Bölüm 6-Zoraki Veda

1728 Kelimeler
“Meltem hanım bir saatimiz var, biliyorsunuz?” “Biliyorum Efe, sen burada dur. Bir saate geliyorum.” Bahçe kapısını aralayan Meltem iki katlı eve bakarken hızlıca üst katın zilini çaldı. Ünal koca geceyi uykusuz bir şekilde geçirmişken sabah ezanına doğru oturduğu koltukta uykuya yenik düşmüştü. “Baba…” Kapının zil sesine Meltem’in sesi de karışınca yatan adam hemen ayaklanarak kapıya ilerledi. “Kızım! Meltem!” “Baba!” Açılan otomat kapıdan içeriye giren Meltem merdivenleri üçer beşer çıktıktan sonra kapıda kendisini meraklı gözlerle karşılayan adamın boynuna sarıldı. Kızından bir baş boyu daha uzun olan Ünal onu kollarının arasına alırken kızının kalp atışını hissediyordu. “Meltem, nerelerdeydin kızım sen?” “Anlatacağım baba, hepsini sana anlatacağım.” Babasının kolları arasında içeriye girerken onu salondaki üçlü koltuğa oturtup kucağına sığınarak ona sarılmaya devam ediyordu. “Çok korktum kızım, inan çok korktum. Bugün senden haber alamasaydım Erkan’ı dinlemeden polise gidecektim. Senin ne işin olur Ateş’le mafyayla? Gözümün önünden bile öteye salmam seni şu dakikadan sonra.” Çoğu zaman sessiz kalan babasının kendisi için bu çabaları gururunu okşarken ona yaptığı anlaşmayı nasıl anlatacağını bilmiyordu. İşin ucunda kendisi ve babası olmasa da o geri zekalı Erkan’ın helvasını yemek istemiyordu. Babasına bir kez daha sarıldıktan doğrulup onu kızarmış gözlerinde gezinen yaşları elinin tersiyle sildi. “Sen hiç korkma baba, kızını tanımıyor musun? Nelerin hakkında geldi? Kimleri adam etti? Kimse zarar verebilir mi kızına? Ateş’miş mafyaymış bunlar ne?” “Seni tanıyorum kızım ve sana güveniyorum. Ama dışarısı, dışarıdaki kişilerin nasıl kişi olduklarını da biliyorum. Salmam seni hiçbir yere, ayırmam gözümün önünden.” Ünal onun alnını öperken iki koluyla kızına daha çok sarıldı. “Belki seni çok yordum, çok yalnız bıraktım ve seni çok koruyamadım ama ben dün gece sensizlikle sınandım kızım. Yaşarken seni kaybettiğimi düşündüm. Allah bana senin acını göstermesin kızım, göstermesin.” Genç kız, gözlerinden akan yaşları umursamadan tekrar babasına sıkıca sarılırken ona bu vedanın zorunlu olduğunu nasıl anlatacaktı? Onun kollarından istemsizce ayrılırken sesini neşeli tutmaya çalışıyordu. “Kötüyü çağırma baba hemen, bir yere gittiğim yok. Bak buradayım işte. Kalk hadi şu koltuğun üzerindekileri topla. Belini ağrıtacaksın, koltukta yatılır mı? Bende bir kahve yapayım içelim baba kız.” Ona başını sallayan adam, koltuğun üstündeki çarşafla yastığı toplarken Meltem, mutfakta kahveyi pişiriyordu. Su ve soda ile kahve tepsisini hazırladıktan sonra babasının yanına oturarak tepsiyi oradaki sehpanın üzerine bıraktı. İkili konuşmadan kahvelerinden bir iki yudum aldıktan sonra Meltem’in gözleri babasının üzerindeydi. Onun sakinleşmesini izlerken aklındaki kelimeleri hizaya sokuyordu. Zor bir ayrılık olacaktı lakin olması gerekliydi. “Baba, Erkan’ın çok büyük borcu var. Bu borç burası satılsa bile ödenebilecek bir borç değil.” Elindeki fincanı dudaklarına götürmekten vazgeçen Ünal fincanı öfkeyle sehpaya bıraktı. “Ne halt yersin yesin it. Nasıl öderse ödesin kızım? Bize mi dert olacak? Bize ne?” “Parayı ödeyemezse Erkan’ı öldürecekler baba. Bugün olmasa da yarın veya ertesi gün. Belki de hiç umulmadık bir anda. Ama o para ödenmezse Erkan’ın sayılı günleri var.” Hırslanan Ünal burnundan solurken Meltem, fincanından iri bir yudum alıp sehpaya bıraktı. “Dağ başı mı burası Meltem? Polisi, savcısı, hakimi Erkan’ı koruyamayacak mı? Gitsin söylesin polise en azından içeriye girsin?” “İçerde adam öldürmüyorlar mı baba? Sen demez miydin? Bir şişe bira parasına adam öldürecek insan var diye? Bu insanlardan içeride yok mu sanıyorsun?” Eliyle dudaklarını ovalayan Ünal ne diyeceğini düşünüyordu. “Babasının köyüne gitsin. Orada kimse onu tanımaz. Amcaları da onu satmazsa orada yaşar gider. Ya da sahte bir kimlik ve pasaportla yurt dışına kaçar.” Elini çenesinden gezdirirken gözlerini kaçırmayan kızına baktı. “Biz ne yapacağız kızım? Ne yapmamı istiyorsun?” Onun boştaki elini sıkan Meltem, gözlerini onun kızarmış gözlerine dikti. “Sen bir şey yapamazsın ve dediklerinin hiç biri de gerçekleşmez. Bunu sende biliyorsun. Amcaları ile Erkan beş senedir görüşmüyor. Yurt dışına gitse de o salak iki güne açlıktan ölür orada derdini anlatamayacağı için.” Derin bir nefes alarak babasının elini daha da sıktı. “Borcu ben ödeyebilirim. Bunun bazı yolları var…” “Bir dakika, sen mi ödeyeceksin? Meltem sen bu evleri satsak bile ödeyemeyeceğimiz bir borcun ödemesini nasıl yapacaksın?” Kızının elinden elini çeken Ünal duruşunu dikleştirirken kaşları çatılmıştı. “Kızma hemen. Borsa ve kripto ile ödeyeceğim. Başka ne ile ödeyeceğim baba? Aklına ne geldiyse onu sil!” Bakışları yumuşayan babasına bu sefer o kaşlarını çatarken babası ondan özür dilercesine elini sıktı. Kahvesinden bir yudum aldıktan sonra aklındakileri tane tane anlatmasını istedi. Meltem ona önce Okanların şirketi kurtarmasını ve finansın başına geçmesini anlattı. Babası bunu idrak edince buna benzer bir şeyi Ateş’in parasını kullanarak onun parasını kazandırmayı anlattı. Bunları idrak ettikten sonra Ateş’in şartlarını söyledi. Ünal, kızını öldürseler bile bu evden çıkarmayacağını söylerken Meltem, Erkan yüzünden ölmek istemediğini söylediğinde kızını kucakladı. Meltem, bu iş bitene kadar kimsenin zarar görmemesi adına böyle olmasına söz verdiğini söyledi. Ve onu yatak odasının kapısına koyduğu sandalyeye oturtup bir valiz hazırlamaya başladı. Çamaşırlarını kıyafetlerini ve en önemlisi diz üstü bilgisayarını ve ajandasını koyduktan sonra kalan süreye baktı. On dakikası vardı. Babasından telefonunu alıp Okan’ı aradı. Çalan telefon bir türlü açılmadığından kapatıp Asu’yu aradı. Şirketteki ofisinde çalışan Asu, Ünal’ın aradığını görünce hemen açtı. “Ünal Amca merhaba, Meltem’e ulaşamadım ben.” “Asu ben Meltem, telefonum kapalı arızalı çünkü.” “Meltem! Kızım sen neredesin? Dün abim tır çarpmış gibi eve döndü. Ayrıldığınızı söyledi. Bugün istifanı vereceğini söyledi. Anlatsana bana neler oluyor?” Yatağın üstüne oturan meltem, eline aldığı bir bluzu sallarken yüzünde umursamaz bir ifade vardı. “Abin beni aldatmış ve aldattığı karı videolarını bile çekmiş. Abinin mesajları benim bilgisayarda açıktı iş için yazışmalardan dolayı. Karı bunun videoyu ona atarken bende izledim. Şoku atlatıp videoyu kendime gönderdim. Çünkü abin beş dakika sonra videoyu silip kadını engellemiş. Ama ben videoyu aldığım için nişanı atmamda hiç sorun olmadı.” “Salak bu, yemin ediyorum alık bir salak. Ne arıyorsun karıyla kızla acaba geri zekalı?” “İnan umurumda değil Asu, telefonum olunca o videoyu sana atıp annene ve babana gösterebilirsin.” “Ah Meltem, ne diyeceğimi inan bilmiyorum. Bu salak seni gerçekten hak etmiyor.” “Biliyorum Asu biliyorum. Şimdi acil olarak şehir dışına gideceğim için dilekçemi veremeyeceğim. Dilerseniz devamsızlıktan veya…” “Sen istifa etmiyorsun Meltem, seni biz çıkarmış gibi gösterip buradaki emeklerinin hakkını ben sana yatırtıyorum. Yıllık izin, tazminat, ihbar ne varsa hepsi hesabına yatıyor ve senin adına da işsizlik maaşına başvuru yapıyorum. Biraz dinlen ve kendine gel. Daha sonra buluşup uzun uzun konuşuyoruz.” “Sağ ol Asu, ben seni en kısa zamanda arayacağım.” “Tamam canım, sen hiç kendini üzme ve güzelce dinlen. İş olayının içinde referans mektuplarını hazırlayacağım.” “Teşekkür ederim Asu, görüşürüz.” Telefonu kapatıp babasına uzatınca babasının gözleri büyümüş bir şekildeydi. “Evet baba, kızın ihanet ile de tanıştı. Kendisini pek sevmediğim için çabuk vedalaşıp Okan’ı sepetledik.” “Bir gün içinde ne yaşanır derken insanın başına bin türlü şey gelebiliyormuş kızım. Ne diyelim, o şerefsizden kurtulduğun çok iyi olmuş öyleyse.” Zoraki bir gülümseme takınan Meltem, valiziyle kapıya çıkıp babasına sarıldı. İkili merdivenlerden inerken Meltem, alt kapının önünde durdu. Babası onun kapıya bakan yüzünü görünce ilerledi. Kız halası uğruna Erkan’ı görüp görmek istemediğini düşünürken zile bastı. Saniyeler sonra kapının arkasından gelen sesler Meltem’i tekrar zile bastırmıştı. “Açmayacağım Erkan, ben seni sokakta bulmadım. Basar basar gider.” “Meltem anne o, Meltem.” “Açsanıza kapıyı! Alo! Kime diyorum ben!” Çelik kapı yavaşça açılırken Erkan’ın esmer beyazı yüzünde yara bereler denizdeki bir taş misali dalgalanıyordu. Burnundaki tampon, dudağındaki patlak ve kaşındaki çatlak Meltem’in içinin soğumasına yeterli değildi. “Meltem, kuzenim. Senden çok özür…” Bir basamak yukarda duran Meltem, onun yüzüne yumruğunu patlatırken Uzun boylu adam yere doğru sendeledi. “Erkan!” “Karışma sen Ziynet!” Koşturan kadının durmasını sağlayan Meltem, Erkan’ın gülmeye çalışan suratına baktı. “Öğrenmişsin yumruk atmasını. Ama bir dahakine çeneden vur. Yanaktan vurunca etkisi daha hafif oluyor.” Elini kaldıran Meltem, bu sefer tarif edildiği gibi bir yumruk atınca elini geri çekip sallarken parmakları daha çok acımıştı. “Bu elimi acıttı!” “Ovvv benimde çenem… Çenemi çok acıttın lan.” Sallayan elini diğer eliyle ovalayan Meltem kızgın gözlerle ona bakıyordu. “Çenen kırılsın Erkan. Senin yüzünden hapis hayatı yaşayacağım, göt.” Çenesini ovalayan Erkan zorlukla doğrulurken Meltem onun üzerinden kalktı. “Nasıl yani kuzen?” “Altı yüz bin doları ve faizini ödeyene dek orada kalacağım. Telefonum bile olmadan.” Yüzünde bir anlık şaşkın bir alığın ifadesi gezinen Erkan gülümseyerek ona baktığında üstünde rahatlamış bir hal vardı. “İkna ettin, Ateş beyi ikna ettin kuzen. Ölmeyeceğim yani. Lan yaşasın!” Yaralanmış elleriyle Meltem’i kavrayan Erkan onu kapının ağzında döndürürken Meltem onun omuzlarına vuruyordu. “Gebermeyeceksin Erkan, gebermeyeceksin. Ama şu işler bitince seni ben kendi ellerimle öldüreceğim. İndir beni!” Onu indiren Erkan, kuzenine sarılırken Meltem’de rahatlamıştı. Bu piçi gerçekten seviyordu. Ve bu salak için orada hapsolmaya razıydı. “Bu işler bitince senin ağzını burnunu ben kıracağım Erkan, bunu unutma.” “Kır kuzen kır istersen kafamı kır. Bu işi çözeceğini biliyordum. Sen beni Ateş’ten kurtardın.” Meltem, kızgın olsa da ona minnetle bakan gözlere kollarını açarken Erkan’ın boynuna kollarını doladı. Gerisinde bekleyen halası ne diyeceğini bilemez bir şekilde ona bakarken gözlerinde Meltem’in alışık olmadığı mahcubiyet vardı. “Teşekkür ederim.” Ziynet’in dudaklarından dökülen iki kelime, Meltem’in ömründe duymadığı şeylerdi. Halası ona teşekkür etmişti. Bu kıyamet alameti sayılacak bir şeydi onun gözünde. Ama evlat sevgisi böyle bir şeydi, oğlunu kurtaran kişi olarak ona her türlü eziyet yaptığı kıza günün birinde teşekkür ediyordu. Ellerini Erkan’ın boynundan çekerken Erkan’ın ıslanmış gözlerini gördü. “Dikkat et kuzen. O adam çok tehlikeli biri ama kadınlara zarar veren birisi değil. Onu kışkırtma.” Başını sallayan Meltem, herkesin Ateş’ten bahsederken dikkatli olmasını istediğini fark etti. Adam Ateş’ti o ise bir Meltem. İkisi birbirine çok tezattı. Ve Meltem belli etmese de korkuyordu. O adamı görmekten veya o adamın evinde yaşamaktan değildi korkusu, o adamla yaşayacağı gecelerde iradesine sahip olamamaktan korkuyordu. Dışarıya çıkıp babasıyla vedalaştıktan sonra kapının önünde bekleyen araçtan inen Efe’ye valizini verdi ve arka koltuğa geçti. Bahçe kapısında bekleyen babasının bakarken elini salladı. Babası da ona elini sallarken araç hareketlendi. Geride kalan alt kattaki evin penceresinden ona bakan Erkan’da elini sallarken halası da ona bakıyordu. Bankaya vardıklarında Meltem, Ateşin verdiği karta baktı. Müdürün ismini söyleyerek onunla görüşünce işlemlerini halletti. Araca tekrar bindiğinde ise Mine yanındaydı. “Sen ne ara geldin?” Mavileri ilk defa gülümseyen Mine ona bakarken Efe’ye seslendi. “Efe, alışveriş merkezine götür bizi.” Mine’nin gülümsemesi ne mi yoksa alışveriş merkezine gitmelerine şaşıracağını karıştıran Meltem, yüzünde beliren saçma bir gülümseme ile yolu izledi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE