Ayak seslerini duyduğumda mektup çoktan şöminedeki alevlerin arasında kaybolmuştu. Onu sadece bir kere okumuştum. Bu bana yetmişti. Talimatlar açıktı. Bir asker olarak onlara uymak ve doğru planı devreye sokmak benim işimdi. Gelecekteki o kaybetmiş savaşçıyı dinleyecektim. Her anlamda. O yüzden şimdi savaşı düşünmek yerine O’na odaklandım. Kütüphanenin kapısını sökercesine açan ve öfke ile soluyarak bir tehdit arayan Connor’a. Onu izledim doyasıya. Her hareketini. Tüm kütüphaneyi gözü ile tarayışını. Beni fark edişini. Beni fark ettiği andaki fiziksel ve ruhsal değişimini. İyi olduğumu anlayana kadar beni süzüşünü ve ardından rahatlayışını. Saniyesinde yanıma gelip şefkatle yüzümü avuçlayışını. Dinlenmek istediğimi söylediğimde hiçbir soru sormadan kabullenişini. Kucağında odasına giderken

