YENİ KOMŞU

883 Kelimeler
Mardin’in o keskin ayazı iliğime işlerken, askeri lojmanların bahçesinden içeri süzüldüğümde saat gece ikiyi vuruyordu. Neyse ki yarın hafta sonuydu; revirin o steril kokusundan ve askeri disiplinden bir günlüğüne de olsa uzak kalacaktım. Gerçi bu "rahatlık" içimde buruk bir sızıya sebep oluyordu; çünkü Merih’i göremeyecek olmak, hafta sonunun tüm cazibesini alıp götürüyordu. Apartman boşluğunun loş ışığında çantamı karıştırırken o korkunç gerçekle yüzleştim: Anahtarım yoktu. Çaresizce telefonuma sarılıp Ela’yı aradım. Telefon uzun uzun çaldı, tam kapatacakken açıldı. Karşı taraftan gelen ses, uykunun en derin kuyusundan yükseliyor gibiydi: "Efendim aşkım?.." Elim telefonda donup kaldım. Ela bana asla "aşkım" demezdi. Bizim lugatımızda "yavrum, afetim, kızım" vardı ama bu kelime... Hayatında biri mi vardı da uykulu haliyle beni o sanmıştı? Kalbim güm güm atarken hiçbir şey diyemeden telefonu suratına kapattım. İki dakika sonra kapı ağır ağır açıldı. Ela, gözlerini ovuşturarak karşımda dikiliyordu. "Hoş geldin Alara," dedi buz gibi bir sesle, sonra arkasını dönüp sendeleyerek odasına gitti ve kendini yatağa attı. Şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım. Ne olmuştu bu kıza? O neşeli, fıkır fıkır Ela gitmiş, yerine bir yabancı gelmişti. Odama geçtim, o çok sevdiğim tavşan kulaklı pijamalarımı üzerime geçirdim. Yatağın soğuk çarşafları arasına sığınıp Merih’i, Ela’nın o garip seslenişini ve Mardin’in sessizliğini düşünerek uykuya daldım. Ancak sabah, hayal ettiğim o huzurlu sessizlikle gelmedi. Dışarıdan gelen "güm güm" sesleri, geri geri giden bir kamyonun o sinir bozucu ikaz sesi ve bağrışmalarla gözlerimi açtım. Yataktan fırlayıp cama koştum. Devasa bir nakliye tırı lojmanın önünde duruyordu. Üst katımdaki o aylardır boş olan daireye birileri taşınıyordu. "Yuh ama ya, hafta sonu sabahın köründe bu ne hız!" diye söylendim. Uykumu geri kazanma ümidiyle yatağa döndüm ama nafile. Yukarıdan gelen ağır mobilya sürükleme sesleri tepemde şimşekler çaktırıyordu. "Ela kesin uyanmıştır, onun odası diğer tarafa bakıyor, ses gitmiyordur," diye düşünerek dertleşmek için odasına doğru süzüldüm. Kapıyı hafifçe araladım ama gördüğüm manzara karşısında duraksadım. Yatak boştu. Yorgan darmadağınık, yastık ise yerlerdeydi ama Ela yoktu. Bu saatte, hem de hafta sonu sabahında nereye gitmişti bu kız? Üstelik dün geceki o "aşkım" meselesi hala kafamın içinde dönüp dururken... Tam mutfağa bakmak için dönecektim ki, üst kattan öyle bir ses geldi ki tüm bina titredi. Sanki birisi bilerek yere koca bir ağırlık bırakmıştı. Öfkeli bir şekilde merdivenlere yöneldim. Hem Ela'nın nerede olduğunu bulmam gerekiyordu hem de şu yeni "öküz" komşuya bir dur demem! O an, o merdivenlerin sonunda beni bekleyen kaderin, adımı dört yıldır söylemeyen o "buzdan duvar" olduğunu henüz bilmiyordum.Anahtarı kaptığım gibi kendimi dışarı attım. Öfkem burnumda, üzerimde o tavşan kulaklı pijamalarla merdivenleri ikişer ikişer tırmanırken tek bir amacım vardı: O gürültüyü yapanın tepesine binmek! Ama gördüğüm manzara karşısında basamağın ortasında çakılıp kaldım. Ela, orada, Merih’in timinden o çapkın gülüşlü Astsubay Kıdemli Üstçavuş Zafer Boran ile yan yanaydı. Yan yana derken, bildiğin "burun buruna" seviyesinde bir yakınlıktan bahsediyorum. Ela’nın yüzü kızarmış, Zafer’in ise ağzı kulaklarında... "Hoppala! Gece yarısı 'aşkım' diye telefonu açan kişi belli oldu. Ela, yandın kızım sen!" "Ela!" diye bağırdım. Sesim, Mardin’in dar sokaklarında yankılanan sela sesinden daha tiz ve cırlayarak çıkmıştı. Ela beni görünce sanki elektrik çarpmış gibi olduğu yerde sendeledi. "Alara!" dedi korkuyla. Gözleri yuvalarından fırlayacak gibiydi. "Senin... Senin ne işin var burada?" "Asıl senin ne işin var burada?" diye tısladım yanlarına vararak. "Neler oluyor burada?" Zafer, durumu kurtarmak istercesine bir adım öne çıktı. Gözlerimin içine direkt, hiç kaçırmadan baktı ve zorlukla yutkunarak, "Doktor Hanım, şey... Biz buraya taşınıyoruz da," dedi. "Biz derken?" dedim, suratına aval aval bakarak. "Biz kimiz Zafer Üstçavuş? Ela ile sen mi?" Tam o sırada, arkamdan gelen o tanıdık, tok ve otoriter sesle iliklerime kadar titredim: "Zafer! Şu komidini neden düzgün koymadınız?" Zaman durdu. Kalbim, sanki göğüs kafesimi kırıp dışarı fırlayacak bir kuş gibi çırpınmaya başladı. Yavaşça, çok yavaşça arkamı döndüm. Ve o an, bir çift simsiyah, geceden daha karanlık ve buzdan daha soğuk gözle karşı karşıya geldim. Merih Emre Doğan. Sivil bir tişört giymişti, kollarındaki damarlar belirgindi ve o siyah gözleri doğrudan benim üzerimdeydi. Şaşkınlığını sadece bir saniyeliğine gördüm, sonra o bildik maskesi yine yüzüne yerleşti. "Hayır ya! Gerçekten mi? Allah'ım, her sabah bu adamın postallarının sesini mi dinleyeceğim tepemde? Bu bir rüya olmalı, lütfen tavşan kulaklarımın bir rüya olduğunu söyleyin!" Zafer, Merih’e bakarak toparlanmaya çalıştı: "Affedersiniz komutanım, hemen hallediyoruz." Merih, Zafer’e bakmayı kesti ve bakışlarını ağır ağır tepeden tırnağa benim üzerimde gezdirdi. Pijamamdaki tavşan kulaklarında duraksadı, sonra gözlerimin tam içine baktı. "Doktor Hanım?" dedi, adeta her heceyi buzlu bir suda yıkarcasına. "Kapımın önünde, bu kıyafetlerle... Hayırdır, bir hasta viziti mi?" Ondaki bu sakinlik beni daha da çileden çıkardı. "Yüzbaşım!" dedim, sesimi dikleştirerek. "Burası benim evimin tam üstü! Ve sabahın köründe mermer blok taşır gibi eşya taşıyorsunuz. Kimden izin aldınız da buraya çöktünüz?" Merih masaya doğru bir adım attı, aramızdaki mesafe tehlikeli bir boyuta indi. O kadar yakındı ki, hafifçe ter ve o taze sabun kokusunu alabiliyordum. "Kimseden izin almadım Alara," dedi. Nefesim kesildi. Kalbim durdu. Dört yıldır beklediğim o kelime, o sarsılmaz adamın dudaklarından dökülmüştü. Adımı söylemişti. Ama sesinde aşk değil, büyük bir meydan okuma vardı. "Burası askeri lojman. Boşalan daireye ben geçtim. Beğensen de, beğenmesen de... Artık komşuyuz." Arkasını dönüp içeri geçerken, ben olduğum yerde tavşan kulaklarımla taş kesilmiştim. Ela ise arkadan Zafer'e işaretler yapıyordu. "Komşu mu? Bu adam benim üst katıma mı taşındı? Ben şimdi her gece onun ayak seslerini dinleyip, her sabah kapıda onunla mı karşılaşacağım? Alara, kızım... Ya kalbin duracak ya da bu adam o buzdan duvarı senin üzerine yıkacak."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE