14

1583 Kelimeler
Her sabah yeni bir dehşete her zaman Jêhat'ın delilikleriyle uyanmıyorsunuz. Bazen hapsedildiğiniz kulede saçlarınızı yakmaya gelen, dilinizi anlamayan insanlarla da dehşete düşebilirsiniz. Sabahın ilk ışıkları tüm odayı içine çekerken odadan çıkıp alt kata indim. Kapının girişinde yerde gördüğüm çiçeklerle adımlarım son basamakta kaldı. Jêhat'a verecek, ona masumiyetimi ve aşkın mahcubiyetini gösterecektim. Ona her seferinde elimi uzatacağımı gösterecektim. Düştükleri yerde solan beyaz şakayıklarla yanaklarımdan süzülen yaşlarla acıya gülümsedim. Üst kattaki adamın yaşaması için dünyadaki bütün çiçekleri öldürebileceğimi fark ettiğimde aşk denen zehrin acımasız gücünden ve hiçbir duyguya benzemeyen tatlı yakıcılığından deli gibi korktum. Tıpkı Jêhat gibi, onun ilk çıldırışı gibi. Belki de ben de yavaş yavaş aşk denen o tatla delirecektim. Konağın kapısını yumruklayan sesle korkuyla ayağa kalktım ve koridoru koşarak geçip kapıyı açtım. Karşımda öfkeden kuduran babamı gördüğümde şokla geri adımlar attım. Öfke kusar gibi bağırarak "Bunca yıl ananla bir olup arkamdan iş çevirdiniz he" diyen babam üzerime yürüdüğünde ayağımın altında ezilen çiçeklerle ard arda yaşlarım süzüldü. Bileğimi yakalayıp sürükler gibi kapıdan çıkardığında ağlamaktan gözyaşları kurumuş annemin yalvarışlarını duydum. "Bırak yavrumu Hozan Ağa, onun suçu günahı yok, ben ettim." Annem dizleri üzerine çökmüş akmayan yaşlarıyla yakasını bağrını çekiştirip "Ben sakladım ben ettim, benim canımı al" dediğinde babamın elindeki kolumu var gücümle çekip anneme koştum. Yere çöken annemi kollarımın arasına sardım. Onun arkadasındaki Neval'in sinsi gülüşünü gördüğümde içime işleyen o delilikle dişlerimi sıkarak ayağa kalktım. "Seni öldüreceğim kadın, elimden ölüm gelse kurtaramayacak." Kadının üzerine yürüdüğümde arkamdan gelip kolumu tutup çeviren babamın suratıma inen sert tokatıyla gözlerimi kapattım. "Madem bu kadar erkektin, göstereydin erkekliğini de kadın eteklerine saklanmasaydın. Utanmaz arlanmaz, senin gibi evlat olmaz olsun." Babamın nefret kusan sesini bütün Agviran ailesi duymuştu da Jêhat duymamış mıydı? Gözlerimi açıp başımı çevirip kulenin camlarına baktım. Geleceğim demişti. Annem yerden fırlayıp önüme geçerek babama karşı durdu."Elini sürme yavruma, ona etekler giydiren, saçlarını ören, gizli gizli doktora götüren benim Hozan Ağa" deyip eliyle göğsüne vurdu. "Kendi yavruma kız diyen benim ben" diye diye bağrını deler gibi ard arda vuruyordu. "Ben ettim, ben kıydım yavruma" deyip elini kaldırdı "Bu ellerimle ben yaptım, ben yaktım yavrumu. Ana olamadım ona koruyamadım." Artık durdurak bilmeyen gözyaşlarımla kolumu annemin bağrına sarıp kendime çekerek sarıldım. "Ana etme, deme, deme. Sen bana analıkta yaptın babalıkta." Arkamızdaki herkesin bizi şokla izlediklerini, mırıltılarla konuştuklarını biliyordum ama yalnızdım koca aile içinde, yapayalnız, annem gibi. Babam, Agviran ailesine seslenir gibi elini kaldırıp arkadakilere konuştu."Benim kanı bozuk oğlum, size kadınım deyip Jêhat Ağa'nın kanına girmiş. Erkektir o kadın değil. Anasıyla bir olup yıllarca kız diye atalarını kandırmışlardır." Ardından bize dönüp tekrar elini kaldırıp "Ulan arlanmaz utanmaz madem oğul doğurdun da ne demeye sakladın kadın" derken anneme indireceği elini bileğinden tutup var gücümle sıktım. "Hozan Ağa" diyen sert sesimle bileğini sıkarak indirdim. "O elin anneme inerse, baba demem, ata demem vururum seni." Babam deli gücümü fark ettiğinde arkasındaki bir ordu adamına dönüp "Ne bakıyorsunuz lan it oğlu itler" dediğinde silahların namluları bana döndü. Bileğini daha da sıkarak kolumun arasındaki annemle beraber babama yaklaştım ve dişlerimin arasından konuştum. Gözlerimden ne geçiyordu bilmiyorum ama babamın korku dolu gözlerini gördüm. "Erkek de benim kadın da benim Hozan Ağa. İkisini de taşırım, ikisini de saklarım. Benim bedenimde ne senin hükmün geçer ne de diğerlerinin." Babamın arkasındaki küçük üvey abim babamın bileğini sıktığım elimi tutup "Evîn" diye uyardı sert sesiyle "İndir elini abim, atandır o senin el kalkmaz" deyince karanlığın geçtiğini bildiğim gözlerimi ona çevirdim. "O da babalık, atalık yapsın. O eli anneme kalkmasın. Kırarım Rêzan abi, anneme kalkan her eli kırarım." Babamın bileğindeki elimi gevşettiğimde hızla çekti. Arkadan çıkan Neval "Utanmazlar, bir de ettikleri suçu bilip üste çıkıyorlar. Bunların suçları yanlarına mı kalacak Hozan, yıllarca seni bizi bütün aşireti kandırdılar. Aşiretin yüzüne nasıl bakacaksın ağa, iki cinsiyeti de varmış Hozan'ın kumadan olma çocuğunun diyecekler" deyip aramızdaki Agviran ailesine dönüp bağırarak "Vay başımıza gelenler, başımıza bu da mı gelecekti Agviran'lar kız diye oğlan almışsınız deli ağanıza" dediğinde pes ederek gözlerimi kapattım. Bihar Hanım hızlı adımlarla yanımıza gelip "Suç sizindir Hozan Ağa, alın evladınızı günahını siz çekin. İstemeyiz biz kadından bozmayı" diye bağırdı. Konağın bahçesinde savaş çıkmıştı da Jêhat'ın odasında yaprak kımıldamıyordu. Oysa geleceğim demişti, dönecekti. Jêhat olarak, aşkından korktuğu küçük gelinine dönecekti. Babam annemle beni sürekler gibi koluma yapışıp "Onların cezasını Deli Ağa vermedi ama ben vereceğim" diye sürüklemeye başladı. "Bu memleketten adınızı sileceğim ikinizin de" diye bağıra bağıra bana silah doğrultan adamlarla konağın kapısına doğru sürüklemeye başladı. Annem can hıraş sesiyle "Bırak yavrumu, bırak ağa. Onun suçu günahı yok, bırak kuzumu" diyerek kolumdan tutan adamın göğsünü yumruklayarak yanımızda sürükleniyordu. Biliyordum, saçlarım yakılacaktı. Dilimin anlaşılmadığı insanlar arasında yok olacaktım. Arkamızdan koşan ve hıçkıra hıçkıra ağlayarak bağıran Cihat'ın "Bırakın yengemi, biliyorlardı. Hepsi biliyordu. Bihar yengem biliyordu, ses çıkarmadı. Ona söylediler, tamam dedi, kabul etti. Kimseyi kandırmadı Evîn yengem, Jêhat abim de biliyordu, nikaha tamam dedi" deyince babam yürümesini kesti. Bihar Hanım'ın susturmaya çalıştığı Cihat'la Jêhat'ın konağına baktı. "Deli Ağa'nız ne bilsin töreyi hukuku, oğlanla oğlan olur mu hiç." Annem, hızla babamın beni çekiştiren koluna tutunup "Sade oğlan değil ağa, hünsâdır Evîn, hoca nikah düşer dedi münasip gördü" deyince babam onu ittirerek "Ben münasip görmüyorum lan kadın" diye bağırıp çekiştirmeye devam etti. Konağın sertçe açılan kapısıyla herkes şokla kapıdan çıkan Jêhat'ın ard arda havaya sıktığı silah sesiyle oldukları yere çivilendiler. "Çek lan elini eşimin üzerinden" diyen Jêhat'ın deliye dönüşmüş sesi yeri göğü inletti. Elinde sıktığı silahı babama doğrultup kararan gözleriyle babamın üzerine yürümeye başladı. "O siktiğim elini koparım Hozan Ağa." Jêhat'ın deliliğini bilen üvey abim ve babamın adamları silahlarını Jêhat'a çevirince Agviran ailesinin adamları da silahlarını çıkarıp ağaya silah çektikleri için korumaya geçtiler. Benim için çekilmeyen silahlar Deli Ağa için çekildi. Abim öfkeli sesiyle "Jêhat Ağa, indir silahını" diye uyardı ama Jêhat'ın yanına elindeki silahla gelen ve asla beklemeyeceğim Cihat da silahını üvey abime doğrulttu. "Sen indir silahını Rêzan." Gerçek öfkesini daha yeni gördüğüm Jêhat ise kasılan çenesiyle elindeki silahın namlusunu babamın alnına dayadı. "Sana o elini çek dedim Hozan Ağa, yoksa sıradaki mermi kafanı delip geçeçek. Bilirsin deliyimdir." Babam alnına dayayan silahın namlusuna bakarak kolumdaki elini çekti. Jêhat elimi tutup kendine doğru çekip arkasına aldı, ben de annemi kolundan tutup yanıma çektim. Jêhat ölüm kadar kasvetli ve deliliğinin verdiği boğuk sesiyle babama doğru bir adım attı. Silah tutan eli gerçek bir öfkeyle titrerken dişleri arasından koştu. "Erkekse de benim nikahlım kadınsa da benim. Hangi hakla ağa konağını silahlı adamlarla basıp ağanın eşini yaka paça alıyorsun lan sen. O kadını kaçırıp giden şerefsiz oğluna sesimi çıkarmadığım halime benzemem Hozan Ağa, Evîn'e elinizi sürerseniz Urfa'yı gözlerinizin önünde yakar, başınıza yıkarım. Gerçek Deli Ağa'nın öfkesini o zaman görürsünüz." Babam Jêhat'ın gözlerinde gördüğü karanlık adamla ellerini kaldırıp adamlarına "İndirin silahları" diye bağırdı. Yavaş yavaş silahlar yere indi ama üvey abimle karşılıklı silahlarını çeken Cihat'la Rêzan abimin silahları inmedi. Sanki aralarında başka bir meselenin öfkesi var gibiydi. Jêhat silahını babamın alnına dayamaya devam ederken daha kısık ve ölüm kokan sesiyle babamın yüzüne doğru yaklaştı. "Bir daha bu konağa destur çekmeden adımını atarsan, o ayaklarını bağlar dağlara kadar sürerim Hozan Ağa, seni öldürmem için yalvarırsın. Şimdi itlerini de al, siktir git kapımdan." Babam bir şey söylemek için dudaklarını araladığında Jêhat silahını biraz daha alnına bastırıp daha da kısık bir sesle "Karının eteklerinde saklanıp erkeklik taslama burda bir daha. Git karına sor haberi var mıydı, nikahta kulağıma fısıldamadı mı sor önce, ondan sonra karşıma çıkacak yüreğin olsun ağa" dediğinde babam yutkunarak eşi Neval'e baktı. Neval ise Bihar Hanım'dan yardım ister gibi o tarafa döndü ama Jêhat'ın deliliğini çok iyi bilen kadın sessizce kenara çekildi. Jêhat yavaşça silahını indirince babam sonunda tuttuğu nefesi verip geri çekildi ve sert çıkarmaya çalıştığı sesiyle "Yürüyün gidiyoruz burdan" diye bağırdı. Jêhat onun adamlık taslamasına sinsice dudaklarını kıvırarak arkasını döndü. Yanaklarımda kurumaya başlayan yaşlara baş parmağını sürtüp eğilerek başımdan öptü. "Özür dilerim aşk, geç kaldım, uyanamadım" diye mırıldandı. Gözlerimi kapatıp başımı salladım ve bizi izleyen iki aileyi de umursamadan gözlerini alnımdan yumuşacık öptü. Ama gözlerini açtığında karanlığına teslim olan gözleriyle Agviran ailesine ve adamlarına baktı ve bütün adamları kontrol edip yöneten adama silahını kaldırıp bacağına sıktı. Silah sesiyle büyük demir kapıdan çıkan babam be adamları şokla arkalarını döndüler. Adam inleyerek bacağını tutup yere düştüğünde Jêhat'ın korkutucu sesiyle diğer adamlar da korkuyla geri adım attılar. "Bir daha benim eşime silah çekilirse, o siktiğimin belinizdeki silahlar karşısındaki ben bile olsam çekilecek, anlaşıldı mı it oğlu itler." Jêhat'ın sesiyle bulutlar bile kasvete teslim olurken onu duyan herkes sanki kendilerine söylenmiş gibi Agviran ailesi bile başlarını salladılar ama yerdeki yaralı adam dahil diğer adamlar "Anlaşıldı ağam" dediler. Üvey abim annemi de çağırınca kanatlarımın altındaki annem gururla Jêhat'ı izleyerek yaşlarını silip ellerimi tuttu. "Deli Ağa'n seni herkesten koruyacak yavrum, o seni anlayacak" dedi. Peki bir ağanın kapısında kuma olan annemi kim anlayacaktı? Gözlerim dolu "Annem gitme, kurtul o adamdan, ben sana bakarım" dediğimde acıyla gülümsedi ve yüzüme uzanınca başımı eğdim, yanaklarımı avuçları arasına alıp başımı öptü. Sonra da sıkıca sarılıp "O gün geldiğinde geleceğim yanına yaralı kuzum" dedi ve beklemeden arkasını dönüp yürümeye başladı. Jêhat, kolunu omuzlarıma sarıp kendine çekti ve elindeki silahı gelişi güzel beline yerleştirip diğer koluyla da sardı. "Şimdi sırrını neden benden sakladığını anladım küçük gelinim. Anneni almak için." Omzundaki başımı salladım yavaşça ve yeniden dökülen yaşlarımla ellerimi sırtına götürüp kazağını sıktım. "Annem orda kaldı Jêhat" diye fısıldadım. Jêhat dudaklarını omzuma bastırıp gözlerini kapattı. "Annen aşkla zehirlenmiş Evîn, onu ne sen ne ben kurtaramayız. Tıpkı kendimizi kurtaramadığımız gibi. Aşkını kusarsa gelecektir sana." Beni yerin yedi kat dibine çeken prangalarım vardı. Annem için öldürüm de öldürürüm de derken, şimdi onunla aynı kaderi yaşayıp bir aşkta zehirlenmiş, Jêhat için de, ölecektim ya da öldürecektim. Bunun sessiz ama bağıra bağıra fısıltısını delirmeye yüz tutan benliğimde duyabiliyordum. Fakat bu tatlı zehir hangimizi öldürecek hangimiz öldürtecek bilmiyordum.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE