Bahar gibi açan bir çiçek soldu bugün biri kurtuldu ama diğeri soldu ve gitti. Hiçbir konuyla alakası olmayan masum bir kız çekti bazı yapılan yanlışların bedellerini. Bu yüzden bir ailem olsun istemiyordum annem ile babam öldüğünde küçüktüm belki ama şimdi bir ailem olsa ve onları da böyle kaybetsem asla kaldıramazdım.
Sırf bu yüzden kimseyle bir ilişki kurmaya korkar ve öylesine takılırdım erkeklerle. Meteyle de bundan fazlası olmayacaktı bu ilişki sadece öylesine bir ilişkiydi işte ne ilerisi var ne de ötesi benim için koca bir hiçlikten ibaret.
Onu seviyorum doğru ama sevmemeliyim çünkü kimi seversem biliyorum onu benden alacaklar sırf bu yüzden kimseyi sevemem ben. Benim bir ailem olamaz olmayacakta bu acıları yaşayacağıma yapayalnız ölmeyi tercih ederim.
Hastane koridorun ben hastane sandalyelerinden birine oturmuşken Mete de kafasını kucağıma yatırmış sandalyeye uzanmıştı böylesine için için ağlaması beni de bitiriyordu ama elimden gelecek bir şey yoktu. Hangi telafi bir kardeşin yokluğunu örtebilirdi ki? Hafifçe saçlarını okşadım durgun bir şekilde koridordaki ağlayış seslerini dinliyordum.
Annesi daha az önce sinir krizi geçirmişti Eymen amca karısını bir hastane odasına yerleştirmiş ve sakinleştirici yaptırmıştı ama belliydi oda bitikti. Mete’nin gözyaşları bacaklarımı ıslatıyordu ama umursamadım benim kucağıma sığınmış öylece küçücük bir çocuk gibi ağlıyordu.
Kendisini suçluyordu ama onun suçu yoktu ki o demir kapak o kadar eski ve paslıydı ki onu açmasına bile şaşırıyordum. Anlına ufak bir öpücük kondurduğumda kafasını sandalyeye bırakıp ayaklandım ve hastanenin lavabosuna ilerledim, ilerde dalgın ilerleyen gözleri kızarık Eymen amcayı görünce yanına ilerledim.
“Nereye gidiyorsun Eymen amca?”dediğimde yerinde irkilmişti büyük ihtimalle beni fark etmemişti.
“Ha cenaze işleri falan-“koluna dokunduğumda hafifçe sıktım.
“Siz eşinizin yanına gidip ben hallederim.”hafifçe gülümsediğimde oda teşekkür edercesine zoraki bir tebessüm sundu.
“Sağ ol.”arkasını dönüp geldiği yere doğru geri dönerken bende derin bir nefes aldım ve ilk olarak lavaboya girdim. İşimi halledip çıktığımda morg görevlisini buldum ve cenaze ile ilgili ne yapılacağını öğrendim birkaç belge imzaladığımda her şeyi belediye ekiplerinin halledeceğini söylediler.
Mete’nin yanına döndüğümde onun bıraktığım yerde bulamamıştı bütün hastanenin içinde koşturmaya başladığımda ortada olmadığını fark ettim. Hızlıca Eymen amcaların olduğu odaya ilerledim içeriye girdiğimde Selen abla uyuyordu Eymen amca ile Sarp abi vardı.
“Eymen amca Mete yok.”dediğimde kaşları çatıldı.
“Nasıl yok?”
“Bilmiyorum yok işte.”birlikte Selen ablanın odasından çıktığımızda hastanenin güvenliğine ilerledik ve güvenlik kameralarını açtırdık. Mete olduğu yerden kalkıp annesinin odasına gelince aralık kapının önünde duruyordu sanırım Sarp abi ve Eymen amcanın konuşmalarını dinliyordu.
Eymen amca gözlerini pişmanlıkla yumarken Mete birkaç dakika onları dinleyip hızlıca çıkmıştı ben Eymen amcaya döndüğümde ne soracağımı anlamış gibi cevapladı beni.
“Aslan’ın sevkiyat yaptığı bir deponun izini bulmuştuk onun hak-“
“Hangi depo?”diye mırıldandığımda derin bir nefes aldı.
“Beykoz.”
“Tam adresi?”
“Konum atarım ama bekle Sarpta senin-“
“Gerek yok!”hızlıca arkamı dönüp koşar adım hastaneden çıktım ve hastanenin otoparkına indim. Otoparkta kendi arabama bindiğimde çoktan telefonuma mesaj gelmişti bile hızlıca arabayı gelen konuma sürmeye başladım.
Hafifçe eğilip torpidoyu açtığımda orada duran Egemen’in silahını alıp belime yerleştirdim. Depoya yaklaştığımda ortalık silah sesinden geçilmiyordu biraz uzağında arabadan inip depoya doğru ilerlediğimde şaşkınca kala kaldım.
Mete’nin elinde iki tane otomatik silah vardı daha bir saat önce kucağımda çocuk gibi ağlayan adam şimdi ortalığı mahşer meydanına çevirmişti. Önüne geleni kim olduğuna bakmadan indiriyor kimseye acımıyordu gözü öfkeden dönmüş gibiydi haklıydı da.
Arkasından ilerlerken o yerde yatan bir sürü adamın ardından ateş etmeyi kesmişti bile arkasından koşarken bağırdım. “Mete!”bana döndüğünde hafifçe gülümsedi.
“O herifi sikeceğim Karaca!”diye bağırdığında bu kez kenarda duran arabasına ilerledi ve bagajından benzin bidonu çıkardı deponun içine girdiğinde bende peşinden ilerledim. Deponun içi bir sürü paketlenmiş uyuşturucu ile doluydu içeride en az yirmi beş milyon dolarlık mal vardı.
Mete elindeki benzin bidonunu deponun her yerine ve uyuşturucu paketlerinin üzerine döküp dışarıya kadar dağıttı elimden tutup beni dışarıya çektiğinde cebinden bir çakmak çıkardı ve döktüğü benzinin üzerine attı.
Saniyeler için bütün depo büyük bir hızla ateşler içerisinde kaldığında Mete’nin içi de en az o depo kadar ateş altındaydı. Mete elimi tutup beni arabaya doğru yönelttiğinde onu durdurdum ve kendi arabama doğru götürdüm.
Birlikte benim arabama bindiğimizde o kafasını koltuğa yaslamış usulca ağlamaya devam ediyordu bende arabayı çalıştırdığımda sürmeye başladım.
“Onun canını nasıl yakacağımı bilmiyorum onun hiçbir şeyi yok ki? Canını nasıl yakacağım?”diye mırıldandığında hafifçe yutkundum.
“Belki sandığımız kadar kimsesiz değildir ha?”bakışları bana döndüğünde hafifçe tebessüm ettim. “Herkesin duyguları vardır bir yaşama amacı vardır o herifin tek amacı eğer intikam olsaydı kendini göstere bilirdi ama belli ki kaybedecek bir şeyleri var bu yüzden sahnenin arkasından oynuyor.”
“Birisi mi var diyorsun?”kafamı usulca salladığımda güldü.
“Birisi olsa bile onu nasıl bulacağız ki? Tek tek ev gezip afedersiniz siz benim amcamın sevgilisi veya eşi misiniz mi diyeceğiz?”
“Hayır İngiltere’ye gidip hastane kayıtlarından onu ziyaret edenlerin listesine bakacağız.”
“Bir şey çıkar mı dersin?”
“Görmeden bilemeyiz.”
“Ben giderim İngiltere’ye sende kendi işlerini halledersin kaç gündür bizlesin.”haklıydı.
“Olur dikkat et ama az önceki gibi bir olaya tek başına dalma.”
“Bunu sen mi söylüyorsun?”evet saçmaydı her olaya bok gibi atlayan ben Mete’ye akıl veriyordum.
“Evet ben söylüyorum.”
1 Gün Sonra
Kaç gündür astığım okula gitme vaktiydi bir haftadan uzun süredir ortada yoktum. Beni ne Berkay aramıştı ne de ben onu aramıştım o yanlış anlamanın ardını nasıl örteceğimi cidden bilmiyordum. Sınıftan içeriye giriş yaptığımda köşede oturan Berkay’ı görmem ile hızlıca yanına ilerledim Mete görse kıskançlıktan çıldıra bilirdi zaten Berkay’ı sevmiyordu.
“Berkay.”dalgın dalgın otururken önüne atlamam ile irkilmişti ona mahcup bir şekilde bakarken gülümsedim. “Nasılsın?”
“İyi sen.”omuz silktim.
“Her zaman ki gibi.”
“Sevgilin seni mutlu edemiyor mu?”göz devirdim.
“Mete benim sevgilim falan değil Berkay ona en az senin kadar gıcık oluyorum hepsi bu. Biliyorum çok büyük bir yanlış anlaşılmaya sebep olduk ama yemin ederim o gün sandığın gibi bir şey olmuyordu.”az salla biraz bide yemin ediyorsun Karaca çarpılmazsan yeridir.
“Bunca zaman hiç aramadın ama.”
“Sende aramadın ona bakarsan.”
“Doğru ne yaptın bunca zaman?”
“Yurt dışındaydım özel bir sebepten ailemin yanında olmam gerekiyordu.”dediğimde burukça gülümsedi ve oturduğu sıradan ayağa kalktı.
“Biraz bahçede yürüyelim mi?”
“Olur.”bende ona neşeyle karşılık verdiğimde birlikte dışarıya ilerlemeye başladık kolunu omzuma attığında okulun bahçesine çıkmıştık.
“Gönlümü alman için sana bir teklifim var kabul edersen seni affedeceğim.”
“Neymiş bakalım?”bakışlarımı ona çevirdiğimde kocaman gülümsedi.
“Güzel bir akşam yemeği baş başa.”Mete bu akşam dönüyordu ama bu mesele de benim için önemliydi Meteyle yarın görüşürdük.
“Tamam akşam kaç gibi beni alırsın?”alt dudağını hafifçe ısırdığında düşünüyordu.
“Sekizde kapının önünde olurum.”
“Pekala eve gidip hazırlansam iyi olur o zaman.”elimi tutup avucumun içini öptüğünde kocaman gülümsedim.
“Seni eve bırakayım mı?”
“Olur.”birlikte okuldan çıkıp onun arabasına doğru yürüdük benim için arabanın kapısını açtığında bindim ardımdan kapıyı kapattığında oda sürücü koltuğuna geçti. Arabayı çalıştırdığında sürmeye başladı evimi bildiği için tarifle falan uğraşmayacaktım beni evime getirdiğinde hafifçe eğilip yanağını öptüm.
“Teşekkür ederim.”nezaketen yapılmış anlamsız bir öpücüktü benim için tabi onun için ne ifade ettiğini bilemem.
“Karaca.”dediğinde tam arabadan inmek üzereydim ki ona döndüm.
“Efendim?”
“Fazla güzel olma olur mu?”kaşlarımı çattım.
“Ne yani şuan çirkin miyim?”
“Hayır, hayır öyle demek istemedim güzelsin ama bunu tescillemene gerek yok.”hafifçe sırıttığımda arabadan indim.
“Orası beni ilgilendirir delikanlı.”arabanın kapısını çarptığımda eve ilerledim. İçeriye girer girmez oda gitmişti kolumdan asılan çantamı koltuğa fırlattığımda ceketimi askılığa astım ve mutfağa ilerledim. Güzel bir yemek hazırlamak istiyordum karnım açtı ve akşama kadar dayanamazdım.
Tam yemek yapacakken aklıma takılan ayrıntı ile kendimi yoldan geçen ilk arabanın önüne atmak istedim. Biz Mete ile sevişmiştik ama korunmamıştık ben diğer gün gider eczaneden doğum kontrol hapı alırım diye düşünmüştüm ama işler hiçte planlanan gibi gelişmemişti.
O siyah zarflardı, mezarlıktı, sahildi, hastaneydi, cenazeydi derken ben ne hap almıştım ne de başka bir önlem. İki buçuk gündür almadığım hapın hayrını şuan göremezdim şuan tek işim Allaha kalmıştı hamile kalırsam eğer sıçtığımın rengidir ben kim çocuk bakmak kim hele ki şu son çocuk kaçırma olayından sonra asla bir çocuğumun olması mı? Allah korusun.
Ah bir düşündüm de junior Karacalar vallahi dünya benden bir taneye daha dayanamaz herhalde ailecek katil oluruz. Dünya henüz benden bir taneye bir de cennet mahallesindeki pembeden bir taneye daha hazır değil.
İçi basan sıkıntı ile pirinç ıslattım ve suya koydum pilav yapmaya başladığımda tencerede yağ ısıtıp şehriyeleri kavurdum ve pirinçlerin suyunu süzüp onları da tencereye ekledim. Suyu ve tuzunu da eklediğimde pişmesi için kapağını kapatıp tezgaha yaslandım.
Şimdi bu ayın yirmi ikisinde regl olacaktım eğer olmazsam sıçtığımın resmidir. Artık iş işten geçti ne halt yiyeceğimi yirmi ikisinde düşünürüm bir çocuğum olursa da artık yapacak bir şeyim yok demektir bakıp büyüteceğim ne yapayım.
Bir çocuğum olursa sanırım yurt dışına kaçıp sessiz sakin bir hayat yaşatırım ama ben rahat duramam evelallah gene bir halt yiyeceğim tutar. Off şuan bile olmayan çocuğumun sıkıntısını yaşıyorum arkadaş işe bak.
Pilav tenceresini kontrol ettim ve piştiğinden emin olduğumda altını kapatıp tabağa biraz pilav aldım ve mutfaktaki masaya oturdum. Pilavı yediğimde kalkıp 7.8 şiddetinde depreme marus kalmıştan betere dönmüş evimi toparlamaya başladım.
Resmen her yer her yerdeydi az önce koltuğumun altından turuncu südyenim çıkmıştı ben bide bu südyeni bir hafta aramıştım. Etrafı toparlamayı bitirdiğimde hazırlanmak için odama çıktım ve dolabımın kapaklarını araladım.
Derin bir sırt dekoltesi olan kırmızı bir elbise giydim boynumdan asılıp sırtımdan aşağıya sarkan çok güzel zincir detayları vardı ve çok hoş duruyordu. Kızıl saçlarımı tepemde toplayıp dağınık bir topuz yaptım, dudaklarıma da kırmızı ruju yaydığımda baştan aşağıya kırmıza bürünmüştüm.
Kırmızı bu dünyanın hem en asil hem de en cüretkar rengi olabilirdi. Dolabı açıp siyah topuklu ayakkabılarımı alıp ayağıma giydiğimde hazırdım bir de siyah el çantamı aldım ve dolabın ardındaki gizli bölmeyi açtım.
Gizli bölmeden silah ve bıçak aparatını alıp eteğimin altından bacağıma bağladım eteğimin boyu dizlerimin bir karış altında bittiği için görünmüyordu. Saat sekize gelirken kapıya doğru ilerledim ve evden çıktım bahçeden de çıktığımda Berkay’ın henüz yeni geldiğini fark ettim.
Arabadan inip yine bana kapıyı açtığında eş zamanlı olarak ıslık öttürmüştü. “Sana güzel olma demiştim.”diye sızlandığında omuz silktim.
“Kırk yılın başı bir şeyler yapayım dedim.”yapmacıklığım buradan bile belli oluyordu ama o anlayamayacak kadar kördü. Ben o kadar rahatıma düşkün bir kızdım ki tişört ve pantolondan başka bir şeyi çok nadir giyerdim bugün ise Berkay’a karşı oynuyordum.
Berkay ise tuzağıma balıklama atlayacak kadar kadın düşkünü bir adamdı. İki kıkırdama ve iki gülüşe düşecek kadar zayıf karakterli birisi olmasaydı diğerleri kadar ketum olsaydı onu etkilemek için aşırı bir çaba göstermem gerekirdi.
Arabaya bindiğimde oda diğer taraftan dolanıp kendi yerine geçmişti ve sürmeye başlamıştı.”Hangi restorana gidiyoruz?”diye mırıldandığımda bana bakıp çapkınca bir gülüş attı bu gülüşün ardından beni eve atmak istediği o kadar belliydi ki.
“Cadde üzerinde çok lüks bir yer var babam daimi müşterisidir ve aşırı iyi yemekleri vardır çıkışta da bize gidip bir şeyler içeriz olur mu?”ben ne demiştim? Beni eve atmak istiyor dememiş miydim? Gerçi bende erkek olsam kendimi eve atmak isterdim çok seksi bir hatunum evelallah ah bide kendimi için için övme huyum olmasa tam olacak.
“Bakarız.”elimi tutup ufak bir öpücük kondurduğunda bir daha bırakmamak üzere sımsıkı tuttu. Elim sıcaktan terlerken avucundan çekip çıkarmak istiyordum ama bir yandan ortamı da bozmamak adına yapamıyordum.
Restoranın önüne geldiğimizde ikimizde indik arabanın anahtarını valeye verdiğinde elimi tuttu ve birlikte restorandan içeriye girdik. İçeride bir sürü güzel bakımlı kadınlar ve üzerlerinde milyon dolarlık takımlar olduğuna emin olduğum adamlar vardı.
İçeriye girer girmez restorandaki en ucuz şey olan suyun bile sekiz lira falan olduğundan emin olabiliyordu insan. Birlikte girişteki adamdan Berkay’ın rezervasyon yaptırdığı masaya ilerledik ve oturduk önümüze iki menü bıraktıklarında kendi menümdekini açıp bakınmaya başladım.
Bir sıpagetti nasıl oluyordu da bilmem ne soslu porsiyonu yüz elli lira olabiliyordu. Ulan ben bunu evde de yaparım arkadaş gelip yüz elli lirayı bana versinler vallahi cinayi işleri de bırakırım bu ne lan. Keşke köfte ekmek falan yemeye gitseydik ne bileyim lahmacun da olurdu ne gerek var böyle şovlara.
“Karar vermedin mi?”diyen Berkay’a döndü bakışlarım, ben mi çok cimriydim yoksa Berkay mı çok enayiydi anlamaya çalışıyordum.
“Yok veremedim çok pahalı her şey.”dediğimde göz devirdi.
“Sorun değil seni yemeğe çıkaran benim.”yanaklarım kızardığında hafifçe öksürdüm.
“Yani param olmadığından değil tabi ki de sadece bu kadar pahalı olacak ne var ki bu yemeklerin içinde onu algılamaya çalışıyordum.”hafifçe güldüğünde kafasını salladı.
“Haklısın.”allahın makarnası bile benden değerli lan. “İstersen ben karar vereyim?”
“Olur.”işime gelirdi direk menüyü kapatıp masaya bıraktığımda o garsonu çağırıp ikimiz için de bin bir türlü garip ismi olan yemek sipariş etmişti.
Yarım saat Berkay bana bir şeyler anlatırken ben elim çenemde onu dinliyormuş gibi davranıyordum aslında aklım sadece Metedeydi telefonum titrediğinde siyah çantamın içinden çıkarıp ekranı açtım.
Gönderen: Mete
Evine geliyorum.
Gönderilen: Mete
Evde değilim bir işim var yarın görüşelim.
Gönderen: Mete
Neredesin?
Gönderilen: Mete
Sana ne lan bir de sana hesap mı vereceğim eşek kadar kızım ben, ben gelip de sana soruyor muyum?
Gönderen: Mete
Sor sorma diyen mi var?
Gönderilen: Mete
Boş yapma yarın görüşürüz işte işim var hadi.
Gönderen: Mete
Peki :P
Telefonumu ters çevirip masanın üzerine koyduğumda garson yemeklerimizi getirmişti. Memnuniyetsizce tabağa bakarken yutkundum ben bu kadar yemekle doymazdım ki. Tabağın birazında küçük bir parça et vardı birazında değişik bir salata ve birazında da pilav benzeri bir şey vardı.
Biz şimdi buna dünyanın parasını da veririz ulan evde yesem hem daha ucuz olurdu hem de doymuş olurdum. Sesimi çıkarmadan gülümseyerek yemeği yemeğe başladığımda oda kendi tabağını yemeğe başlamıştı.
Yarım saat içinde yemeklerimiz biterken Berkay tatlı istemek için garsonu çağırmıştı ki kapıdan arkadaşları ile giren Meteyle göz göze geldim. O bana bakıyor ben ona bakıyordum hafifçe yutkunduğumda bizim masaya doğru gelmeye başladı hemen yanımda olan sandalyeyi çekip oturduğunda arıza çıkaracağına adım kadar emindim.
“Selamun aleyküm gençler.”
İki erkek arasında kalmıştım ortamdaki gerilim hat safaya çıkarken bu sessizliği bozmam gerektiğini biliyordum. Hafifçe ayaklandığımda gülümsedim “Hoş geldin Meteciğim ben bir lavaboya gideyim sende arkadaşlarının yanına geç bence bekliyorlar.”ona uyaran bakışları attığımda sertçe alt dudağını ısırırken bir bana bir Berkay’a baktı.
“Peki.”ayağa kalktığında arkadaşlarının masasına ilerledi bende tuvalete ilerledim. Kadınlar tuvaletine girdiğimde makyajını tazeleyen bir kadın vardı bende saçıma ve başıma hafifçe düzelttiğimde kadın çıkmıştı. Kadının ardından Mete tuvalete girdiğinde tuvaletin kapısındaki anahtarla kapıyı kilitledi ve yanıma geldi.
Bir kolunu belime sararken elini boynuma çıkardı sırtımı sertçe duvara yasladığında eliyle hafifçe boynumun arkasını sıktığında huylandım. “Ne yapıyorsun o herifle?”her an harlanmaya hazır öfkesini kontrol etmeye çalıştığı o kadar belliydi ki onu kışkırtmayacaktım başıma iş almak istemiyordum.
Dudaklarına ufak bir öpücük kondurduğumda alt dudağını ısırdım. “İş üzerindeyim bir şey yok.”burnu burnuma sürttüğünde hafifçe gözlerini yumdu ve derin bir nefes aldı.
“Uyuşturucu gibisin kadın doyamıyorum.”burnunu boynuma indirip hafifçe sürttüğünde titrek bir nefes aldım.
“Sende çok sapıksın.”
“Senin sapığınım şimdi söyle neden sürekli her fırsatta o heriflesin?”
“Bu seni ne kadar ilgilendiriyor?”dediğimde omuz silkti.
“Yatağımı paylaştığım kadınsın ne kadar ilgilendirmeli?”ellerimi göğsüne koyduğumda hafifçe ittim.
“İlgilendirmemeli bizim aramızda bir şey yok sadece takılıyoruz o kadar.”tek kaşını havaya kaldırırken hafifçe yutkundu.
“Gerçekten sadece o kadar mı?”kafamı hafifçe salladım.
“O kadar Mete.”
“Peki onunla da mı takılıyorsun?”
“Hayır o iş başka bu iş başka. Benim Berkayla cinsel bir ilişkim yok olamazda öldüreceğim birkaç kişinin içinde sadece onu kullanarak diğerlerine ulaşmaya çalışıyorum hepsi.”tekrar bana yanaşıp kollarını belime sardığında bende kollarımı boynuna doladım kendini bana bastırırken eğilip kulağıma fısıldadı.
“Yardım edeyim mi?”boynuna ufak bir öpücük kondurduğumda kıkırdadım.
“Kendi işimi kendim görürüm.”
“Peki istediğin gibi olsun.”kulak mememi emdiğinde geri çekildi ve parmağını tehditkarca salladı. “O herifi sikerim Karaca mesafeli ol!”bir anda öfkesi ciddiye döndüğünde hafifçe güldüm.
“Emredersiniz paşam.”kapıyı açarken tekrar bana döndü.
“Çok ciddiyim.”
“Bende kendime başka bir Berkay bulurum işimi bitirene kadar.”
“Onu da sikerim!”çenemi sertçe tutup havaya kaldırdığında göz göze geldik. “Tepemi attırma Karaca.”
“Ne yaparsın?”
“Dövüş antrenmanı diyordun omzun yaralıyken hatırlıyor musun?”kafamı usulca salladığımda sırıttı. “Yarına var mısın?”yarım ağız sırıtırken çenemdeki elini ittim.
“Dayak yemeğe hazır ol.”
“Sende.”tuvaletten çıktığında arkasından birkaç dakika baktım sonra da bende çıktım lavabodan ve Berkay ile olan masamıza ilerledim.
“Buranın havası kaçtı eve mi bıraksan artık beni?”daha ertelediğim planlarımı hayata geçireceğim yiğidim.
“Olur Mete sinirimi bozdu zaten kusura bakam böyle bir gece planlamamıştım.”
“Sorun değil.”Berkay hesabı ödediğinde tekrardan Mete ile göz göze gelmiştik. Masadan kalktığımızda bana elini uzattı sırf Mete’ye inat elini tuttuğumda Mete’ye bakıp hafifçe sırıttım. Birlikte restorandan çıktığımızda vale Berkay’ın arabasını getirmişti önce ben bindiğimde Berkay da binmişti.
Çantamdaki telefonumu çıkardığımda sanki açılmıyormuşçasına numara yapmıştım birkaç denemeden sonra sıkıntı ile telefonu çantama bıraktığımda Berkay’ın bakışları bana döndü.
“Bir sorun mu var?”
“Anneme mesaj atacaktım ama şarjım bitmiş eve dönerken bana haber ver seni merak ediyorum demişti.”hafif bir tebessüm belirdiğinde kendi telefonunu uzattı bana. “Teşekkür ederim.”telefonunu aldığımda ona göstermeden Snapchat’a girdim ve Berfin’in konumunu ss aldım mesajlardan ss’i kendime gönderdim ve hem mesajı hem de ss’i silip telefonu Berkay’a geri uzattım.
“Attın mı?”
“Evet tekrar teşekkürler.”bu gece Berfin Bozan’ın evine kısa bir ziyarete gidecektim ve planımın geri kalanını da hayata geçirecektim. Berkay beni evime getirdiğinde onunla vedalaşıp evimden içeriye girdim ve odama ilerledim üzerimdeki kıyafetleri çıkarttığımda dolabımı kurcalamaya başladım.
Siyah bir tayt ve siyah bir sweet giydim ayağıma spor ayakkabılarımı giydiğimde dolabın gizli bölmesini açtım. Üzerimi çıkardığım sırada silahı ve bıçağı yatağın üzerine bırakmıştım oradan silahı alıp belime takarken bıçağı da cebime koydum ve dolabın gizli bölmesinden susturucuyu aldım eldivenleri de elime taktığımda gülümsedim.
Kenarda duran kar maskesini ve her türlü kapıyı açmama yarayan aparatı da aldığımda motorumun anahtarlarını alıp evden çıktım ve garajdaki motorumu aldım. Motora bindiğimde telefonuma attığım konuma sürmeye başladım büyük bir evin olduğu bir yere geldiğimde evin biraz uzağında durdum ve motorumu ağaçlık alanın içine bırakıp kar maskesini yüzüme taktım.
Zaten hava karanlık olduğu için bende simsiyah giyindiğim için kolayca göze batmıyordum. Büyük evin bahçesinin duvarına tırmandığımda korumaların az olduğu bir yeri gözüme kestirdim. Yavaş bir şekilde ağacın arkasına atladığımda ne kadar yavaş olsam da ses çıkmıştı.
Korumanın biri benim arkasında olduğum ağacın önünden geçtiğinde bende hızlıca arkasından geçip evin büyük garajına ilerledim aralık garaj kapısından içeriye daldığımda garajın ışıklarının kapalı olduğunu fark ettim.
Garajın diğer kapısı eve bağlıydı ve evin içinden garaja yönelen bir ses geldiğinde hızlıca garajdaki jipin kapısını açmak için kolu çektim ama kilitliydi. Cebimdeki kilit açma aparatını çıkarıp arabanın kilidine taktım ve birkaç dakika içerisinde kilitleri açtığımda hızlıca arka koltuğun dibine sinip kapıları içeriden kilitledim.
Benden sonra garajın ışıkları yandığında gelenin Berfin’in babası olduğunu fark ettim. Adam resmen ayağıma gelmişti elindeki araba anahtarı ile arabanın kapısını açıp öne bindiğinde tek başına çıkacağını anladım. Kapısını kapatıp arabayı çalıştırdığında garajın büyük kapısına otomatik kumandayla açıp sürmeye başladı.
Evden çıkıp uzaklaştığında bende pantolonumun beline sıkıştırdığım silahı çıkarıp direk kafasını dayadım ve koltuğa oturdum.
“Sakın sesini çıkartma ve sana tarif edeceğim depoya sür!”dikiz aynasından bakışlarını bana çevirdiğinde yutkundu.
“Sen de kimsin?”
“Anlatacağım kim olduğumu göreceksin ama önce sür.”
“Tamam ateş etmek gibi bir aptallık yapma sakın.”
“Sen uslu durursan bende uslu dururum.”yol ayrımına geldiğimizde hafifçe öksürdüm. “Beykoz’a gidiyoruz eski kullanılmayan imalathanelerin olduğu yere.”arabayı benim dediğim yere kadar sürdüğünde bu kez ona ben tarif etmeye başladım. “Şimdi dümdüz gideceksin ben dur diyene kadar.”
“Burası çok ıssız.”
“Ay seni kaçırıp da taksim meydanına götürecek halim yoktu herhalde afedersin ama azıcık salak mısın?”
“Tamam kızma kızım sakin ol bak şeytan doldurur çocuğum var benim.”hafifçe alt dudağımı ısırdım.
“Benim babamın da çocuğu vardı.”
“Ne?”
“Siz onu katlettiğinizde.”dikiz aynasından bana döndüğünde bakışları benim bakışlarım yoldaydı. “Durdur arabayı.”
“Sen kimin kızısın?”
“Sana arabayı durdur dedim yaşlı herif boş yapma!”arabayı durduğunda anahtarını çıkardı ve kenara bıraktı önce ben inmiştim sonra o indi daha bir şey demesine izin vermeden silahın kabzasıyla ensesine indirdiğimde yere yığılmıştı.
“Çok konuşan insanlar beni bunaltıyor biliyor musun bey amca.”silahı belime koyduğumda bacaklarından tutup deponun içine kadar çekiştirmeye başladım. Deponun içine girdiğimizde hali hazırda bekleyen sandalyeye oturtup ellerini ve ayaklarını zincirle sandalyeye bağlayıp kilitledim ve kilidin anahtarını cebime koydum.
Kenarda duran musluğa ilerledim ve suyu soğuk tarafa çevirdim köşedeki kovayı alıp altına koyduğumda dolmasını bekledim. Buz gibi su dolduğunda kovayı kaldırıp yanına ilerledim ve buz gibi suyu suratına çarptım benim suyu suratına çarpmam ile ayılmıştı.
Derin nefesler alıp etrafına bakınırken bakışları tekrar bana döndüğünde zevkle gülümsedim. Kafamdaki kar maskesini çıkardığımda kafamı hafifçe iki yana salladım ve saçlarımın omuzlarıma düşüp dağılmalarını sağladım.
“Se- sen! O kızsın Berkay’ın yanındaki.”
“Doğru.”
“Ne istiyorsun benden.”
“Varsa bir intikam rica edecektim ama gerek kalmadı ben alırım.”sinsi bir gülüş sunarken kafamı hafifçe yana eğdim.
“Sen delisin!”
“Bunu anlamakta biraz geciktin be bey amca.”
“Gerçekten ne istediğini anlamıyorum ben sana ne yaptım ki?”
“Ne mi yaptınız hiç canım alt tarafı biraz hayatımı siktiniz hepsi bu.”
“Kimsin sen?”ona doğru elimi uzattığımda kıkırdadım.
“Tanışalım Karaca Aksoy ben Demir Aksoy’un kızı hani şu yıllar önce sizinle ortak olmadığı için katlettiğiniz adamın küçük kızı.”yanına yaklaştığımda elimle çenesini tuttum ve hafifçe kaldırdım. “Çıkara bildin mi yoksa yardımcı olayım mı?”
“Sen Demir ile Şulenin kızısın.”
“Aynen öyleyim.”
“Ama imkansız sen daha üç yaşındaydın seni başka bir ülkeye göndermişlerdi.”
“İnsan kaçakçısı rahmetli Salih Fetih’e satmıştınız beni ama bak sen şu kaderin cilvesine ki beni ait olduğum yere dönüp dolaşıp geri getirdi.”
“Rüzgar’ın ailesini sen öldürdün.”
“Aha biraz kafan çalışmaya başladı işte.”
“Bana ne yapacaksın yalvarırım öldürme beni ne istersen yaparım!”
“Aa ben öldürmeyeceğim ki.”
“Ne yapacaksın o halde.”
“Tatile yollayacağım böyle sıcak bir yerlere yaşlı adamsın kemiklerin ısınır.”
“Ne?”
“Cehenneme diyorum iki kişilik bilet ayırttım sizin için biri sana biri o pislik karına.”
“Karımın bir suçu yok!”
“Karının bir suçu var bey amca oda en yakın arkadaşını satmak onun annemin yakın arkadaşı olduğunu biliyorum.”dediğimde tedirgince yutkundu. “Şimdi çok konuştuk malum gece uzun yani uykum da var kaç gündür doğru düzgün uyuyamıyorum o yüzden bir an önce işimize baksak iyi olur.
“Ne yapacaksın?”ıslık öttürerek kenardaki masaya doğru ilerledim ve oturdum. Öncesinden buraya getirttiğim bomba yapma malzemelerini kullanarak bu depoyu havaya uçurmaya yeten bir c4 düzeneğini öyle bir ayarlamıştım ki sadece tek bir ipe bağlı olacaktı patlaması.
Adamın yanına geldiğimde eğilip sandalyesinin altına bombayı yerleştirdim ve bombanın pimini gözle görülmesini ciddi derecede az olan saydam bir misinaya bağladım. Misinanın diğer ucunu da deponun kapısına bağladığımda bey amcanın yanına gelip altındaki bombayı aktif hale getirdim.
“Ya- yapma lütfen!”masada kalan bezi aldığımda bey amcanın ağzını güzelce bağladım ve telefonumu çıkarıp masanın üzerindeki tek kullanımlık hattı aldım ve telefonuma yerleştirdim.
Tek kullanımlık hattan ibaretti bir aramadan sonra bloke oluyordu ve kesinlikle yer tespiti yapılamıyordu kimin üzerine olduğu ise anlaşılmıyordu. Bey amcanın eşinin numarasını çevirdiğimde aradım telefonu Asuman Hanım açmıştı.
“Alo?”diyen sese karşılık hızlıca konuşmaya başladım.
“Merhaba Asuman Hanım siz beni tanımazsınız ama ben sizi çok iyi tanıyorum. Öncelikle kocanızı kaçırdım ve onu kurtarmanız için sadece yarım saatiniz var eğer yalnız gelmezseniz onu öldüreceğimi bildirmek isterim.”belimden çıkardığım silah ile bey amcanın bacağına bir kurşun sıkmıştım. “Ah aksiliğe bak kan kaybediyor acele etseniz iyi olur size konum ve fotoğraf atacağım.”
Telefonu kapattığımda hattın bloke olması için sadece birkaç dakikası kalmıştı hızlıca hem konum atmış hem de adamın fotoğrafını atmıştım. “Pekala bey amca ben kaçıyorum sizin şovunuzu dışarıdan izliyor olacağım iyi eğlenceler bana öteki taraftan en janjanlısından bir yer ayırtmayı unutmayın.”el sallarken hattı çıkarıp deponun içinde bıraktım ve masanın üzerindeki anahtarlarla dürbünü alıp deponun arka kapısından çıktım.
Çıktığım kapıyı kilitlediğimde hızlıca koşmaya başladım depodan epeyce uzaklaşıp onları görebileceğim bir tepeye çıkmam yarım saatimi almıştı dürbünü o tarafa çevirdiğimde bu yarım saatte onun sevgili karısının geldiğini fark ettim. Kadın telaşla benim tuzakladığım kapıya doğru ilerlediğinde sırıttım, saniye saniye olan biteni izlerken içimde harlanan öfkenin biraz olsun durgunlaştığını hissettim.
Kadın ilk önce silahını çıkartmıştı ona depoda bir pusu hazırladığımı düşünüyordu sanırım aslında bununla uğraşmayıp onu direk öteki tarafa gönderecektim. Diğer eliyle deponun kapısını tuttu ve onun kapıyı açmasıyla büyük bir gürültü kopmuştu.
Depo büyük bir gürültü ile havaya uçarken ben olanları dürbün ile izliyordum. Deponun bir kısmı yıkılmış geri kalanı ise alevlerin arasındaydı içerideki kimsenin sağ çıkması mümkün değildi burası ıssız bir yer olduğu için yangının öyle kolay fark edilmeyeceğini de biliyordum.
Bir saat kadar beklediğimde cebimden fazlalık tuttuğum tek kullanımlık hattı çıkarıp telefonuma taktım ve itfaiyeyi aradım bir intikam alacağım diye Beykoz ormanlarını yakmaya gerek yoktu.
Telefonu kapattıktan sonra hattı atıp yürümeye başladım. Depoyu hazırlatanlardan ormanın içine bir motor bırakmalarını da söylemiştim yarım saatlik bir yürüyüşün ardından siyah motor gözüme çarptığımda yanına ilerledim. Saat sabaha karşı beş’e geliyordu.
Motorun koltuğunu açtım ve altına bırakılmış kıyafetleri çıkardım. Üzerimdekileri çıkarıp mavi bir tişört ile beyaz bir şort giydim depoda kullandığım kıyafetleri, kar maskesi ve eldivenleri ise üzerime giydiğim kıyafetlerin poşetine koyup geri koltuğun altına koyup koltuğu kapattım ve motorun üzerinde duran anahtarı döndürüp motoru çalıştırdım.
Motora binip sürmeye başladığımda kısa sürede ormandan çıktım. Ev yoluna doğru sürmeye başladım kazasız belasız eve döndüğümde motorun koltuğunun altındaki kıyafet poşetimi alıp içeriye girdim. Evde bir makas alıp bütün kıyafetleri lime lime ettiğimde bahçeye küçük metal bir kova koydum ve kovanın içini çalı çırpı doldurup ateş yaktım bütün lime lime ettiğim kıyafetleri içinde yaktığımda küllerini toprağı kazdığım yere döktüm ve toprağı düzelttim.
İşlerimi bitirdiğimde salona ilerledim ve koltuğa uzandım. Yeterince yorulmuştum kendimi koltukta uykuya bıraktım. Kulağıma çarpan bebek ağlama sesleri ile gözlerimi araladığımda ayaklandım, evin içinde bebek ağlama sesleri yankılanıyordu.
“Ne oluyor lan?”ayaklandığımda hızlıca yatak odasına doğru ilerledim benim odam benim odam gibi değildi çok değişmişti yeni mobilyalar gelmiş ve ayriyeten odaya bebek beşiği eklenmişti. Şaşkınca odaya bakarken kucağında küçük bir bebekle Mete bana doğru geldi.
“Karıcığım kızımız susmuyor seni özledi belli ki.”
“Af buyur?”
“Karıcığım alsana kızımızı ağlamaktan helak oldu çocuk.”
“Ne çocuğu ne karısı lan?”
“Güzelim alsana belli ki karnı aç.”bebeği zorla kucağıma tutuşturduğunda içeriden bir ses daha geldi.
“Anneee!”içeriden yanımıza koşarak yedi yaşlarında bir erkek çocuğu geldiğinde elindeki boncuk tabancısını bana doğrulttu. “Eğer bana dondurma vermezsen seni vururum!”bir Mete’ye bir kucağımdaki velede bir de karşımdaki bacaksıza bakıp duruyordum.
“Ne oluyor lan bunlar kim?”
“Çocuklarımız güzelim.”
“Ne?”derin nefesler alırken üçüne de kısa bir bakış attım. “Yüreğime mi indireceksiniz lan siz benim bu nasıl şaka?”
“Şaka olduğunu söyleyen kim güzelim evlendik ya biz?”
“Ne evliliği be ben hiçbir şeye evet demedim imza da etmedim kimsenin ayağına da basmadım!”
“Hatırlamıyor musun? Yedi sene önce evlendik sen hamileydin.”
“Tövbe de lan.”
“Yedi sene geçti güzelim neyin tövbesini edeyim.”
“Allahım şaka mı bu? Kurtar beni yarabbim vallahi tövbe edeceğim bak.”
“Aşkım niye öyle diyorsun.”kucağımdaki bebeği kucağına tutuşturduğumda korku ve dehşetle baktım.
“Bir siktirin gidin lan!”
Kulağımda çınlayan ses ile etraf kararırken bir anda irkilerek uyandım. Hızlıca kalkıp sağ gözümü ovarken kapıyı açtım gelenin Mete olduğunu görmek beni gülümsetmişti. Hızlıca beni kucaklayıp içeriye girdiğinde kapıyı ardımızdan örttü ve dudaklarıma ufak bir öpücük kondurdu.
“Uyandırdım mı?”
“İyi ki uyandırdın yoksa uyuduğum yerde kalp krizi geçirecektim hayatımın en sikimsonik rüyasını gördüm.”dediğimde kaşları çatıldı beni koltuğa bırakırken yanıma oturdu.
“Ne gördün?”
“Senle ben evlenmişiz iki tane de çocuğumuz varmış.”kulak mememi çekip yavaşça sehpaya vurdum. “Allah korusun. Sen beni evinin hanımı çocuklarının anası olarak düşünebiliyor musun Allah aşkına? Ben kim anne olmak kim lan ben kendime zor bakıyorum.”gözlerini üzerimden çektiğinde suratı tuhaf bir hal almıştı ama umursamadım.
“Neyse rüya işte siktir et.”diye geçiştirdi.
“Eee ziyaretçi listesi işini ne yaptın?”
“Amcamı tımarhane de ziyaret eden iki kişi varmış sadece. Birisi bu Berkay pisliğinin babası diğeri ise bir kadın Besse Yılmaz diye.”
“Kaç kere ziyaret etmişler.”
“Kadın daha çok ziyaret etmiş ama tuhaf olan bir şey var Berkay’ın babası amcana para gönderiyormuş.”
“İyi de neden?”
“Bilemiyorum.”
“Adresini buldun mu kadının?”
“Evet burada yaşıyormuş kadının uçak biletlerini amcam alıyormuş.”
“O halde kadını bir ziyaret edelim ha ne dersin?”
“Durduğumuz kabahat yeterince zaman kaybettik bence artık show vakti geldi!”