19

1589 Kelimeler
🎶🎶🎶🎶 Banyodan utançtan yüzüm kıpkırmızı heyecandan tir tir titreyen bacaklarımla çıktım. Kapıyı kapatırken Jêhat'ın konağı dolduran kahkahalarını arkamda duyabiliyordum. Resmen omzunda duşa kabinin içine girmiştim ve açtığı suyla tüm kıyafetlerim sırılsıklam olmuştu. Bununla da kalmamış omzundan indirdiğinde bedeniyle duvar arasına sıkıştırarak kendini bedenime bastırıp "Eğer kaçmaya çalışırsan sikimi kaldırına kadar saatlerce çıkarmam banyodan ve biliyorsun uzun sürüyor" diye de tehdit etmişti. Şokla yüzüne baktığımda da fıskiyeyi yüzüme tutup susturmuş, kızmama bile izin vermemişti. En sonunda pes edip gözlerimi kapatıp ıslanan yüzümle "Tamam tamam, çek şunu" diyerek mecburen üzerimdekileri çıkarıp birlikte duş almıştık. Islık çala çala belime kadar inen saçlarımı bol köpükle yıkayıp yaramaz bir çocuk gibi suyu yüzüme tuta tuta yıkamıştı. İlk kez karşılaştığım Jêhat o kadar duru ve muazzam bir güzellikteydi ki, yaşam enerjisi bütün banyoyu gökkuşağı renklerine boyuyordu. Üstümde havluyla merdivenlere yöneldiğimde belime sarılarak odasına yönlendiren Jêhat'la surat asarak odasına girdim. Jêhat diğer kolunu da belime sarıp çırılçıplak ve ıslak bedeniyle beni kucağına alıp odasının içinde ıslık çala çala yürüyerek yatağa oturttu. Islıkları bildiğim bir melodiye dönerken elini sallayarak neşeli sesiyle söylemeye başladı. "Derdemin ji derde te zаfe (derdim, derdinden fazla) Kulаmin ji kulа te zаfe (yaram, yarandan fazla) Rêyаmin ji rêyа te zаfe (yolum, yolundan fazla) Kece cimа tu medekiriye (kız neden suratın asık?)" Omuz silktiğimde elimi tutup yataktan kaldırdı ve kolunu belime sarıp dans ederek odanın ortasına kadar geldi. Elimi omzuna koyup yarı sitem ya neşeyle bakarken bildiğim o şarkıyı söylemeye devam etti. "Xezаle le delаle (ceylanım güzelim) Zаni reyа me pir dure (biliyorsun yolumuz çok uzak) Hevаle le delаle (arkadaşım, güzelim) Kаni ser reyа me tune (yolumuzun üstünde çeşme yok)" Ben de neşeyle gülerek elini elimin arasına alıp havaya kaldırdım ve kendi etrafımda döndüm. Jêhat gülücükler saçarak beni kendine çekip alnımdan öptü. "Ölünür aşk, yoluna." "Yaşanır aşk, yoluna." Jêhat bu kez de ıslak saçlarımdan öptüğünde gülümseyerek elleri arasından uzaklaşıp ayaklarımla ritim tutarak omuzlarımı oynattım. Elleriyle ritim tutarak benim gibi bir ileri bir geri adımlar atan Jêhat hayran bakışlarla hareketlerimi izliyordu. Geri geri adımlar atarak söylediği şarkıyı devam ettirdim. "Sebrаmin ji sebrа te zаfe (sabrım, sabrından fazla) Kаremin ji kаre te zаfe (işim, işinden fazla) Esqаmin ji esqа ji zаfe (aşkım, aşkından fazla) Kece cimа tu medekiriye(kız neden suratın asık?)" Ellerimi uzattığımda ellerimi sıkıca tutup kendine çeken Jêhat sarıldı ve küçük adımlarla dans ederken birlikte söylediğimiz şarkımız tüm konakta yankılanıyordu. "Xezаle le delаle (ceylanım güzelim) Zаni reyа me pir dure (biliyorsun yolumuz çok uzak) Hevаle le delаle (arkadaşım, güzelim) Kаni ser reyа me tune (yolumuzun üstünde çeşme yok)" Kahkahalarla birbirimizin gözlerinin içene bakarken Jêhat belimden sıkıca sarılıp havaya kaldırarak kendi etrafında döndürdü, "Zehrin tatlıymış" diye bağırıyordu. Jêhat'ın kucağında dönerken uçuşan ıslak saçlarımla ellerimi havaya kaldırıp "O zaman birlikte zehirlenelim" diye bağırdım. Ellerimi Jêhat'ın omuzlarına koyduğumda beni yere indirerek sıkıca sarıldı. "Beraber tatlı zehrinle ölsekte mi?" Başımı yukarı kaldırıp sorgular gibi bakan adamın çıplak göğsüne elimi koyup hızlı hızlı atan kalbiyle gülümsedim. "Senin zehrin de acı verici ama ölmeyi umursamıyorum." Jêhat derin bir nefes vererek yüzüme yaklaştı ve dudaklarımın kenarını hafifçe öperek geri çekildi. "Tamam, acı tatlı zehrimizle ölene kadar bırakmak yok." Elimi ensesine atıp tekrar kendime çekip dudaklarının üstüne küçücük bir öpücük bırakıp dudaklarından uzaklaşmadan ve sesimi inceltmeden fısıldadım. "Seni bırakmaya hiç niyetim yok deli ağa." Jêhat önce kaşlarını çattı, ardından bir şeyleri fark eder gibi dudaklarını aralayarak kaşlarını kaldırdı. "Sikimi neyin kaldırdığını buldum, sesin ama kendi sesin." En güzel anların katili deli Jêhat çıkmıştı yine ortaya. Sanki büyük bir buluş bulmuş gibi "Tekrar konuşsana ama inceltmeden" dediğinde gözlerimi kapatıp oflayarak açtım ve "Jêhat seni gebertirim" dedim sinirle. Kahkahası tüm odada yankılanarak aynalar da bile yansıyordu. "Seni sinirlendirmek çok eğlenceli." Kolunu omzuma sarıp beni aynalara çevirdi ve yansımamızı işaret parmağıyla gösterdi. "Bu halimizi sevdim Evîn, saf ve temiz. Beyaza bulanmış siyah gibiyim." Yüzünü boynuma gömüp dudaklarını tenime sürterek göğsüme koyduğu eliyle beni kendine bastırdı. "Kokun biraz daha yanımda kalsa olur mu?" Başımı yavaşça sallayarak dudaklarımı birbirine bastırdım ve yutkunarak bir süredir aklımda olan o cümleyi kurdum. "Jêhat birlikte saçlarımı keselim. Çok az ama." Gülümseyerek yüzünü boyumdan çıkaran Jêhat aynadaki yansımama bakarak "Hazır mısın?" diye sordu. Dudaklarımı ıslatıp hiç beklemeden başımı salladım. Sırlarımı sakladığım saçlarım artık külfetim olsun istemiyordum. Jêhat'la özgürleşmek ve ona duru bir aşk vermek istiyordum. Sırların, duvarların, korkuların, baskıların olmadığı bir aşk. Boynumda gezinen küçük sıcak öpücüklerle elimi Jêhat'ın sakallı yüzüne götürdüm. "Hmm senin de sakalların mı uzamış acaba?" Jêhat boynumda hafifçe gülerek "Batıyor mu?" diye sordu ve denemek ister gibi çenesini boynuma sürttü. Tenimi kaşındıran ve huylandıran kalın sakallarla yüzünü okşayarak "Biraz, ama garip, hoşuma gitti" diye fısıldadım. Kısık bir mırıltıyla belimdeki kolunu daha da sararak dudaklarını boynuma sürterek "O zaman sen de benim sakallarımı kesersin" diye mırıldandı. Ona dönmek için hareketlendiğimde kolunu belimden çekti ve yüzümü ona döndüğümde bu kez ellerini belime yerleştirdi. Sanki sürekli dokunma ihtiyacı duyuyor gibiydi. Ellerimi sakallı yüzüne götürüp severek gözlerinin içine baktım. Durgun kahveleri ilk kez bu kadar sakin ve huzurluydu. Jêhat zehrimi kabul ettikçe bakışları da yavaş yavaş yumuşuyor ve tıpkı birer ateş böceği gibi gözleri ışıl ışıl parlıyordu. Onun yaptığı gibi dudaklarımı büzdüm ve elimin altındaki sakallı yanağını okşayarak "Bu halini sevdim deli ağa" dedim. Jêhat'ın dudakları iki yana kıvrılarak yeniden belimi kavrayıp başını omzuma yasladı. Kulağıma çarpan sakin nefesiyle fısıldadı. "Sen her gün başka bir güzel olsan, Ben her gün başka bir âşık. Her göz göze gelişimizde, Yıldırımla vurulmuş gibi olsak, Yepyeni bir aşk olsa aramızdaki, Her seferinde, Ne hârika olurdu yaşamak. Hele evlilik. Sen her gün başka bir güzel olsan." Kulaklarıma dolan şiirle dudaklarım tatlı bir heyecanla aralandı. Biraz zaman almıştı ama aylar sonda öğrenmiştim. Eğer onu anlamak istiyorsanız, şiirlerini, şarkılarını, cümlelerini takip etmelisiniz. O aslında tek bir mısrayla ya da mırıldandığı şarkılarla kendini anlatırdı. Sıcak dudakları boynumu okşar gibi tenimde gezinirken derin bir nefes vererek başını kaldırdı. "Önce saçlarını güzelce kurulayım, sonra biraz ucundan keselim olmaz mı? Saçlarının beni yakalamak için koşarken uçuşması hoşuma gidiyor." Omuz silkerek kurduğu cümleye güldüm. "Peşinden koşmam hoşuna gidiyor demek hm?" Jêhat yakalandığını fark eden bir çocuk gibi gözlerini kaçırıp başını eğdi. Dudakları kıvrılarak "Biraz" deyip başını kaldırdı. "Bekle sen burda, odandan makas ve havlu getireyim." Beni ayna karşısında bırakıp odanın kapısına doğru yönelen adamla artık onun çıplaklığını umursamıyordum bile. Çünkü o özgürdü, benim yanımda, kendi kulesinde, tüm gözlerden uzak. O an fark ettiğim düşünceyle arkamı dönüp aynalara bakarak gülümsedim. Jêhat bu kuleye geldiğim ilk günden bu güne kadar bir kez bile benden çekinmemiş, rahatsız olmamış ya da utanma ihtiyacı duymamıştı. Diğer insanların yanında hâlâ buz gibi bir adamken bana buz dağının altındaki o dipsiz okyanusunu göstermişti. Elinde havlular ve saç makasıyla gelen Jêhat'la huzurla gülümsedim. Yeniden neşeli bir ıslık çalarak yanıma gelip saç havlusunu başıma atıp "Şimdi keskin parmaklarımla seni yeniden yaratıyoruz deli gelinim" dedi ve gülerek havluyla saçlarımı kurulamaya başladı. Dakikalar sonra eline makası alan Jêhat'la saçlarımı belimden biraz yukarıda kesmiştik, duygusal seremoniye gerek olmadan, acı hissetmeden, özgürce ve mutlulukla. Neden yıllarca bir külfete tutunurcasına saçlarımı kesmediğimi o an anlaştım. Aşkla kesilen parçalar kanatmıyor ve acıtmıyordu. Kanatarak keseceğim zamanların geleceğini ise bilmiyordum. Benim için artık alıp fırlatmak istediğim saçlarımı Jêhat dağıtmadan düzgünce kesip kestiği parçayı saklamak için kaşla göz arasında almıştı. Buna da omuz silkerek "İlerde kel kalırsam bunları ektiririz, sonra da adımız kel ağaya çıkmasın" deyip kahkaha atarak odadan çıkmıştı. Benim saçlarımdan sonra Jêhat'ı banyoda yakalayıp "Şimdi senin sakallarında Jêhat Ağa" dediğimde dudak büzerek "Hani hoşuna gidiyordu deli gelin?" diye sordu. Onu umursamadan banyo dolabından tıraş malzemelerini alıp omuz silktim. "Eşitlikten yanayım, benim saçlarımdan gittiyse senin de sakallarından gitsin." Ve gülerek ellerini kaldırıp geri geri adımlar atan Jêhat'la tıraş bıçağını havaya kaldırdım. "Gel bakalım deli ağa." Jêhat banyodan fırlayıp "Gelme üzerime deli gelin, valla deliririm" diye bağırarak odasına koşunca ben de peşinden koştum. "Beraber deliririz, kaçma Jêhat." Elbette Jêhat'ı odasında ordan oraya kovalayıp sonunda yakaladığımda omuzlarından ittirerek banyoya sokup sakallarını kesmiştim. Biz inatçı bir çifttik sonuçta. Biraz kısalan saçlarımla yeni bir Evîn vardı artık yüreğimde, uyanmayı bekleyen özgür bir anka kuşu. Jêhat'tan bulaşmış gibi zafer kazanmış gülücükler saçarak beraber söylediğimiz şarkıyı mırıldana mırıldana banyodan çıktım. "Kece cimа tu medekiriye(kız neden suratın asık?)" Arkamda savaşı kaybetmiş Jêhat'ı bırakıp alt kattaki odama gidip rahat kıyafetler giyinip mutfağa geçtim. Kesinlikle Jêhat'la baş başa kahvaltı yapmamız gerekiyordu. Alışkanlıklar çabuk değişmezdi elbette, Jêhat yine her sabah olduğu gibi kahvesini içecekti ama belki de yemek için güzel ve basit bir börek yaparsam ağzına bir kaç tanesini atar umudum vardı. Çünkü öldüremediğim tek duygu umudumdu. Jêhat'ın ıslık çala çala mutfağa çıplak döneceğini zannederken, altına giydiği siyah bol bir eşofman ve üstünde beyaz bir tişörtle mutfağa giren adam, elindeki havluyla saçlarını kurularken göz kırptı. "Masaya çıplak oturtmazsın biliyorum." Dudaklarımı büzerek başımı hızlı hızlı salladım. "Öğreniyorsun yavaş yavaş." Jêhat başını iki yana sallayarak yanıma gelip tezgahta hazırladığım ve sigara böreği için üçgen kestiğim yufkaya bakıp kaşlarını kaldırdı. "Peynire biraz da dere otu katsan, güzel olur bence. Sen bilirsin ama." Sanki umursamıyormuş gibi istediği şeyi söylemesine sırıtırak buzdolabına yöneldim. "Nasıl unutmuşum onu." Bıyık altından gülen Jêhat tezgaha dere otunu koyup mırıldanmama omzumdan dökülen saçlarımın uçlarını alıp dudaklarına götürdü ve sakince öpüp başını kaldırdı. "Bugün Matmazel Siyah'ı gülümsetmeyi başardım ve saçlarını yakmak için artık kimse bu kuleye adım atamaz. Çünkü onun saçlarındaki sırrı sakladım, hiç kimse bulamaz." Anlamaz gözlerle saçlarımın uçlarını parmakları arasında okşayan adama baktım. Jêhat ise derin ama yorgun bir nefes vererek yüzüme yaklaşıp dudaklarımın kenarından öptü. Dudaklarını çekmeden fısıltıyla "Ben yorgun bir adamım küçük gelinim, ölmüş değilim" dedi ve arkasını dönüp benimle göz teması kurmadan mutfaktan çıktı. "Kahveleri ben yaparım" diye seslenen Jêhat'la tezgaha döndüm. Evet, bazen de kurduğu cümleleri, şiirleri ya da şarkıları anlamayabilirsiniz. Ama Jêhat onu anlamak için verdiğim mücadelenin farkındaydı. İkimiz ise bu müdahalenin ne zaman son bulacağını bilmiyorduk. Belki yıllarca sürecekti, belki de birimizden biri ölene kadar.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE