KARANLIĞIN PUSLU GÖLGESİ

2102 Kelimeler
7. BÖLÜM YAVUZ HAN Ne kadar süredir arabada o şekilde gözlerimi dinlendirdiğimden emin değildim. Çalan telefonumun sesiyle gözlerimi aralayıp telefona uzandım. Parmağım yeşil tuşun üzerinde öylece dururken, ekrandaki ismi algılamak için sertçe yüzümü ovuşturdum. En son ne zaman sesini duymaya cesaret edebilmiştim kim bilir. Tek yapabildiğim aramalarına karşılık " Görevdeyim " yazıp geçiştirmekti çünkü. Uzun uzun çalan telefonum nihayet cevapsız aramaya düştüğünde derin bir nefes almama fırsat bile kalmadan bir kez daha titremeye başladı. İnat etmişti, sesimi duymadan rahat etmeyecekti bu kez, biliyordum. Kaçınılmaz olanı geciktiremeyeceğimin bilinciyle nihayet yeşil tuşa dokunup telefonu kulağıma götürdüm. Önce derin bir rahatlama sesi duyuldu hattın diğer ucundan. " Yavuz... " " B... baba... " " Nerdesin be oğlum? Neredesin sen? Haftalar oldu aramalarıma dönmeyeli. Ne zaman arasam görevdesin. İki dakika olsun aramaya da mı vaktin yok be evladım? " Kısa bir es verdi. " Bizi de anla, aklımız sürekli sende. İyi misin, her şeylerin yolunda mı merak ediyoruz. " Acı bir gülümseme yerleşti dudaklarıma. " Siz mi, yoksa sen mi merak ediyorsun beni? " " Yavuz... Yavuz, yapma oğlum. " Buğulanan gözlerimi yok sayıp belli belirsiz nefeslendim. " Ben hiçbir şey yapmıyorum ki baba. Ben zaten... Artık istesem bile hiçbir şey yapamıyorum. Ben artık ne nefes alabiliyorum, ne yaşayabiliyorum, ne... ne konuşabiliyorum. Ben artık ölmek için gün sayan ruhsuz, yürüyen bir cesetten farksızım zaten baba. Ben baba... " Boğazımdaki yumruyu güçlükle yutkunup gözlerimi yumdum. " Oğlum... " " Hani dedin ya iyi misin diye. Değilim baba. Ben artık ne iyiyim, ne de benim. " Telefonun her iki ucuna da derin bir sessizlik çöktüğünde burun kemerimi sıkıp toparlandım. " Neyse, beni boşver. Annem... O nasıl? " " Son gördüğünden farklı değil. Ara ara krizleri oluyor yine ama... hallediyoruz bir şekilde. İlaçlarını verdim az önce, uyuyor şimdi. Eğer görmek istersen görüntülü... " " Yok. Yok, yani... b... belki uyanır, rahatsız olur falan. Gerek yok. Ben onu daha sonra... " " Hiç mi gelmeyi düşünmüyorsun buraya oğlum? Cenazeden beri sadece bir kez uğradın. Belki gelsen, tekrar bir konuşsanız Gönül'le ikinize de iyi gelir, ha, ne dersin? " Bakışlarım terminalin kapısına kaydığında, Ezo'nun silüetini seçtim uzaktan. Arkası dönük, birine hararetle bir şeyler anlatıyordu. " Oğlum, bak ne olur yapma böyle. Siz böyle ayrı kaldıkça benim içim gidiyor. Bakma annenin sana böyle davrandığına. O da endişeleniyor senin için. O da merak ediyor seni, özlüyor. Her gün resminize bakıp nasıl özlemle gözyaşı döküyor, bir bilsen. " " Annem bana her baktığında ne görüyor, söyleyeyim mi sana? Annem bana her baktığında kardeşini koruyamamış zavallı, aciz bir abi, bir komutan görüyor sadece! Annem bana her baktığında, " Arkasında dağ gibi abisi var " deyip can parçasını emanet ettiği, ama aslında bir sike yaramayan, daha kendine bile hayrı dokunmayan, sevdiği kadın dahil etrafındaki herkese o kirli lanetini bulaştıran, ciğeri beş para etmez bir adam görüyor! " " Yavuz, oğlum... " Öfkeyle direksiyona vurdum. " Ben buyum baba! Oğlun Yavuz bu işte! Ve ben annemin bana kustuğu tüm o öfkeyi çoktan hakettim! " Lapa lapa yağan karın içinden, Ezo'yla birlikte yüzünü tam seçemediğim biri, tipiyi yararak arabaya doğru güçlükle ilerlemeye çalışıyordu. " Sare'ye olanlar da, kardeşine olanlar da senin suçun değil. Sen istemez miydin elin erişse her ikisini de kurtarmayı? " Hem de her şeyden çok isterdim. Keşke Sare'm yerine parçalanan benim bedenim olsaydı. Keşke kardeşlerim yerine delik deşik olan benim bedenim olsaydı. Keşkeler... Keşkeler... " Benim ciğerim yanmıyor mu sanıyorsun? Ama anadır, ikinizi de o doğurdu, onun acısı daha bir başka, daha bir yakar. Dili bile bilmez bazen acısından ne söylediğini. Sen ona bakma oğlum. Ne olursa olsun sen de onun oğlusun, canısın, ciğerisin. Gel, konuş onunla da bitsin bu... " Tanıdık, mahmur bir ses bölmüştü babamın lafını. " Kemal? Kiminle konuşuyorsun? " " Gel hatun, gel. Ben de tam... " " Kapatmam lazım baba. Ben... daha sonra ararım. " Çağrıyı sonlandırdığım an, boğazımda sıkışıp kalmış nefesi ciğerlerime doğru ilerletebilme isteğiyle kendimi zorlasam da boşaydı. Kalbim çoktan göğüs kafesimi yaracakmışçasına bir hızla atmaya başladığında, parmak uçlarımdan ağır ağır başlayan uyuşmayı hissedebiliyordum. Telefonu yan koltuğa sallayıp camı dibine kadar indirdiğimde, o dondurucu soğuğun yüzüme çarpmasına izin vermiştim. Titreyen göz bebeklerimi arabaya doğru ilerleyen o iki silüete çevirdim tekrar. Yaklaşıyorlardı. Ciğerimi yakan keskin soğuk biraz olsun zihnimi kendine getirdiğinde kontağı çevirip, vakit kaybetmeden acı bir sesle gazı kökledim. Parçalanmaya yüz tutmuş soğuk ve ruhsuz maskeme dağılmaması için sıkı sıkıya sarılmış, bir kez daha arkama bakmadan kaçıyordum. Ailemden, çevremden, etrafımda bana yakın duran herkesten. Ama en çok da kendimden. ***** AYBÜKE Ve işte buradayım. Yeni bir sayfa, yeni idealler diyerek çıktığım yolun son durağında. Aynı zamanda hayatımı bütünüyle değiştireceğinden habersiz, sayısız sırra gebe o karanlık bilinmezliğin tam ortasında. Uçaktan inip valizimi teslim aldıktan sonra telefonumu çıkarıp, bir yandan çıkışa doğru ilerledim. Son aramalardan Ezo'yu bulmaya çalıştığım sırada adımın terminalde yankılanmasıyla başımı telefondan kaldırdım. " Aybüş! " " Ezo? " Aramızdaki mesafeyi kapatıp boynuma atıldığında sıkıca sarıldı. " Süpriiiiz! " Şaşkınlıkla karışık sarılmasına karşılık verirken güldüm. " Senin ne işin var burada? " " Ay bestimize hoşgeldin süprizi de yapamayacaksak ölelim yani. Gelir gelmez seni yalnız bırakır mıyım hiç deli. Ee, nasıl geçti yolculuk? " " İyiydi, " dedim bir yandan valizleri yüklenip ilerlemeye devam ederken. Birini elimden kapıp bana eşlik etti. " Uzun sürmedi zaten, rahat geldim yani. Gelmene gerek yok diye kaç kere dedim sana, ama dinleyen kim? Ee, neyle geldin buraya sen? " " Ayy, hiç sorma Aybüşüm ya. Aslında taksiyle gelmeyi düşünüyordum da, hava fena diye şimdi bulamam edemem, yetişemem diye korktum. Bizim karargâhtan bir yüzbaşı tam çıkıyordu, yapıştım hemen. İki tatlı dilimle attırdım kendimi buraya. " İmalı bir gülümsemeyle baktım. " Tatlı dilinle mi, yoksa çenenle mi? " Sinirle omzuma vurdu. " Bak şuna ya, bir de bestine laf çarpıyor prenses! Alakası bile yok. Gayet de kibar rica ettim yani. " Terminalin çıkış kapısına geldiğimizde göz ucuyla camdan dışarıya baktım, kar tipiye çevirmişti artık ve bu şekilde nasıl eve gideceğimiz konusunda şüpheliydim. " Ama sana bir şey diyeyim mi Aybüş, adam tam bir manyak. " " Manyak? " " Ya bu havada bile ibreyi uçura uçura geldi herif, resmen beyaz ışığı gördüm kızım. " Hafifçe nefeslendi. " Yolda da biraz birbirimizi yedik gerçi ama, neyse ki sağ salim geldim işte. Aman neyse, boşver şimdi onu. " Onun da bakışları dışarı kaydı. " Biz eve nasıl geçeceğiz onu düşünelim. Ben geldiğimden beri hava hepten bozdu, taksi bulursak iyi valla. " Gözleri uzakta bir yere kaydığında heyecanla parladı. " Ay ben şok! Bizim yüzbaşı dışarıda bekliyor hâlâ. Valla manyak falan ama yine vicdanlı çıktı adam. Akşam vakti bu havada nasıl gideceğimizi düşündü belli ki. Gel hadi, bekletmeyelim daha fazla. Tepesi atınca hiç çekilmiyor zaten. " Kolumdan çekiştirip peşi sıra dışarı sürüklediğinde bir kez daha soğuk hava ciğerlerimi yakmıştı. " Ay Ezo dur bir. Ya adam bizi beklemiyorsa? Belki işi falan vardır ya, öyle damdan düşer gibi pat diye binilir mi arabasına? " " Olmaz bir şey, olmaz. Sen güven bana. Nemrut'un önde gideni ama vicdanlı adamdır, kıyamaz bize o. Hem askeriyenin yeni doktoruna bir hoşgeldin demiş olur işte, fena mı? Yürü hadi. " Yüzümü jilet misali kesen kar tanelerinden korunmaya çalışarak arabaya doğru ilerlemeye devam ettim peşinden. Ama aramızdaki mesafe iyice azaldığında arabanın acı bir sesle gözümüzün önünde çekip gitmesiyle kalakalmıştık. " A... A a! Ay... Ay vallahi gitti! " " Of Ezo! Dedim sana bizi beklemiyordur diye. Boşuna gelin güvey olduk işte. " Sinirle burnundan solurken etrafa bakındı. " O kadar beklemişsin, ne olurdu bizi de bıraksaydın eve? Uyuz işte. Allah'ın delisi! " " Adamın bir suçu yok, bırak söylenmeyi de taksi falan bakınalım hadi. " Yaklaşık 15-20 dakika öylece dikildikten sonra birkaç metre ilerimizde yolcusunu indiren taksiyi gözümüze kestirip hızla yanına adımladık. " Bacım yolcu almıyorum yalnız. " " Abi vallahi olmaz, imkanı yok bırakmayız seni. " " Bacım hava çok bozdu, yolda kalmadan durağa geçmem lazım. Mümkün de... " Ezo valizi elime sıkıştırıp, beklemediğim bir anda adamın inik camına yapıştı. " Mümkündür mümkündür. Ya biz kadın başımıza bu saatte nasıl gideceğiz peki eve? Kalalım mı yani bu soğukta sokakta? Donalım mı istiyorsun? " " Yav ablam, tövbe hâşâ. Ben niye isteyeyim öyle bir şey? " " Hah işte. Hem doktoruz biz, doktor. Soğuktan donsak, ölsek gitsek şuracıkta... Hastalandığın zaman, ya da ne bileyim, bir sıkıntın olduğu zaman kimin kapısını çalacaksın acaba? Yazık değil mi bize? Bak sen çok kral bir abiye benziyorsun. Sende bu saatte iki kadını yalnız başına ortada bırakacak göz yok. Bence yani. Hadi kırma bizi de yap bir güzellik be abi. " " Ezo, götüremem diyor, ısrar etmesek mi diyorum? " " Doktorsunuz ha? " " Evet, doktoruz ya. Bak bu kız benim bestim, tamam mı?" " Nes... Af buyur bacım? " " Best... Neyse, onu boşver. Bak bu kız var ya, ta İstanbul'dan kalkıp geldi buralara. Kim için? Buradaki halka, askerlerimize hizmet için. Şimdi bu kızı bu havada böyle yolda bırakmak yakışır mı sana? " Şoför aniden kapısını açıp karşımıza dikildiğinde Ezo'yla bir adım geri çekildik. " Ne yolda bırakması bacım? Elinizi öpsem azdır. Siz bu toprakların insanına hizmet için gelmişsiniz. Sizi darda koymak bize yakışır mı hiç? " " Hah, ay evet işte. Bende tam olarak onu şey yaptım. " " Verin bacım, ben koyarım çantalarınızı. Siz geçin içeri ısının hele. " Ezo sevinçle koluma yapışıp zorla arabaya soktuğunda şaşkınlıkla baktım suratına. " Ezo, sen harbi delisin. Resmen emri vaki yaptık adama. Hayır, bir de öyle bir konuştun ki adamın var olan bütün devreleri yandı sayende. " " Sonuca odaklan şekerim. Adamı ikna ettik mi? Ettik. Bitti gitti işte, takılma bu kadar. Hem sana kalsa başka araba bulacağız diye götümüz başımız kesilecekti soğuktan. " Klimanın sıcaklığıyla birlikte tüm vücudum tatlı bir rehavetle gevşerken kısacık bir an da olsa her şeyi bir kenara bırakıp, kar tanelerinin sessiz sedasız süzülüşünü seyredip hikâyeler uydurdum onlara. Tıpkı çocukken babamla tüm kış boyu battaniye altında camdan dışarıyı izlerken yaptığımız gibi. Ruhumun ve varlığımın, bu kar taneleri kadar saf ve özgür olduğuna inandığım son akşamımmış oysa, bilmiyordum. ***** İLAHİ BAKIŞ AÇISI Aynı saatlerde / City Havalimanı (LCY) - İngiltere Gri bulutların kapladığı baskın gökyüzünün altında; yağmur, o heybetli bedeninin her bir noktasına ürkekçe dökülürken, düz bir çizgi hâlinde duran dudaklarının arasındaki sigarasından derin bir nefes çekip, usulca boşluğa doğru süzülmesine izin verdi. Bakışları uzun uzun önündeki devasa, ışıltılı şehrin manzarasında gezindi hayranlıkla. Doğduğu ve büyüdüğü topraklarda. Kökleri ezelden beridir buraya aitti ve şimdi babasından geriye kalan bu köklü imparatorluğu aynı kudretiyle devam ettirmek, aynı zamanda 1 yıl evvel kaybettiği yakın dostu Kaspar'ın yarım kalan işini tamamlamak için Büyük Masa'daki yerini almaya gidiyordu. " Efendim... " Bakışlarını manzarasından ayırmadan konuştu o ürpertici, dingin ses tonuyla. " Dinliyorum, Noah. " " İstanbul'daki dostlarımızla görüştüm. Ekrem Akçay'ın mahkemesi bugün nihayet karara bağlanmış. " " Ve? " " 17 yıl, efendim. " " 17 yıl, " diye tekrarladı onu. Bir kez daha ciğerlerini yakıcı dumanla doldurdu ardından. " Emriniz nedir efendim? " " Bir süre daha gün ışığı görmesine izin vereceğiz, Noah. Yukarıdaki dostlarımızla konuş, yalnızca adamlarımın olduğu bir odada kalmasını istiyorum. Tek bir kimse bile onun yanına yaklaşmayacak. " " Siz nasıl emrederseniz. " " Ve Noah... " Son bir nefes daha çekip, ayaklarının ucuna düşmesine izin verdiği izmariti topuğuyla ezdi. " Türkiye'ye ayak bastığımda her şeyin eksiksiz olmasını istiyorum. " " Endişeniz olmasın Bay Albert. Her şey istediğiniz gibi titizlikle ayarlandı. Yaşayacağınız ev, çalışma ofisiniz... Güvenlik önlemleri son düzeyde. Bağlı olduğunuz ortaklıklarınız için siz bölgeye giriş yaptığınızda görüşme taleplerini sizin uygunluğunuza göre değerlendireceğiz. Bu arada bağışçısı olduğunuz derneklerden biri bu ay içinde yeni bir yardım gecesi düzenlemeyi planlıyor. Sizi de özel olarak davet ettiler efendim. " Başıyla onaylayarak ağır bir hamleyle yönünü sağ koluna çevirdi. " Söyle hadi, neyi merak ediyorsun? " Noah belli belirsiz yutkunup, kararsızlık dolu bir sesle devam etti. " Sadece sizin için endişeliyim efendim. " " Neden endişelisin? " " Kaspar gibi bir adamı bile ortadan kaldırıp Titan planını yok eden Türkler, olur da bir gün sizin öz kimliğinizi öğrenir ve... size zarar verirlerse diye efendim. " Ağır adımları adamının yanında son bulduğunda elini omzuna bastırdı sertçe. " Noah, benim sevgili dostum. Kaspar'ı ne kadar sevdiğimi ve onunla yıllara dayalı dostluğumuzu çok iyi bilirsin. Ama ne derler, gerçek dost acı söyleyendir. Kaspar'ı ne kadar seviyor olsam da, onun kendi sonunu yine kendi elleriyle getirdiğini söylemem gerek. Güçlüydü, zekiydi, akıllıydı. Düşmanlarını manipüle etmesini iyi bilen bir adamdı. Ama onun en büyük zaafı da hırsıydı. Hırslarını konrol etmeyi bilmiyordu. Ona kaybettiren şey de tam olarak buydu. " Derin bir nefes alıp yeniden manzaraya çevirdi bakışlarını. " O topraklar sevgili dostum, asırlar öncesinde olduğu gibi yeniden bizim hakimiyetimiz altına girecek. Bunun içinse ihtiyacımız olan iki şey var. İlki güç, ikinci ise sabır. Güç, şimdiye kadar olduğundan çok daha büyük ve kudretli bir şekilde bizim elimizde. Ve şimdi kartları yeniden dağıtıp, oyunu baştan kurmaya gidiyoruz. "
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE