Savaş Albayrak Elif’in kapısının önünde dakikalarca bekledim. Yumruğumla kapıyı çalmıştım, sonra tekrar… sonra bir daha. Hiçbir ses yoktu içeriden. Ne ayak sesi, ne gölge… Ne de o yumuşacık “kim o?” sorusu. Boğazımdaki düğüm sıkıştı. Kalbim deli gibi atarken zihnim sorularla dolmuştu. “Uyuyor mu? Dışarı mı çıktı? Yoksa...” Bir adım geri çekildim. Gözlerim, o kapıya bir daha dönmemek üzere bakan bir yabancı gibi doluydu. Cevapsızlık kadar insanın içini delen başka bir şey yoktu. Görevden sapasağlam dönmüş, kalbimi ona taşıyarak kapısına gelmiştim ama… açılmadı. Yüzüme kapanmış gibi hissettim. Bir iç çekerek lojmana doğru yürüdüm. Her adımımda omzumdaki ağırlık daha da arttı sanki. Kapımı açtığımda, çantamı yere bırakmakla yere yığılmak arasında bir çizgideydim. İçim kavruluyordu. Tam

