bc

NEXUS

book_age4+
2
TAKİP ET
1K
OKU
adventure
dark
family
system
fated
kickass heroine
heir/heiress
drama
tragedy
serious
kicking
mystery
scary
city
high-tech world
another world
dystopian
war
surrender
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Yirmi ikinci yüzyılın sonunda dünya ikiye bölünmüştür. Yukarı şehirlerde yaşayan zenginler gerçek dünyanın sınırlarını çoktan aşmış, servetlerini ve güçlerini NEXUS adı verilen devasa sanal evrene taşımıştır. Aşağı katmanlarda yaşayan milyonlarca insan ise aynı dünyaya eğlenmek için değil, hayatta kalabilmek için bağlanmaktadır. Borçlarını ödemek zorunda olan işçiler, her gün saatler boyunca dijital madenlerde çalışır, savaş alanlarında ölür ve hiçbir zaman kapanmayan bir sistemin çarklarını döndürür.

On dokuz yaşındaki Kairo Venn de onlardan biridir.

Gündüzleri NEXUS içinde yalnızca bir işçi numarasıdır. Geceleri ise sistemin yasak bölgelerine sızan ve kimliğini herkesten gizleyen Wraith adlı kaçak bir kullanıcıya dönüşür. Kairo için kurallar hiçbir zaman adil olmamıştır; ancak kız kardeşinin sağlık masraflarını karşılamak ve ailesinin bitmek bilmeyen borcunu azaltmak için başka seçeneği yoktur.

Ta ki sıradan bir vardiya sırasında NEXUS'ın içinde bulunmaması gereken bir kapı açılana kadar.

Kapının ardında yıllardır ölü olduğuna inandığı babasının bıraktığı bir mesaj vardır.

Ve mesaj, Kairo'nun bildiği bütün dünyayı değiştirir.

NEXUS insanlığa özgürlük vermek için kurulmamıştır. İşçilerin yıllardır çıkardığı şey aslında maden değildir. Kairo'nun doğumundan önce başlayan gizli deneyler, Origin adı verilen eski bir sistem ve Vale ailesinin onlarca yıldır sakladığı sırlar, onu NEXUS'ın en derin katmanlarına doğru sürükler.

Fakat Kairo çok geçmeden daha korkunç bir gerçekle karşılaşır.

NEXUS'ın altında yalnızca kod yoktur.

Bir şey yıllardır orada beklemektedir.

Ve Kairo doğmadan kırk yedi gün önce onu bulmuştur.

Zenginlerin tanrı, fakirlerin ise kaynak olduğu bir dünyada Kairo artık yalnızca özgürlüğü için savaşmak zorunda değildir. Çünkü NEXUS'ın kapıları tamamen açılırsa iki dünya arasındaki savaşın kazananı insanlar olmayabilir.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
BÖLÜM 1 — BORÇLU DOĞANLAR
Kairo Venn uyandığında önce tavandaki çatlağa, ardından duvarın içinden sızan kırmızı ışığa baktı. Çatlak dün olduğundan daha uzundu; yatağının tam üzerinden başlayıp odanın köşesindeki paslı havalandırma borusuna kadar ilerlemiş, gece boyunca tavandan sızan nem yüzünden bazı yerlerde sıva kabarmıştı. Kırmızı ışığın kaynağı ise odanın duvarına gömülü eski hane ekranıydı. Saat henüz 05.37’yi gösteriyordu fakat ekran günün ilk borç güncellemesini çoktan yapmıştı. Kairo başını yastıktan kaldırmadan birkaç saniye boyunca rakama baktı. Venn Hanesi Toplam Yükümlülük: 184.221 kredi. Dün gece yatmadan önce 184.006’ydı. Birkaç saat uyumanın ailelerine iki yüz on beş krediye mal olması artık onu şaşırtmıyordu. Sistem, elektrik tüketimini, su arıtımını, bina güvenlik payını, hava filtresi kullanımını ve şehir altyapı ücretini geceleri otomatik olarak hesaba ekliyor, sabah olduğunda da herkesin güne ne kadar borçlu başladığını hatırlatıyordu. Ekranın altındaki şirket sloganı rakamın hemen altında sakin bir biçimde yanıp sönüyordu: Çalışmaya devam edin. Özgürlüğünüz yaklaşıyor. Kairo yatağından doğrulup ayaklarını soğuk zemine bastığında odanın öbür tarafında uyuyan kız kardeşinin nefesini duydu. Leni, üzerine çektiği ince battaniyenin altında kıpırdamadan yatıyor, yatağın kenarındaki küçük solunum filtresi birkaç saniyede bir boğuk bir uğultuyla devreye giriyordu. Cihazın ön panelinde sarı bir uyarı ışığı yanıyordu. Kairo yanına gidip göstergesine baktığında filtre kartuşunun yüzde on üçe düştüğünü gördü. Dün yüzde on altıydı. Üretici, yüzde ondan sonra cihazın verimli temizleme yapamayacağını söylüyordu; Meridian Sağlık Ağı ise yüzde beşin altına düşmeden yeni kartuş sağlamıyordu. Aradaki beş puanın ne anlama geldiğini herkes biliyordu. Alt Bölge’nin havasını uzun süre soluyan çocuklarda öksürük önce geceleri başlar, birkaç hafta sonra koşarken nefes kesilir, ardından akciğerlerde siyah lekeler oluşurdu. Leni daha on dört yaşındaydı ve geçen kış geçirdiği enfeksiyondan beri dışarı çıktığında yüz maskesini hiç çıkarmıyordu. Mutfak diye kullandıkları bölümde annesi çoktan ayaktaydı. Mara Venn, metal tezgâhın önünde duruyor, küçük ısıtıcıda kaynattığı suyu iki bardağa bölüyordu. Birine birkaç tanecik sentetik kahve tozu attı, diğerini olduğu gibi Kairo’ya uzattı. “Bugün çift vardiya mı?” diye sordu. Kairo bardağı alırken başını salladı. “Çift değil. Kota yükseltmişler.” “Ne kadar?” “Yüzde yüz otuz iki.” Mara birkaç saniye oğlunun yüzüne baktı. Gözlerinin altındaki koyu halkaları fark etmişti. Kairo bunu anlamak için annesini çok iyi tanıyordu; kadın bir şey sormadan önce dudaklarının sol kenarı hafifçe gerilirdi. “Dün kaçta bağını kestin?” Kairo sıcak sudan küçük bir yudum aldı. “Vardiya bitince.” “Vardiyayı sormuyorum.” Kairo cevap vermedi. Mara tezgâha yaslandı. “Gece tekrar girdin, değil mi?” “Hayır.” “Kairo.” “Anne, geç kalacağım.” “Beni kandırdığını düşündüğün zamanlarda babana daha çok benziyorsun.” Bu cümle Kairo’nun elindeki bardağı biraz daha sıkı tutmasına neden oldu. Babasının adı evde pek kullanılmazdı. On yıldır yoktu ve Mara onun hakkında konuştuğunda sesindeki yorgunluk başka hiçbir konuda olmadığı kadar belirginleşirdi. Kairo bardağı tezgâha bıraktı. “Bir şey yapmam gerekiyor. Resmî vardiyayla bu borç kapanmıyor.” Mara hemen karşılık vermedi. Duvardaki kırmızı rakamı ikisi de görebiliyordu. Yıllardır çalışıyorlardı. Mara önce tekstil hattında, sonra montaj fabrikasında, Kairo ise on altı yaşından beri NEXUS İşgücü Programı’nda. Her ay sisteme para giriyor, her ay hane borcu daha da büyüyordu. Mara, “Borç kapanmıyor diye kendini şirkete teslim etmen gerekmiyor,” dedi. “Kaçak hesaptan yakalanırsan sadece seni almıyorlar. Leni’nin sağlık erişimini keserler. Evi de kaybederiz.” “Yakalanmayacağım.” “Bunu söyleyen herkes yakalanmadan önce aynı şeyi söylüyor.” Kairo annesine bakmadı. Wraith hesabının varlığını ona hiçbir zaman açıkça anlatmamıştı ama Mara’nın bilmemesi mümkün değildi. Alt Bölge’de bir çocuk resmî vardiyasının dışında fazladan kredi getiriyorsa bunun üç yolu vardı: çete işi, fiziksel kaçakçılık ya da NEXUS içinde yetkisiz çalışma. Kairo’nun ellerinde çete dövmesi yoktu ve geceleri evden çıkmıyordu. Geriye yalnızca bir seçenek kalıyordu. Leni öksürünce ikisi de konuşmayı kesti. Kız uyanmış, yatağında doğrulmaya çalışıyordu. Kairo hemen yanına gitti. “İyi misin?” Leni başını salladı. “Boğazım kurudu sadece.” Kairo su şişesini ona uzatırken filtre cihazının sarı ışığını kapatmaya çalıştı fakat uyarı birkaç saniye sonra yeniden yandı. Leni ekrana bakıp yüzünü buruşturdu. “Yine mi kartuş?” “Daha var.” “Geçen sefer de öyle demiştin.” “Geçen sefer de değiştirdik.” “İki hafta geç değişti.” Kairo istemsizce gülümsedi. “On dört yaşında birinin bu kadar hesap bilmesi yasak olmalı.” Leni de gülümsedi fakat gülümsemesi kısa sürdü. “Bugün erken gelir misin?” “Bilmiyorum.” “Arenanın finali var.” “Kim oynuyor?” Leni gözlerini devirdi. “Cidden bilmiyor musun? Vexler ile Solaris.” Kairo bilmiyormuş gibi omuz silkti. Aslında NEXUS içindeki büyük arena takımlarını Leni’den daha iyi tanıyordu. Wraith olarak gece bağlantılarında bazen onların kullandığı ticaret rotalarına sızıyor, zengin oyuncuların açık artırmalarından bilgi çalıyordu. Yine de kardeşinin onun o dünyayı bildiğini düşünmesini istemiyordu. “Belki yetişirim,” dedi. Leni başını salladı. “Yetişmezsin.” “O zaman tekrarını izleriz.” “Sen hep tekrarını izliyorsun.” Kairo cevap vermeden kızın saçını karıştırdı ve ayağa kalktı. Evden çıktığında Alt Bölge henüz tam olarak uyanmamıştı ama sokaklar çoktan doluydu. Binlerce insan aynı saatlerde aynı yönlere ilerliyor, bazıları fiziksel fabrikalara, bazıları bağlantı merkezlerine, bazıları ise taşıma hatlarına gidiyordu. Binaların çoğu eski endüstri tesislerinden dönüştürülmüş konut bloklarıydı. Üstlerinden geçen dev metal kolonlar Yukarı Şehir’in platformlarını taşıyor, güneş ışığının büyük kısmını kesiyordu. Kairo hayatı boyunca gerçek bir gün doğumu görmemişti. Çocukken gökyüzünün neden her zaman gri olduğunu annesine sormuş, Mara da bir gün onu Yukarı Şehir’in kenarındaki gözlem terasına götüreceğine söz vermişti. O gün hiç gelmemişti. Çünkü Yukarı Şehir’e çıkmak için yalnızca geçiş izni değil, belirli bir vatandaşlık puanı gerekiyordu ve Venn ailesinin puanı yıllardır kırmızıdaydı. Sokağın karşısındaki reklam panosu aniden aydınlandığında çevredeki paslı metal yüzeyler maviye boyandı. Görüntüde açık bir gökyüzü, kıyısında beyaz kumların uzandığı berrak bir deniz ve denizin üzerinde asılı duran cam kuleler vardı. İnsanlar uçan araçlarla şehirler arasında ilerliyor, bazıları bulutların üzerinde kurulmuş bahçelerde yemek yiyordu. Ardından kusursuz görünüşlü bir adam ekranda belirdi. “Gerçek dünyanın sınırları sizi tanımlamak zorunda değil,” dedi. “NEXUS’ta kim olmak istediğinize siz karar verirsiniz.” Görüntü değişti; bir kadın dev bir sarayın balkonunda iki ayın doğuşunu izliyordu. “Çalışın. Yükselin. Kendi dünyanızı kurun.” Alt Bölge’den geçen hiç kimse ekrana dönüp bakmadı. Aynı reklam haftalardır gösteriliyordu. Kairo ise bir anlığına durup ekranın altındaki küçük yazıya baktı: Premium bölgelere erişim, vatandaşlık seviyesi ve varlık puanına bağlıdır. Büyük yazıyla herkese özgürlük satıyor, küçük yazıyla kimlerin özgür olabileceğini açıklıyorlardı. Bağlantı Merkezi 47’ye vardığında kuyruğun binanın dışına kadar uzadığını gördü. Girişteki turnikeler insanları tek tek tarıyor, bilek çiplerindeki kimlikleri hane borçlarıyla eşleştiriyordu. Önündeki yaşlı adam turnikeden geçmeye çalıştığında sistem kırmızı yandı. Ekranda Çalışma Yetkisi Askıya Alındı yazısı belirdi. Adam paniğe kapılarak görevliye döndü. “Dün vardiyamı tamamladım.” Görevli gözünü bile kaldırmadan “Sağlık borcu limitiniz aşılmış,” dedi. “Ama çalışamazsam borcu nasıl ödeyeceğim?” “Başvuru merkezine gidin.” “Başvuru merkezi beni buraya gönderdi.” Görevli ilk kez adamın yüzüne baktı. “Sırayı tutmayın.” Arkadaki insanlar sessizce bekliyordu. Kimse itiraz etmedi. Alt Bölge’de insanların en iyi öğrendiği şey, başkasının başına gelen adaletsizliğe fazla uzun bakmamaktı; çünkü sistem çoğu zaman bakışınızı bile sıraya girmek için bir davet olarak yorumlardı. Kairo turnikeye geldiğinde bileğini okutma yüzeyine bastırdı. Önündeki ekranda adı ve kayıtları belirdi. KAIRO VENN. Yaş: 19. İşgücü Sınıfı: C-7. Günlük Zorunlu Süre: 11 saat 30 dakika. Üretim Kotası: %132. Hane Borç Durumu: Kritik. Turnike birkaç saniye kırmızı kaldıktan sonra yeşile döndü. Kairo içeri girdi ve yüzlerce bağlantı kapsülünün sıralandığı ana salona geçti. Metal koridorların iki yanında aynı kapsüllerden binlerce vardı; her birinin üzerinde bir isim yerine numara yazıyordu. İnsanlar kapsüllerin içine uzanıyor, ense portlarına bağlantı kablolarını takıyor ve kapaklar kapanmadan önce son kez gerçek dünyaya bakıyordu. Kairo’nun kapsülü 6-441’di. Üç yıldır aynı kapsülü kullanıyordu. İçindeki yüzeyin sağ kenarında küçük bir çizik vardı; ilk gün korkudan tırnaklarıyla yaptığını hatırlıyordu. Sırtını kapsülün soğuk yüzeyine yasladı ve ense bağlantısını yerine yerleştirdi. Metal uç deri altındaki porta girerken kısa bir acı hissetti. Önündeki karanlık camda kendi yansımasını gördü. Koyu saçları düzensizdi, sağ kaşının üzerinde çocukken aldığı ince bir yara izi vardı ve yaşından daha yorgun görünüyordu. Kapsül kapağı kapanınca dışarıdaki sesler bir anda kesildi. Birkaç saniye sonra şirketin nötr kadın sesi kulağında belirdi. “Venn, Kairo. Kimlik doğrulandı. Meridian İşgücü Sözleşmesi aktif. Günlük görev alanınız: NEXUS, Meridian Kaynak Sahası, Sektör On İki. Zorunlu çalışma süresi on bir saat otuz dakikadır. Erken bağlantı kesintisinin hane hizmetlerinde kısıtlamaya neden olabileceğini unutmayınız.” Kairo gözlerini kapattı. Ses kısa bir duraklamanın ardından yasaların zorunlu kıldığı soruyu sordu. “Bağlantıyı kendi özgür iradenizle kabul ediyor musunuz?” Kairo yıllardır bu sorunun ne kadar anlamsız olduğunu düşünüyordu. Hayır derse kapı açılmayacak, eve döndüğünde elektrik kredisi kesilecek, aile hesabına ceza yazılacak ve Leni’nin sağlık desteği daha da düşürülecekti. Yine de sistem onun özgür olduğunu kayda geçirmek istiyordu. “Evet,” dedi. Gerçek dünya birkaç saniye içinde çözündü. Önce kapsülün ağırlığı kayboldu, ardından vücudunun sınırları değişti ve gözlerini açtığında Meridian Kaynak Sahası’nın siyah vadilerinin ortasında duruyordu. Gökyüzü koyu turuncuydu. Ufuk boyunca yükselen endüstriyel kulelerin tepesinde siyah dumanlara benzeyen yapay bulutlar dönüyor, kilometrelerce uzanan taşıma bantları vadinin içinden geçerek dev işleme tesislerine gidiyordu. Binlerce işçi aynı gri üniformayı giyiyor, aynı ağır kazıcıları kullanıyor ve aynı kırmızı işareti taşıyordu. Kairo bileğine baktı. Derisinin üzerinde parlak kırmızı harfler belirmişti: BOUND — 771942. İşçi hesaplarının NEXUS içindeki kimliği buydu. Gerçek adlar gereksizdi; şirket için önemli olan hangi hesabın kaç saat çalıştığı, ne kadar üretim yaptığı ve kaç kredi borcu olduğuydu. NEXUS’ın zengin bölgelerine giren biri buranın aynı sistem olduğuna inanmazdı. Kairo bunu biliyordu çünkü Wraith hesabıyla birkaç kez üst sınıf bölgelerine sızmıştı. Orada insanlar kendi fizik kurallarını satın alabiliyor, evlerinin gökyüzünü değiştirebiliyor, özel adalar yaratabiliyor, avatarlarının bedenlerini istedikleri gibi tasarlayabiliyordu. Bazı zengin ailelerin NEXUS içinde gerçek dünyadaki ülkelerden daha büyük toprakları vardı. Kendi para birimlerini çıkarıyor, koruma orduları kuruyor ve yalnızca davetle girilebilen şehirlerde yaşıyorlardı. Meridian Kaynak Sahası ise bunların hiçbirine benzemiyordu. Burada yer çekimini kapatmak, yüzünü değiştirmek ya da uçmak mümkün değildi. Hatta işçi hesaplarının acı hissini azaltma yetkisi bile yoktu. Şirket, fiziksel hissin üretim verimini artırdığını savunuyordu. Kairo’nun görüş alanında günlük görev paneli açıldı. Kota: 14.600 birim Neral. Beklenen performans: %132. Geç teslim cezası: Değişken. Yanındaki kazıcı otomatik olarak aktif oldu. Daha makineyi eline almadan arkasından sert bir ses duydu. “771942. Başlangıç gecikmesi on sekiz saniye.” Kairo döndüğünde siyah ve altın renkli zırh giyen bir denetçi gördü. Adamın göğsünde beyaz bir taç simgesi vardı. Tam vatandaş hesabı. NEXUS’ta birinin hangi sınıfa ait olduğunu anlamak için yüzüne bakmak gerekmezdi; işaretler yeterliydi. Kairo kazıcıyı aldı. “Makine yükleniyordu.” Denetçi önünde beliren paneli kontrol etti. “Sistem gecikme göstermiyor.” “O zaman ben yavaşım.” Adamın bakışları sertleşti. Kairo bu tür insanları seviyordu. Güçlerinin tamamı ekrandaki bir yetki seviyesinden geliyordu ama sanki evrenin doğal düzeni onları diğerlerinden üstün yaratmış gibi davranıyorlardı. Denetçi, “Yavaşlık borcu azaltmaz,” dedi. “Bunu ben de fark ettim.” Adam birkaç saniye Kairo’ya baktı, sonra yanındaki başka işçiye yöneldi. Kairo içinden geçen cevabı söylemedi. Leni’nin filtresini düşündüğünde dilini tutmak kolaylaşıyordu. İlk saatler her zamanki gibi geçti. Siyah kayalara kazıcıyı indiriyor, yüzeyin altında oluşan parlak damarları parçalıyor, çıkan Neral kristallerini taşıma hattına bırakıyordu. İşin mantığı üzerine fazla düşünmemek gerekiyordu. Neral’in dijital dünyadaki en değerli kaynaklardan biri olduğu söyleniyordu. Silah üretiminde, yapı inşasında, yapay zekâ motorlarında ve özel alanların enerji hesaplamalarında kullanıldığı anlatılıyordu. Fakat Kairo yıllardır bunun bir kısmının yalan olduğunu düşünüyordu. NEXUS’ın içinde gerçek anlamda kıtlık olması için hiçbir teknik sebep yoktu. Bir sunucu milyonlarca aynı kayayı oluşturabiliyorsa neden milyonlarca insanı her gün onları çıkarmaya zorluyorlardı? Şirketin cevabı her zaman aynıydı: sistem dengesi. Kairo’ya göre “denge”, birilerinin açıklamak istemediği şeylere taktığı kelimeydi. Dördüncü saatin sonunda ellerinin titrediğini hissetmeye başladı. Gerçek elleri kapsülün içinde hareketsizdi fakat NEXUS beynine kaslarının yorulduğunu söylüyordu. Yanındaki işçilerden biri kazıcıyı yere bırakıp dizlerinin üzerine çöktü. Yaklaşık elli yaşlarında görünüyordu. Denetçi hemen yanına geldi. “Ayağa kalk.” Adam başını kaldırmadan “Bir dakika,” dedi. “Bağlantı migreni.” “Sağlık uyarısı görünmüyor.” “Çünkü burada değil, gerçek bedenimde.” Denetçi elini kaldırdığında adamın bileğindeki BOUND işareti sarıya döndü. “Dinlenme izni reddedildi. Çalışmaya devam et.” Adam birkaç saniye boyunca hareket etmedi. Ardından sistem onun avatarına doğrudan bir ağrı uyarısı gönderdi. Kairo bunu adamın yüzünden anladı. Omuzları bir anda gerildi, dişlerini sıktı ve nefesi kesildi. Denetçi hiçbir şey olmamış gibi bekledi. Adam sonunda kazıcıyı aldı. Kairo gözlerini kayaya çevirdi. NEXUS’ta kamçıya ihtiyaç yoktu; kod çok daha temiz çalışıyordu. Beşinci saatin ortasında kazıcısının ucu alışılmadık şekilde sert bir yüzeye çarptı. Metalik bir ses yerine camın içinden geliyormuş gibi ince bir yankı duyuldu. Kairo makineyi durdurdu. Önündeki siyah kaya normal görünüyordu. Tekrar vurduğunda aynı ses geldi. Bu kez görüntüsünün sağ kenarında kısa bir titreşim oldu. Görev paneli bir anlığına kayboldu, turuncu gökyüzü karardı ve hemen ardından her şey normale döndü. Kairo başını kaldırıp çevresine baktı. Kimse fark etmiş görünmüyordu. Denetçiler başka işçilerle ilgileniyor, taşıma bantları çalışmaya devam ediyordu. Kazıcıyı yere bırakıp kayanın yüzeyine yaklaştı. Siyah taşın altında çok ince mavi bir çizgi vardı. Neral damarları parlak beyaz olurdu; bu renk daha önce burada gördüğü hiçbir kaynağa benzemiyordu. Parmağını yaklaştırınca çizgi hareket etti. Kairo elini hemen geri çekti. Mavi ışık taşın altında kıvrıldı, birkaç santim ilerledi ve kayboldu. Kairo’nun kalbi hızlanmıştı. Böyle şeyler genellikle iki anlama gelirdi: sistem arızası ya da güvenlik tuzağı. Wraith hesabıyla yıllardır NEXUS’ın kenarlarında dolaştığı için ikisini de küçümsememeyi öğrenmişti. Çevresini bir kez daha kontrol etti. Sonra avucunu kayaya bastırdı. Mavi ışık aniden çoğaldı. Önce birkaç ince damar taşın içinde yayıldı, ardından onlarca çizgi birbirine bağlanarak yüzeyin altında karmaşık bir şekil oluşturdu. Kairo nefesini tuttu. Çizgiler bir kelimeye dönüştü. WRAITH Kairo’nun eli kayadan ayrıldı. Bir an boyunca bunun yanlış gördüğü bir şey olmasını istedi. Wraith adı, Kairo Venn’in resmî hesabıyla hiçbir şekilde bağlantılı değildi. Kaçak hesabını iki yıl önce çalıntı bir erişim anahtarı kullanarak kurmuş, kimliğini defalarca farklı sunucuların arkasına gizlemişti. Meridian’ın bunu bilmesi halinde evine güvenlik ekiplerinin gelmesi gerekirdi. NEXUS içinde bir taşın ona gizli adını göstermesi ise çok daha kötüydü; çünkü bu, birilerinin yalnızca Wraith’i değil, Wraith’in kim olduğunu da bildiği anlamına geliyordu. Mavi çizgiler yeniden hareket etti. SENİ BULDUK. Kairo birkaç saniye kıpırdamadı. Sonra bütün maden sustu. Sessizlik o kadar ani geldi ki Kairo önce kendi bağlantısının kesildiğini düşündü. Ardından yanındaki işçiye baktı. Adam kazıcıyı havaya kaldırmış halde donmuştu. Toz parçacıkları havada asılı duruyor, taşıma bandındaki kristaller hareket etmiyor, yukarıda devriye gezen güvenlik dronları gökyüzünde sabit kalmış görünüyordu. Denetçi birkaç metre ileride ağzı açık bir şey söylerken durmuştu. Kairo ona doğru bir adım attı. “Hey.” Cevap yoktu. Elini adamın yüzünün önünde salladı. Hiçbir tepki vermedi. Gökyüzüne baktığında bulutların bile hareket etmediğini fark etti. NEXUS durmuştu. Kairo ise hareket edebiliyordu. Kayanın içindeki mavi yazı kayboldu ve yerine ince bir dikey çizgi oluştu. Çizgi yukarıdan aşağıya ilerlerken siyah duvar sessizce ikiye ayrılmaya başladı. Arkasında normalde hiçbir şey bulunmaması gerekiyordu; sistem haritasına göre Sektör On İki’nin sınırı burada bitiyordu. Fakat taşın arkasında uzun, beyaz bir koridor ortaya çıktı. Koridorun tavanındaki ışıklar sırayla yanıyor, yaklaşık otuz metre ilerideki kapıya kadar uzanıyordu. Kairo olduğu yerde kaldı. Wraith olarak hayatını sistemin “girme” dediği yerlere girerek kazanıyordu. Normal şartlarda önüne böyle bir kapı çıksa tereddüt etmezdi. Fakat şimdi resmî işçi hesabındaydı. Kaçış bağlantısı yoktu, maskeleme katmanı yoktu, güvenlik sistemi onu yakalarsa bütün kimliği açıktaydı. Yine de kapının üzerindeki işareti gördüğünde düşünceleri değişti. Bir dairenin içinden geçen üç ince çizgi. Kairo bu sembolü daha önce görmüştü. Dokuz yaşındayken babasının eşyalarını karıştırırken bulduğu eski bir fotoğrafın arkasında. Silas Venn’in ölümünden sonra Mara bütün kişisel eşyalarını küçük bir metal kutuya koymuş ve yatağının altına saklamıştı. Kairo yıllar sonra kutuyu açtığında birkaç kıyafet, eski bir bileklik, çalışmayan bir veri tableti ve yedi kişinin birlikte çekildiği soluk bir fotoğraf bulmuştu. Babası fotoğrafta gençti. Yanında altı kişi duruyor, arkalarındaki duvarda aynı sembol görünüyordu. Kairo annesine bunun ne olduğunu sorduğunda Mara fotoğrafı elinden almış ve yalnızca “Eski işi,” demişti. Bir daha da konuşmamışlardı. Şimdi aynı sembol, NEXUS’ın haritalarında var olmayan bir kapının üzerinde duruyordu. Kairo arkasındaki donmuş madene baktı. Görev süresi ilerlemiyordu. Denetçiler hareket etmiyordu. Sistem onu şimdilik görmüyordu. Koridora ilk adımını attığında bileğindeki BOUND işareti söndü. Kairo durdu. Kırmızı numaranın kaybolduğu boş deriye baktı ve avucunu çevirdi. Üç yıldır NEXUS’a her girişinde o işaret otomatik olarak belirirdi. Silmeye, gizlemeye veya başka bir şeyle kapatmaya çalıştığında sistem bağlantısını keserdi. Burada ise hiçbir uyarı vermeden yok olmuştu. Koridorun duvarları pürüzsüz ve bembeyazdı. Meridian madenlerindeki kirli endüstriyel tasarıma benzemiyordu. Kairo ilerledikçe arkasındaki ışıklar sönüyor, önündekiler yanıyordu. Kapıya yaklaştığında üzerinde herhangi bir panel veya kilit olmadığını gördü. Elini uzatmasına fırsat kalmadan kapı iki yana açıldı. Kairo karşısında bir oda bekliyordu. Onun yerine bir şehir gördü. Beyaz kuleler ufka kadar uzanıyor, kulelerin arasında ince köprüler asılı duruyor, geniş caddelerin iki yanında ağaçlar sıralanıyordu. Gökyüzü Meridian’ın turuncu yapay atmosferinden tamamen farklıydı; masmavi ve bulutsuzdu. Şehrin merkezinde diğer bütün yapılardan çok daha yüksek tek bir kule yükseliyor, kulenin tepesinde aynı üç çizgili sembol parlıyordu. Ne reklam vardı ne şirket logosu ne de vatandaşlık seviyesini gösteren işaretler. NEXUS’ın hiçbir yerinde Kairo’nun görmediği kadar sade, hatta eski bir yerdi. Fakat asıl tuhaf olan sessizlikti. Şehirde kimse yoktu. Kairo eşiğin dışına çıkmadan uzun süre baktı. Yıllardır NEXUS’ın haritalanmamış alanlarına dair söylentiler dinlemişti. Kaçak oyuncular kullanılmayan test bölgelerinden, kapatılmış eski sunuculardan ve şirketlerin sakladığı özel dünyalardan bahsederdi. Çoğu uydurmaydı. Wraith olarak bu söylentilerin peşine düştüğünde genellikle ya boş bir alan ya da güvenlik tuzağı bulurdu. Fakat bu şehir başka bir şeydi. Yapıların mimarisi bile mevcut NEXUS’tan eski görünüyordu. Bir adım attı. Ayağının altındaki yol hafifçe parladı. Yakındaki binanın cephesi bir anda görüntüye dönüştü. Kairo irkilerek geri çekildi. Ekranda bir adam belirdi. Otuzlu yaşlarının başında görünüyordu. Koyu saçları geriye taranmış, üzerinde gri bir gömlek vardı. Görüntü eskiydi; adam hareket ettiğinde yüzünün kenarlarında küçük bozulmalar oluşuyordu. Kairo birkaç saniye boyunca nefes alamadı. Adamı tanımaması mümkün değildi. Çocukluğundan beri gördüğü birkaç fotoğraf yaşlanmıştı ama yüz aynıydı. “Baba?” dedi Kairo. Silas Venn doğrudan kameraya baktı. “Kairo.” Kairo’nun bütün vücudu gerildi. Ekrana doğru bir adım attı. “Beni duyuyor musun?” Silas cevap vermedi. Kairo birkaç saniye sonra bunun canlı bir görüntü olmadığını anladı. “Eğer bu kaydı görüyorsan,” dedi Silas, “iki ihtimal var. Ya ben başarısız oldum ya da senden saklamaya çalıştığımız şey sonunda seni buldu.” Kairo’nun boğazı kurudu. Şehirde başka hiçbir ses yoktu. Silas devam etti. “Sana anlatılanların çoğu doğru değil. Ben Meridian için çalışan sıradan bir enerji teknisyeni değildim. NEXUS da sana öğretildiği gibi başlamadı.” Görüntünün arkasında eski bir laboratuvar belirdi. Kairo fotoğraftaki altı kişiyi orada gördü. Hepsi bilgisayarların ve büyük bağlantı makinelerinin etrafında çalışıyordu. “On iki kişiydik,” dedi Silas. “Mühendisler, nörologlar, mimarlar, ekonomistler. İlk şehirler çökmeye başladığında insanlığın kalan kaynaklarını ortak bir sistem içinde yönetmek için bir ağ tasarladık. NEXUS, insanların dünyadan kaçması için yaratılmadı. Dünyayı yeniden kurabilmeleri için yaratıldı.” Kairo ekrana yaklaştı. Silas’ın yüzünde yorgun bir ifade vardı. “Sonra yatırımcılar geldi. Önce altyapıyı finanse ettiler. Ardından erişim seviyeleri istediler. Özel bölgeler, ücretli kimlikler, sınıflar. Biz her seferinde biraz daha geri çekildik çünkü sistemi yaşatmanın tek yolunun bu olduğuna inandık. Yanıldık.” Görüntü birkaç saniye bozuldu. “NEXUS’ın içinde çalışan insanlar bugün topladıkları kaynakların gerçek olduğuna inanıyor. Onlara maden çıkardıkları, veri işledikleri, şirket ekonomisini ayakta tuttukları söyleniyor.” Silas kameraya biraz daha yaklaştı. “Kairo, işçilerden çıkardıkları şey maden değil.” Kairo’nun alnı kırıştı. “Ne?” “Onlara yaptırılan hiçbir iş göründüğü şey değil.” Görüntü titredi. Ses kesildi. Kairo ekrana yaklaştı. “Devam et.” Silas’ın yüzü bir anlığına geri geldi. “Eğer seni buraya getirdilerse, içlerinden biri hâlâ çalışıyor demektir. Sakın—” Görüntü tamamen karardı. Şehrin her tarafında bir alarm çalmaya başladı. Kairo arkasına döndü. Geldiği kapı kapanıyordu. Koşmaya başladı. Kapıya ulaşmasına birkaç metre kala şehirdeki bütün beyaz kulelerin tepelerinde kırmızı ışıklar yandı. Yolun altından büyük bir titreşim geçti. Kairo hızını artırdı, kapanan açıklığın arasından kendini koridora attı ve omzunun üzerine yuvarlandı. Arkasında kapı kapandığında bütün ışıklar aynı anda söndü. Bir an sonra Meridian madeninin gürültüsü geri geldi. Kazıcılar. Taşıma bantları. Denetçilerin bağırışları. Kairo gözlerini açtığında siyah kayanın önünde diz çökmüş haldeydi. Bileğindeki kırmızı işaret yeniden yanıyordu. BOUND — 771942 Görev ekranına baktı. Sadece dört saniye geçmişti. Kairo uzun süre rakama baktı. Şehirde en az on dakika kalmıştı. “771942!” Denetçinin sesi arkasından geldi. Kairo ayağa kalkarken kalbinin hâlâ hızlı attığını hissediyordu. Adam ona doğru yürüdü. “Neden çalışmıyorsun?” Kairo siyah duvara baktı. Kapı yoktu. Mavi ışık yoktu. Hiçbir şey yoktu. “Makine takıldı,” dedi. Denetçi panelini kontrol etti. “Arıza kaydı görünmüyor.” “Şimdi düzeldi.” Adam birkaç saniye Kairo’nun yüzünü inceledi. “Bugün kotanın gerisindesin.” Kairo kazıcısını aldı. “Tamamlarım.” Denetçi uzaklaşırken Kairo tekrar kayaya baktı. Babası on yıl önce ölmüştü. En azından ona böyle söylenmişti. Fakat NEXUS’ın içinde, kimsenin bilmediği bir şehirde, Kairo’nun adını taşıyan bir mesaj bırakmıştı. Ve söylediği tek cümle bütün hayatını başka bir şeye dönüştürmeye yetmişti. İşçilerden çıkardıkları şey maden değil. Kairo kazıcıyı kaldırıp kayaya yeniden vurdu. Bu kez ses tamamen normaldi. Fakat artık hiçbir şey normal değildi.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Geçmişte Kaybolmak

read
3.8K
bc

Project Chronos

read
1K
bc

PROTOKOL 195

read
2.0K
bc

KARA ANKA

read
3.3K
bc

İNSANLIĞIN SIFIR NOKTASI 18+

read
3.8K
bc

Kör Savaşçı

read
10.6K
bc

DENGE

read
7.8K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook