Şehrin ışıklı ve güvenli görünen sokaklarını geriden bırakıp ıssızlaşan ve şehirden uzakta kalan sokakların içine doğru ilerliyorlardı. Meltem verdiği medeni cesaretin kendisine şu an pek fayda sağlamadığını düşünüyordu.
Gittiği adam ülkenin en karanlık adamı olarak tanınan adamıydı. İsmi zikredilirken evvela besmele çekiliyor, resmini çekmeye çalışan magazin dergileri isteklerine ulaşamıyordu. İçini kemiren huzursuzluk Erkan’a okuduğu küfürlerle hafiflememiş yerine isimsiz korkuların peydahlamasına sebep olmuştu.
Araç tepede gördüğü büyük yapının yoluna sapınca artık varmak üzere olduklarını anlamıştı. Nitekim büyük bahçe duvarlarını önünde yer alan demir kapıların açılıp kapanması ve ortalıkta birbirinin aynısına benzeyen takım elbiseli adamların dolaşmasından gözleri yakından tüm heybetiyle görünen yapının üzerindeydi.
Ahşap bir görünüme sahip olan büyük bir köşk ve arkasındaki büyük havuz evin büyüklüğü hakkında ona ön izlenim sağlıyordu. Ön kapıya yanaşan aracın kapısı bir adam tarafından açıldığında Meltem dışarıya adım atınca nelerle karşılaşacağını düşünüyordu. Gözleri etrafın üzerinde gezindi. Şehir ışık seli olarak altlarında kalırken etrafta korumalar ve lükse ait akla gelen her şey yer alıyordu. Havuzun ilerisinde yer alan otoparkın kapıları açık bir şekilde içerideki araçları göz önüne seriyordu. Spor araba, jip ve en başta ambleminden tanıdığı bir Rolls Royce ve spor motorları yer alıyordu.
Bakışları garajdan giriş kapısına çarptığında kapının önünde kısa boylu ve gözlüklü bir koruma vardı. Meltem ona daha dikkatli bakınca erkeklerin giydiği takım elbisenin aynısını giymiş ve saçlarını sıkı bir at kuyruğu yapmış kadın olduğunu görünce ne yapacağını şaşırdı. Gözlüklerinin üzerinden bakan kadın başını yana yatırıp Meltem’i süzdükten sonra başını düzeltti ve gözlerini Meltem’in korkak yüzüne sabitledi.
“Etrafı kesmen bittiyse buraya gel.”
Emir kipiyle kurulan bu cümleye itiraz etmeyen Meltem ona doğru yaklaşırken kadının kendisinin her hareketini izlediğini hissediyordu. Önüne geldiğinde kadının kendinden daha kısa olduğunu görünce kendisinden daha büyük olduğunu da anlamıştı.
Mavi gözlü kadın dikkatlice yanına yaklaşan bu biçareye küçümseyici bakışlar atıyordu. Siyah uzun dalgalı saçları ve aynı tona sahip olan gözlerinde korku kırıntıları yer alırken üzerindeki paçavralar onun evden alındığını gösteriyordu. Bu halde bir kadının eve getirilmesi Ateş’in alışık olduğu bir iş değildi. Bu kadın Ateş’e hizmet etmek için gelen kadınlardan değildi. Bu kadın, basit bir ev kadınıydı. Ne yaptı da başına Ateş’i musallat etmişti?
“Telefon?”
Kadının uzattığı eline bakan Meltem, sessizde kalan telefonunu uzattığında babasının art ardına kendisini aradığını gördü. Arabada korkudan eli cebine gitmemişken burada babası ile şu an konuşması pek mümkün görünmüyordu.
“Babam aramış, onu arayacağımı söylemiştim. Arayabilir…”
Cümlesi tamamlanmadan elindeki telefonu kapan kadın telefonunun kapatma tuşuna basılı tutarak iletişimini kesti ve telefonu arkasında yer alan korumaya uzattı.
“Ateş Bey seninle görüştükten sonra uygun görürse konuşursun. Şimdi beni takip et.”
Evin sahibi gibi davranan kadına itaat etmekten başka yolu olmadığını bilen Meltem onu takip ederek içeriye girdi.
Üst kata ve alt kata inen merdiven boşluğuna asılmış tablolar ve evin içinde hakim olan koyu renkli pahalı mobilyalar evin adeta bir küçük saray olduğunu hissettiriyordu.
“Aç mısın?”
Kapının girişinde bekleyen ve onun evi süzmesine izin veren kadının mavi gözlerine baktı.
“Hayır değilim.”
Küçümseyici bir bakış daha atan kadın üst katın merdivenlerini tırmanırken onu takip etti. Konuşma fukaralığı yapan kadının ağzından gereksiz bir kelime çıkmayacağını anlayınca içindeki korkunun yeniden alevlendiğini hissetti. Üst katta Ateş mi vardı? Onunla mı konuşacaktı? En önemlisi onunla ne konuşacaktı? Gördüğü an yüzünü dünya haritasını çevireceği kuzeni Ateş Karataş’a ne anlatmıştı?
Alt katın bir değişik kopyasını anımsatan üst katın geniş koridordun da ilerleyen kadın bir kapıyı açarak kenara çekildi. Meltem kapının önüne yaklaşırken adımları yavaşlamıştı.
“İçeri geç.” Adımlarını sürükleyen Meltem, Ateş’in odasına geldiğini anlamıştı. Yüzünü zorlayıp korkusuz bir ifade takmaya çalışsa da yüzünün aksi bir halde olduğundan emindi.
“Geç içeri” diyerek onun kolundan tutan kadın odanın içine savururken kapının ağzında durakladı. İçeriye savrulan Meltem, korku ve belirsizlikten dolayı dengesini kaybederek yere savrulduğunda karşısındaki kadının mavilerine baktı.
“Bu gece burada kalacaksın. Odadan dışarıya çıkmayacaksın.” Odanın arkasında kalan bir kapıya bakarak tekrar yerdeki kıza baktı.
“Tuvalet ve banyo odanda var. Ses çıkarma, bu evde sessizlik çok önemlidir. İhmal edersen canını yakmaktan hiç kaçınmam.”
Yerden kalkmaya başlayan Meltem bir odaya hapsedildiğini düşünürken kadın kapısını kapıyordu.
“Bir dakika, Ateş bey beni kendisi çağırdı. Ben onunla görüşeceğim ve burada kalamam. Babam çok meraklanmıştır. Lütfen onu aramam lazım.”
Kapıyı kapatmaktan vazgeçen kadın içeriye tek adımını attığında Meltem önünde bitti. Odada yalnız olduklarını anlayınca genç kızın yüzündeki korkunun azaldığını gören kadının mavilerinde tepkisizlik dalgalanıyordu.
“Sen kimin evinde olduğunu bilmiyorsun sanırım. Burası Ateş Karataş’ın evi, o ne zaman isterse onunla görüşür ne zaman isterse de babanla görüşürsün. Şimdi uslu dur ve uyu. Yarın senin için farklı bir gün olabilir.”
Kapıyı sertçe çekip kapadıktan sonra kilidin sesi geldi. İki defa dönen dil, kapıyı kilitlerken Meltem ne yapacağını düşünüyordu. Arkasını dönerek odaya baktığında odanın büyüklüğünü gördü. Dört direkli cibinilikli bir karyola ve iki tarafında eski model büyük bir başucu lambası yer alırken yatağın karşısında büyük bir tablo yer alıyordu. Siyah bir aygır şahlanmış bir şekilde havayı dövüyordu. Etrafında ise bir yangın vardı. Geri planda yer alan evler ve bir mabedin çatısının görüntüsü yangının içinde kavrulurken atın asilliği tabloyu kusursuzlaştırıyordu.
Ayaklanıp pencerelere yaklaştı. İki büyük pencerede çıkış kapısına bakıyor ve evin etrafında gezinen korumalar varlıklarını ilan ediyordu. Ne yapacağını düşünerek odayı hızlıca bir taradı. Kapının girişinde şifonyer, berjer ve bir yuvarlak bir masa yer alıyordu. Diğer tarafta ise yatak ve komodin vardı. Bunlar haricinde odada şahlanmış aygır harici bir şey yoktu. Odanın içindeki diğer kapıyı aralayıp banyoya girince içeriye girdi. Çeşmeden akan soğuk su ile ellerini ve yüzüyle boynunu yıkadıktan sonra askıdaki havluyla tenini kuruladı. Normal zamanda yaşadığı tedirginlikten dolayı sürekli terlemenin üzerine muhakkak duş alıp yatardı. Ama bu bilinmedik evdeki banyo şu an onun için tehlike arz ediyordu. Belki banyoda yer alan küçük bir kamera vardı. Ve bu kameranın aynısı odanın içinde de olabilirdi.
O yüzden üzerindeki ince ceketine daha sarınarak içeriye adım atınca ne yapacağını düşündü. Kadının dediği bir nevi doğruydu. Uyuması lazımdı. Zira yarın Ateş ile görüşürse ona kendisini iyi bir şekilde anlatması lazımdı. Bu yüzden iyi görünmeliydi.
Ama içinde yer alan ve pek belli etmediğini varsaydığı korku onun zihnini bir kurt gibi kemiriyordu. Birbirinden saçma düşünceler canını acıtırken pencereleri araladı. Gece, Temmuz sıcağını bir parça yumuşatmış gibiydi. Üzerindeki ince ceketi çıkarırken cibiniliği ayırıp yatağın üzerine kıvrıldı. Bir cenin pozisyonuna bürünürken yarının neler getireceğini düşünüyordu.