göre." "Inat etme de gel hadi." Ne ara bu kadar düşünceli olmuştu Yağmur bey acaba? Hah! Tabi, ne de olsa eskisi gibi cilli, çirkin bir Yaz yoktu karşısında. Öyle olsa ilk günden beri yüzüme bakmazdı ya zaten. Önceki yaptığı gibi çöp gibi bir köşeye atardı beni, umurunda olmazdım eskiden olduğu gibi. Eskiden de öyle değil miydi zaten? Nerede Yağmur, orada güzel kız. Gerçi sevgili falan olmazdı hiç biriyle ama yanında gezen kızlar gözünün içine bakarken, bir şeyler yaşamadan bırakmayacağını bilirdi tüm okul. Tabi Yağmur'un her hareketini izleyen ben de dahil. "Kime diyorum?" diyen Yağmur'a çevirdim bakışlarımı. "Bilmem. Kime diyorsun?" Ah! Yağmur bey benimle muhatap oluyordu, acaba tam olarak hangi tarafa bayılsaydım ki? "Of Yaz ya. Ne uyuz bir şey çıktın sen?" Aaa, çirkinden uyuzluğa terfi etmiştim. Unutmayıp, bir ara bir horoz kessem iyi olurdu. "Oğlum yürü git. Ben mi dedim sana peşimden gel diye." diyerek ayağı kalkıp kapıyı açtım. "Hadi." "Yaz. Topla şu eşyalarını." diyerek çıkmak yerine sinirle bana bakmaya başladı Yağmur. "Sana ne ya. Güzel burası." "Ulan toz içinde burası toz. Üç gün sonra astım krizi geçirirsin sen burada." "Sana-" derken Susup "Bir saniye ya." dedim. "Sen benim astım hastası olduğumu nereden biliyorsun ki?" "Nereden bileceğim be? Bir ton toz var, görmüyor musun? Kim olsa hasta olur burada." diyerek ayağa kalktı Yağmur. "Ayrıca astımın varsa bir saniye bile bırakmam seni burada. Topla eşyalarını gidiyoruz." "Ya bak." "Yeter ama ya! Toplan dedim sana kızım. Yemin ederim ben astım krizine sokarım şimdi seni." Yağmur'un sinirden sıktığı çenesine bakarak valizimi dolaptan çıkarttım. Hâlâ sinirlendiğinde dişlerini sıkıyordu ve hâlâ dişlerini sıktığı an çenesindeki o küçücük çukur meydana çıkıyordu. Lanet olsun! Ne diye onunla ilgili hiçbir şeyi unutmuyordum ki ben? Neden unutamıyordum? Yağmur valizlerime göz atıp,"Bu kadar mı eşyaların?" diyerek kafamı sallamamla birlikte valizleri sürmeye başladı. "Hadi gidelim." Arabaya binerken bana gülümseyen Yağmur'a bakarak bindim arabaya. Bir zamanlar bu gülüşü më kadar beklediğim geldi aklıma. Tel bir gülüş, tek bir bakış için çırpındığım o günler... Ne olurdu ki şimdi olduğu gibi bir kerecik gülümseseydi o zamanlarda? Tek bir gülüştü istediğim, tek bir bakış. Ah! Tabi... Bir keresinde gülmüştü bana kendileri. Bana bakarak ilk ve tek gülüşü. Kafamdan aşağı çimento tozu döküldüğü gün. Hem de kahkahalar atarak gülmüştü Yağmur bey, ben astım krizine girerken. Gerçi hiç biri bilmiyordu astımım olduğunu, o gün orada gerçekten nefes alamadığımı fark edene kadar. Ve o gün, ilk ve son kez konuşmuştu Yağmur benimle, "Yaz, nefes al!" diye bağırırken. Sonra da gelmedi okula, ben de bir daha hiç görmedim onu. İnterneti açıp da neler yaptığına bile bakmadım, her gün nerde olduğunu bildiren magazin haberlerinin olduğunu bilmeme rağmen. Sessiz sedasız liseyi bitirdikten sonra üniversiteye gitmek yerine yaptığım şey güzelleşmeye odaklanmak olmuştu. Yattığım klinik, aldığım psikolojik yardım da cabasıydı tabiki. Dışarıdan umursamaz gibi görünsem de gerçek öyle olmadığı için çabuk atlatamamıştım yaşadıklarımı. "İnmeyi düşünmüyorsun sanırım." Yağmur'un sesiyle ona doğru dönerken, yine gülümserken buldum onu. Kahretsin ki ilk günkü etkiyi yaratıyordu bende onun gülümsemesi. Hiçbir şey söylemeden arabadan inerken, evin kapısını açarak eliyle içeriye davet etti beni Yağmur. Sanırım bir de bu kadar kibar olduğu için ağlayabilirdim. Koltuğa oturunca "Söylesene neden bırakmadın beni orada?" diye sorunca afalladı bir an. "Neden bırakayım?" "Hep böyle iyi kalpli misindir?" diyerek alayla ona baktım. Tabiki de öyle olmadığını biliyordum. "Anlamadım?" "Diyorum ki, beni evine almanın belirli bir nedeni var mı? " "Yok. Güzel kızsın. Başına bir şey gelmesin diye." "Güzel tabi ya." diyerek kahkaha attım. "Doğru ya, çirkin olsam kimse bakmazdı yüzüme." Zamanında senin de bakmadığın gibi. "Öyle demek istemedim ben ya. Neden her lafımı başka yere çeviriyorsun sen?" "Sinirlerim bozuk biraz benim." "O çocuk." diyen Yağmur'un sözünü kestim. "Eski sevgilim. Beni en yakın arkadaşıyla aldatan." "Kötü olmuş." diyen Yağmur'a bakıp alayla güldüm. "Daha kötüler de geldi başıma. Çok daha kötüleri. Alışığım ben." Önceki yattığım odaya bu kez yerleşirken, pijamalarımı giyindikten sonra yanıma su almak için çıktım odadan. Gece boğazım fazlasıyla kuruduğu için tedbir almam lazımdı. Suyu alıp da odama geri dönerken, "Asla söylemeyeceksin, anladın mı beni?" diye bağıran Yağmur'un sesini duydum. "Karışma benim hayatıma abla. Kimse ona gerçeği söylemeyecek."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE