Bölüm 7: Kural 13!

1754 Kelimeler
Çektiğim market arabasıyla birlikte kafamda oluşturduğum listeyi tararken peşime, tıpkı markette annesinin peşine takılıp abidik gubidik şeyleri sepete atan şımarık bir çocuğu andıran Taner takılmıştı. Tam da bir çocuk gibi gözüne kestirdiği, ambalajı güzel olan ya da kampamyadaki tüm malları sepete eklemeye çalışıyordu. Az önce sırf indirimde olduğu için aksesuar bir duvar rafını sepete koymuştu. Eline çekiç almadığından yüzde yüz eminim! Bir kase yoğurt aldığım sırada arkamdan yaklaşıp "Hani sen vegan gibi bir şeydin! Onlar süt ya da yumurta da yemiyorlar yalnız!" dediğinde başımı ondan tarafa çevirdim. Sadece suratına bakıp başımı iki yana salladım ve bir pakette süt aldım. Sonrasında da yumurta. Sabahları pek kahvaltı yapan biri değildim. Aperatif olarak birkaç zeytin ağzıma atar, hazırlanana kadar da bir salatalık yer çıkardım. Hayatım pek belirli mottolarla geçmiyordu. Akşam da yemek yemezdim doğru düzgün ama geceye doğru acıkınca en azından bir kase yoğurt ya da kendime tost yapardım. Makarna haşlamaya bile üşenen bir insandım ben. Soğuk içecekler kısmından kendime birkaç enerji içeceği aldıktan sonra atıştırmalık için bir kase çikolata ve mısır aldım. Evde patlatır patlatır yerdik artık.. Kısa bir an duraksayıp arkama döndüğümde Taner'i göremeyince kaşlarım çatıldı. Biraz önce beni sinir etmek için elinden geleni yapmıştı ama şimdi ortada görünmüyordu. Umarım beni daha da sinirlendirecek bir şey yapmıyordur! Yeniden önüme dönüp sebze reyonuna vardığımda kahvaltılık domates salatalıktan başka bir şey almadım. Yine çoğunlukla vaktim olmadığı için yemek yapmazdım. Aldığım onca malzeme genelde birkaç hafta içinde çürür ve çöpe giderdi. Hayatı ayaküstü yaşamak gibi bir hobim vardı. Birkaç bir şey daha aldıktan sonra ekmek aldığım sırada yeniden ortaya çıkan Taner elinde altılı biralarla yanıma gelince kaşlarım havalandı. Birayı sepete ekledikten sonra yeniden kaybolduğunda dayanamayıp güldüm. Ekmeği de sepete ekledikten sonra biten çamaşır deterjan için temizlik reyonuna ilerledim. Renkliler için ucuz bir tane aldıktan sonra pedlere doğru ilerlediğim sırada Taner bir kez daha ortaya çıktı. Bu defa elinde bir sürü meyve poşeti ve bolca da abur cubur vardı. Hepsini kucağında toparlamış ve getirmiş görünüyordu. Yine sözsüz bir şekilde sepete koydu ve bana baktı. Elimdeki pedi reyona koyduktan sonra ona döndüm. "Tüm bunlar ne?" "Mutfağın ihtiyaçları." dedi hızlıca. Birayı işaret ettim. "Mutfağımın biraya ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum." "O hariç! O benim!" dediğinde yeniden raflara döndüm ve bakındım. Yine en ucuzundan iki paket pedi sepete attım ve ona döndüm. "Bitti mi alışverişin?" "Hayır!" dediğinde başımı salladım. Arabayı iterken "Bunları ayrı ödeyeceğiz ona göre!" dedim. Başını salladı. "Olur olur!" "Başka ne alacaksın?" Arabanın köşesinden tutarak beni başka bir reyona doğru sürüklediğinde itiraz etmeden ona ayak uydurdum. Bu defa yemek yapmaya niyet etmiş olacak ki kuru baklalara yöneldi. Eskiden annemle alışverişe çıkmaktan nefret ederdim, zira aylık bir alışveriş yapalım ayağına peşinden sürüklediği pazar arabasını tıka basa doldurur, bir de elime en az on kiloluk poşetler verirdi. Şimdi Taner elini attığını arabaya doldururken istemsizce uyuz olmaya başladım. Bir de bunları eve taşıması vardı. Mesafe yakın diye bu kadar şey de tek seferde alınmazdı ki. "Abartma istersen!" dediğim sırada elindeki ikinci mercimek poşetinin üretim yerini okuyordu. Başını kaldırıp bana döndü ve poşeti yerine bıraktı. "Yemek yapmayı severim ben." Başımı ağır ağır salladım. "Bende yemek yapmayı severim ama senin gibi elime attığımı doldurmuyorum arabaya. Bak onlar bozulur gider!" "Bunlar kuru kuru!" dedi. "Kırk yıl bozulmaz." "Kırk yılda bozulmaz ama besin değeri falan da kalmaz." "Beslenme 101 de miyiz?" Alayına karşın göz devirdim. "Ne yaparsan yap, tamam mı?" dedim sitemle. "Al, o yağı da fıçıyla al mesela! Beş litre az kalır!" "Bu zeytin yağı! Sağlıklı!" "Bardak bardak içersin o zaman." dedim sitemle. "Can Karatay seni!" "Yine heyheylerin geldi!" dedi. "Gidelim hadi." Beni kenara itip arabayı kendi aldı ve önden sürmeye başladı. Birkaç adım arkasından ilerleyerek onu takip ettim sessizce. Kasaya vardığımızda üstte olduğundan önce o malzemelerini kasadan geçirdi ve poşetlemeye başladı. O tüm aldıklarının parasını ödedikten sonra ben de kendi aldıklarımı ödedim. Ben ödeyene kadar bekledi ve poşetlerin birazını elimden aldı. Açıkçası itiraz etmedim. "İşe saat kaç gibi gidiyorsun?" diye sorduğunda kısa bir an düşündüm. Mesaim saat sekizde başlasa da ben işe tam vaktinde varabilmek için genelde evden bir buçuk saatte önce çıkardım. Hazırlanmam ise en az bir saat sürdüğünden saat beş buçukta uyanıyordum. Bu parıltılı hayatı ben seçmedim! "Sen uyurken." dedim ve derin bir nefes aldım. "Kaçta kalkıyorsun?" "Beş buçuk gibi." dedim ve ona döndüm. "Neden sordun?" Gözleri kısa bir an üstümde dolaştı. "Hasta olacaksın neredeyse!" "Alıştım!" dedim başımı ağır ağır sallarken. "Evim işimden bir saat uzakta ve iki toplu taşıma ile ulaşılabilecek bir konumda olunca..." "Resmen modern işkence!" Tebessüm ettim. "Evim son derece güzel olsa da işime uzak... Ne yapabilirim? Sen hiç erken kalkman gereken bir hayat yaşamadın mı?" Bana döndü. "Yaşamadım." dedi açık açık. "Benim işim ben neredeysem orada." Kaşlarım havalandı. "Zengin gibi konuşuyorsun." dedim. "Zengin olsan benim tek odamda ne işin olsun?" "Zengin değilim ama üç kuruşa beş buçukta kalkacak kadar deli de değilim." Üç kuruş değil şimdi. Çalıştığım şirket en azından maaş olarak adama salak hissettirmiyordu. "Ben deliyim." dedim başımı ağır ağır sallayarak. "Yaparım." "Kahvaltı da yapmıyorsun, hiçbir şey almadığına göre akşam da yemek yemiyorsun... Sen nasıl hayatta kaldın bu zamana kadar?" "Öğlen yemeği ile." dedim sırıtarak. "Öğlen yemek yemeyi hayatta unutmam. Dünya yansa saat on iki buçukta yine yemek yerim." Başını iki yana salladı. "Sana acil temel yemek yeme becerilerini kazandırmamız lazım. O yoğurtla olacak iş değil." "Salatalığım da var!" Sırıttı. "Cacık yap sen onu." "Sabah yiyorum bir kere!" dedim anında. "Kabuğunu da yüzüme koyuyorum." "Sen çok boş bir insan haline gelmişsin." dedi bana. "Daha yeni geldin, hemen hayatıma bulaşmasan ölürdün zaten değil mi?" "Huyum bu!" dedi. Taşıdığı tüm poşetler omuzlarını kesin ağrıtıyordu ama beyefendi errrrrrkekti ya hani, şimdi elinden birkaç poşet alıp onun karizmasını çizmesine izin veremezdim. "Gittiğim her yeri güzelleştiriyorum." İstemsizce tebessüm etsem de ona göstermemek adına diğer tarafa baktım. Bir süre sessizce yan yana yürüdük. Taner, elindeki onca poşetle racon keserken bayağı yorgun görünüyordu, en sonunda dayanamayıp elinden birer poşet almak için uzandığımda duraksadı. "Ben taşıyorum." "Çok ağır işlerde çalışmadığına göre bu sana fazla gelir." dedim ve elinden iki poşeti çektim. "İki poşet az taşısan karizman çizilmez." Ağzının içinden bir şeyler mırıldandı ama ne dediğini anlamadım. Neredeyse vardığımız sitenin önünde bir kez daha konuşan ben oldum. "Sen..." dedim ona dönerek. "Bu da bir sır değilse eğer neyle uğraştığını sorabilir miyim?" Gözleri bana döndü. Dudaklarında asılı kalan hafif bir gülümsemeyle "Elbette sorabilirsin." dedi. "Ben yazarım." Adımlarım duraksadı. Kaşlarım havalanırken şüpheyle ona doğru döndüm. "Yazar mısın?" Başını salladı. "Evet, neden şaşırdın?" "Sanırım sende fakirsin..." dedim en sonunda. Yazarlıkta öyle ahım şahım bir meslek değildi maalesef. Başarıdan çok maddi bir karşılığı olmayanlardandı işte. "Şimdi neden tek odaya balıklama atladığını anlıyorum. İtiraf ediyorum, bir ara benden hoşlandığın için bu teklifi kullandığını bile düşünmüştüm." "Ha?" dedi hayretle. "Ne dedin az önce sen?" Gözlerimi kıstım. "Ne?" dedim. "Seneler sonra bir anda ortaya çıktın, hem de en ihtiyacım olduğu sırada." "Hah!" dedi abartılı bir sesle. Elindeki poşetleri aniden yere bırakıp kollarını belinde kıvırdı. "Senden hoşlanıyor muyum? Ben mi? Artık üniversitede değiliz değil mi?" Duraksadım. Bende onun gibi elimdeki poşetleri yere bıraktım ve doğrulup ona doğru bir adım attım. "O zaman aşık mıydın bana yani?" Kaşları çatıldı. Bir adım geri çekilip aramızdaki mesafeyi yeniden açtığında durdum. Yeniden tüm poşetleri sırtlanıp tek kelime etmeden önden, kaçar gibi adımlamaya başladığında tüm bu abartılı tepkilerine hiçbir anlam verememiştim. Aramızdaki birkaç adımlık mesafeyi hızla kapatıp yeniden yanında durdum ve "Şaka yaptım şaka!" dedim. "Senin şu dalgaya gelmez gönlün... Bu tip şakalardan hoşlanmadığını unutmuşum." Bana ters ters bakarken siteden girdik ve sitenin ağaçlarını budayan bahçıvanla göz göze geldik. Ben hafifçe baş selamı verirken Taner, "Kolay gelsin abi!" dedi. Sessizliğini bana karşı korur görünüyordu. "Taner?" Ses etmedi. Uzun süredir görüşmemiş olsak ve henüz birkaç gündür bir arada olsak da bazı huyları tıpkı hatırladığım gibiydi. Elbette insan seneler boyunca değişirdi fakat onda hala aynı kalan bir şeyler görmek beni istemsizce mutlu ediyordu. Sanki hala tanıdığım o biricik arkadaşımdı. Binanın cam kapısını onun için açtığımda kısa bir an bana baksa da ses etmeden önden içeri girdi. Bende peşi sıra onu takip ettim. Asansörün düğmesine bastığım an o da poşetleri yere bırakmıştı. "Taner?" "Ne?" dedi en sonunda. Telefonundan bir şeylere bakıyordu ama ilgilenmediğine 100 Liraya bahse girerdim. Açıkçası fazlasını bahis edip ne bok çıkacağı belli olmayan, kazanma şansımın hep oynak olduğu bir adama da para kaptıramazdım. "Küs müsün bana?" Koluna hafifçe vurup dürttüğümde benden bir adım uzaklaşıp poşetleri yeniden eline aldı. Gelen asansörün kapıları açıldığında ise önden binip kenara çekildi. Başımı iki yana salladım ve peşinden kabine bindim. Bu esnada sabah gördüğüm adamla göz göze gelince istemsizce başımı ona çevirdim. Gülümsedi. Gülünce yanağında belirginleşen bir gamzesi vardı. Gamzeli erkekler daima favorimdir... "Tekrar merhaba!" dedi. Sesi sabahkinden daha canlıydı. Elindekilere bakılırsa o da alışverişe çıkmıştı. "Merhaba!" dedim usulca. "Sizde mi alışverişten geliyorsunuz?" Başımı salladım. "Evet, yakındaki markete gitmiştik." "Ah, anladım..." dedi. Taner, sessizliğini koruyarak sırtını asansörün duvarına yaslanmış bizi dinlerken çok somurtkan görünüyordu. İstemsizce gözlerim ona kayıyordu ve her seferinde göz göze geliyorduk. "Bu arada... Eşiniz mi?" Henüz adını bile bilmediğim komşumun bu sorusuyla birlikte başımı ona çevirdiğimde, Taner'in de ilgisini çekmeyi başarmış görünüyordu. Zira benden gözlerini ayırmayan adam bir anda ona dönmüştü. "Hayır, evli değiliz." diyerek yanıt verdiğimde mahcup olmuş bir şekilde başını salladı. "Kusura bakmayın çenem düştü." Taner yüzünde beliren hafif bir sırıtma ile bana döndü. "Sorun değil..." dedi. "Evli bir çifte mi benziyoruz?" Öc falan mı alıyordu bu şimdi? Adam tebessüm etti. "Biraz..." derken ikimize de kısa bir an göz attı. "Benzer tonlarda giyinmişsiniz.." Taner tebessüm etti. "Henüz evliliği düşünmüyoruz, daha yeni bir evi paylaşmaya başladık. Değil mi hayatım?" Hayatını kaydıracağım senin, bekle sen hayatım! Sadece yalandan güldüm. Asansör katta durunca açılan kapıdan sırasıyla önce ben, ardından da Taner indi. Peşimizden inen komşu ise bizim koridorun tam tersine gitmeden önce "Bu arada ben Mert." dedi. Gülümsedim. "Ben de Betül, bu da Taner!" Taner'in ismini söylerken dişimi sıkmam gerekmişti çünkü elindekileri bırakıp elini koluma atmış bana sarılıyordu. Kural 13: Öldürmek yasak! Adam koridora dönünce kolunu omzumdan ittim ve akabinde arkamı dönüp eve doğru adımladım. Peşimden poşetlerle birlikte gelirken bir de dudaklarında bir ıslık öttürüyordu. Kapıyı açıp içeri girdim ve onu beklemeden mutfağa geçip elimdeki iki poşeti tezgahın üstüne koydum. O da arkamdan gelip aynısını yaparken tek kelime etmeme sırası bana geçmişti. Banyoya girip kapıyı kapattım ve derin bir nefes bıraktım. Bu adam daha geleli birkaç saat olmuştu. Neden her hareketine bu kadar anlamsız bir öfke ile yaklaşıyordum ki? Görende düşmanım sanacaktı! Elimi yüzümü yıkadıktan sonra kuru havluyla kuruladım ve çöpe attım. Kapının kilidini çevirdiğim sırada mutfakta poşetleri yerleştiriyordu. Masanın üstündeki pedler dikkatimi çekti. Öldürmek yasak! Tekrar et, öldürmek yasak! "Kural 13: Öldürmek yasak!" dediğim esnada bana baktı ve duraksadı. Pedleri masanın üstünden alıp arkamı döndüm ve odama doğru ilerledim. Kapıyı bile bile çarptım ve derin bir nefes aldım. "Öldürmek yasak Betül! Katil olmak istemezsin..."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE