Üç

1917 Kelimeler
🎶🎶🎶 Derdê dil girana Bu işareti gördüğünüz yerde açınız Gecenin bir yarısı tüm yorgunluğuma rağmen gözlerimi açmama sebep olan o seslerle yattığım yerden doğruldum. Geldiğim andan itibaren duyduğum mırıltılar şimdi yüksek sesli çaresiz çırpınışlara dönüşmüştü. Sürekli tekrar eden seslerle korkuyla yattığım odanın kapısını açıp çıktım. Eteğimin ucunu tutup merdivenlerden koşarak yukarı çıktım. O an hiçbir şey düşünmek istemiyordum, sanki bir yangının içinde can hıraş çığlıklar atar gibi bağıran adamın odasının kapısını var gücümle iterek açtım ve büyük odanın içinde koşmaya devam ettim. Onun yattığı yatağa ulaştığımda kulaklarımda bile çınlıyan o bağırma seslerine elimi ağzıma götürdüm. Yatakta bütün bedeni kasılmış ve sanki görünmez bir şeye kızar gibi inleyerek bağıran adamın kollarını tuttum. "Jêhat, Jêhat Ağa." Kollarını tuttuğum için daha da öfkelenen adam "Bırak" diye bağırdı. Korkuyla ellerimi üzerinden çektim ve bu defa sanki birinden yardım alabilirmişim gibi büyük odanın içine bakındım. O iki kadını çağırmam gerekiyor muydu? Kime haber vermeliydim? Ne yapmalıydım? Biri yardım etsin. Çaresizlikle bağırmaya devam eden adama bakarak yumruklarımı sıktım. Bu ses o kadar dehşet vericiydi ki dizlerimin üzerine çöküp hıçkıra hıçkıra ağlama isteği uyandırıyordu. Kelimeler düzensiz, sürekli kendini tekrar ediyor ve kasılarak inleyen bir adamın yardım çığlığına benziyordu. Ne yapacağımı bilemez hareketlerle bir kez daha ona yaklaştım ve bu defa daha sakin bir sesle "Jêhat" diye seslendim ve o an sesimi inceltmediğimin farkında bile değildim. Bir anda bağırmayı kesen adam sıktığı yumruklarıyla ellerini göğsünün üstüne koydu. Ne olduğuna emin olamasam da kasılması yavaş yavaş durduğu için bir kez daha "Jêhat" diye seslendim. Saniyeler sonra kasılması tamamen kesilen adamın bağırmaları tekrar mırıltılara dönmeye başladı ve dakikalarca sakin mırıltılarını dinledim. Anın gerginliği ve boşalan sinirlerimle yatağın yanında diz çöktüm ve kesik kesik nefesler verdim. Kendimi toparladığım fırsatı bulduğumda tekrar ayağa kalktım ve şimdi yüzü durgun, yumruk yaptığı elleri çözülmüş, düzenli nefesler alan ve sesleri kesilen adama bakarak gözlerimi kapatıp açtım. O an nasıl bir durumun içine düştüğümün idrakına varabilmiştim ve belki de her gece bu şekilde krize girip çığlıklar atarak yardım bekleyen bir adamın konağına gelmiştim. Kapattığım gözlerimi sakince açıp göz göze geldiğim adamla korkuyla geri adım attım. Kurumuş dudakları sakince kımıldadığında fısıltı gibi gelen sesini dinledim. "Korkma." Hızlı hızlı başımı salladım, aslında korktuğum için dolan gözlerimle bir süre daha gözlerimin içine sanki bir şeyleri anlamak ister gibi bakan adama baktım. Bir kez daha kaçma isteğiyle büyük odanın kapısı olan yere baktım. O da anlamış gibi sakince gözlerini kapatıp "Git" dedi sadece. Uykusuna devam eder gibi pozisyonunu değiştirip ellerini birleştirip bacakları arasına yerleştirdi ve düzenli nefesler almaya başladı. Bir kaç dakika daha emin olmak için bekleyip uyuduğunu anladığımda yataktan uzaklaştım. Koşa koşa geldiğim odayı ayaklarımı sürüyerek terk ettim ve büyük kapıyı kapattım. Merdivenlere yönelip bir kaç basamak attıktan sonra dizlerimin bağı çözüldüğü için basamağa oturdum. Bütün bir günü, geldiğim yeri, arkamda bıraktığım annemi ve beni neyin beklediğini bilmemenin korkusuyla hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Ben güçlüydüm, ben pes etmezdim, ben korkusuzdum.. Ben.. Ben çaresizim... 💠💠💠💠💠💠💠💠💠💠💠💠💠💠💠💠 Sabah konak kapısının sesiyle uyandım ve uzandığım yerden kalkıp odanın etrafına bakındım. Karanlıkta neresi olursa umrumda değil deyip bir kez bile bakmadığım odanın bir kadının izlerini taşıdığını anladığımda yüzümü buruşturarak odadan çıktım. Gele gele ağanın eski eşinin odasına gelmiştim. Bu düşünce ironik geldiği için kendime gülerek tekrar çalan kapıyla koridoru aşıp tahta kapıyı açtım. Karşımda ilk kez gördüğüm ve çalışan olduğunu tahmin ettiğim orta yaşlı kadın gülen yüzüme garipseyerek bakıp elindeki büyük valizimi kapı girişine koydu. "Kusura bakmayın gelin hanım, çocuklar diğer konağa götürülecek sanmışlar." Başımı eğip valizime baktım. Ben onun varlığını bile unutmuş, canımı buraya atabildiğime şükretmiştim. Üvey annemin "Bu konakta eşyan kalmasın, kalanı ben yollatırım" diyerek topladığım valizime bakışı aklıma geldi. Bir kez daha kendi halime gülecekken çalışan kadın "Kahvaltı için büyük konağa çağırıyorlar hanımım" dedi. Genelde kalabalık ailelerinin sabahları böyle bir yerde toplanmasına kendi evimden alışkındım. O yüzden tepkisizdim. "Tamam geliyorum." Kadın başını sallayarak geniş bahçeden büyük konağa doğru yürüdü. Valizi içeri sokarak kapıyı kapattım. Şimdi elimde valizle büyük merdivenlere baktım. En iyisi doğru düzgün ve kimsenin el sürmediği bir oda bulmam lazımdı. Seçtiğim odaya valizi gelişi güzel koyup fermuarını açtım. Elimin altına gelen rahat bir kazağı ve eteği çıkarıp odadan çıktım. Alt katın banyosunu bulduğumda yanıma aldığım havluyla banyoya girip hızlıca duş alıp giyindim. Şu anda düşüneceğim en son şey ne giydiğimdi. Odadan çıkıp alt katın mutfağına girdim. Evet kahvaltıya çağrılmıştım ama yukarıdaki ağa benimle gelecek miydi? Muhtemelen hayır, onun konağa gitmediğini söylemişti o kadın. O zaman kendimi hazırlayıp yiyordu ya da eski eşi yemek yapıyor muydu? Sanki kendimle beraber bir çocuğu da düşünmem gerekiyormuş gibi kendime ne hazırlarsam ona da hazırladım. Yemediği bir şey varsa zamanla öğrenirdim. Şimdi ise herkesin yiyebileceği bir kahvaltı hazırlayıp elimdeki tepsiyle merdivenlere yöneldim ama yeniden çalan kapıyla oflayarak mutfağa dönüp tepsiyi masaya bıraktım. Kapıyı açtığımda genç bir oğlan elinde tuttuğu büyük bir tabakla gülümseyerek bakıyordu. "Ay çok güzelmişsin sen." Ses tonu biraz ince ve oldukça tatlı bir oğlandı. Söylediğine gülümseyip "Jêhat abime ıspanaklı gül böreği getirdim, o kahvaltıya gelmez" demesiyle tahmin etmiştim der gibi başımı sallayarak elindeki tabağa uzandım ama oğlan açık kapıdan hızlıca sıyrılıp içeri girdi. "Burası hâlâ mezarlık gibi." Oldukça coşkulu ve hareketli bir oğlandı. Uzun boyumun yanında biraz kısa kaldığı için başını yukarı kaldırıp üzülür gibi dudaklarını büzdü. "Senin güzelliğine yazık be." Tabağı masaya koyduğunda neden öyle dedin diye sormak istedim ama o derin bir iç çekip başını iki yana salladı. "Jêhat abimi neden sürekli bir kadınla evlendirmeye çalışıyorlarsa" deyip sanki bir sır verecek gibi iyice yanıma yaklaştı ve fısıldadı. "Jêhat abim kadınlardan hoşlanmaz." eliyle kendini gösterip "Benim gibi tatlı erkeklerden hoşlanır" dedi. Şokla "Ne?" diye gözlerim açıldı. "Nasıl yani?" Oğlan ise umursamadan dudak büzdü ve bıraktığı tabağı eline alıp "Dur ben götürürüm Jêhat abicime yaptığım böreği" diyerek mutfaktan çıktı. Atlatamadığım şokla peşinden çıkıp "Jêhat abiii" diyerek merdivenleri çıkan oğlanı takip ettim. Sanki bildiği odaya sürekli girer gibi odanın kapısını hızla açıp "Ben geldim" diyerek odada ilerledi. Seslerden zerre etkilenmeyen ve uyuyan adama bakan oğlan camın önündeki tabloları gösterip "Bakmadın mı sen bunlara" dedi ve yanıma yaklaşıp "Hepsinde çıplak erkekler var" diye fısıldadı. Ben yeniden "Ne?" diye sorarken yataktan homurdanarak kalkan adamın "Cihat, siktir git" diye küfür etmesiyle oğlan kahkahayı bastı. "Abi valla bu defa bunun yüzü daha komikti." Şimdi kendi sesiyle konuşan oğlan elindeki tabağı elime tutuşturup göz kırptı. "Hoşgeldin yeni yenge, sen daha güzelmişsin ha, o kadın yanında halt yemiş." Jêhat'ın başının altındaki yastığı fırlatmasıyla resmen odadan fırlayarak kaçarken "Konağa gel, seni bekliyoruz" diye bağırdı. Yüzünü sertçe sıvazlayan adamı ağzım açık izliyordum. Elimdeki tabağa bakıp kaşlarını çattı. "Onu yemem ben." Sanki ben ye demiştim adama. Ben de umrumda değil der gibi omuz silkip "Ben yapmadım zaten, oğlan getirdi" diyerek arkamı döndüm ve odadan çıkmak için yürümeye başladım. Arkamdan seslenen adamla yürümeyi kestim. "O salağa inanayım deme sakın." İnanmış mıydım? Evet. Ama onun bilmesine gerek yoktu. Yürümeye devam ederken "Umursamadım" diye cevap verip odadan çıktım. Merdivenleri hızlıca inip mutfağa girdim ve tabağı masaya koyup ofladım. Resmen delilerin arasında kalmıştım. Bu kez belki benim hazırladıklarımı yer diye düşünüp bıraktığım tepsiyi masadan alıp tekrar çıktım. Artık yolu ezberlediğim odaya doğru yürüyüp uyandığı için ayıp olmasın diye kapıyı çaldım ama uzun bir süre cevap gelmeyince içime düşen endişeyle tepsiyi bir elime alıp kapıyı açtım ve içeri girdim. Elimdeki tepsiyle odada ilerleyip masanın üstündeki kirli tepsiyi almayı aklımda tutarak geniş damalı zeminde ilerledim. Tepsi elimden dehşetle düşerken ağzım açık salıncakta çırılçıplak sallanan adama baktım. Başını tavana kaldırmış yine bir şarkı mırıldanarak sallanıyordu. 🎶🎶🎶🎶🎶🎶 "Derdi dil giran e be derman e (Yürek derdi ağırdır, dermansızdır) Axir eweye dest lek berdan e (Ahirete kadar ellerimiz kavuşmayacak) Dinya her wa buwe u her waş emene (Dünya böyle kalacak ama böyle kalmayacak) Bexteweri ta ser bo kes namene (Mutluluk kimseye baki değildir, kimseye kalmaz)" Sesi o kadar duru ve eşsizdi ki, sanki o sesiyle şarkılar söylemesi çıplaklığını daha da garipleştiriyor ve bir kez daha onun buraya ait olmadığını düşündürüyordu. Sonunda beni fark ettiğinde etkilendiğimi belli etmemek için dehşetle ona doğru yürüdüm. "Neden soyundun?" Dünkü karanlık gözlerinden uzak, yarım saat önce Cihat denen oğlanla yaşanan ironik olaya nasıl tepki vereceğimi anlamak ister gibi merakla gözlerimin içine baktı. Sakin ama bu defa daha ılık sesiyle yere düşen tepsiyi işaret etti. "Yemeğimizi düşürdün." Elimi alnıma atıp şaşkınlıkla "Bu halde yemek yiyemezsin zaten, neden üstünde kıyafet yok?" diye sordum. Dudak büzüp umursamaz hareketlerle salıncaktan kalktı üstü örtülü tuvalin yanındaki masanın yanına doğru yürüdü. Güneşin vurduğu sırtındaki izlerle sanki ben de sırtıma bir bıçak yemişim gibi acıyla yüzümü buruşturdum. "Jêhat Ağa... Sırtın... O izler." O ise umursamazca omuz silkip masanın üzerindeki sigara paketini ve çakmağını alıp deri koltuğa oturdu. Ayaklarını koltuğun başına koyup dudaklarına yerleştirdiği sigarasını yaktı. Söylediğim şeyi duymamış gibi "Çünkü kıyafetler külfet" dedi. Şu anda karşımdaki adam dün gördüğüm o öldürücü bakışları olan, soğuk, talepkar ve edepsiz ressam değildi. O acısını gizleyen bir çocuktu. "Sikimin de hava alması lazım." Tamam hâlâ edepsiz bir çocuktu. Halimize ve sırtında gördüğüm izlere sinirlerim bozulduğu için hıçkıra hıçkıra ağlayasım geliyordu ama sakinliğimi koruyup odanın camlarını açmak için harekete geçtim. Ben de izleri görmemiş ve bir şey söylememiş gibi davrandım. "O zaman biraz camı açalım, sigaradan boğulacaksın." Elim büyük ve uzun camlarda sanki yanlış bir şey yapıyormuşum gibi "Tch tch, ben olsam açmazdım" diyerek sigarasının dumanını havaya üfledi. Onu dinlemeyip camı çekerek açtım ve "Sen yüksekten korkarsın" diyen adamla istemsizce başımı eğip yüksekliğe baktım. Koltuktan kalkıp "İnsan beyni olumsuz kelimeleri algılayamaz küçük gelin. Şimdi aşağıda burdan kaçabileceğin uçsuz bucaksız özgürlük yolunu düşün..." diye mırıldadığında çoktan gözlerimin önüne aşağıdan evime doğru koşabileceğim o yol geldi. İstemsizce aklıma ağlayarak gitme diyen annem geldiğinde acıyla yutkunarak aşağı bakmaya devam ettim. O an yükseklikten bile korkmuyordum. "Ben -me diye devam etmeden önce çoktan düşündün ve sen kaçmak istiyorsun" dediğinde şokla arkamı döndüm. Bana umursamazca, sanki çaresizliğimi görür gibi bakarak omuz silkti. Gerçekten atlarsam kurtulur muydum? Camın önünde geriye doğru bir adım attığımda ayağımın altındaki boşluğu hissettim, saniyeler içinde de kolumdan tutup beni içeri çekti. Çıplak bedenine çarparak durdum ve soğuk nefesini yüzümde hissettim. Ne yaptığımı fark ettiğimde ise endişeyle onun gözlerine baktım. O kahve gözlerde saf bir acı vardı. Omuzlarımdan tutup beni cama doğru çevirdi ve şimdi algılayabildiğim karşımızdaki dağları gösterdi. Dünden daha soğuk bir sesle fısıldadı. "Burda dağdan başka bir şey yok. Gideceksen kapıyı kullan." Omuzlarımı bırakıp yürümeye başladı. Arkamı dönüp nereye gittiğine baktım. Büyük yatağın üstündeki siyah örtüyü alıp omuzlarına aldı ve tekrar salıncağa oturup sallanarak aynı şarkıyı söylemeye başladı. Gidebilirsin mi demek istemişti yoksa gideceğime bu kadar emin miydi? Kaçma şansım olsaydı gidebilir miydim? O yeniden başını tavana kaldırıp uçuşan siyah örtüyle şarkısıyla sallanmaya devam ederken kendimi toparlayıp yere düşürdüğüm tepsiye doğru yürüdüm. Gözleri kapalı adam "Ben kahvaltı yapmam, beni düşünme. Bak bu defa olumsuz kelimeyi anla" diye mırıldandı. Yere düşenleri alıp tepsiye koyarak ayağa kalktım. "İnsan beyni olumsuz kelimeleri algılayamıyor Jêhat Ağa." Birden sallanmayı kesip gözlerini garipseyerek gözlerime dikti. "Dün gece adımı söyleyen sendin." Ben de onun gibi umursamazca omuz silktim ve "Evet" demekle yetinerek odanın kapısına doğru yürüdüm. Kapıdan çıktığımda dakikalardır alamadığım yoğun nefesleri alıp verdim. Her günüme dehşetle uyanacağım ilk sabahım onun sırtında gördüğüm izlerin neden olduğunu düşündüğüm kafa karışıklığıyla dolu bir geceyle başlamış oldu. Ben ciddi anlamda nasıl bir belanın içine düşmüştüm ve çıplaklığını da acılarını da umursamadan bir çocuk gibi salıncakta sallanan, deli ve ürkütücü bir adamla ne yapacaktım? Kaçmak. O camdan atlayacağımı da bilsem, koşarak kaçmak istiyordum. Normal biri, onun karısını kaçıran birinin kardeşine karşı nefret dolu kelimeler saf etmesi, hayatını zehir etmek için elinden geleni yapması ya da hor görüp kötü davranması gerekmez miydi? Abim eşini kaçırmıştı, bu reddilemez bir gerçekti. Fakat sanki o bunu umursamıyor gibi, eski eşinin yerine gelen ve akıl sağlığının ne derece bozulacağını düşünmediği yeni kurbanına en deli hallerini gösteriyordu ve bu adam dün gördüğüm adamla kesinlikle aynı değildi. Farklı. İçinizi ürperten bir fark.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE