Yedi

1962 Kelimeler
🎶🎶🎶🎶🎶🎶 Bajar - Ogit Remix Bir çocuğu avutur gibiydi hislerim. Birbirimize sarıldığımızı izleyen insanlar arasında belki de Deli Ağa'ya o ilk eli uzatandım. Bu yüzdendir uslu bir çocuk gibi sözümü tutmuş, sıkı sıkı tuttuğu elimle çatıdan inmişti. Üstü başı toz, dalgalı koyu kahve saçları çatı katının örümcek ağları, nakış nakış işlediği kendi örümcek ağlarımızı bağlamıştık birbirimizin kaderine. Delirmek, Jêhat'la delirmek, bir sabah uçuşan kumaş parçalarıyla seni kurtarıyorum demekti. Ve evet delirmek en çok onun güzelliğine yakışıyordu. Evin içine küçük boşluktan girip önüme kattığım adamı banyoya doğru yürüttüm. Başı önde aklı bulanıktı yine. Belki de o elin uzanmasını beklemiyordu ama ben içimde büyüttüğüm beyaz bir şakayık çiçeğini ona uzatmıştım. Banyoya girdiğimde komut bekleyen ellerini önünde birleştirip gözlerimin içine bakarak gülümsedi. O gülümseme de şimdi de yaşamak isterdiniz. Altındaki eşofmanı kaşlarımla gösterip duşkabine girip suyun sıcaklığını ayarladım. Çırılçıplak önümde duran adam için mahremiyetin çıplaklıkla alakalı olmadığını sonunda anlamıştım. O külfetlerinden kurtulmayı başarmış bir adamdı. Kenara çekilip duşkabini elimle gösterip akan suyun altına giren adamla bir çocukla ilgilenir gibi raftan şampuanı aldım ve yüzüne dökülen saçlarını geriye doğru tarayan adamın açılan pürüzsüz yüzüne baktım. Gözleri kapalı adam başını yukarı kaldırıp kendini akan suya bırakırken annemden dinlediğim o masallardaki sessiz, vakur, savaşçı bir prensi gördü gözlerim, sanırım başka da bir şey göremiyordum artık. Gözlerini açıp kahvenin en koyu tonundaki gözlerini gözlerime kaldırdı, su damlalarıyla savaşan yay gibi kirpikleri gizleyemediği beklenti dolu bakışlarıyla elime şampuanı döküp benden biraz uzun adamın saçlarına uzandım. Beklediği olmuş gibi bir gülümsemeyle arkasını döndü ve saçlarını yıkamama izin verdi. O uzattığım çiçekle kırıyordu bir bir aynalarının içine hapsettiği Jêhat'ı. Ben bir kuleye hapsedildiğimi zannederken o, yıllardır o kulenin aynaları içine sıkışmıştı. Omzundan akan köpükleri sırtına doğru süzülürken elim sırtındaki o izlere kaydı. Dokunmaktan korkuyordum kanatırım diye ama çoktan izleri kalmış yaralarını sarmak istiyordum dünyadaki en güzel ipek kumaşlarla. Parmaklarımı uzun demir çubukların, zincirlerin ya da bıçakların geride bıraktığı izlere dokundurduğumda sanki canı yanıyor gibi dişlerini sıktı. "Anne acıyor." Duyduğum fısıltıyla gözlerim kapandı ve acıyla yanan gözlerimle kederi yutkundum boğazım düğüm düğüm. Jêhat'ın annesiydim şimdi, acılarını gösteren, sar dediği annesi. Omzunu okşayarak fısıldadım. "Biliyorum oğlum, şimdi sırıtına merhem süreceğiz, tamam mı?" Jêhat hızlı hızlı başını sallayıp bana döndü. Gözlerimdeki yaşlara bakarken çocuk şaşkınlığıyla ıslak elini kaldırıp kalbimin üstüne koydu. "Buran da acıyor mu?" Dudaklarımı birbirine bastırarak gözlerim yaşlara teslim olurken yavaşça başımı salladım. "Hıhı, acıyor." Kaşlarını çatıp yüzünü buruşturan adam başını hafif yana yatırıp korkuyla sordu. "Anne ölmesen olmaz mı?" O an ben de ölmek istedim. Benim yerime annesi geçecekse ölebilirdim, yaralı bir çocuğa can verebileceksem canımı verebilirdim. Elim kirli sakallı yüzüne giderken gözlerimin içine anlamış gibi bakıp gülümsedi. "Biliyorum, beni bekliyorsun orda." Yavaş yavaş başımı salladığımda tekrar arkasını dönüp başını kaldırdı ve akan suyun altında gözlerini kapatıp sanki uzansa suyu tutabilirmiş gibi ellerini yukarı kaldırdı. Banyodan çıktığımızda onu havlulara sarıp yatak odasına götürdüm ve yatağına kadar ellerim omuzlarındaydı, ben burdayım diyordum hemen yanı başında, ellerimi çekmedim, tuttum. Yatağına yatırdığımda alışık olduğu cenin pozisyonuna geçip ellerini diz kapaklarının arasında sıkıştırıp gözlerini kapattı. Üzerine siyah örtüyü örtüp uyuyan adamın masum yüzüne baktım. 🎶🎶🎶🎶🎶🎶 Arkamı dönüp odada gördüğüm tüm siyah örtülere, yerlerdeki boyalara, üstü örtülü tuvale ve aynalara baktım. Derin bir nefes verip gülümsedim. Bu odada da beyaz şakayıklar açmalı, siyah geceyi süsleyen yıldızlar gibi beyazlar süslemeliydi. Jêhat siyah, ben beyazdım. Ortası yok, grisi yok, keskin farklarla uçurumlarla birbirini ayıran renkler. Ama aynı yerde dengeyi kurabilen o siyah ve beyaz renkler. Satranç taşları gibi, birbirini deviren ama biri olmadan diğerinin devrilmediği, eksilen taşlar. Büyük camlara doğru yürüdüm ve karşımda uzayıp giden dağlara baktım. Dağlar özgürlüğü çağırırken biz bu kaleye kendimizi gömmüştük. Aklıma gelen fikirle gülümseyerek arkamı döndüm ve homurdanarak uyuyan adama baktım. Jêhat benden özgür olmamı istiyorsa o da özgürleşmeli. Ve özgürlük benim için sınırları aşmak, dolu dizgin koşmak ve rüzgarlara karışmaktı. Koşarak odadan çıkıp merdivenleri hızlı adımlarla indim, beraber özgürlüğü atacağımız o ilk adım Jêhat'ı dışarı çıkarmakla başlayacaktı. Alt kattaki odamdan başıma takacağım siyah bir eşarbı alıp öylesine saçlarıma tokalarla tutturdum ve konağın kapısından fırladım. Büyük konağa koşup meraklı gözlerle "Ağa yine delirdi mi?" diye soran Asmîn'e gülerek "Hayır, ben delirdim" deyip Cihat'ı aradım ve merdivenlerin başında bulduğumda kolundan tutup dışarı çıkardım. "Ne oldu yenge, Jêhat abime bir şey mi oldu?" diye telaşla soran oğlanın kulağına eğilip fısıldadım. Gözleri kocaman açılırken kahkaha attı. "Asıl deli senmişsin. Bulurum ama istediğini, bekle." diyerek konağın dışındaki adamlara seslendi. Ne dediyse hepsi şokla birbirine baktılar ama "Emredersiniz küçük bey" dediler. Cihat arkasını dönüp gülümseyerek başını salladı. Ben de arkamdan "Bu da delirdi" sözlerini umursamadan tekrar bizim konağa döndüm. Bizimdi artık orası, bizim kalemiz. Ama şimdi o kaleden çıkma zamanı gelmişti. İçeri girip mutfağa girdim ve heyecandan dört döndüm. Cihat da peşimden içeri girip "Aklına nerden geldi bu?" diye sordu gülerek. "Jêhat abime de senin gibi deli bir eş lazımdı." Gülerek içeriz diye kahve suyu koydum ve arkamı dönüp tezgaha yaslandım. Masada oturan oğlana merakla sordum. "Beyaz şakayıklar bulabilir miyiz peki?" Bu defa Cihat kocaman gülümseyip "O işi bana bırak" diyerek cebindeki telefonu çıkardı. Birini arayıp kulağına götürdü. "Raşit... Sus küçük pipi, beyaz şakayık bulmak için bir kaç saatin var. Bulamazsan konağa dönme." Telefonu kapatıp bana döndü ve göz kırparak "Şimdi Urfa'daki bütün çiçekçileri gezecek salak ama ben başka bir yerden bulucam" deyip kahkaha attı. Gerçekten tam bir haylaz çocuktu. Oturup beraber kahvemizi içip aklımdaki delice fikrin nerden geldiğini anlattım. Saatler sonra Cihat aldığı telefonla "Hazırmış, dışarıda" deyince Jêhat'ı uyandırmak için ayaklandım. Cihat gülerek "Evdekilerin suratını görmem lazım, ben gidiyorum" deyip konaktan çıktı. Altıma daha rahat bir şeyler giymek için odaya girip elbisemi çıkardım, rahat hareket etmem lazımdı. Ardından üst katın merdivenlerini koşarak çıktım. Jêhat'ın odasına heyecanla girdim. Uyandırmak istediğim adam ise üzerine bir şeyler giymeyi akıl etmiş, camın önünde aşağıdaki manzarasına bakıyordu. Arkasını dönüp bana şaşkın şaşkın baktı. Sormasına fırsat vermeden yanına koşup elini tuttum. "Hadi Jêhat Agviran, delilik vakti." O ne yapacağını bilemez bir yüzle bakarken elinden tutup odanın kapısına doğru yürüttüm. "Ama.." diye fısıldayan adama döndüm. "Kır o aynaları Jêhat, aynalar içimizdeki bizi yansıtmıyor." Jêhat sertçe yutkunup başını salladığında gülümseyerek elinden çekmeye devam ettim. "Dağlara." Merdivenleri sanki bir çocuk heyecanıyla koşa koşa indik ve konağın kapısından ellerimiz birbirine kenekli çıktık. Jêhat konağın bahçesinde gördüğü şaha kalkan atla başını bana çevirdi. Siyah atın hemen yanında ise beyaz at duruyordu. Konaktan çıkanların gözleri şokla açılmış bize bakıyorlardı. Jêhat'ın elini bırakmadan atlara doğru yürüdük. Jêhat hayranlıkla siyah ata bakarken elini bıraktım ve atın yellerini sevmesini izledim. At yeni gördüğü adamı tanımak ister gibi diğer eline uzandı. Jêhat elini koklamasına izin verdiği atla alnını atın alnına yaslayıp gülümsedi. İşte bu çocuk gülüşüydü. Ben de beyaz atın önüne gidip kendimi tanıtır gibi atın izin vermesini bekledim. Jêhat atın yanına geçip dizgininden tutup eyere yerleştirdiği ayağıyla kendini yukarı kaldırdı ve sakince bindi. At hareketlenmeye hazırlanır gibi ileri geri yürüdüğünde Jêhat'ın gülümsemesi daha da genişledi. Atın üstünde o da asıl gücünün ve özgürlüğünün farkındaydı. Ben de aynı şekilde ata bindiğimde dizginleri sıkıca tutup konak bahçesinin büyük demir kapalarını gösterdim. Jêhat gözlerimin içine heyecanla bakıp adamlara döndü. "Açın kapıları" diye bağırdı. Arkamızda bizi izleyen Agviran ailesine dönüp gür bir sesle bağırdım. "Siz daha Deli Ağa'nın gelinini görmemişsiniz." Jêhat başını iki yana sallayarak gülüp "Gidelim dağlara küçük gelinim" dediğinde başımı sallayarak önüme döndüm ve eyerle ata hafifçe vurup harekete geçen adamı takip ettim. Atlar özgürlüğe koşar gibi büyük kapılardan hızla fırladılar ve özgürlük bir atın yellerinde bizi dağlara götürüyordu. Önden giden Jêhat'la hızlanıp yanına yaklaştım. Elini kaldırıp gösterdiği yöne baktım. Batan güneşin altında tablo gibi parlayan dağların yamacını gösteriyordu. Gülümseyerek başımı salladım ve hızlanan adamla arkamı dönüp geride bıraktığımız yola baktım. Delilik bizim kanımız, özgürlük bırakmak istediğimiz korkularımızdı. Jêhat her adım attıkça ona beyaz şakayıklar uzatmaya karar vermiştim. Jêhat geride kaldırdığım için yavaşlayarak yanına yaklaşmamı bekledi. At tekrar koşmak ister gibi şaha kalktığında Jêhat atın yelelerini okşayıp "Sen benim gibi heyecanlısın" diyerek yanına ulaştığımda tekrar atı koşturmaya başladı. İkisi de damarlarında akan özgürlüğe teslim olmuşlardı. Aramızda biraz mesafe bırakarak arkalarından hızlandım ama sanki atlar birbirlerinden ayrılamaz gibi sürekli yan yana gelmeye çalışıyorlardı. Bindiğim beyaz at eşinden uzaklaşamıyor gibi siyah ata yetişmek için kontrolü alıp daha da hızlandı. Jêhat'ın yanına ulaştığımda gözlerinde gördüğüm o her zamanki delice bakışla kaşlarım çatıldı. Saçlarımda uçuşan siyah şalın ucunu tutup çekti ve havada uçuşan şalı parmakları arasına sıkıştırıp hızlanmaya başladı. Ona yine yetişmek isteyen beyaz at da hızlandı. Sanki benden çaldığı sırrım şimdi Jêhat'ın elleri arasındaydı ve o elleri havada parmakları arasındaki sırrımı özgür bıraktı. Siyah şal rüzgarla birlikte gökyüzünde süzülürken Jêhat'ın delice bağırdığı sesini duydum. "Kır bütün aynaları, çık içinden yansımaların." Başımı kaldırıp süzülen siyah şalla daha da hızlanıp sırrımı geride bıraktım ve Jêhat'a yetiştim. Dizginleri tutup atı sağa çevirerek dağın yamacından dönüşünü ve şaha kalkışını izledim. Gözlerimin önünde acılarıyla, deliliğiyle, karanlığıyla aşık olduğum adam meydan okur gibi ileriyi gösterdi. Gülerek ben de atı sağa çevirip uzaklaşmaya başlayan adamı takip ettim. Artık yarışıyorduk ve ben yine deli bir adamı tutmaya çalışıyordum. Uzun saçlarım rüzgarda uçuşurken ben Jêhat'la özgürdüm artık. Ne olduğumun, cinsiyetimin ne olduğunun, bundan sonra ne yapacağımın bir önemi yoktu. Ben Evîn Agviran, deli bir adamın gelini. Deliyle deli, acıyla acı, özgürlükle özgürlük, aşkla aşk olacaktım. Konağa geri döndüğümüzde bizi coşkuyla zıplayarak "Jêhat abim kazandı" diye bağıran sesiyle Cihat karşıladı. İkimizde kahkaha atarak konağın bahçesinde atları yavaşlatarak durdurduk. İlk attan inen Jêhat atımın yanına gelip elini uzattı. Gözlerinde gördüğüm ışıkta kaybolabilirdim. Elini sıkıca tutup attan indim. Atlar dinlenmesi için götürülürken Jêhat büyük konağın önündeki divanda oturanlara bakarak tuttuğu elimle kendi kalesine girdi. Büyük kapıları kapattığımda suratlarındaki dehşeti gördüğümüz aile üyeleriyle birbirimize bakarak kahkahayı patlattık. "Dedim sana beni delirtmeyin diye." Jêhat daha da gülerek bir kaç adımla önüme geçip omuzlarıma dökülen saçlarımı geriye doğru itti ve yüzüme yaklaşarak derin ve boğuk sesiyle fısıldadı. "Delir benimle küçük gelinim." Ellerim istemsizce onun kollarına gitti ve yutkunarak kollarını tuttum. "Delirdim zaten Jêhat." Evet, deliydim. Jêhat Agviran'ın yüzünün güzelliğiyle, gözlerinde gördüğüm karanlığıyla ve aydınlığıyla delirmiştim. Her haline aşık olmuştum. Ve onunla beraber karanlıklık bir uçuruma düşmüştüm. O günün akşamı güzel bir yemek hazırladım ve elimde tepsiyle üst kata çıktım. Yeni bir dehşet beni mi bekliyordu? Beklesindi. Jêhat'la her dehşete hazırdım artık. Odaya girdiğimde daha kısık ışıklarla karşılaştım, Jêhat bunu küçük bir kumanda ile zaten ayarlıyordu, artık biliyordum. Elimdeki tepsiyle büyük damalı odada ilerledim. Parmakları arasında sigarası önündeki tuvali inceliyor, küçük fırça darbeleriyle belli ki ayrıntı ekliyordu. Tepsiyi koltuğun yanındaki masaya koydum ve başını hafif yana yatırmış adam sanki bedenimi süzer gibi uzun uzun inliyordu. "Sana pantolon da yakışmış." Gülümseyerek altımdaki pantolona baktım. Ata binerken rahat olsun diye giymiştim ve sayılı pantolonlarımdan biriydi. Omuz silkerek masadaki tepsiyi gösterip "Sana da yemek yemek yakışır Jêhat Ağa, hadi bakalım bırak şu resmimi" dediğimde cıklayarak tuvale döndü. "Bırakamam, öyle güzelsin ki." Şokla dudaklarım aralandı ama eliyle tuvali gösterip "Burda" dediğinde "Çünkü sen yaptın" diye mırıldandım. Tuvalin önünden uzaklaşıp tepsiye baktı. Burun kıvırarak "Yemeyeceğim, kahve yok mu?" diye sordu. Bu defa da ben göz devirip "Yemezsen yok" dedim ve ikimizde birbirimizin inadını biliyorduk. O yüzden "Az yerim" diyen adamla zafer benimdi. "Tamam, sen yemeye başla ben kahve getireyim" diyerek masadan uzaklaştım ama kapıya doğru yürürken yemeği inceleyen adamla gülerek "Geldiğimde yemiş olmazsan bütün kahveyi ben içerim" dedim. Mecburiyetten başını sallayan adam dudak büzüp tepsideki çatalı aldı. "Tamam deli gelin." Ellerim belimde şaşkınlıkla "Ben mi deliyim Deli Ağa?" diye sordum ama o umursamazca omuz silkince başımı iki yana sallayarak tekrar arkamı döndüm. Onunla delilikte yarışmak mı? Mümkün değil. Eh ama ben de az deli değildim. Odadan çıkıp merdivenleri sakince inip derin bir nefes vererek mutfağa girdim. Kahve suyu için ısıtıcıya su koyup düğmesine bastım. Mutfak camından dışarıdaki bahçeyi izledim. Jêhat'ın at üstündeki o durgun ama hevesli hali, özgürlüğe koşar gibi kendini rüzgara bırakışı ve saçlarımdan söküp elleriyle serbest bıraktığı kalıplarım. Jêhat ince bir ip üstünde yürüyen deliliğin sınırlarında dolanan karanlık ve bir o kadar aydınlık bir adamdı. Fakat onun karanlığını da aydınlığını görebilecek kişi sizdiniz. O hiç çekinmeden her halini gösterir, kişilikler arasında sürekli üzerindeki rolleri değiştirir, ona uyum sağlayan siz olursunuz. Ve onunla beraber yavaş yavaş deliliği tadarsınız.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE