18

1754 Kelimeler
🎶🎶🎶🎶🎶 Gözlerimi açtığımda bembeyaz bir gelinliğin içinde uçuşan tüllerle yangın yeri gibi harebeye dönmüş kulede koşuyordum, her yer bir labirent, zifiri karanlığın tam ortasında o ışığı arıyordum, olmayan parlak ışığı. Koştukça karanlık beni Jêhat'ın odasına çekiyordu. Var gücümle açtığım büyük kapılar beni tekrar aynı karanlık labirente atıyordu. "Jêhat" diye bağırdım korkuya teslim olmuş yüreğimle. Yoktu, Jêhat hiçbir yerde yoktu, belki de beni bu kulede tek başıma bırakıp gitmişti. Hayır, hayır, o beni asla yalnız bırakmaz. Ama Jêhat'ın kendi karanlığı bile aydınlatamıyordu şimdi düştüğüm karanlığı. Oysa sesini duyardım sessiz mırıltılarda. Kaçıncı kez açtığımı bilmediğim ama her seferinde var gücümle açtığım tahta kapılarla damalı zemini parçalara ayrılarak yarıklar oluşmuş, zifiri karanlık oda karşıladı sonunda. Kocaman oda bomboştu. Ne tablolar, ne piyano, ne satranç taşları, ne de salıncak. Karanlığı içine çeken aynalar yerli yerindeydi oysa ki. Odanın ortasına koşup "Jêhat...korkuyorum" diye seslendim. "Nerdesin?" İçine düştüğüm korkuyla aynalara döndüğümde bembeyaz gelinliğin içindeki yansımamı gördüm. Simsiyah saçlarım diz kapaklarıma kadar uzamış, yüzümde kimin yaptığı belli olmayan makyaj göz yaşlarımla akmış, solgun tenimde yaşama dair tek bir canlılık kalmamıştı. Sanki içten dışa doğru çürümüştüm, ölü bir gelin vardı tam karşımda. Oysa ben yaşamın en güzel renklerini taşıyordum ruhumda. Ben yaratımların en güzeli ve en mükemmeliydim. Ama şimdi an be an soluyor ve yok oluyordum. Bedenimde küçük kesikler oluşup aralarından sızmaya çalışan beyaz ışıklarla kırıkları yapıştırılmaya çalışılmış porselen bir bedene benziyordum. Titrek bir nefes vererek pes eden bedenimle kendimi damalı zemindeki derin yarıklara bıraktım. Karanlık ve dipsiz bir boşluk beni içine çekiyordu. Sanki hep o karanlığa ve boşluğa aitmişim gibi. Birden belime sarılan kollarla düşmek üzere olan bedenim sert bir bedene çarptı. "Evînamin(Aşkım)" Jêhat'ın kulaklarıma dolan sesiyle gözlerimi açtım. Beni sıkı sıkı kollarının arasına alan adamın yoğun kokusu burnuma doluyordu ve rüya olamayacak kadar güzel yüzü tam karşımdaydı. Gözlerimden korku dolu yaşlar süzülürken "Jêhat" diye fısıldadığımda ölüm kadar mükemmel bir gülümsemeyle gözlerime bakan adamın gözleri yavaş yavaş karanlığa büründü ve kulağıma eğilip fısıldadı. "Şimdi sen de karanlığıma büründün sevgilim." Başını çevirip aynaya baktığında o tarafa döndüm. Jêhat'ın kolları arasındaki bedenim sanki bir yapboz parçaları gibi bölünmüş, yerlerde uçuşan beyaz gelinliğim yavaş yavaş yukarıya doğru simsiyah bir renge dönüşüyordu. Telaşla ağlayarak başımı iki yana salladım. "Hayır, hayır, benim renklerim var Jêhat." Jêhat'ın belimdeki eli usulca yüzüme çıktı ve yanağımı avuç içine aldı. Gözlerindeki karanlık sanki tüm ışıkları kırar gibi kendi karanlığını yansıtırken dudaklarıma yaklaştı. Kollarından sıkı sıkı tutunup dudaklarıma yaklaşan adamla gözlerimi kapattım. Dudaklarıma tek bir nefeslik boşluk varken büyük bir gürültüyle duvarlardaki bütün aynalar aynı anda patladı ve parçalanan aynalar odanın her tarafına saçıldı. Beni göğsüne bastıran Jêhat'ın, tam göğsünün ortasında hissettiğim kalp atışları durduğunda başımı korkuyla iki yana sallayarak göğsünde başımı kaldırdım. Jêhat'ın parçalanan bedeni kollarımın arasında birden alev aldı ve gözlerimin içine bakan karanlık yavaş yavaş solup yerini parlak bir ışığa bıraktı. Dudaklarından süzülen o gülümsemesi ölümü bile kıskandıracak kadar güzeldi. Kollarımın arasında Jêhat'ın rüzgarlara karışan külleri kaldığında ruhumdan kopan acıyla bütün konağı fırtınamda yok etmek ister gibi çığlık attım. "JÊHAT" Gözlerimi kan ter içinde yatağımda açtığımda korkuyla yataktan fırladım ve üst katın merdivenlerine yöneldim ama coşkulu ve heyecanlı bir neşeyle merdivenlerden koşarak inen Jêhat'la olduğum yerde durdum. "Kuzgunun yavrusu yuvadan uçacak, koş Evîn." Telaşlı adam bütün merdivenleri büyük gülücükler saçarak indi ve ellerimi tutup "Gidip görmeliyiz küçük gelinim, bu ilk özgürlüğü" dediğinde Jêhat’ın altındaki gri eşofmana ve üstündeki fermuarlı kapşonluya şöyle bir baktım. Çıplak göğsü yine en deli haliyle ben burdayım diyordu. Ellerimden dış kapıya doğru çekiştiren adamla gülümseyerek "Tamam, geliyorum. Altıma bir etek giyeyim" dedim ve elimi bırakıp "Çabuk çabuk" diyen Jêhat'la odaya dönüp ne bulduysam altıma çektim ve odanın kapısının önünde yerinde duramayan adamın yanına gittim. Elimi tekrar tuttuğunda dış kapıya doğru koştuk, Jêhat kapıyı açtığında hafif atıştıran yağmur ve sıcak bir rüzgar saçlarımı savurdu. Konak bahçesinin büyük kapılarına aynı coşkuyla koşan Jêhat'a gülümsedim. Onu ilk kez bu kadar canlı ve heyecanlı görüyordum. "Açın kapıları deliler kuleden kaçıyor." Adamların açtığı demir kapılarla koşmaya başladık. Dağlara, kuzgunun yuvasına doğru gülücükler saçarak koşuyorduk. Yolun ne kadar uzun olduğunu, dağların ne kadar dik ve uçurumlarla dolu olduğunu anladığımda gözlerimin önüne gelen kabus yüzünden Jêhat'ın kolunu tutup "Jêhat dur, uçurum" dedim. Jêhat gülümseyerek arkasını dönüp kolunu tutan elimi avuçları arasına aldı ve ellerimi birleştirip ellerinin arasında avuç oluşturdu. Yavaşça ellerime uzanıp sıcak nefesiyle üfledi ve başını kaldırıp ışıl ışıl parlayan gözleriyle gözlerimin içine baktı. "Kabuslar uçup gitti." Kabus gördüğümü nerden anlamıştı bilmiyordum ama öyle tatlı bir kesinlikle söylemişti ki hızlı hızlı başımı sallamaktan başka bir şey yapamadım. Tekrar gülümsediğimde yeniden elimi tuttu ve koşmaya devam ettik. Bir eliyle de dağın en tepesini gösterdi. "Bak orda kuzgun, yetiştik." Başımı onun gösterdiği yöne çevirdiğimde havada dönen iki kuzgunla gülümsedim. Göç vakti gelmişti ve yavrularını alıp uzak topraklara uçacaklardı. Yuvanın olduğu tepenin karşındaki tepeye çıktığımızda Jêhat bir çocuk masumiyetiyle gözleri önündeki mucizeyi izleyerek "Baba kuzgun nasıl yapacağını gösteriyor" diye mırıldandı. Jêhat'ın tam yanında durup yuvadan ürkek adımlarla boşluğa kendini bırakmaya çalışan yavruyu izledim yüreğimde tutuşan ateşle. Dişi kuzgun tekrar yuvaya konarak yavruya cesaret vermek ister gibi kanatlarını açıp kendini boşluğa bırakıp kanat çırparak tekrar yükseldi. Dağlarda yankılanan kuzgunların çığlık çığlığa sesleriyle yavru kuzgun kendini boşluğa attı. Düşecek korkusuyla öne doğru bir adım attığımda Jêhat elimi tutup "Korkma sevgilim şimdi yükselecek" dedi. Jêhat kurduğu cümlenin farkında bile değildi, ne de bana sevgilim dediğini biliyordu. Anne ve baba kuzgun da yere hızlı bir iniş yapıp yavru kuzgunun yanına ulaştı ve yeni yeni keşfettiği kanatlarını kontrol etmeyi başaran yavru sertçe kanatlarını çırparak yükselmeye başladı. Yanı başında uçan anne ve babası etrafında döne döne gökyüzüne çıkmasına eşlik ettiler. Jêhat'a dönüp baktığımda yanağından süzülen ve bir elmas gibi parlayan gözyaşıyla "Jêhat" diye fısıldadım. Ama o sanki her şeyden soyutlanmış gibi gözlerinin önündeki yaşam mücadelesini görüyordu. Özgürlüğü. İki kuzgun yavrularını da alıp uçarak uzaklaşmaya başladığında Jêhat uçuruma doğru bir kaç adım attı ve kollarını havaya kaldırıp ıslığıyla bir melodiyi söylemeye başladı. İçimdeki korkuyla ona doğru bir kaç adım attım ve dağlarda yankılanan ıslığıyla tekrar gökyüzünde süzelerek gelen ve Jêhat'ın başının hemen üstünden dönerek sanki melodiyle birlikte kanat çırpan kuzgunların sesiyle dudaklarımı araladım. Jêhat arkasını dönüp gözleri dolu dolu merakla "Bizim yavrularımız da yuvadan uçacak mı?" diye sordu. Duyduğum soruyla yüreğime düşen ateş cayır cayır bütün bedenimi yaktı. Beklentiyle gözlerimin içine bakan adamla yanaklarımdan bilmediğim o acının yaşları süzüldü. Yavaş yavaş başımı salladığımda Jêhat en masum gülümsemesiyle tamamen bana dönüp elini çıplak göğsünde kalbinin üstüne koydu. "Bu çok hızlı atıyor. Neden?" Dudaklarımı büzüp omuz silktim ve ben de elimi kalbimin üzerine götürdüm. "Bilmiyorum, benimki de hızlı atıyor." Atıştıran yağmur hızlanınca kuzgunlar göç vaktini beklemek için yuvalarına döndüler. Jêhat ise adım adım yanıma gelip tam önümde durdu. Titrek bir heyecanla Jêhat'ın üzerindeki kapşonlunun fermuarını çektim. An be an beni izleyen bakışlarıyla kapşonunu da başına geçirdim. Heyecandan titreyen ellerimi tutan Jêhat gözlerimin içine bakarak gülümsedi. Bir elimi yanağına götürüp fısıldadı. "Bir şey var aramızda. Senin bakışından belli, Benim yanan yüzümden. Dalıveriyoruz arada bir, İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belki, Gülüşerek başlıyoruz söze. Bir şey var aramızda. Onu buldukça kaybediyoruz isteyerek. Fakat ne kadar saklasak nafile, Bir şey var aramızda, Senin gözlerinde ışıldıyor. Benim dilimin ucunda." Kulaklarıma dolan cümlelerle yutkunarak Jêhat'ın gözlerinin içine baktım. Onun gözlerinde gördüğüm ışığın kabusta aradığım o ışık olduğunu anladım. Jêhat kolunu boynuma sarıp göğsüne çekerek sarıldı ve boynuma yüzünü gömüp saçlarımdan öptü. "Ey dili yüreğime hançerim. Gidersen kapının ardı ayrılık, Şiirim gözyaşı olur. Ey gözleri ömrüme Azrail'im. Sırtını dönersen, Yaşam kursağımda taş, Gözlerini eğersen, Umudumun boynu kırılır. Değil ki senden sonra olmam, Olurum. Ama tanımadığım bir denize martı, Bilmediğim bir dağa yamaç, Göğsü yılana yuva, bir ölü olurum." Jêhat'ın sesinden dökülenler tam göğsümün ortasına bir hançer gibi saplandı. Jêhat titreyen sesiyle burnunu saçlarıma sürtüp kokumu içine çekerek çaresiz bir sesle fısıldadı. "Benden vazgeçme olur mu Evîn?" Göğsünde başımı sallayarak kollarımı beline doladım. Ondan vazgeçmek ölüme kucak açmaktı benim için. Jêhat'tan vazgeçiyorsam bilin ki ölmüşümdür. Jêhat derin bir nefes vererek başını kaldırıp gülümseyerek elimi tuttu ve dağdan aşağı doğru yavaş yavaş yürüyerek beni daha önce karanlıkta bulmaya çalıştığım bir yere, annesinin mezarına götürdü. El ele mezarın baş ucunda durduğumuzda Jêhat başını hafif yana yatırıp masum sesiyle "Anne bak, sana küçük gelinimi getirdim" dedi. Gülümseyerek sanki annesi cevap vermiş gibi başını sallayarak bana döndü. "Adını soruyor söyleyebilir miyim?" Hızlı hızlı başımı sallayıp yanaklarımdan süzülen yaşlarla annesinin sonsuz uykusuna saygıyla başımı eğip tam Jêhat konuşacakken "Merhaba Dilşah annem. Ben Evîn Agviran, oğlunuzun eşiyim. Tanıştığımıza memnun oldum" dedim. Jêhat, sanki gerçekten annesinin karşında konuşuyor gibi kullandığım cümlelere ve başımı eğmeme küçük ama tatlı bir şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. "Biliyorum çok yaramaz bir çocuk." Jêhat başını eğip bir çocuk gibi gülümseyerek kaçamak bakışlar attı. Alt dudağını kemire kemire "Ama anne" dediğinde kaşlarımı çatarak elini tuttum. "Merak etmeyin, şimdi eve dönüp sıcak bir duş alacak ve hasta olmasına asla izin vermeyeceğim." Jêhat mahçup bir gülüşle bakışlarını kaçırıp "Tamam" diye fısıldadı. Bir kez daha başımı eğip kaldırarak "Tekrar ziyarete geleceğiz Dilşah annem, aklınız kalmasın" dedim. Jêhat annesinin içi rahat etmesini ister gibi eliyle beni gösterip "Aynı senin gibi zaten, Jêhat çıplak dolaşma diye bağırıyor" dediğinde ellerimi belime koydum. "Beni annene şikayet mi ediyorsun sen hm?" diye sorunca Jêhat ellerini havaya kaldırıp "Valla etmedim, dimi anne" diyerek güldü. Kolundan tutup çekiştirerek "Jêhat bu yaptığın çok ayıp, annene rezil oldum" dediğimde kolundaki elimi alıp eli arasına alan Jêhat ikimizin arasında ellerimizi hafif hafif sallayarak "O senin iyi biri olduğunu gördü zaten" diye mırıldandı. "Ne zaman, nerde?" Jêhat omuz silkerek belimden tutup kayalıkdan inmemi sağlayarak tekrar elimi tuttu. "Cevap vermedin." Jêhat hmlayarak dudaklarını büzdü ve yavaşlayan yağmurla başındaki kapşunu indirdi. Eli arasındaki elimin parmaklarına parmaklarını geçirip gülümsedi. "O gece, bana ninni söylediğinde." Konağa geri döndüğümüzde belli etmemek için ağır adımlarla merdivenlere yönelen Jêhat'la kapıyı kapatıp hafifçe öksürerek ellerimi belime attım. "Jêhat banyoya hemen." Savsak savsak merdiven çıkan Jêhat sesimle yürümesini kesip arkasını dönüp sırıttı. "Tamam tamam gitcem öfkeli kuzgun" deyip gülerek tekrar aheste aheste yürümeye devam etti. Merdivenlerin son basamaklarında üstündeki kapşonlu hırkayı çıkarıp tahta trabzanlara koydu ama kayan hırkayla omuz silkip altındaki eşofmanı da çıkarıp yine çırılçıplak merdivenlerin sonunda durup arkasını dönüp ellerini beline koydu. "Akıllancam mı sandın?" Kahkaha atarak arkasını dönüp banyoya değil odasına yöneldiğinde "Jêhat gel buraya" diye bağırarak merdivenlere koştum. O da odasına koşunca daha da hızlanıp merdivenlerin sonunda "Offff" deyip odasının kapanan kapısıyla "Demek inat ha" diyerek sağıma yönelip kapıyı sertçe açtım ama tam kapının önünde beni bekleyen çıplak adamla afalladım. Jêhat ise zafer kazanmış bir gülümsemeyle eğilip bacaklarımdan tutarak omzuna aldı. "Jêhat indir beni deli ağa" diye bağırdım omzundan aşağı sarkarken ama cıklayan Jêhat "Beraber duşa gireceğiz deli gelin" diyerek banyoya yöneldi. Beraber duş, banyoda, çıplak. Aklıma gelen binlerce müstehcen ve seksi içerikli ihtimallerle ayaklarımı boşlukta salladım. "Hayır, hayır, ben sonra..." demeye kalmadan Jêhat'ın iterek açtığı kapıyla banyoya deli bir adamın omzunda girdim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE