Bölüm 1: Önce Paradan Bahsedelim

1000 Kelimeler
Henüz yirmi sekiz yaşında, gençliğimin en bahar yıllarında, hayallerimdeki ufak bir evim ve arabamla geçireceğim dertsiz senelerin aksine gerçek dünyada tonla borcun altında sıkışmış kalmış bir kadınım ben. Hatta o kadar borçluyum ki borçlarımı düşünüp kafa patlatmaktan ne koca bulmaya ne de aşka meşke vaktim kalmıyor! Öyle bir borçluyum yani... Fakat bunu ben seçmedim! Bu parlak spot ışıkları altındaki hayatım, hiçbir zaman ünlü ya da zengin bir adamın hayatıma dahil olması ile bir anda rayına girmedi. Aşk mı? Önce paradan bahsedelim! "Ve haftada bir kez banyo yapıp saat beşten sonra hiç ışıkları açmazsam, otobüs yerine de koşarak işe gidersem eksiden..." duraksadım ve sırıttım. "Bok çıkarım!" Çıkamam! Benim bu borçtan kurtulmam için ölmem gerekiyor! Onu da devlet ve bankalar düşünsün. Kazık atması benden nasıl para koparacağını düşünmek onlardan. Eh, ölüyü diriltip zorla hapse atacak değiller ya! "O kadar çabuk ümitsizliğe kapılmayalım Betül... Dur bakalım, belki sizin şirketin sahibini ayartırsın da hayatın kurtulur." Bir kez daha elimdeki deftere göz attım. O kadar içerideydim ki... Kelimeler kifayetsiz kalırdı. Maaşımın üç katı kadar borç yapmayı nasıl becermiştim ben? Hangi akla hizmet edip ev kredisine girmiştim! Ben kimdim? Alt tarafı ömrünün sonuna kadar özel sektörün dişlerinin arasında sarkacak olan karın tokluğuna çalışacak sıradan bir T.C. Vatandaşıydım! Bana neydi ev almaya kalkmak. Şimdi g*tümdeki donu da alacaklardı... "Evdeki hesap hiçbir zaman çarşıdakine uymuyor... İyi yanından bakalım. Artık evde hesap yapmamıza gerek kalmayacak, çünkü bir evimiz olmayacak Betül! Tebrik ediyorum. Hayatla olan savaşını daha yirmi sekizinci levelde kaybettin." Gururum bir köşede beni gözyaşları içinde izlese de yapacak bir şey yoktu artık. Ağlayıp fakir olduğumu dile getirmem gerekiyordu. Belki de dilenciliğe başlarsam hayatım kurtulurdu. Dilencilikte iyi para vardı! Yanlış bir kariyer seçimi yapmıştım ben. "Hayır aç mı kalayım ben? Zaten sudan vazgeçmişim! Musluk suyu kabulüm... Yemekten de mi vazgeçeyim yani?" Kalemi ve defteri olduğu gibi masada bırakıp ayağa kalktım ve salonumun ufak balkonunun sürgülü kapısını tutup açtım. Param yoktu ama çok şükür balkonuma açılan bir sürgülü kapım vardı! Dışarı çıkıp biraz nefes almak istesem bile aşağı inmek aşırı zor bir eylem gibi geliyordu şu an gözüme. "Evlensem mi?" Uğruna donumu bile riske atıp bankadan aldığım faizli kredimi yatırdığım bu evden bahsediyorum! Şimdi yukarıda Allah var! Pişman değilim, yine olsa donumu bile kaybetmek pahasına bu evi almaya çalışırım! Sonuçta yeni dikilmiş yirmi iki katlı, on ikinci katında yaşadığım, balkonlu, havuzlu, spor salonlu, yürüyüş parkurlu, çocuk parkına sahip, kapalı otoparkı olan ve aidatı aylık 500 Türk Lirası olan bu evden bahsediyoruz... Kim olsa donundan olmak pahasına bu evi almak için çabalar! Hayır düzenli spor yapmıyor olabilirim, yürümekten nefret ediyor olabilirim, bir arabam olmadığı için kapalı otopark da işime yaramıyor olabilir, bir çocuğum da yok, yüzme de bilmiyorum ama balkona çıkıyorum değil mi? "Yok, delirmişm ben!" dedim kendi kendime... "Şu borç batağında evlenmeye niyet etsem de evlenemem zaten! Yakında eve haciz gelecek, ben ne derdindeyim..." Dertlerim bini aşmış, sağdan banka kredisi, soldan okurken aldığım öğrenim kredisi perileri gelip giderken bir de tuzu biberi, hatta her yemeğin üstüne konabilecek son dokunuş nanesi gibi telefonum çalmaya başlayınca başladı asıl mesaim! Balkondan salona geçip masanın üstündeki telefonuma uzandım ve arayan numarayla derin bir nefes aldım. Hala kaydetmemiştim! Çok geçmeden aramasına cevap verdim. Hissettiklerimin aksine büyük bir coşku ve sevinçle. "Anneciğim!" Evet, annem! Buradan kimseye ekmek çıkmaz. Hiçbir aile dramım yok, atlatamadığım psikolojik sorunlarım, aşamadığım korkularım ya da yaşayamadığım çocukluğum falan değil mesele! Biz çocukluğun da en kralını yaşadık! "Betül! Bugün üçüncü arayışım seni! Neden açmıyorsun telefonunu? Endişelendim." "İşim gücüm vardı anne, fark etmedim bile aramalarını... Önemli bir şey yok ya?" Derin bir nefes aldı. "Seni çok özledim." Başladı yine yalan makinesi! "Atla gel o zaman." "Ben nasıl geleyim? Sen gel asıl." Gel dediği yerde New York City! Gören de bizim köy sanar! Bu hayatın kaymağını annem ve jenerasyonu yiyor. Bizde aç aç bakıyoruz işte. "Pasaportum bile yok, bilmiyormuşsun gibi sanki!" dedim sitemle. "Hem bunca iş güç arasında nasıl geleyim? Emekli işsiz olan sensin, utanmadan bir de beni mi çağırıyorsun?" "Sus! Ben senin annenim." Kimin annesi Amerika'da ya! Sen nasıl annesin? Anne dediğin Mersin'de olur. Memleketinde! "Şaka yapıyorum anne, bende seni özledim ama ciddiyim gelemem. Geleceksen sen gel buraya. Hem özlemedin mi sen memleketini?" "Aman, neyini özleyeceğim, sende!" Dayanamayıp güldüğüm sırada arkadan birkaç çeviremediğim İngilizce replik duyuldu. Cümlelerin arasında ismimin söylenemeyen bir versiyonunu duydum. Beğtuul? "Michael'in selamı var bebeğim." Cici babam! "Sende selam söyle ona. Şimdi kapatmam gerekiyor, seni sonra ararım." "Peki madem, ara ama mutlaka. Hatta facetime yapalım." "Olur olur, görüşürüz! Bay bay!" diyip çat diye kapattım telefonu. İşin aslı on sene önce babam bir yaz tatilinde denizde yüzerken kalp krizi geçirmişti. Annemle birlikte gitmişlerdi o yaz. Bense evde kalmayı tercih etmiştim. Henüz yeni üniversite öğrencisi olduğum için aşırı sevinçli ve deli gibi alışveriş yapan bir manyaktım. Babamın vefatından üç yıl sonra annem, çalıştığı tur şirketinde bir adamla tanışmıştı. Türkiye'ye gezmek için gelen bir turist olan Michael, önce annem için burada kalmış, ardından da annemi de alıp memleketine dönmüştü. Ortada malak gibi kalan yine benim tabii! "Kadın elli yaşında hayatını yaşıyor! Sen daha gtündeki donu kurtarmaya çalış Betül!" Düşündükçe kahrolarak, filozofları sollayacak kıvama gelmiştim neredeyse. "Plan yapmam lazım." Ama ne planı? Üç yıllık Betül kalkınma planı? "Aklıma bir tane fikir gelmiyor. Ben nasıl bir yaratığa dönüştüm ya böyle! Yalnız yaşamaktan kendi kendine konuşan manyak bir kadın oldum çıktım! Annem benden daha hayat dolu, bu nasıl iş?" Yeniden masanın başına oturup defterime göz attım. Daha nereden kısıp ne yapıp hayatta kalma mücadelesi verecektim bilmiyorum ama bir yol bulmam şarttı artık. "Anneme desem, bana da oradan bir koca mı bulsa?" duraksadım ve kendi kendimi o an eledim. "İngilizce bilmiyorum ki... Adamla nasıl iletişim kuracağım? İşaret diliyle mi?" Bundan sonra bana Starbucks köşelerinde kahvelenmek bile haram olmuştu. "Uykular haram oldu, gençliğim bak talan oldu, çok sevdim yalan oldu, zalım geceler..." "Olsun be Betül! Hesabında eksi 4000 Lira da olsa, cebindeki parayla sabah simit alamasan da bir bka yaramayan evin var hala... Hoş, yakında o da olmayacak ama olsun be Betül! Olsun..." Olsun. Bazen insan en dibi görmeden zıplayamaz... Önce en dipte ayakların yere basacak ki var gücünle kendini yukarı itebilesin. Fakirliğin önce dibini sıyıracaksın ki zengin olabilesin!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE