İki

1619 Kelimeler
Boya kutularını itip paletlere, fırçalara basarak adımlamasını umursamadan delice bir sakinlikle yanıma doğru yürümeye başladı, koyu kahve gözlerini gözlerimden bir saniye bile ayırmadan. O yaklaştıkça sanki arkasından fırtınasını beraberinde getiriyordu ama sakin adımları öldürücü derece yavaş ve yaptığından emindi. Tam karşımda durduğunda gözlerini saniyelik gözlerimden ayırıp üzerimdeki gelinlik niyetine giydirilen beyaz saten elbiseme baktı ve bakışlarını tekrar gözlerime çıkardı. Karanlığın esip geçtiği bakışları karşısında başımı dik tutmakta zorlanıyordum ve ben kimseye baş eğmezdim. Uzun uzun buluşturduğu gözlerini üzerimden çekip aynı sakinlikle adım adım etrafımdan dolandı, yine dudaklarından dökülen duyulması zor mırıltılarla. Bir kez daha karşıma geçip tek bir duyguyu yansıtmadığı soğuk sesiyle konuştu. "Oldukça zeki ve keskin bakışların var, kimseye karşı eğilmeyen dik omuzların ve istediğini bilen bir duruşun. Olması gerektiği gibi." Kendince haklı tespitleriyle başımı biraz daha dikleştirdim. Bir ağaya ya da bir adama mecbur değildim ve buraya da onun kaçan eski karısının yerine koyacağı o zavallı gelin olarak gelmemiştim. Gözlerimi gözlerinde sabit tutarak özelikle daha da incelttiğim sesimle "Tamamen doğru" diye mırıldandım. Asla duygularını belli etmeyeceğini düşündüğüm yüzünde kaşları çok hafif titredi. "Sesinin tonunda gizli bir tını var, sanki gerilere attığın bir tını. İsteyerek mi yapıyorsun?" Oldukça sakin bir tepkiyle kaşlarımı çattım. "Hayır." Tek kelimelik cevaplar her zaman nettir. Geriye doğru bir adım attı ve yavaşça arkasında odanın herhangi bir yerini gösterdi. Gösterdiği yere gözlerim kayarken tuvalin arkasındaki cama dayalı simsiyah demirleri ve siyah çarşafıyla büyük yatağı gördüm. Saniyelik korkuyla yutkunarak tekrar onun gözlerine baktım. O saniyelik korkumu sezmiş gibi tekrar bana doğru bir adım attı. Ses tonu az öncekinden daha soğuk ama gizli bir şeyi söyler gibi fısıltılıydı. "Niyetin buysa seninle o yatakta sevileşebilirim. Sabahında koşarak yengemlerimin yanına gider, benim iktidarsız olduğumu, sikimi bile tam kaldıramadığımı ve seni doyasıya beceremediğimi anlatırsın." Onunla ilgili öğrendiğim ve bundan sonra da alışmak zorunda olduğum ilk özelliği, oldukça edepsizdi. Başımı istemsizce iki yana sallama ihtiyacı duydum. Sanki tam da bunu bekler gibi adım adım geriye doğru yürüdü ve odanın ortasındaki tuvalin arkasına geçip tabureye oturdu. "Eğer eş olarak geldiğin adamın, aptal abin ağanın karısını kaçırdı diye, ki aslında ona bir teşekkür borçluyum, o manyak kadından beni kurtardı. Ama yine de berdel kurbanı oldum rollerine girmek istiyorsan, kötü de davranabilirim, nefret de edebilirim, hayatı sana zehir de edebilirim." Dalga geçer gibi dudaklarını kıvırıp "Ben tercih etmezdim, gereksiz bir oyun" diye devam etti. Kafamın içinde yarattığım tüm ihtimaller o an yerle bir olmuştu. O beklediğimin tam tersi bir adamdı. Bu ihtimalleri sert sesiyle kurduğu cümle daha da parçalayıp yıktı. "Deli ağanın bir kadınla evli olması zorunluluğu yüzünden buradasın. Berdele aşiret karar verdi." Bu defa da kafam karışmıştı. O zaman neden kaçan karısı yerine benimle evlenmişti. Her şekilde kendine başka bir eş bulabilirdi madem bu kadar umursamıyorsa. Sanki tam da zihnimdeki soruyu görür gibi önündeki tuvale bakarak omuz silkti. "Endişelenme evlendiğim kişiyi ne yatağıma alırım ne de kalbime. Burda ikimizde kurbanız, eğer bir kurban arıyorsan." Tüm olan biteni sindirmek için zamana ihtiyacım vardı. Fakat sanki onun zamandan daha başka bir talebi var gibi kaşlarını çatarak tuvalin tam karşısındaki deri koltuğu gösterdi. "Seninle şöyle bir anlaşma yapalım. Ben sakladığın o küçük sırrı sormayayım sen de her şeyi siktir edip yeni tabloma model ol." Bir sırrım olduğunu anlayacak kadar zeki olduğunu bilmiyorum ve odanın her yerini kaplayan tablolardan biri olmak belki de hayatımda isteyeceğim en son şey olabilirdi ama şimdi buna tamamen razıydım. Onun yatağına girmekten ya da sırrımı öğrenmesinden daha iyi yol gibi gelmişti. En azından annemi oradan kurtarmak için yapacağım planına kadar bir ressamın ya da bir delinin modeli olabilirdim. Çıplak ayaklarla odanın ortasına doğru yürüdüm ve söylediği siyah deri koltuğa oturdum. Zaten odadaki her şey ya siyahtı ya da beyaz. Yerdeki boyaların renkleri odanın kasvetinde birer renk cümbüşü gibi göze batıyordu. Titrek ama istekliymiş gibi görünen ses tonuyla "Nasıl durmalıyım?" diye sordum. Yerdeki boyaları seçer gibi elini sakallı yüzüne atıp sakince sıvazladı. "Beni en rahat nasıl izleyebilirsen öyle dur." Odaya geldiğim andan itibaren onu izlediğimi anlaması kaçınılmazdı muhtemelen. Belime kadar inen uzun saçlarımdan, gelişi güzel dağınık topuz yapmak için taktığım gümüş tokayı çıkarıp saçlarımı serbest bıraktım ve koltuğa ona dönük yan olacak şekilde uzandım. Şu anda yaptığımız şey, hayatta kalmak için her gece Şehriyar'a masallar anlatan Şehrazad'ın Binbir Gece Masalları'na benziyordu. Bunu ikimiz de biliyor ama sessiz bir anlaşmayla kabulleniyorduk. O çoktan benim cismi varlığımı unutmuş, tuvaline ince ince işlediği boyalarına ve arada gözlerini kapatıp bir şeyler mırıldanarak kendi masalına dalmıştı. 'Gözyaşı ile yıkanan yüzden daha temiz bir yüz olamaz.' 'Peki yıkayacak bir damla bile göz yaşım kalmadıysa. O zaman ne yapmalıyım Shakespeare?' Mırıldanıyorduk, sanki birbirimize bir şeyler anlatmak ister gibi. O fısıltılı sesine katıyordu cümlelerini, ben gözlerime. Dakikalar sonra parmakları arasındaki fırçanın hareketi durdu, bittiğini düşünüp neden tuttuğumu bile unuttuğum nefesimi sakince verdim. Tuvalin kenarından kaşlarını çatarak sanki bir şeyler yanlışmış gibi uzun uzun bedenimi inceledi. Ardından yanlışı bulmuş gibi tek omzunu silkti. Tuvalin solundaki küçük ayaklı masadan sigara paketini aldı ve dudakları arasına yerleştirdi. Uzun süre kullanılmaktan metali soyulmuş zippoyu masadan alarak sigarası yaktı. Derin bir nefes çekerken bir elini destekler gibi göğsünün altına alıp diğer kolunun dirseğini dayadı ve her nefes çekişinde neyi incelemesi gerekiyorsa gözleriyle bütün vücudumu taradı. "O adam üvey abin mi?" Beklemediğim soruyla ciddileşerek toparlanmak için hareketlendim ama "Hareket etme" diyen soğuk ve emir verici sesiyle huyuna gitmek için az önceki pozisyonumu aldım. Bir kez daha "Evet" olan tek kelimelik cevapla yetindim. Anladım der gibi dudak büzüp tekrar sigarasından derin bir nefes çekti. Sigarası bitene kadar başka bir şey sormadı. Biten izmariti masanın üstündeki su dolu bardağın içine attı. Onunla ilgili öğrendiğim ikinci ve değiştirmek için yanıp tutuştuğum özelliği, dalgalı saçları gibi fazla dağınıktı ve temiz eşya anlayışı yoktu. "Elbiseni yukarı doğru sıyır." Bu istek basit olduğu kadar tetikleyiciydi. Tetiklenen donuk bakışlarıyla dediğini yapmamı bekleyen adam değil, benim korkumdu. O sabırla beni beklerken elbisemi baldırımdan tutup yukarı doğru sıyırdım. Şimdi o yanlışı düzeltmiş gibi sakince tekrar eline fırçayı ve boya tüplerini aldı ve renkleriyle beni kafasındaki o mırıltıyla boyamaya devam etti. Fakat bu kez de bende bir soru peydah olmuştu. Normalde insanların hayatları ya da neyi neden yaptıklarını umursamazdım ama küçücük bir duygu değişimi yakalayamadığım ve herkesin Deli Ağa dediği bu adamı merak etmiştim. Yeniden sesimi doğal çıkarmaya çalışarak inceltip sordum. "Onun da tablosunu yaptın mı?" Kimden bahsettimi sormasına bile gerek olmayacağını biliyordum. İkimiz de birbirimizin ne kadar zeki olduğunu gözlerimizle yaptığımız o kısayasıya mücadelede öğrenmiştik. O da tek cevaplık "Hayır"la yetindi ama benim için yeterli değildi. "Neden?" diye soran ısrarım onu zerre kadar etkilenmemişti. Tekrar masanın üstünden sigara alıp fırçayı diğer eline alarak zippoyla yaktı. Bu defa sakin bir nefes çekip başını yukarı kaldırıp boşluğa üfledi. "Vücudu dikkate değecek kadar güzel değildi." O cevap verdikçe sürekli yeni sorular türüyordu zihnimde. Sanki daha fazlasını isteyen açlık dolu tarafım daha çok şey bilmek istiyordu. "Bende dikkate değer gördüğün şey ne? Benden bunu istedin." Benim için kaçış olan ve ilk geceyi sorunsuzca atlatmak istediğim bu seçeneği önüme sunarken onun aklında ne vardı, bilmek istiyordum. Sigarasını dudaklarından uzlaştırıp bu kez farklı bir amaçla inceler gibi gözleriyle görüntüsünü taradı. "Beyaz elbisenin altında ince bir belin, dokunulmayı bekleyen küçük göğüslerin, el değmemiş sıkı ve biçimli kalçan, bacaklarının arasında söndürülme arzusuyla yanan bir alev var." Sanki sıradan bir şey söylemiş gibi omuz silkti. "Sanırım bunlar bana, güzel bir fiziğin olduğunu anlamam için yeterli geldi." Açık saçık konuşması beni her seferinde dumura uğratıyor, daha fazla soru sorarsam sadece cevap vererek amacına ulaşabilir gibi geliyordu. Sessizliğimle cevap verdiğimi anladığında "İzin verirsen devam ediyorum, sorularını uzun gecelerimizde devam ettirebilirsin" dedi ve dudaklarımı ıslatıp başımı sallamamla tuvaline döndü. "Her gece bir masal" diye mırıldandığına emindim. O andan sonra dakikalar dakikaları kovaladı, o varlığımı bile unutarak bu kez de şarkı mırıltılarıyla fırça darbelerine devam etti, dakikalardır kımıldamadan duran bedenim yoruldu ve korkunç bir günün sonunda geldiğim noktayı sorgulamaya başladım. Fakat başladığım sorgu "Bu gece için yeterli, uykun geldi" cümlesiyle başlamadan bitti. Pozisyonumu değiştirip koltuğa oturdum ve onun ne yapacağını izlemeye koyuldum. İlk geldiğim halindeki gibi soğuk bakışlarıyla elindeki fırçayı yere attı. Sanki yapacağı işi kalmamış gibi büyük yatağa doğru yürüdü ve tek hamlede yatağın siyah çarşafını çıkardı. Tekrar tuvalin önüne gelip tahminen yarım bıraktığı portreye bir an bile bakmadan üstünü siyah çarşafla örttü. Bu sırada ben de koltuktan kalkıp şimdi ne yapmam gerektiğini düşünerek etrafıma bakındım ve daha fazla soru sorma der gibi umursamazca bakan adamla dudaklarımı ıslattım. "Ben nerede uyumalıyım, yorucu bir gündü benim için." Gecenin beklenilen sorusunu sormuşum gibi en azından omuz silkerek tepki verip büyük yatağa yürürken "Alt katın tamamı senin, istediğin odayı seç" diyerek yatağın üstüne çıktı. "Ama hâlâ seni becermem gerektiğini, bunu deneyimlemek istediğini düşünüyorsan, bu gereksiz meseleyi burda halledelim, sonra da odamdan çık." Öylece üstü boyalı kazakla ve altında iç çamaşırıyla çarşafsız yatağa girip üstüne örtüyü örttü. Kaçma fikri sonunda aklıma dank etmişti ve çoktan düzenli nefesler alarak uykuya dalan adama son kez bakıp odanın büyük kapısına doğru geldiğim gibi çıplak adımlarla yürüdüm. Oda demek için fazlaca büyük katın açık kapısından çıkıp kapayı bu defa sessizce kapattım. Kafamın içinde aynı anda binlerce evren dönüyordu, hiçbir düşünceyi yakalayıp sağlam temellere yerleştiremiyor, son bir kaç saattir, hatta gün içerisinde ne yaşadığımı kavrayamıyordum. Beynimin donma etkisiyle uyuştuğunu fark ettiğimde geldiğim merdivenleri koşarak inebilir ve sanki konaktan çıplak ayaklarla kaçıp annemin dizlerine yeniden dönebilirmişim gibi geldi. Ta ki tam da bunu yapmak için merdivenleri koşarak indiğim ve konağın geniş kapısının kollarından tutup açmak için yaptığım o hamlede duyduğum mırıltı sesine kadar. Artık onun sesine ait olduğuna emin olduğum mırıltıda, beni olduğum yere çivileyecek çığlık çığlığa ama sessizce duyulmayı bekleyen bir acı vardı. Bu acı boğazımı yakıyor, iliklerime kadar üst kattaki adamın aslında deli olmadığını bağırıyordu. Belki de deliydi ya da değildi, bunu o an bilemiyordum ama elimin arasındaki kapı kollarını bırakıp o mırıltıyı dinleyerek herhangi odaya girdim ve nereye uzandığımı umursamadan gözlerimi kapattım. Ve o sabah, hatta her sabah yeni bir dehşete uyandım. Açmadığım o kapıyla deli ağanın gelini olmanın nasıl bir şey olduğunu öğrendim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE