On

1353 Kelimeler
🎶🎶🎶🎶🎶 Uyu memikoğlan uyu Ve bir gece yarısı yine Deli Ağa'nın mırıltı sesleriyle uyanıyorsunuz. Fakat bu defa aşık olduğunuz adamın çırılçıplak konaktan çıkıp dağlara doğru yürüdüğünü görüyorsunuz. Onu gören herkes "Yine Deli Ağa annesinin mezarına gidiyor" deyince dehşete düşüyor ve elinize kaptığınız bir örtüyü alıp onun peşine düşüyorsunuz. Jêhat Agviran'la yaşamak tam da böyle bir şeydi. Her gün alıştım dersiniz, beni artık hiçbir şey şaşırtamaz, korkutamaz dersiniz ama deli bir adım kör karanlıkta çırılçıplak dağlara yürümesi korkutur. Çünkü o dağların sonu uçurumdur. Karanlığın ortasında bilemediğiniz bir karanlığa koşuyorsunuz bu defa. Jêhat bilinmez, tahmin edilemez, engellenemez bir adamdı. Tam dağın tepesindeki mezarın başında onu gördüğüm de soluk soluğa kaldım. O ise acı bir türküyü mırıldana mırıldana annesinin mezar taşını okşuyordu. Hiçbir tepki vermeden arkasından yaklaşıp elimdeki örtüyü sırtına sardım. Varlığımı algılamadığını biliyordum, o mırıldana mırıldana aynı türküyü söyleye söyleye dizlerinin üstüne çöktü, mezarın tam yanına uzanıp sanki bir beşikte sallanır gibi kendini sallaya sallaya gözlerini kapattı. "Uyu memikoğlan uyu öte gecelerde büyü. Uyu memikoğlan uyu öte gecelerde büyü." Türküyü kendi sesimle mırıldanmaya başladığımda uzandığı toprakta doğrulup yanına oturan bana baktı. Sanki bir şeyleri bulmuş gibi devam eden mırıltıma eşlik etti. İkimiz birlikte söylemeye başladığımızda yavaşça koluna girdim, karanlıkta bile parlayan kahve gözleri beni seyrediyordu. Ayağa kalkması için küçük bir hamle yaptığımda benimle beraber kalktığı ve söylemeyi kesmediğim türküyle tepeden aşağı inmeye başladık. O yolu nasıl geri döndük, aynı türküyü kaç kere tekrar söyledim bilmiyordum ama ayaklanan konaktakilerin şaşkın bakışları eşliğinde kaldığımız konağa doğru elimde Jêhat'ın eliyle yürüdüm. Kapıyı açıp içeri girdiğimizde kimseyi umursamadan kapıyı bakanların suratına kapatıp üst katın merdivenlerine doğru yöneldim. Ellerimiz bir anlığına ayrıldığı için sanki kaybolacakmış gibi elime sarılan adamla merdivenleri çıkıp odasına girdik. Onu yatağına götürdüm ve sesi artık daha durgun çıkan Jêhat sarıldığı örtüyle beraber gözlerini kapattı. Neden bilmiyorum ama o an sadece o uyuyana kadar saçlarını okşadım ve dakikalarca aynı şarkıyı tekrar tekrar söyledim. Ben bir bilinmezin içinde o bilinmeze düşmüştüm. Artık kaçamıyor, o bilinmeze sürükleniyordum. Ve sorun şuydu ki, o bilinmeze deli gibi aşık olmuştum. Ve yine o gecenin sabahında gözleri kan çanağı olmuş, yorgun ve mutsuz bir adam beklerken karşınıza gözleri hayat dolu bakan, oldukça coşkulu ve yaptığıyla övünen bir Deli Ağa ile karşılaşabilirsiniz. Tam olarak gözüme sokar gibi elinde tuttuğu prezervatifi salladığı gibi. "Zor oldu ama boşalmayı başardım. Eğer çocuk yapmamız gerekirse spermisid içermeyen prezervatif kullanabiliriz. Normalde bir kaç saate hepsi ölüyor ama.." cümlesine devam etmesine izin vermeden havada duran elini indirdim. "Jêhat bu sabah delirmesek mi?" Sanki yaptığını takdir etmemişim gibi suratı asıldı ve pes ederek elini aşağı indirdi. "Ama ben bunun için kaç saat uğraştım." "Bu yüzden mi çıplak ve kirlisin, yürü duşa giriyorsun" diye çıplak adamı omuzlarından iterek odanın kapısına doğru yürüttüm. "O elindekini de çöpe at lütfen." Tepki vermeden yürümeye devam etti, en azından artık sözümü dinliyordu. Birden "Tamam ama" diyerek arkasını döndüğünde elindekine bakmamak için "Of Jêhat" diye ben de arkamı ona döndüm. "Götünle mi konuşayım?" Kahkaha atarak tekrar geri döndüm, boşta olan eli belinde adam hesap sorar gibi kaşlarını çattı. "Duştan sonra konuş, şimdi değil" diyerek kapıyı açıp tekrar omuzlarından tutarak banyoya doğru yürütmeye devam ettim. Koridorun karşısındaki banyo kapısına geldiğimizde "Duştan sonra mı götünle konuşacağım?" diyen adamla yine kahkaha attım. "Hayır Jêhat Ağa, doğru düzgün, yüz yüze konuşacağız." Sonunda banyoya sokmayı başardığım adamla derin bir oh çekerek merdivenlerden aşağı indim. Ya Jêhat'la beraber ben de deliliğimi ilan edecektim ya da bu diyardan gidecektim. İlk seçenek daha cazip gelmişti. Unuttum, delirmek özgürlüktü ve tüm duvarları yıkardı. Kahvaltı hazırlamak için mutfağa girdiğimde çalan kapıyla yönümü değiştirip kapıyı açtım. Karşımdaki beni süzerek izleyen Asmîn "Günaydınlar gelin hanım, hanımağa Jêhat'la seni kahvaltıya çağırır. Sen söylersen belki gelir ağan" deyince üst kata çıkan merdivenlere baktım. Günlerdir Jêhat'ın deliliklerine ortak olan, onun için asla dışarı çıkmaz denen adamı çıkarttığım ve üstüne ailemin yanına götürdüğüm için artık benim istediğimde ne kadar inatçı ve güçlü olduğumu görmüşlerdi. İşte bu onları deli gibi merak ettiriyordu. Kim bu, Deli Ağa'nın gelini, Jêhat'ı nasıl dizginliyor. Jêhat'tan huy kapar gibi umursamadan omuz silktim. "Tamam olur, söylerim." Asmîn merakla başını belli ki daha önce giremediği konağın açık kapısından uzattı. "Jêhat Ağa yine odasında mı? O ürkütücü odada tablolardan başka ne var?" dediğinde göz devirerek onun baktığı yöne baktım. "Jêhat Ağa banyoda, o odada ne olduğunu sorarsan da" deyip sanki bir sır verir gibi bir elimi dudaklarımın kenarına koydum. Merakla bekleyen kadının kulağına eğilip "Benim çıplak resimlerim var, görmek ister misin?" diye sordum. Asmîn bunu beklemediği için sinirle geri çekilip "Ne yapayım ben sizin deli fantazilerinizi, ikiniz de delisiniz" diyerek saç savurup arkasını döndü. O büyük konağa giderken ben de dudak büzdü. "Ee sen sordun?" deyip mutfağa döndüm. Onlar çağırsa da ne olur ne olmaz diye kendime, belki bir ihtimal bugün Jêhat da bana katılır umuduyla masaya kahvaltı hazırlamaya koyuldum. Dakikalar sonra mutfağa belinde bir havluyla gelen adamın sesiyle gülümsedim. "Sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi, Dilimizde akşamdan kalma bir küfür." Sanki kendi kendine konuşuyor gibi devam edip masanın üstündeki zeytin tabağından bir zeytini ağzına atıp devam etti. "Salonlar, piyasalar, sanat sevicileri Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni. Yakanda bir amonyak çiçeği Yalnızlığım benim sidikli kontesim Ne kadar rezil olursak o kadar iyi." İç çekerek zeytin çekirdeğini yutup masanın üstündeki peynirden de bir parçayı ağzına attı. Salatalık doğramaya devam ederken aynı şiirden son kısmı söylemeye başladım. "Baktım gökte bir kırmızı bir uçak, Bol çelik, bol yıldız, bol insan." Gözleri şaşkınlıkla açıldı ve merakla sessizce yanıma geldi. "Bir gece sevgi duvarını aştık Düştüğüm yer öyle açık öyle seçik ki. Başucumda bir sen varsın bi de evren Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi, Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar." Doğradığım salatalıktan ağzına atıp "Kahve de yapsana bize" diye mırıldandı ve tekrar masaya doğru yürüyüp sandalyeye oturdu. Ağzına bir tane daha zeytin atıp gülümseyerek başımı sallamama arkasına yaslanıp geniş camlardan dışarı baktı. Şu anda o kadar huzurlu bir yüzü vardı ki, ona konaktan çağırdıklarını söylemek gelmiyordu içimden. Çünkü biliyordum, canı sıkılacak ve yine kendini odaya kapatacak, eski karanlık haline dönecekti. Onun yerine tam istediği gibi sade bir kahve yapıp masada önüne koydum ve karşısına oturup kahvaltıya başladım. Arada onun da ağzına bir şeyler atarak kahvesini yudumlaması, evet şiir gibiydi. 💠💠💠💠💠💠💠💠💠💠💠💠💠💠💠 Akşama kadar koca konağın içinde kovalamaca oynar gibi her gittiğim yere gelen adamla peşimde bir civciv varmış gibi hissediyordum. Bir kaç gündür görmediğim o karanlık yanıyla bir süre rahat ve eğlenceliydi. Ta ki "Akşam için ne yemek istersin?" demek için bir süre sonra odasına giden adamın yanına gidene kadar. Odaya girdiğimde odanın ışığının yine kısılıp duman altında olduğunu görünce yavaş adımlarla tuvalin başında dikilen adama yaklaştım. Parmakları arasındaki sigarayı yüzünden uzaklaştırıp gözlerime baktı, işte görmeyeli çok olan o karanlık Jêhat. Dudakları kıvrılırken ben de umursamazsa dudaklarımı kıvırdım ve konuşmasına izin vermeden üstümdeki elbiseyi eteklerinden tutup yukarı doğru sıyırdım. Tam da bunu beklermiş gibi eline fırçayı alıp yerde dağınık duran renklerini seçti. Tamamen soyunup koltuğa doğru yaklaştım ama "Hayır" diyen adamla sessizce bekledim. Fırçayı dişleri arasına alıp altındaki eşofmanını çıkardığında yutkunarak dudaklarımı ıslattım. Fırçayı dişleri arasından alıp herhangi bir yere attı ve üstündeki siyah tişörtünü de çıkardı. Olduğum yerden kıpırtısız sayılı nefesler alırken adım adım yaklaştı. İç çamaşırını da aşağı sıyırarak çıkardı ve öldürücü sakin adımlarla yürümeye devam etti. İşte bu adımı beklemiyordum ki beyaz bir şakayık uzatayım. O üzerime geldikçe geriye doğru adım atma isteği duyuyordum. Çünkü karşısımdaki adamın ne korkusu vardı, ne de dur durağı. Bu bilemediğim bir Jêhat'tı, ateş gibi parlayan, parçalamak ister gibi hırsla kararan gözler. Sanki adım adım ondan kaçar gibi geriye doğru yürüdüğümde sırtıma çarpmak üzere olan aynayla kolu belimi sardı. "Seni renklerime karıştırmama izin ver." Elim istemsiz omzuna gittiğinde belimden çekerek kendine bastırdı. Kulağıma yakıcı nefesiyle yaklaşıp "Seni sevmeme izin ver" diye fısıldadı. Alt dudağımı ıslatarak derin bir soluk verdim. Kolu belimde milim uzaklaşmadan geriye doğru yürürken kendisiyle beraber beni de yanına götürüyordu, karanlığına bu defa düşeceğimi biliyordum ama izin vermek istiyordum. Boyaların ortasına geldiğimizde kulağımın altında olan dudakları boynuma doğru indi ve titrek bir nefes vererek dudaklarını bastırdı. O anda bacaklarımdaki bütün bağlar çözüldü. O da bunu bekler gibi boynumda "Özgür bırak" diye soludu ve yavaş yavaş yere kendimi bıraktığımda belimden tutarak yere yatırdı. Yere tamamen uzandığımda, gözlerimi tahrik eder gibi bakan adamın gözlerine bıraktım ve hiç bilmediğim o karanlık Jêhat'la büyük bir aydınlığa düştüm.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE