16.BÖLÜM

2517 Kelimeler
16.BÖLÜM Alp’in tebessümü sönüp giderken, yüz hatları gerilerek ciddi bir ifadeye büründü. Yeşil gözlerini annesinin gözlerinden kaçırarak sıkıntı içinde derin nefes aldı. Sıkıntıyla verirken annesini görmezden gelerek yanından geçtiğinde, Alisa tebessüm ederek annesine sımsıkı sarılmıştı. Alp adımlarını salona taşıdı. Baş köşedeki koltukta babasının oturduğunu görünce sadece susmakla yetindi. Salondaki boş koltuğa yayıldığında gözleri Elif’i aradı. Muhtemelen Cihan huysuzluk yapmıştı, Elif yukarıda onunla ilgileniyordu. Cihan’ın geçiş dönemiydi. Uzun süre görmediği insanları yabancılayarak ağlıyordu. Deli gibi yaygarayı basıyordu. Hafifçe sırtını gri koltuğa dayadı. Yastığı kucağına alarak yayıldı ve ayaklarını boylu boyuna uzatmıştı. Sevgi Hanım kızını kolunun altına alarak adımlarını içeri taşıdığında, Alp’in yanına oturarak ona döndü ve uzun süre tebessüm ederek ona baktı. Yeşil gözlerini annesine çevirerek anlamlı biçimde ona baktı. Sevgi kırıntısına dair hiçbir iz yoktu yada o göremiyordu. Sevgi Derin duygularını gösteremeyecek kadar bilgisiz, bilinçsiz ve yetersizdi. “Geldiğinize göre, işlerinizi hallettiniz sanırım.” Dedi Alp ve hafifçe genzini temizledi. Yastığı kenara doğru koydu, ellerini birbirine bağlayarak öne doğru kaykıldı ve çökmüş olan omuzlarını dikleştirdi. “Hayır.” Sevgi Hanımın cevabıyla yüzüne anlamsız ve ukala bir gülümseme yerleşti. Tabii ki işlerini halletmemişlerdi ve buraya dönmemişlerdi. İşlerini halletmek için uzatmaları oynuyorlardı. “Adamlarla uzlaşmaya vararak geri dönmek ne kadar uzun süre bilir?” dediğinde Alp. Hasan öne doğruldu, gözlerini Alp’e çevirerek bakışlarını sertleştirmişti. “Artık gelişimize de mutlu olmuyorsun. Önceden sevinirdin.” “Evet, olmuyorum. Tamamen burada dönene kadarda benden beklediğiniz davranışı alamayacaksınız.” Dediğinde Alp. Alisa abisinin elini tutarak sıktığında, yeşil gözlerini hüzünle ona çevirdi. Anne ve babasıyla olan rekabeti sonsuza kadar sürecek gibiydi. “Seni çok özledik. Sen bizi özlemiyor musun? Neden bize bu kadar kötü davranıyorsun?” dedi Sevgi Hanım. Alp sırtını koltuğa yasladığında, delicesine bir kahkaha attı. Yüzü kıpkırmızı kesilmişti. Gerçekten annesi bunu soracak kadar hissettiklerini anlamaktan yoksundu. “Benim ömrün sizi özlemekle geçti.” Annesi elini alnına götürerek hafifçe kaşıdı ve sıkıntı içinde nefesini verdiğinde, yeşil gözlerini ona dikerek uzun süre baktı. “Bu işi halletmeden, tamamen bitirmeden, peşinizdeki tehlikelerden arınmadan daha bu eve gelmeyin. Biz sizin peşinizden sürüklenen belalar yüzünden bu mahallede yaşamaya başladık. Sizin kafanız falan mı almıyor? Alisa’yı, Elif, Cihan’ı ve beni tehlikeye atıyorsunuz. O kadar sorumsuzca davranıyorsunuz ki, bu tavırlarınız beni bitiriyor.” Dedi ve derince soluklandı. “Gerçekten bazen kim ebeveyn, kim çocuk bunu sorguluyorum. Gerçekten…” dediğinde Alp oturduğu yerden kalktı. Elif Cihan’la birlikte salona girdiğinde, onlara yöneldi ve Cihan’ı kucağına alarak oğluna sımsıkı sarıldı. Yanağına öpücük kondurdu. Yanağını yanağına dayayarak gözlerini kapattı. Oğlunun kokusunu içine çekerek sakinlemeye çalıştı. Adımlarını salondan dışarı taşıyarak merdivenlere yöneldi. Adımlarını dikkatle merdivenlerden yukarı taşıyarak Cihan’ın odasına girdi. Onu yerdeki yastıkların üzerine yatırarak, oyuncaklarını koydu ve onunla oynamaya başladı. Havaya kaldırdığı küçük ayaklarını öperek gülümsüyordu. Anne ve babasının saçmalıklarını düşünüp kafa yoramayacaktı. Artık onların manasız ve anlamsız hareketlerine uzun süre kızmama kararı almıştı. Onlar pek çok şeyden yoksun olarak büyümüşlerdi. Alisa çok haklıydı. Sevgi Hanımın ve Hasan Bey’in bakış açıları, hayat tercihleri kendisinden çok farklıydı. Bazen, hatta çok kez onların çocuğu değilmiş gibi hissediyordu. Göz kapakları zorlukla aralanıyordu. Sabah erken kalkmıştı. Cihan’la kendisi ilgilenmişti, Elif’in ödevini yetiştirmesine yardımcı olmak için yemeğini o yedirmişti ve uzun süre ilgilenmişti. Holding’te de işler fazlasıyla karışık ve yorucuydu. Ay sonu olduğu için muhasebe işleri oldukça yoğun geçiyordu. Cihan’ın yanağına kocaman öpücük kondurduğunda, kıkırdamasıyla birlikte onu karnından gıdıklayarak daha da güldürdü. Onun gülmesiyle yüzüne kocaman bir gülümseye yayıldığında, kapının aralanmasıyla yüzündeki ifadeyi ciddileştirdi. Annesi yavaşça yanına yatarak Cihan’ın elinden öpmüştü. Yanaklarını sıkarak öpücükler kondurduğunda, sadece sessizce durdu. Bakışlarını Cihan’ın küçük oyuncak ayısının üzerinde tuttu. “Bazen gerçekten seni ben mi doğurdum, diyorum.” Dedi Sevgi Hanım iç çekerek. Sesi oldukça sıkıntılı çıkmıştı. “Senin gibi duygusal, sevgi dolu ve hassas bir çocuk nasıl bizim çocuğumuz olabilir diye düşünüyorum.” Dediğinde Alp’in gözleri annesine kaydı. Uzun süre yüz hatlarındaki mimikleri inceledi. Oldukça kırgın ve solgun görünüyordu. “Sen hep çok vicdanlı, komik ve güzel bir çocuktun. Senin bu kadar iyi bir baba olacağını asla tahmin edemezdim. Biz yeteri kadar sana ilgi göstermedik ya… Hep zannettik ki sende çocuklarına gösteremezsin ve sevemezsin. Çünkü biz öyle yapmıştık… Görmediğimiz sevgiyi size gösteremedik… Bu bahanenin arkasına saklanarak bir ömür boyu yaşadık, ta ki seni baba olana kadar… Ta ki Alisa’yı benimseyene kadar… Bizi çok utandırdın Alp.” Dedi Sevgi Hanım gözlerinden süzülen yaşlara önem vermeyecek. “Tüm yaşadıklarımız koca bir bahaneden ibaretmiş ben bunu senin hayatına bakınca gördüm. Bizden beklediğin ve alamadığın tüm sevgiyi tüm ailene gösterdin. Kardeşine gösterdin…” dediğinde Alp dolan gözlerini saklamak için yan tarafa baktı. Kapıda dikilen Alisa’nın ayaklarını görmesiyle bir damla yaş gözlerinden aşağı süzülmüştü. Alisa yavaşça eğilerek hemen yanına uzandı. Alp’in yere düşmek üzere olan göz yaşını silerek elini omzuna koydu. Kendisine sımsıkı sarıldığında, Alp’ Alisa’nın saçları arasına öpücük kondurmuştu. Pelte gibi olan kollarını çekerek yerden hızla doğrularak kalktı. Sevgi Hanım’ı ve Alisa’yı geriye bırakarak gitmek için yeltendi. Uzun ince hole adımları ilerlediğinde, yaşlar gözlerinden birer birer dökülüyordu. Merdivenlerden çıkan Elif’le göz göze geldiğinde, burukça tebessüm ederek kendisine bakınmak yetinmişti. Gözlerini ondanda kaçırarak yatak odasına doğru yönlendi. Elif’in adımları kendisini takip ediyordu, bunu biliyordu. Yatak odasından içeri girdi. Ebeveyn banyosuna yönelerek içeri girdi ve kapıyı kapattığında, sırtını hafifçe kapıya dayadı. Çocuk gibi ağlamayı bırakmalıydı. Eşek kadar olmuştu hala annesinin dediklerine ağlıyordu. Geçen giden çocukluğuna ve o kimsesiz çocuğa ağlıyordu. Aynaya baktı. Gözlerinden akan yaşları sürekli temizlerken, içten içe kendine çok kızdı. Ağlamayacaktı. Ağlamamalıydı. Telefonuna gelen mesaj sesiyle dikkatini dağıtmak için cebinden çıkartarak buğulu gözlerle ekrana baktı. Derya Hanım’dan gelen mesajı görünce üzerine dokunarak açtı. Derya Sultan; “Umarım sarmaları beğenmişsindir.” Yazısını görünce yüzüne kocaman bir tebessüm yayıldı. Alp Derin: “Çıtayı arşa çıkartmışsın.” Dedi ve telefonu cebine koyduğunda, Elif’in kapıyı açmak istemesiyle sırtını kapıdan çekerek içeri geçmesi için ona izin verdi. Mutsuz yeşil gözlerini kendi gözlerine diktiğinde, burukça tebessüm etti. Aynaya göz ucuyla baktı. Göz yaşları yüzünü tamamen ıslatmıştı. Her defasında Elif’e nasıl bu kadar rezil olmayı başarıyordu hiç bilmiyordu. Adımı hemen önünde durduğunda, bacaklarının artık kendisini taşımadığını hissediyordu. Yavaşça yere doğru çömeldi ve sırtını banyonun fayans duvarlarına dayadı. Elif’te hemen yanına çömelerek oturmuştu. Açık kahverengi saçları topluydu ve yeşil gözleri üzgün biçimde kendisine dönüktü. Kollarını açarak kendisine uzandı ve sımsıkı sarmaladı. Dudaklarını yanağına dokundurarak öpücük kondurduğunda, sadece tebessüm etti. İtinayla her seferinde ona rezil olmayı ihmal etmiyordu ve bundan da gocunmuyordu. Yanında kendi gibi hissettiği tek kişi Elif’ti. Kendisine sarılan kollarını tutarak sarıldı ve omuzlarına öpücükler kondurduğunda, Elif’in sağ eli yavaşça havaya kalkarak yüzündeki tüm yaşları itinayla temizlemişti. “Seni seviyorum hırçın.” Dediğinde içinde bir yerlerde acı koptu. Çok sağlıklı bir hayat geçirmemişti. Elif kendisini sineye çekmese, ona şans vermese hayatı yine bok gibi olurdu. Tüm hayatının güzelliğini ona borçluydu. Gözlerini hafifçe Elif’in yeşil gözlerine çevirdiğinde, göz irislerinin içindeki parıltıyı gördü. Kendisine hala deli gibi aşıktı. Gözlerinden anlıyordu, gözler her zaman ruhun yansıması olmuştu. Hafifçe tebessüm ederek Elif’in yanağına öpücük kondurduğunda; kendisini kollarının arasına çekerek saçlarının arasına öpücükler kondurmasına izin verdi. “Bende seni seviyorum züppe.” Dediğinde Elif’in sesi kıkırtıyla çıkmıştı. Alp’te hafifçe kıkırdadığında, alnını Elif’in alnına dayadı yeşil gözlerini onun yeşil gözlerine dikerek dakikalarca gülümseyerek baktı. Karısının dudaklarına ufacık bir öpücük kondurdu. “İyi ki benimlesin, iyi ki yanımdasın. Sen benim her şeyimsin. Bu hayat sensiz hiç çekilmezdi.” Dediğinde Elif kendisine tekrar sımsıkı sarılmıştı. Onun kolları arasında gözlerini kapattı ve bir süre sadece nefes seslerini dinledi. Pelte misali yere yayılmış olan vücudunu dikleştirirken omuzlarını geriye doğru yaptı. Yavaşça yerden kalkarak, Elif’in elinden tuttu ve yukarı doğru çekmesiyle bu kez de ayakta ona sımsıkı sarıldı. Burnunu boynuna dayayarak uzun süre kokusunu içine çekti. Adımları zorlukla yatak odasına ulaştı ve yatağının üzerine oturdu. Elif banyodan çıkarak yanına gelerek oturmuştu. Sessizliğini uzun süre korudu. Söyleyeceklerini toparlamaya çalışıyor gibiydi. Kendisiyle uzunca konuşma yapacağını anlamıştı. “Yorma kendini.” Dedi Alp fısıltıyla. “Gerçekten ne söyleyeceğimi bilemiyorum.” “Onların kendilerine söyledikleri yalanlar hiç geçmedi. Bizim tüm sözlerimiz tükendi.” Dediğinde Elif sadece Alp’in elini tuttu. “Her zaman yanındayım, ne zaman istersen buradayım. Sadece bunu bil.” Alp Elif’in alnına öpücük kondurdu. Ayağa kalkarak kızarık gözlerini Elif’e çevirdi. “Sen biraz yat dinlen. Yorgun görünüyorsun.” Dediğinde Elif evet anlamında başını salladı. Her yere yetişmeye çalışırken fazlasıyla yoruluyordu. “Cihan bu akşam babaanne, dede ve hala kontenjanından faydalanacak.” Diye eklediğinde Elif kaşlarını havaya kaldırarak kıkırdadı. Aynen öyle olacaktı. Alp adımlarını yatak odasından uzaklaştırarak kapıyı açtı ve Cihan’ın odasına yöneldi. Annesi, babası ve kardeşi yere uzanmış; Cihan’la oynayarak gülüşüyorlardı. Kapının ağzında durarak onları izledi. Gülümsemesi yüzüne yayılmıştı. Ne kadar iyi bir anne, baba olmamalarına rağmen; iyi bir dede ve babaanne olmayı başarmışlar gibi görünüyordu. Yavaşça onların yanına giderek yere çömeldi ve anne babasına arasına yüz üstü uzanarak Cihan’ın saçları arasına öpücük kondurdu. Sevgi Hanım tebessüm eden yüzünü Alp’e çevirerek, sol elini saçlarının arasına götürdü ve uzun süre onu sevdi. Eğilerek oğlunun saçları arasına öpücük kondurdu. Yavaşça kendisine doğru çekerek sımsıkı sarıldığında onu öfkeyle geri itmedi ve kendisini sevmesine izin verdi. Şimdilik durumlar iyi gibi görünüyordu, lakin yurt dışına gittiklerinde muhtemelen onlara tekrar öfke bilenmeye başlayacaktı. Anne ve babasını daha fazla uzakta istemiyordu. Senelerce onları ölü bilmişler ve bununla mücadele etmişlerdi. Ölüm acısını tattıkları için daha fazla ayrı kalmaya tahammülü yoktu. Hasan Bey’le araları hala limoniydi. Arda’nın kız istemesi gecesinde Hasan’ın Alp’e attığı tokattan sonra sanki aralarına kocaman bir duvar girmişti. Hasan Bey, yattığı yerden kalkarak doğruldu. Adımlarını odadan dışarı taşıdığında, Alisa Cihan’ı kucağına alarak aşağı kata indi. Sevgi Hanım Cihan’ın dolabından kendileri için çift kişilik nevresim takımı çıkarttı. Ürünleri aşağı kata taşıdığında, Hasan Bey açılan koltuğun birini tamamen açmıştı. Sevgi Hanım, nevresim takımını sererek yaydı. Alisa onlara yukarıdan yorgan getirmişti. Cihan’ı kocaman açılmış olan yatağın ortasına yatırdıklarında, Hasan Bey yanına geçerek uzandı ve torununun yanağına kocaman öpücük kondurdu. Alp geldikleri için rahatsızmış gibi görünse de, gelmelerinden memnundu. Arayı çok açmamalarına sevinmişti. İki saat kadar Cihan’la oynadıklarında mızmızlanmaya başlamasıyla Alisa onu kucağına alarak hafifçe salladı. Uykuya dalacaktı çok uykusu vardı fakat karnı aç olduğu ve emmek istediği için uyumuyordu. Sağ elini ağzına götürerek şapırdattığın da, yeşil gözlerini eline dikerek ciddi biçimde baktı. Kendi elinden süt gelmediği için sinirlenmiş gibi görünüyordu. Alisa gülmekten kırılırken, Alp kıpkırmızı olmuştu. Hasan Bey, gülmekten karnını tuttu ve yatağa boylu boyunca yayılmasıyla, Sevgi Hanım hafifçe kaşlarını havaya kaldırdı. “Resmen bağımlı bu.” Dediğinde Sevgi Hanım. Alisa konuştu. “Annesine götüreyim yazık.” Dedi Alisa kapıdan çıkarken. Sevgi Hanım’da Alisa’nın odasına gitmek için ona eşlik etmişti. Baş başa biraz konuşmak istiyordu. Alisa’yla iletişimi farklı, Alp’le ise çok farklıydı. Alp’in kıkırdaması sürerken çift kişilik koltuğa daha da yayılarak oturmuştu. Hasan Bey yattığı yataktan kalktı. Adımlarını Alp’in yanına taşıyarak boş bölüme oturdu. Gözlerini oğluna çevirerek uzun süre baktı ve hafifçe olan tebessümü yüzünden solup gitti. Yavaşça elini Alp’in ensesine götürerek onu sevdiğinde mırıldandı. “İyi miyiz?” “İyiyiz.” Dedi sıkıntı içinde hiç beklemeden. “O günden sonra sanki aramıza kocaman bir boşluk girdi.” Dedi Hasan Bey. Arda’nın kız isteme gününden ve attığı tokattan bahsettiği aşikardı. “O boşluk aramıza gireli çok uzun yıllar geçti baba. Sen o gün fark etmişsin.” Dediğinde babasını rahatlatmaya çalışmıştı. Lakin daha derin yarasına tuz bastığını fark etti. Hasan Bey, Alp’in başını okşayarak yavaşça kendisine çekti ve sımsıkı sarıldı. “O gün için özür dilerim oğlum. Biz seni hiçbir zaman anlayamadık. Çok sıkıntılı dönemlerden geçtik. Sanki sana yaptıklarımız kötülük değilmiş gibi geldi. Şimdi görüyorum… Biz sana çok kötülük yaptık. Umarım bir gün bizi affedersin.” Dediğinde Alp susmuştu. Babasının söylediği cümleler arasında kaybolmayı diledi. Bitmek bilmeyen öfkelerinin yok olup gitmesini diledi. Hasan Bey ise tüm anları ve zamanları geri sarabilmeyi diledi. Velhasıl-ı kelam tüm istekler birbirinden daha imkansız ve umutsuzdu. Hele de, zamanı geriye alabilmek kısmı… Tüm yaşananları geride bırakıp önlerine bakmak ve ilerlemek zorundaydılar. “O gün attığım tokat için özür dilerim. Çok öfkelendim, kendime hakim olamadım. Yapmamam lazımdı. Sözlerin doğru olduğu için hepsi suratımıza birer tokat gibi çarptı. Özür dilerim..” dedi Hasan. “Ve her seferinde kendimizi sana affettirirken bulduğumuz için özür dilerim. Sen daha iyi bir anne babayı hak ettin. Biz sana hep yetersiz geldik…” “Haddi aşmıştım, çokta büyütmeyelim.” Dedi Alp sıkıntı içinde. “Bir gün bizi affedeceğini düşünüyorum, gerçekten.” “Her şeyi düzeltmek için buraya geldiğinizde, bugünü affetmek için çabalayacağım. Affetmeye de dünden razıyım, fakat sizi tek bir şey için affedemem.” Dediğinde yutkunarak duraksadı. Sevgi Hanım salondan içeri girdiğinde, yatağın üzerine oturarak oğlunun gözlerinin içine baktı. “Beni kardeşimden ayrı yaşattığınız her gün, bizden abi kardeş çaldığınız her anı affetmeyeceğim.” Dediğinde Alp, Sevgi Hanım utanarak başını öne eğdi. Böylesine bir saçmalığı nasıl yaptıklarına inanamıyordu. Para kazanma hırsı öylesine gözlerini bürümüştü ki, daha sonrasında kendilerini tutamamışlardı. “Bunun için senden af dilemeye hakkımız yok. Haklısın.” Dedi Sevgi Hanım. Alp adımlarını oturduğu yerden kaldırarak kapı girişine ilerledi ve arkasına dönerek anne ve babasına baktı. “İyi geceler, rahatınıza bakın.” “Seni seviyoruz Alp.” Dediğinde Sevgi Hanım, Alp burukça gülümsedi. “Anne sevgi nasıl olur biliyor musun?” dedi duraksayarak. “Benim Cihan’ı sevdiğim gibi olur. Sevgi sadece söylenilerek ifade edilmez, sevgi hissedilmeyi talep eder. Ve siz bu konuda fazlasıyla yetersizsiniz.” Dedi ve salonu kapısını kapatarak anne ve babasını yalnız bıraktığında, nefes alamadığını hissetti. Ev onu adeta basıyordu. Adımlarını yukarı taşıyarak yatak odasına girdiğinde, Elif’in kucağındaki Cihan’a gözleri kaydı. Hala annesini emiyordu. Anlaşılan doyamamıştı. Çarpık sırıtması yüzüne yayıldığında, düşünceleri başka yöne gitmişti. “Ne oldu?” dedi Elif tebessüm ederek. “Bize ortak çıktı iyi mi?” dediğinde Cihan’ı kast etmişti. Elif elini ağzına götürerek susması için işaret yaptığında, kapıyı kapatarak sırıtmasını yüzüne yaymıştı. “Çok kötü görünüyorsun.” Dedi Elif konuyu değiştirmek istercesine. “Kötü hissediyorum, eve sığamıyorum Elif.” “İstersen biraz dışarı çık.” Dediğinde Elif’in düşüncesini onayladı. Kesinlikle kendisine iyi gelecek şey buydu. Bir an için Furkan’ın yanına gitmek istedi fakat iki gün sonra önemli bir sınavı olduğunu hatırlayınca vazgeçti. Zaten arayı kapatmak için deli gibi çabalıyordu. Furkan’a bu senelik izin vermişti. Üniversiteyi bitirene kadar onu rahat bırakmıştı. Arda’yı arayabilirdi. Sanırım kendisini dinleyecek, bir nebze anlayacak en uygun kişi oydu. Selin’le yeni evli sayıldıkları için rahatsız etmeye çekindi. Ardından kaşlarını havaya kaldırdığında, Elif düşündüğünü anlamıştı. “Ne düşünüyorsun?” “Arda’ya gitmeyi düşündüm.” “Sonra?” dedi Elif. “Rahatsız ederim diye korktum.” “Saçmalama istersen, Selin kasaba tayfadan senin en sevdiğin.” Dediğinde ona hak vermişti. Selin güzel ve anlayışlı bir dosttu. Onunla konuşmak insanı rahatlatıyordu, sıkıntıları alan bir tarafı bile vardı. Arda ile konuşmak için gitmesini dert falan etmezdi. “Ayrıca Arda senin kuzenin, kuzeninin evine gitmekten daha doğal ne var?” dedi Elif. “Bizim aile içi ilişkilerimiz karışık, başka aileler gibi değiliz.” Dediğinde Alp’e hak verdi. Kesinlikle ilişkileri çok çetrefilli ve inişli çıkışlıydı. Alp derin analizler sonucu kararını vermişti. Arda’ya gidip biraz kafa dağıtacaktı. Saat oldukça erkendi. Telefonunu cebinden çıkartarak Arda’ya mesaj attı. “Müsait misin? Buluşalım.” Yazdı. Kısa süre içinde Arda geri dönüş yapmıştı. “Olur, bize gel.” “Selin’i rahatsız eder miyiz?” “Yarın bir sunumu var yarım saate yatacak o. Baş başa takılırız.” Yazdığında. Adımlarını dolabın yanına taşıyarak üzerindekileri değiştirdi. Ardından montunu alarak Elif’in yanına gitti. Cihan’ı kucağından alarak odasına götürmeden önce, Elif’in alnına öpücük kondurdu. Adımlarını Cihan’ın odasına kadar sessizce ilerletti. Yatağına yatırdığında üzerini güzelce örtmüştü. Odanın ısısını kontrol etti. Oldukça uygundu. Adımlarını merdivenlerden aşağı sessizce ilerletti. Aşağı inerek dış kapından çıktı ve arabasına yönelerek bindi. Anahtarını takarak çalıştırdığında, sıkıntı içinde nefes aldı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE