8. BÖLÜM
AYBÜKE
Nihayet kendimizi güç bela eve atabildiğimizde şoför valizleri bize el bile sürdürmeden eve kadar çıkarmış, ihtiyacımız olursa diye numarasını da bırakmıştı.
Hızlıca üzerimizi değişip sıcak birer kahveyle battaniye altına tünedik.
" Ay şükür yarabbim! Sonunda ait olduğum yerde, battaniyemin altındayım. "
Kahvemden büyükçe bir yudum alıp biraz daha gömüldüm yerime.
" Gelmeseydin keşke beni almak için. İşten çıktın zaten, üstüne bir de boşuna yordun kendini bu soğukta. "
" Ay saçmalama Aybüş ya. Bir de Allah razı olsun falan de bari. Hey Allah'ım... Tabii ki gelecektim, yalnız mı bırakacaktım seni? "
Bakışlarım, sokak lambasının loş ışığı altındaki karı takip ederken aklıma gelen şeyle irkildim.
" Off! Aferin bana, cidden aferin yani! "
" Ay n'oldu be, cinlendin? "
Battaniyeyi hızla üzerimden atıp, portmantoya bıraktığım çantamdan telefonumu ve şarj aletimi çıkarıp yerime kuruldum tekrar.
" Deniz'e haber vermeyi unuttum. İndiğimde ararım demiştim, kaç saat oldu. Telefonum da kapandı, merak etmiştir. "
Gözlerini devirip kahvesini yudumlamakla yetindiğinde, telefonu şarja takıp yeniden açtıktan sonra aramaları ve mesajlarımı kontrol ettim.
" Ee? Kaç cevapsız, kaç mesaj? "
Belli belirsiz nefesimi bıraktım. " Hiç. Neyse, ben yine de... bir arayıp haber vereyim. "
" Pardon da çiçeğim, onun seni merak edip yazmış ya da aramış olması gerekmez miydi? Yine mi ilk sen arayacaksın? " Onu umursamadan numarasını çevirip telefonu kulağıma götürdüğümde sinirli bir iç geçirdi. " Kime ne anlatıyorsam ben de işte. "
Telefon telesekretere düşene dek beklesem de yanıt yoktu.
" Dur tahmin edeyim. Açmadı, değil mi? Ya bak, söyleyince kızıyorsun bana ama, bu çocuk cidden... "
" Ezo, lütfen başlama yine. "
" Aybüş, bunun başlaması falan yok. Hayır, sen kendin görmeyi reddediyorsan, ben bestin olarak sana gerçekleri göstermek zorundayım yani. Bu çocuk baya baya sana hak ettiğin değeri vermiyor. Bu gayet açık. Ama sen sırf şu kör olasıca ponçik kalbin yüzünden görmek istemiyorsun bir şeyleri. "
" Bir şeyleri görmek istemediğim falan yok Ezo, saçmalama. "
" Hayır efendim, saçmalamıyorum ve ayrıca gayet de haklıyım. Ya tamam, bu çocuk Timur amcayı ve Uraz'ı kaybettiğinde hep yanındaydı. Sonra bir şekilde katakulliye getirip kalbini çalmayı da başardı köpek. Ama ne zaman sen kalbini, kendini ona açtın...Puf! Deniz bey ortalıkta görünmemeye başladı. Sanki dersin Behlül Ziyagil, hep bir kaçak göçek haller. "
" Ya Allah aşkına, ne alakası var Ezo kaçak göçek olmayla? Özellikle bu sıralar şehir dışında konferanslara çok sık katılıyor. Klinikte de yoğun. Aynı işi yapıyoruz sonuçta, ne diyebilirim ki? Ben de çok yoğunum, sık görüşemedik bu sıralar, hepsi bu. "
" Sen bir şekilde fırsat yaratıp onu aramayı başarıyorsun, ama paşa beyimiz zahmet edip götünü kaldırıp da iki kelime neredesin, ne yaptın yazamıyor ya sana, pes.
Çoktan soğumaya yüz tutmuş kahvemi fondipleyip, kupamı sehpaya bıraktım.
" Ya sen niye sevemedin bir türlü Deniz'i? "
Kazağını sıyırıp kollarını uzattı. " Ay bak bak bak, görüyor musun? Adını bile duymam yetti. Nasıl negatif bastı bünyeyi, tüyler nasıl diken diken oldu, görüyor musun? Bak şunlara bak. Kızım, çocuk İkizler. İkizler ne demek, yanarlı dönerli demek. Dengesiz demek. Ben neyim? Balık. Adamın gözüne şöööyle bir baktım mı ciğerine kadar çıkartırım karakterini. "
" Abart, biraz daha abart. Kürek lazım mı, toprak falan da atmak istersin belki üzerine. "
" Kızım, sen benim hislerimde yanıldığımı gördün mü hiç? Tamam, seviyor ediyor seni falan ama, sevmek dediğin şey aşkım bebeğim demekle, ya da rehberine adının yanına kalpler falan koymakla olmuyor ki. Seven insan özler, merak eder, ne bileyim kıskanır biraz ya. Sevdiği kadını mutlu edecek iki güzel sürpriz yapar. Allah aşkına, ta İstanbul'dan buraya geldin ve merak edip de bir tane mesaj atmaz mı insan ya? "
Gergince parmaklarımla oynarken bakışlarımız anlık kesişti.
" Kuzum, bak psikolog olan sensin, tamam. Ama ben de az buçuk insan sarrafıyım yani. Her şeyi bir kenara bırak, tüm bu söylediklerime bir bahane belki bulunabilir, ama tek bir şeye inanmamı değiştiremezsin. " Merakla yüzüne baktığımda devam etti. " Sen mutlu değilsin Aybüş. Beni her şeye inandırabilirsin, ama mutlu olduğun saçmalığına... Asla. "
Şaşkınca güldüm. " Ben... mutluyum yani Ezo. Bunu da nereden çıkardın? "
Başını hafifçe yatırıp gülümsedi. " Kızım, ben seni bücürlüğünden beri tanıyorum. Gözlerinin renginden bile ne zaman mutlu, ne zaman mutsuz olduğunu anlıyorum. Sen, Deniz'le ilk tanıştığın zamanki sen değilsin. Evet, biliyorum. Çok zor zamanlardan geçtin. Her zaman yanında, en yakın şahidindim buna. Kendini öylesine yalnız hissettiğin bir dönem vardı ki... Ben bile sana yetemediğimi düşünüyordum. Sonra Deniz girdi hayatına birden ve ben... Belki de ilk kez senin hayatında birinin benim bile erişemediğim bir boşluğu doldurmasına sevinmiştim. Ama zaman geçtikçe Aybüş, şunu çok iyi anladım. Senin ona değer verdiğin kadar Deniz sana aynı değeri vermiyor. "
Söylediklerindeki haklılık payı mı, yoksa kabullenmenin getireceği o duygusal farkındalık mıydı şu an beni rahatsız eden, emin değildim.
" İstediğim şey asla senin mutsuz olman değil, bunu biliyorsun. Sadece kendi değerinin farkında ol istiyorum. Sen belki de bu dünyada mutlu olmayı en çok hak eden kişisin Aybüş. Mutlu hissetmediğin hiçbir şeyi devam ettirmek zorunda değilsin, bunu da sakın unutma. Ve sen ne karar alırsan al, ben hep yanındayım. Buna o - bunu söylemek tüylerimi diken diken etse de - Behlül kılıklı sırıkla ilişkini devam ettirmen de dahil.
Derin nefesimi bırakıp üzerimdeki duygusallıktan sıyrıldım.
" Ay tamam, yeter bu kadar Deniz'in dedikodusunu yaptığımız. Geldiğimden beri benden bahsedip durduk, sen dökül bakalım biraz da. Yok mu hâlâ kalbini çalan beyaz atlı bir prens? "
" Ayy, neredeeee? "
" E pes yani. Kızım kaç yıldır buradasın. Her konuştuğumuzda buradakiler şöyle yakışıklı, şöyle boylu poslu, şöyle yapılı diye anlatıp duruyordun bana hani. "
" Kızım yakışıklı, boylu poslu olsalar kaç yazar? Karargâhta neredeyse bir tane tanımadığım adam yok. Neredeyse hepsi de kısır gününe eczane çantasıyla gelen mahalle teyzesi gibi anca dedikodu çevirmeye geliyor yanıma. Hayır, tamam, huyum kurusun, seviyorum da kazan kaynatmayı falan ama, nereye kadar be Aybüş? Ay vallahi içim şişti ya. " Ağlamaklı bir sesle kıvrandı. " Dünya ahiret bacı kardeş oldum çıktım hepsiyle resmen. "
Kıkırdadım.
" Kızım, söz konusu dedikodu olduğunda dilinin ayarı yok ki senin. Hayır, koca karargâhta herkesi kendine benzetmeyi nasıl başardın, o da ayrı br olay ya... "
Aklına gelen şeyle oturuşunu dikleştirdi heyecanla.
" Ay dur! Dur dur dur! Kızım ben sana söylemeyi unuttum. "
" Neyi? "
" Aybüş, ben var ya çok pis aşık oldum kızım. "
" A a, hallere bak hallere. Nasıl da kızardı birden. Ha sen ciddisin? "
" Ciddiyim tabii kızım. Offf, var ya... Bir görsen, adam taş taş. Hatta taş ne kelime, Yunan tanrısı. "
Merakla iyiden iyiye yanına sokuldum.
" Ee bu çok güzel haber. "
" Öyle, öyle de... "
" Ay anlatsana hadi, çatlatma insanı. Ne zamandır sevgilisiniz? Nasıl başladınız görüşmeye? "
Yönünü bana çevirip hararetle konuştu. " Ya adam çok yakışıklı, çok karizmatik, çok olgun, çok iri, böyle boylu poslu yapılı falan, çok hard, ses tonu desen of of of diyorum. Adamda her şey çok çok yani. Ama işte... şöyle bir sorun var Aybüş'üm. Ee... bu kişinin... benden haberi yok. Henüz tabii. "
" Ne demek haberi yok Ezo? "
" İşte böyle.... baya, bildiğin haberi yok benden. Bu şimdi platonik gibi bir şey oluyor biraz tabii. "
" Biraz mı? Kızım sen kendi dünyanda abayı yakmışsın ona da, adamın dünyadan haberi yok. "
Başını kucağındaki yastığa gömüp çığlığını saldı.
" Ay tamam gelme üzerime sen de Aybüş ya. Zaten n'apcağımı bilmiyorum. Adamı görünce elim ayağıma dolaşıyor, konuşamıyorum bile. Saçmalayıp duruyorum. İyice aptal oldum çıktım resmen onun yüzünden. "
Keyifle gülümseyip geriye yaslandım.
" Kim derdi ki herkesi peşinden koşturan, şıpsevdi Ezo bir gün adamın birine abayı yakacak, hem de platonik. Merak ettim, kim bu kalbini kendisine demirleyen şanslı adam? "
Bakışları boşluğa daldığında derin bir iç geçirdi. " Ahh... Üzümlü kekim binbaşı Kartal. "
" Yuh! Koca karargâhta aşık olacak binbaşıyı mu buldun yani Ezo? "
" Ay ne var canım? Hem gönül bu, kime kapılacağını seçemiyor sonuçta. Ama sana bir şey diyeyim mi? Herkesin içinden geçiyor resmen karargâhta, ama bir de normal zamanlarda gör. Aurası inanılmaz. Üstelik Akrep burcu, inanabiliyor musun? Ay Allah'ım, tam evlenilecek adam! Resmen yüce Rabbim Ezo kulu için özene bezene, ince ince işleyerek yaratmış! "
" Yok artık. "
Bakışları hayranlıkla boşlukta gezindi.
" Böyle benim iki katım. Yüzüne bakarken boynum falan tutukluk yapıyor arada, ama konumuz bu değil tabii ki. Kızım bir ses var, üf! Ciddiyet, karizma, ağırlık o biçim. Konuştu mu yeri titretiyor resmen. Gözler desen zaten ateş ediyor. "
" Bir tane olumsuz şeyi yok mu kızım bu adamın? Sabahtan beri övüp duruyorsun da, herkesin bir kusuru vardır illa ki. "
" Yani... kusur da denmez ona da... Yine de eğer bir sorun olarak sayacaksak... kadınlara karşı biraz şey. Mmm... soğuk. Yani kadınlarla iletişimi pek de iyi sayılmaz. "
" İletişimi iyi sayılmaz derken? "
" Ne bileyim, kadın subaylarla bile doğru düzgün konuştuğunu görmedim. Konuşsa da hep bir sert, agresif konuşur. Bilmiyorum, geçmiş ilişkilerinde nasıl bir sorun yaşadı da kadınlara karşı böyle öfkeli birine dönüştü, ya da bir ilişkisi olmuş mudur ondan bile emin değilim gerçi. "
" Senin kendisinden hoşlandığından haberi yok, kadınlarla iletişimi kötü ve sen yürek yemiş gibi gidip de o adama gönlünü kaptırdın, öyle mi? Güzelim sen balıksın, o akrep. Senin tabirinle o binbaşı senin duygularını kıskaçlarının arasında ezer. "
Kararsızlıkla yüzüme baktı.
" Öyle mi diyorsun? "
Omuz silktim. " Ezo'm, ben senin kalbini biliyorum. Hassassın, kırılgansın. Çabuk aşık olursun belki, ama aşık olduğun insanda her zaman ruhuna gösterdiği inceliğe bakarsın sen. Şimdiye kadarki ilişkilerinde çıktığın erkeklerin hepsi çiçek, böcekle peşinden koşan, seni prenses gibi hissettirmeye çalışan adamlardı. Ama binbaşı... Ondan gerçekten hoşlanıyorsun, bunu görebiliyorum. Yine de ona karşı hissettiğin tüm bu duygular, onun dış görünüşü ve fiziksel gücünün senin gözünde yarattığı bir ilüzyon sadece. Uzak ihtimaller her zaman daha çekici gelir insana. Onu sana çekici kılan şey de tam olarak bu. "
Yüzündeki tüm neşe yavaş yavaş kaybolurken başını eğdi sıkkınca.
" Peki sence... gerçekten imkansız mı dersin? Yani... anladın işte. "
Dudaklarım ona istediği şeyi söyleme hevesiyle kıpırdansa da herhangi bir cevap verememiştim. Şu an ona söyleyeceğim evet ya da hayır'ın hiçbir anlamı yoktu çünkü. Onun tek istediği, her şeyin hâyâlindeki gibi kalmasıydı sadece.
" Biliyor musun, " derken yarım bir gülümseme yerleşti dudaklarına. " Sanırım haklısın Aybüş. Kendime can sıkıntısından imkansız bir macera yaratmak istedim. Bakma böyle dibim düşmüş gibi konuştuğuma. Evet, hoşlanıyorum. Hatta baya baya hoşlanıyorum ondan, ama hepsi bu yani. Of, aman. Hem... ne o öyle canım. Sanki dünya üzerinde yakışıklı, kaslı, 1.98 boyunda, akrep burcu, yunan tanrısı tipli bir o mu var yani, değil mi? "
Kedi yavrusu gibi gözlerime baktığında gülmeden edemedim.
" Gülme ama Aybüş ya. "
" Tamam, tamam gülmüyorum, özür dilerim. Kesinlikle katılıyorum, dünya üzerinde saydığın kriterlere sahip olan eminim bir tek o değildir. Yani gerçekten kalbini fethedecek, karşılıklı duygularını paylaşbileceğin biri mutlaka karşına çıkacak Ezo, bak gör. "
Derin bir iç geçirdi. " Çıksın ya, vallahi çıksın artık. Yoksa ben üzümlü kekim Kartal'ı zor unutacağım gibi sanki. "
Başını omzuma yaslayıp kolunu koluma doladı. " Hissediyorum Aybüş be. Bir gün sana koşup " Bu kez gerçekten oldu " diyeceğim birini bulacağım. Hissediyorum. "
*****
İLAHİ BAKIŞ AÇISI
10 Şubat 2026 - Ankara
BÜYÜK TOPLANTI
Saat sabah 9'u geçerken tüm kurucu üyeler çoktan masanın etrafında yerlerini almış, yeni liderlerinin toplantıya dahil olmasını bekliyorlardı merakla. Nihayet dakikalar sonra büyük kapı açılıp Noah önden içeri girdiğinde hepsinin bakışları eş zamanlı kapıya döndü.
" Sevgili kurucu üyelerimiz. Ailemizin yeni kurucu lideri Albert Tenebris'in toplantıya teşrif ettiğini bildirmekten onur duyarım. "
Odaya atılan ilk adımın ayak sesiyle tüm üyeler aynı anda ayağa kalkıp, saygıyla ceketlerini düzelttiler. Albert'in tok adımları koltuğunun yanı başında sona erdiğinde sakince yerine yerleşip, işaret etti.
" Oturun. "
Herkes yeniden yerini alırken, derin bir nefes alıp söze girdi.
" Sevgili dostlarım. Yeni kurucu düzenin ilk toplantısına hepinizin eksiksiz bir şekilde katıldığını görmek oldukça güzel. Bugün hepimiz için oldukça önemli. Çünkü bugün, uzun zamandır süregelen sessizliğimizi bozacağımız ve Türklere varlığımızı yeniden hissettirmeye başlayacağımız muhteşem bir gün. "
" Bay Albert... "
Büyükelçinin araya girmesiyle tüm bakışlar kendisine dönmüştü.
" Devam et, Liam. "
" Bildiğiniz üzere geçen yıl Kaspar'ın ölümü ve Titan planının devre dışı kalmasıyla birlikte oldukça ağır bir darbe aldık. Üstüne onun sağ kolu Dragan Akıncı'nın Türklerin safına geçtiğini ve onlarla iş birliği yapıp, doğu bölgesinin önemli adamlarından Şerko'yu almalarına yardım ettiğini öğrendik. Şerko'nun içeri alınmasıyla bölgedeki adamlarımızın başında elle tutulur, güveneceğimiz hiç kimse kalmadı. Bu yüzden özellikle şu son bir yılda Türklerin gözünde korkak bir tavuk gibi köşemize çekilmiş vaziyetteyiz ve bu durum artık hepimizin fazlasıyla canını sıkıyor. "
" Açık konuş, Liam. Nereye varmak istiyorsun? "
Gergince dudaklarını ıslatıp devam etti. " Söylemek istediğim şey Bay Albert, Kaspar kurucu üyeler tarafından sevilen ve sayılan bir liderdi. Kurucu düzene liderlik ettiği süre içinde oldukça büyük gelişimler gösterdik. Ancak durum şu ki, onun yerini siz aldıktan sonra, yani son bir yıldır bir adım dahi ileri gitmiş değiliz. "
Masada yükselen homurtular Albert'in işaretiyle bıçak gibi kesilirken, Liam konuşmasını fütursuzca sürdürdü.
" Türkler ülkenin dört bir yanında gücüne güç katarak kendini gösterirken, biz daha ne kadar böyle hiçbir şey yapmadan bekleyeceğiz? "
" Hiçbir şey yapmadan, öyle mi? "
" Siz söyleyin o hâlde Bay Albert. Türkiye de son bir yılda kaç faaliyet gösterdik? Metropollerde, doğuda, ya da kıyı bölgelerinde? Kaç sivil ya da askerin canını ekledik hanemize? Ben söyleyeyim. İki elin parmaklarını geçmez. Onlar da dağdakilerin özel ihtiyaçlarını temin etmek için köy meydanlarına indikleri zaman keyiflerince yaptıkları eğlence sadece. Ama ne var biliyor musunuz? Bu bir yıl içinde iki elin parmaklarına karşılık onlarca adamımızı kaybettik. Peki ne uğruna, ya da kimin uğruna? "
Albert'in sakin bakışları masadaki üyelerin üzerinde tek tek gezindi. " Liam ile aynı fikirde olanlar? "
Üyelerin bazıları çekimserce birbirleriyle bakışırken, Albert tüm sakinliğiyle hemen yanında dikilen Noah'ın belindeki silahı çekip, Liam'ı tek kurşunla alnından indirmiş, cansız bedeni sandalyesiyle birlikte geriye yığılmıştı.
Odanın içine çöken o buz gibi sessizliğin arasında geniş bir gülümseme yayıldı Albert'in dudaklarına.
" Küçük aksaklık için üzgünüm. Ah, ne diyorduk? Liam ile aynı fikirde olanlar? "
Herkes eş zamanlı başını salladığında parmaklarını birbirine kenetleyip devam etti.
" Güzel. O hâlde hepinizin kafasını kurcalayan bazı soru işaretlerini gidermeye çalışayım beyler. Sevgili dostum Kaspar'ın ölümü şüphesiz hepimizi derinden sarstı. Bununla birlikte Titan planının iptal olması da bizim için oldukça büyük bir sorundu. Zira elimizdeki en büyük kozumuzu kaybetmiştik. Ya da onlar öyle sanıyorlardı. "
Kısa bir es verip devam etti.
" Evet, Kaspar'ın ölümüyle ülke içinde otoritemiz ciddi bir sarsılış yaşadı, bu doğru. Ama aldığımız bu büyük darbeye karşılık, biz hiç yıkılmadık. Yaramızı sardık, kenara çekilip çok daha büyük bir planı devreye sokmak üzere hazırlıklara başladık. Sizin gözünüzde son 1 yılda Türkiye'de kendimizi güçlendirmeye yönelik tek bir hamle bile yapmamış görünüyor olabiliriz. Fakat gerçek şu ki dostlarım, bu son bir yılda Türklerle ilgili elde ettiğimiz veriler ve onlara karşı sağladığımız yapıcı güven bizim şu an en büyük kozumuz. "
Meraklı bakışmalara karşılık gülümsedi.
" Sahibi olduğum Argon Savunma ve İletişim Teknolojileri, yaklaşık iki yıldır ülkenin en kritik noktaları olan doğu bölgelerinin büyük bir kısmında devlet desteğiyle birçok alt yapı çalışmasına imza atmış durumda. Bu çalışmalar neticesindeyse özellikle kritik askeri bölgeler hakkında oldukça fazla veri toplamış durumdayız. Gerek üs bölgeleri, gerek operasyon noktaları yakından takip ediliyor. Tüm bu elde ettiğimiz bilgiler asıl operasyon için kritik bir öneme sahip. "
" Asıl operasyon? "
" Türkler Kaspar'ı öldürerek ve Titan kodlarını ele geçirerek tüm operasyonu yok ettiklerini ve bizi bitirecek ölümcül darbeyi vurduklarını sandılar. Oysa onlar sadece kendi kaçınılmaz sonlarını getirecek geri sayımı başlatmış oldular. Titan hiçbir zaman tam anlamıyla yok olmadı. Dostlarım, sizlere Titan Operasyonu'nun babası olan Demir Ağıt Operasyonu'nu duyurmaktan gurur duyuyorum. "
Projeksiyona aynı anda yansıyan görüntülerle eş zamanlı devam etti.
" Şimdiye dek koruduğumuz sessizliğimiz bugün itibariyle son buluyor. Türkiye artık çok daha karanlık, çok daha kanlı günlere gebe. Ülkenin dört bir yanından duyurulacak son dakika haberlerini duymayı ben de sizin gibi iple çekiyorum. 1 yıl evvel ilk tohumu attığım o intikam operasyonuyla canını aldığım üç asker yalnızca bir başlangıçtı. O zamandan bu yana süregelen suskunluk artık sona erdi. Hazırlanın dostlarım. Tarihi yeniden yazmaya başlıyoruz. "