ESKİ DOST

1068 Kelimeler
Akşama doğru o bitmek bilmeyen taşınma faslı nihayet bitmişti ama ben de haliyle pestili çıkmış bir vaziyetteydim. Tam kendimi koltuğa atmıştım ki, saat sekiz civarı telefonum çalmaya başladı. Ekranda o ismi görünce yorgunluğum bir anda uçup gitti: Emre! Çocukluk arkadaşım, sırdaşım... O da askerdi ve işini gerçekten aşkla yapıyordu. Bekletmeden açtım telefonu."Emooo!" dedim, yüzümde engelleyemediğim bir gülümsemeyle. Emre o her zamanki sakin ama güven veren sesiyle cevap verdi: "Kankisi neredesin sen? Ben Mardin kapısındayım, hatta senin lojmanın tam önündeyim!" Sevinçten küçük bir çığlık attım. "Hadi canım! Şaka yapıyorsun?" "Ciddiyim Alara, hadi in aşağı da şu güzel yüzünü göreyim artık." Hızla aynaya baktım; saçım başım biraz dağılmıştı ama heyecandan parlayan gözlerim her şeyi kapatıyordu. "Hemen geliyorum!" deyip telefonu kapattım. Çantamı kaptığım gibi kendimi koridora attım. Merdivenleri adeta uçarak inerken, üst katın kapısının aralık olduğunu fark ettim. İçeriden Merih’in o otoriter sesi geliyordu; Zafer’e bir şeyler için talimat veriyordu ama o an umrumda bile değildi. Tek odağım kapıdaki Emre’ydi. Apartman kapısından bir fırtına gibi fırladığımda, nizamiyenin biraz ilerisinde onu gördüm. Sivil kıyafetler içinde olsa da o dimdik askeri duruşuyla "ben buradayım" diyordu. "Emre!" diye bağırıp üzerine atıldım. Emre beni havada kaptığı gibi etrafında döndürdü. Kahkahalarımız lojman bahçesinde yankılanıyordu. "Kızım ne bu enerji, Mardin’in havası sana yaramış!" dedi beni yavaşça yere bırakırken."Çok özlemişim be Emo! Ne işin var senin burada, hâlâ inanamıyorum!" Emre ellerini omuzlarıma koydu, beni gururla süzdü. "Geçici görevlendirme aldım Alara, artık bir süre buralardayım küçük tavşan ." Emren'nin suratına yavaş ve acıtmayacak iekilde vurdum oda elimi tuttu ve "Ah be taavşan ne özlettin kendini" Eskileri yad etmeye başladık küçük bir an Emre benim sakarlıklarımı anlatıyor bir yandan da gülüyordu. Biz tam böyle el ele, diz dize eski günlerden konuşurken arkadan gelen o ağır ve ritmik postal seslerini duydum. Kalbim "eyvah" der gibi bir kez tekledi. Yavaşça başımı çevirdiğimde, Merih ve hemen arkasında ne yapacağını şaşırmış gibi duran Zafer’i gördüm. Merih’in yüzü, Mardin’in taş evlerinden daha sert bir ifadeye bürünmüştü. Simsiyah gözleri önce Emre’nin omuzlarımdaki ellerine, sonra da benim mutluluktan kızarmış yanaklarıma odaklandı. "İç sesim: Alara, şu an Merih'in kafasının içinden geçenleri görebilseydin muhtemelen 'koşarak uzaklaş' uyarısı alırdın. Adam resmen kıskançlıktan bir tabur askeri tek başına içtimaya çekecek gibi bakıyor!" Merih hiçbir şey demeden tam yanımızdan geçip gidecekken durdu. Bakışlarını Emre’ye dikti, o buz gibi sesiyle sordu: "Bir sorun mu var Doktor Hanım? Kim bu arkadaş?" Merih sanki orada değilmiş gibi Emreye döndüm "Emre bu Yüzbaşı Merih." sanki normal bir insandan bahsediyormuş gibi"Buda çocukluk arkadaşım Emre " dedim Merihe asla bakmayarak. Emre hemen profesyonel bir tavırla toparlanıp asker selamı verdi. Merih ise selamı kerhen alırken gözlerini hala benden ayırmıyordu. O akşam anladım ki; Merih Emre Doğan’ın o buzdan duvarları, bugün ilk kez çatlamıyor, resmen sarsılıyordu. Merih’in simsiyah gözlerinin içine baktığımda, ilk kez orada bambaşka bir şey gördüm: Kıskançlık. Ama bu çok saçmaydı; benden haz etmeyen, dört yıldır adımı bile ağzına almayan adam neden şimdi bana ait olan bir ana bu kadar sert müdahale ediyordu ki? Bu sadece bir komutanın koruma içgüdüsü müydü, yoksa bu buzdan duvarın altında başka bir yangın mı vardı? Merih’in bakışlarındaki koyulaşmayı fark edince geri adım atmadım. Tam aksine, gözlerimi gözlerine diktim ve en sakin ses tonumla sordum: "Afedersiniz Yüzbaşım, bir sorun mu vardı?" O an Zafer’in ağzı şaşkınlıktan bir karış açık kaldı. Muhtemelen hayatında Merih Emre Doğan’a bu kadar cüretkarca soru sorabilen birini ilk kez görüyordu. Merih’in gözleri, sorduğum soruyla birlikte daha da derinleşti, karanlıklaştı. Aramızdaki gerilim, Mardin’in tüm sokaklarını kaplayacak kadar yoğundu. "Bir sorun yok Doktor Hanım," dedi, sesi adeta dişlerinin arasından süzülen bir zehir gibiydi. Bakışlarını benden çekip Emre’nin omuzlarımdaki ellerine, sonra da doğrudan Emre’nin yüzüne dikti. "Sadece, arkadaşlarınızın bu saatte buralarda ne gezdiğini merak ettim doğrusu. Burası yol geçen hanı değil, askeri lojman." "Alara, kızım... Bu adam resmen Emre'yi bakışlarıyla paketleyip sınır dışı edecek! Kıskanıyor diyemiyor da 'lojman kuralları' diyor. Ayı işte, tam bir öküz! Ama o simsiyah gözlerindeki o koyu ifade... Neden bu kadar yakıcı?" Emre, atmosferdeki gerilimi hissedip ellerini omuzlarımdan yavaşça çekti ve askeri bir disiplinle cevap verdi: "Üsteğmen Emre Soykan, komutanım! Alara benim çocukluk arkadaşımdır, ziyarete geldim." Merih, 'arkadaş' kelimesini duyunca dudaklarını birbirine bastırdı, çenesi seğirdi. "Anlaşıldı Üsteğmen," dedi buz gibi bir sesle. Tekrar bana döndü, o sarsılmaz otoritesiyle üzerime çöktü. "Doktor Hanım, misafirinizle vedalaşın. Sabah vizitesi erken başlar, uykunuzu alsanız iyi olur." Arkasını dönüp apartmana girerken Zafer de "İyi akşamlar" der gibi bir işaret yapıp peşinden koşturdu. Ben ise olduğum yerde kalakalmıştım. "Seni öküz Yüzbaşı... Adımı söylemeyip bana emirler yağdırıyorsun ama bakışların öyle demiyor Merih Emre Doğan. O buzdan duvarın, bugün Emre'yi görünce fena sallandı, haberin yok!" O an zihnimde şimşekler çaktı, içimdeki o uslu kız gitti, yerine tam bir şeytan geldi. Madem Merih Emre Doğan hem beni böyle delicesine kıskanıyor hem de her fırsatta o buzdan duvarıyla beni eziyordu, o zaman ben de o kıskançlık damarına basar, üzerine bir de güzelce tepinirdim! Merih apartman kapısına varmıştı ki, sesimi özellikle yükselterek, onun duyacağından emin bir tonda Emre’ye döndüm. "Emo," dedim, sesime en neşeli ve en davetkar halimi vererek. "Gece gece şimdi otele falan gitme sen. Özlemişiz zaten, bu gece bizde kalsana! Eski günlerdeki gibi sabahlarız." Merih, sanki görünmez bir duvara çarpmış gibi yürüdüğü yerde aniden zınk diye durdu. Sırtının gerildiğini, omuzlarının kaskatı kesildiğini buradan bile görebiliyordum. Bir an duraksadı, sonra ağır ağır arkasını döndü. Göz göze geldiğimizde o simsiyah gözlerinde resmen şimşekler çakıyordu; çenesi öyle bir gerilmişti ki, dişlerini sıkmaktan kemikleri belirginleşmişti. Bir şey diyecek gibi oldu. Dudakları aralandı, o otoriter sesiyle dünyayı başıma yıkacak bir emir verecek sandım. Ama hayır, Merih Emre Doğan sadece bana öyle bir baktı ki, o bakışın içinde hem öfke hem de tarif edemediği bir hayal kırıklığı vardı. Sonra tek kelime etmeden hışımla arkasını döndü ve apartmana girip kapıyı arkasından çarparak kapattı. "Şimdi sıçtım ağzına senin Merih Emre Doğan! Dört yıldır beni 'doktor hanım' diye soğuk odalara hapsettin, aşkımı görmezden gelip beni ne hallere soktun... Şimdi sıra bendeydi! O kapının çarpış sesi, senin o buzdan kalbinin çatırdama sesiydi, duydum ben onu!" Emre ise şaşkınlıktan donup kalmıştı. "Kızım sen ne yapıyorsun?" diye fısıldadı. "Adamın gözlerinden ateş çıktı, resmen infaz emrimi verecekti orada!" "Boşver sen onu Emo," dedim zafer kazanmış bir edayla koluna girerek. "O sadece kendi kurallarıyla yönettiği dünyasında ilk defa bir isyanla karşılaştı. Hadi, içeri girelim." Üst kata çıktığımızda, Merih’in dairesinden gelen o şiddetli ayak seslerini duyabiliyordum. Belli ki Yüzbaşım odanın içinde bir aşağı bir yukarı volta atıyordu. "Volta at bakalım Merih Emre Doğan. Bu gece o tavanı senin başına, o aşkı da senin kalbine dar etmezsem bana da Alara demesinler!"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE