Altı

1978 Kelimeler
🎶🎶🎶 De Yar Yar Her geçen gün bir ipliğe deli gibi dolandığımı ve ipin ucunu da kendim tutup çekiştirdikçe doladığımı hissediyordum. İp de bendim, ipin ucunu bulamayan da. Dün gördüklerimi, dinlediğim o melodiyi, çaresizliğin mükemmel acısını henüz atlatamamışken yeni bir dehşetle uyanacak mıyım diye gözlerimi açtım. Kaldığım odadaki yoğun naftalin kokusu bu odayı da değiştirmem gerektiğinin başımı ağrıtan sinyallerini veriyordu. Ben buraya sığamıyordum, bu konak kimsesizlerin mezarlığı kadar acı yüklü ve terk edilmişti. Burada çiçeklerim soluyordu, yavaş yavaş ölüyordum. Odanın kalabalık görüntüsünden kaçmak için hızla kapıyı açıp alt kattaki banyoya girdim. Elimi yüzümü yıkayıp çabuk olacağımı sürekli tekrar ederek odaya döndüm ve valizimden çıkarttığım masmavi bir elbiseyi ve uzun saçlarımı örtmesi için annemin kendi elleriyle kenarlarını işlediği şalı çıkardım. Üzerimi değiştim ve saçlarımın kenarlarını tokatlar ile tutturup şalı taktım. Bir kalıba su gibi akmak, o kalıbın şeklini almaya çalışmak göğsüme her seferinde binlerce bıçak saplıyordu ve o bıçaklar benim külfetimdi. Dokunsam söküp atacağım ama kanadıkça öleceğim. Dolabın aynasına bakmamak için hızla odadan çıktım. Aynalar bana ait olmadığım beni yüzüme vuruyordu ve bir delinin odasında onlarca aynalar bas bas bunu bağırıyordu. Mutfağa girip kendime kahvaltı hazırlamaya başladım, Jêhat içerse diye de kahve suyu koydum. Çalan kapı daldığım kafamın içindeki benden sertçe çekip aldı. Büyük kapıyı açtığımda karşımda başı önde elindeki tepsiyi sıkı sıkı tutan Cihat'la hem şaşırmış hem de acı bir mutluluk hissetmiştim. Dün onları gördüğümü kimseye söylememiş, dilimi mühürlemiştim. Utangaç bir bakışla başını kaldırıp "Şey bu defa sana yaptım" diyerek elindeki tepsiyi uzattı. "Ama patatesli yaptım bunu, ıspanaklar çürümüştü." Kapıyı tamamen açıp kenara çekildim. "Patatesli olanı daha çok severim." Cihat gülümseyerek söylediğime şaşırarak dudaklarını araladı ve benim "İçeri gel, çay yaparız yanına" dememe utangaç bir gülüşle içeri girdi. O mutfağa doğru yürürken ben de kapıyı kapattım. Hepimizin sırları vardı, tıpkı kanatmaktan korktuğumuz yaralarımız gibi. Tepsiyi masaya koyan oğlanla mutfağa girdim ve ocağın üstüne suyunu doldurduğum çaydanlığı koyarak ocağı yaktım. Sanki ilk kez gelmiş gibi mutfağı inceleyen Cihat masanın başındaki sandalyeye oturdu. "Burası çok basık, boğuluyormuşsun gibi." Dünkü gibi değildi. Sesini özellikle değiştiriyor, havadan sudan konuşmak ister gibi bir tavır sergiliyordu. Onun gittiği yolu seçmeye karar verdim. "Evet, pek girmiyorum o yüzden. Mekanlar insanları huzursuz hissettirmemeli aslında." Ocaktaki su kaynarken masanın üstündeki tepsiyi alıp üstündeki örtüyü kaldırdım. Henüz kesilmemiş olduğu için çekmeceden uzun bir bıçak alıp tepsiyi tutarak kesmeye başladım. "Neden onu kullanıyorsun?" Cihat'ın sorusuyla merakla kaşlarım çatıldı. Elimde bıçakla arkamı döndüm. "Kesmeden mi yiyelim, böyle ellerimizle." Oğlan küçük bir kahkaha atıp elimdeki bıçağı gösterdi. "O kadının eşyalarını kullanmaktan rahatsız değil misin?" Elimdeki bıçağı daha yeni görmüş gibi dudak büzdüm, sonra da omuz silkerek tekrar tezgaha döndüm. "Eşyaların sahipleri yoktur, onlar sadece bir araç. Neden rahatsız olayım?" Cihat bir süre sessiz kaldı. Ben de bu sırada böreği tamamen dilimledim. "Ben olsam o kadının eli değdiği için her şeyi atardım" dediğinde küçük bir tebessümle dolaptan tabak çıkarıp böreklerden üç dört dilim koydum. Sonra dönüp masaya koyup gülümsememi bozmadan Cihat'a döndüm. "Atmak için hevesim yok." Cihat'ın yüzü buruklaşırken "İstemiyordun değil mi?" sorusuyla gerçeği saklamak istemedim. "Kim ister sence?" Haklısın der gibi dudak büzen oğlan yavaşça başını eğip "Kimseye söylemediğin için teşekkür ederim" dediğinde çekmeceden aldığım çatalları tabağın yanına koyup çaprazındaki sandalyeye oturdum. "Şimdi bunu boşver ama o adamı sepetlemelisin" diyerek güldüm ve çatalı alıp börekten bir dilim alıp "Biraz.. Şey.. Korkak" dediğimde kahkaha atan Cihat da eline çatalı alıp börekten yemeye başladı. "Demi? Korkak tavuk." Omuz silkerek "Umursamıyorum, yenisini bulurum" dediğinde ben de gülmeye başladım. "Bence biraz da yakışıklı olsun." Cihat ciddi ciddi gözlerini kocaman açtı. "Cidden mi? Benim gözüme yakışıklı gibi gelmişti." Dilimi üst damağımda şaklatıp çayı demlemek için ayakladım. "Hayır, Cihat adam kara kura bir şeydi." Tabaktaki böreğimiz bittiği için o da kalkıp tepsiden biraz daha ekledi. "Tamam, dur sana bir iki tane göstereceğim" derken pantolonun cebindeki telefonunu çıkardı ve bir uygulamayı açıp bir kaç mesaj atanları gösterdi. Bir elinde de maşa duruyordu. "Bu nasıl?" diye açtığı profille başımı iki yana salladım. "Çok çelimsiz." Cihat başka bir tanesini açarken elindeki maşayı yeni fark etmiş gibi tiksinen bir yüzle "At bunları valla" diyerek tezgaha koydu. Tepkisine gülerek çaydanlığın kulpundan tutup "Eşyaları değil de kıyafetlerini atmak istiyorum, her yerdeler ve dağınıklık beni sinir ediyor" dedim ve çaydanlığı masaya koyup Cihat'ın gösterdiği yeni profile baktım. "Eh bu biraz daha iyi." O sırada mutfağa giren gölge gibi adamla ikimizde küçük bir çığlık attık. Jêhat kaşlarını çatmış, altında yine bir eşofman üstü çıplak zaten dağınık olan saçlarını iyice dağıttı. Yüzünün güzelliği kurutmadığı belli olan ıslak saçlarında bile güzelliğini sergiliyordu. "İyi olan ne?" diyen garip ama şüpheci gözleri yüzümü taradı. Cihat hevesle Jêhat'ın yanına küçük adımlarla koştu ve telefon ekranını ona çevirdi. "Evîn yenge ile yeni birilerine bakıyorduk. Raşit'in götüne tekmeyi basacağım." Jêhat umursamaz gözlerle ekrandaki fotoğrafa bakarak ellerini beline koyup acaba kahvesi var mı diye tezgaha bakındı. "Cihat, Urfa'da gay mi var abicim, başka şehre gidemezsin." Onun kahve aradığını bildiğim için tezgaha geçip büyük bir kupaya kahve döküp ona kaynattığım suyu kattım. Cihat "Ama abi ya, en iyileri burdan çok uzakta" diye mızmızlanan oğlanı umursamadan uzattığım kupaya uzun uzun baktı. Başını yukarı kaldırıp anlamaz gözlerle gözlerime bakmaya başladı. Cihat ikimiz arasındaki bakışmaya bakarak dudaklarını birbirine bastırdı. "Şeker katmadım" diye fısıldadım yoksa bakışlarını gözlerimden çekmeyecekti. Elini kaldırıp bardağa uzandı ve hiçbir şey demeden alıp geldiği gibi gölge gibi mutfaktan çıktı. Cihat o gidince kahkaha attı. "O kadar komiktiniz ki, gören birbirinize zeytin dalı uzatıyorsunuz zanneder." Omuz silkerek tezgahtaki tabağı da alıp masaya koydum. Çay bardaklarını çıkarıp çaylarımızı doldurdum. Cihat bir şey demeyeceğimi anladığı için sandalyesine geri döndü. Bardakları masaya koyup Cihat'a döndüm ve samimi bir gülümsemeyle "Ona zeytin dalı değil, beyaz şakayıklar bile uzatsam omuz silkerek soğuk gözlerle çiçekleri soldurur" dedim ve böreğimi yemeye koyuldum. Elinde çatalla eli havada kalan Cihat gözleri dolu dolu bana bakınca kaşlarımı çattım. Sanki yutkunmakta zorlanır gibi kesik bir nefes verdi. Ve o hiç beklemediğim cümleyi kurdu. "Jêhat abim,,, o,, çok,, çok şey yaşadı. Kimse ona beyaz şakayıklar uzatmayı düşünmedi." 💠💠💠💠💠💠💠💠💠💠💠💠💠💠💠💠 Ben de uzatmamıştım o beyaz şakayıkları. Kendimi görmekten öteye gidememiş, bir odada dört dönen bir adamın deliliğinde başka bir şey görmemiştim, belki de bir de karanlığını. Ama karanlığın altında açan Jêhat Agviran'ın şakayıklarını görememiştim. Cihat yarım bıraktığı böreğiyle "Annem beni arar gideyim ben" diyerek gözleri dolu dolu önce mutfaktan sonra dış kapıdan çıktı. Gözüm kapanan kapıda kulağım acıyla çarpan seste kalmıştı. Bir güzelliğe hayran olmuş, deli saçmalıklarına ortak olmuştum ama Jêhat'ı anlamak istememiştim. Cinsiyetin umrumda değil, sırrına ortak et dediğinde altındaki inceliği anlayamamıştım. O, anlaşılmak istemişti yıllarca, birileri tarafından, en deli halleriyle. Mutfaktan çıkıp merdivenlere yöneldim. Koşar adımlarla çıkıp sağa döndüm ve onun kapısına doğru yürüdüm. Büyük kapıları ses yaptığımı umursamadan açıp odaya girdim. Damalı zemini hızlı hızlı yürüyüp etrafıma bakındım ama Jêhat odada yoktu. Endişeyle odadan çıktım ve karşı koridordaki banyoya koştum ve zaten çıplaklığına alıştığım adamı yine görsem ne fark eder deyip banyoya girdim. Burda da yoktu. Merdivenleri tekrar hızlı adımlarla inip alt katın her odasına teker teker baktım, yoktu, hiçbir yerde yoktu ama sanki ortalık bir öfkenin izlerini taşır gibi karışıktı. Merdiven altındaki o gizli odaya da girdim. Belki kaçıp saklanmak istemiştir diye ama yoktu, yine yoktu. En sonunda korkuyla birine haber vermek için gizli odadan da çıktım ve koridorda koşarak dış kapıyı açtım ve "Jêhat Ağa" diye bağırıp kapının önüne çıktım. Yerde gördüğüm kıyafetlerle şokla kaşlarım havalandı. Yukarıdan süzülen bir elbiseyle başımı yukarı kaldırıp arkamı döndüm. Ordaydı. Kale gibi duran konağın çatısında. "Jêhat" diye bağırdım sesimi duyurmak için ama o sanki dünyadan kopmuş gibi bir şarkı söyleyerek eline aldığı kıyafetleri havaya savuruyordu. Yerlere elbiseler saçılıyordu ve hiçbiri benim değildi. 🎶🎶🎶🎶🎶🎶🎶 "Delalê ez gune me lê (Canım, ben bir günahkarım ama) Xezalê ez gune me (Gazel, ben bir günahım) Aşiqê bejna te me ,hêsîrê çavên te me (Bedenine, gözlerinin yaşlarına aşığız) De yar yar, de yar yar (Aşkım, aşkım, aşkım) Bê te sebra min nayê (Sensiz sabırlı olamam) Heyfa çavên reşbelek çi bikim malê dunyayê (Dünyadaki siyah bir adamın gözleriyle ne yapabilirim?) De yar yar, de yar yar (Aşkım, aşkım, aşkım) Bê te xewka min nayê (Sensiz uyuyamıyorum) Heyfa çavên reşbelek çi bikim malê dunyayê (Dünyadaki siyah bir adamın gözleriyle ne yapabilirim?) Büyük konaktan dışarı çıkan Agviran ailesi çatıdaki Jêhat'ı görünce gülmeye başladılar. Dişlerimi sıkarak öfkeyle onlara baktım. Onlara göre Jêhat'ın deliliği bir sirk gösterisiydi. Bağıra bağıra o güzel sesiyle şarkı söyleyen Jêhat'a döndüm. Şarkı sırtınıza onlarca bıçağı aynı anda saplıyor gibiydi. Gözlerim dolarken konağın içine tekrar koşup merdivenleri çıktım ve çatıya çıkan o yeri aradım. Jêhat'ın odasının önündeki tavana baktığımda o kare boşluğu gördüm. Oraya nasıl çıkmıştı, o kadar kıyafeti nasıl çıkarmıştı bilmiyordum ama uzun boyum sayesinde tavandaki kirişlere tutunup kendimi yukarı çektim. Her yerde eski eşyaların olduğu, güneş ışığının tahta boşluklardan vurduğu çatı katında yine ışığın geldiği boşluğu aradım ve en ucunda bulunca koşarak oraya gittim ve tekrar yukarı çıktım. Kremitlere yavaş yavaş basarak çatının tepesine ulaştım. Burası, burası bir uçurum gibiydi. Aşağı bakmamak için gözlerimi arada sertçe sıkarak derin nefesler alıp verdim. Çatının diğer tarafındaki Jêhat'ı gördüğümde korkuyla ona doğru yavaş yavaş aşağı doğru kaydım. Tam ucunda duran adama yaklaşıp "Jêhat" diye bağırdım. Ama o beni duymuyor, dilindeki şarkı durmuyordu. Yanında duran kıyafet yığınları arasında kendinde değil gibi söylediği şarkıyla hepsini havaya savuruyordu. Delal sêva tucaran, xezal sêva tucaran (Sevgili elma, tuval elmasının hazinesi) Kevoka li guliyê daran (Ağaçların çiçeğindeki güvercin) Heyfa çavên reşbelek ketiye destên neyaran (Kara bir gözün durumu düşmanların eline geçti) De yar yar, de yar yar (Aşkım, aşkım, aşkım) Bê te sebra min nayê (Sensiz sabırlı olamam) Heyfa çavên reşbelek çi bikim malê dunyayê (Dünyadaki siyah bir adamın gözleriyle ne yapabilirim?) De yar yar, de yar yar (Aşkım, aşkım, aşkım) Bê te xewka min nayê (Sensiz uyuyamıyorum) Heyfa çavên reşbelek çi bikim malê dunyayê (Dünyadaki siyah bir adamın gözleriyle ne yapabilirim?) "Deli Ağa" diye bağırdığımda birden durdu. İsmini seslendiğimde duymayan adam sanki ismini duymuş gibi omzu üzerinden başını çevirdi ve gülümsedi. O gülümsemede ölmek isteyebilirdim. Öyle acı dolu ama zaferini kutlayan küçük bir çocuğun annesine yaptığını gösterir gibiydi o gülüşü. Ona ne söylesem o an boş gibiydi. Bu yüzden konuşmak yerine elimi uzattım. "Gel." Bütün bedenini bana doğru çevirince çatının ucuna daha da yaklaştı. Korkuyla titreyen elimi uzattım aynı onun gibi gülümseyerek, acıyla. Başını iki yana sallayarak yanındaki kıyafetleri gösterdi. "Bitmediler ama." Sesi yaramaz bir çocuğun geç saatlere kadar oturduğu için ödev yapamayıp yarına yetişmesi gerektiğini söyler gibi muzip ama çaresiz. "Neden onları atıyorsun?" O dudaklarını büzüp biraz daha elbise alıp yine aşağı savururken ona biraz daha yaklaştım. "Seni külfetlerinden kurtarıyorum, sen korkuyorsun." Günlerdir eski karısının kıyafetleri o dolaplardaydı ve ben onlara dokunamamıştım bile, sanki dokunursam onun yerine geçtiğimi kabullenirmişim gibi korkuyordum. "Korkma kumaş parçalarından" diye bağıran adam tam da korkularımı dile getiriyordu. "İstemediğin şeyleri atmalısın, onları sırtında taşıyorsun. O kumaşlara sığmaya çalışıyorsun, içinde boğulduğun kalıpların şeklini almaya çalışıyorsun. Sesinde saklıyorsun seni, bağırmıyorsun benim gibi." Yüzüme tokat gibi çarpan çığlığıyla yutkundum, gözlerimden yaşlar kendini özgür bırakmak ister gibi sıra sıra akıyordu. Rüzgarda eşarbımın altında uçuşan saçlarımın uçlarına dokundum. "Peki belime kadar uzanan saçlarım, onlardan da kurtulabilir miyim?" Başını iki yana sallayarak o kadının bir kaç elbisesini daha çatıdan attı. "Güzel oldukları için mi?" diye bağırdım sesimi duyurmak ister gibi. "Hayır, onlar külfetin değil, sırrın" dedi önce, sonra yine umursamaz gözleriyle gözlerimin içine bakarak omuz silkti. "Senin karmaşanı anlatıyor saçların. Her telinde kafanın içinde sakladığın o duvarları, korkuları, tabuları, çaresizliğini ve acını." Elinde kalan son elbiseleri de atıp daha fazlası yok der gibi ellerini iki yana açtı. "Ve sen bunlardan kurtulmaya hazır değilsin." Eşarbımın ucunu tutup çekerek saçlarımdan sıyırdım ve elimi havaya kaldırıp rüzgarda süzülmesine izin verdim. Annemin özenle işlediği, saçlarımı okşaya okşaya "Büyüdün artık kızım, bunları takarsın" dediği ve kalıplara girmeye başladığım o eşarp. Artık tutamadığım gözyaşlarımla dudaklarımı büzerek omuz silktim. "Hazır olduğumda saçlarımı sen keser misin Deli Ağa?" Şimdi gerçek bir gülümsemeyle çocuk gibi başını hızlı hızlı sallayıp bana doğru bir adım attı, hâlâ ona uzattığım elimle bana gelmesini bekledim, birbirimizi anlamak ister gibi. Son kalan bir kaç adımı atıp elimi tuttuğunda onu kendime çektim ve bir şey demesine fırsat vermeden boynuna sarıldım. Elimdeki eşarp rüzgarda uçuşup bizi birbirimize dolarken başı omzuma düşen adamın ipliklerine tutundu bir ucu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE