15.BÖLÜM
Soğuk ve bedeni arasında zırh olmuş kabanının dikiş boşluklarından içeri sızan şiddetli fırtına aynı zamanda teninin gözeneklerinden içeri sızarak, bedeninde yakıcı bir etki bırakıyor; soğuk yanıklarını yüzüne bölgesel olarak sunuyordu. Okul dönüşüydü, yorgunlukla birlikte adımları oldukça ahesteydi. Yine de bitkinliğine rağmen adımlarını serileştirerek daha fazla dondurucu soğuk altında kalmamayı umuyordu.
Evlerinin bahçe kapısı yeşil gözlerinin kontağına takılmasıyla, adımlarını bir tık daha hızlandırdı. Bahçe kapısını donmuş olan elleriyle açarak içeri girdi. Cebine bakındı anahtarını almamıştı. Sağ ayağını havaya kaldırarak sertçe yere vurdu ve sinirle alt dudağını ısırdı. Nasıl anahtarını evde unutmuş olabilirdi? Bugün Elif ve Alp geç geleceklerdi. Dondurucu soğukta resmen dışarıda kalmıştı. Şaka gibiydi.
Telefonunu cebinden çıkartarak saate baktı. Onca saat kapının önünde bekleyemezdi. Şiddetli bir rüzgar kendini üç adım içeri doğru ittirdiğinde, abisinin numarasını arayarak telefonu kulağına götürmüştü. “Efendim?” dedi telefonun ucundaki yorgun ses.
“Anahtarı unutmuşum.” Dedi Alisa kendi unutkanlığından yakınır biçimde. Böyle bir şeyi yaptığına inanamıyordu. Nasıl bu kadar temkinsiz davranmıştı? İlk defa başına geliyordu. Bunca zaman kapıda hiç kalmamıştı. Sabah okul alarmını on dakika ileri ertelemesiyle tüm düzeni şaşmıştı. Çantasını ve kendini hazırlayayım derken anahtarını masanın üzerinde bırakmış olmalıydı.
“Alisa bugün geç geleceğiz.” Dedi Alp homurdanarak.
“Biliyorum, ben Jale’ye yada Melis’e geçerim.” Dedi parlak fikrini abisiyle paylaşarak.
“Süper olur.” Dediğinde abisi hafifçe sırıtmıştı.
“Ne oldu?” dedi Alisa abisinin gülmesine karşılık vererek.
“Hiç sadece hayatım boyunca böyle bir mevzu yaşamadım. Komik geldi.”
Alisa da durumun saçmalığına güldü. Ailesiyle hiçbir zaman böyle bir diyaloga geçmemişti. Anahtarını unutmuş olsa bile mutlaka korumalar ve hizmetçiler olurdu. Kendisine kapıyı açacak birileri muhakkak hayatında bulunurdu.
“Abi her fırsatta durumumuzla dalga geçmekten zevk almayı keser misin?” dediğinde Alisa’nın sesli gülmeli çıkmıştı.
“Hayır, sadece hoşuma gitti.”
“Görüşüz abi, saatlerce seninle burada kritik yapmak isterdim fakat götüm dönüyor. Gerçekten…”
“Imm, peki görüşürüz.” Dedi Alp telefonu kapatarak.
Telefonunun rehberine girerek Jale’yi uzun süre çaldırdı. Açan olmamıştı. Muhtemelen eve gidip kafayı vurup yatmıştı. Okuldan yarım saat kadar geç ayrılmıştı. Jale’nin son teneffüste olan yorgunluğunu göz önünde bulundurursa, tahmini çok muhtemeldi. Hızlıca telefonu kapattı. Melis’in adının üzerine dokunarak kulağına götürdüğünde küçük bahçenin içinde dört dönüyordu. Melis telefonu açmıştı. “Alo?” dedi Melis sakin tonda.
“Kapıda kaldım.” Dedi hızlıca.
“Ah, ya. Annemle bir hasta ziyaretine gittik. Evde değilim.”
“Kahretsin ya, donuyorum dışarıda.” Dedi Alisa isyan ederek. Kendisine içten içe küfürler savuruyordu. Nasıl bu kadar ihmalkar olabilmişti.
“Jale’yi aradın mı?”
“Uyumuş sanırım, açmıyor.”
“Tamam olsun, sen bize geç. Babaannem ve Ege evdeler. Abim bugün çalışmıyor.” Dediğinde ağızını kocaman şişirip üfledi. Başka çaresi yoktu. Adımlarını bahçe kapısından dışarı çıkartarak Melis’in evinin olduğu güzergaha hızlıca yürürken bir anda kar yağmaya başladı. Lapa lapa kar ıslak yoğun üstüne düşerek eriyordu.
Bacaklarının soğuktan donduğunu hissetti. Sanki tenine iğneler batırıyorlardı. Uyuşmuştu.
“Peki.” Dedi Alisa.
“Bizde geliriz bir saate.” Dedi Melis telefonu kapatırken. Adımlarını hızlandırarak telefonunu montunun cebine koymuştu. Melis’lerin evi uzaktan göründüğünde, hava iyicene kararmış ve lambanın sokakları açılmıştı. Kapının önüne gelerek adımlarını durdurduğunda, yavaşça tıklattı ve yeşil gözlerini yola çevirerek gelip geçen insanları izledi. İki dakika içinde kapı açılmıştı.
Kendisine dikilen iki çift kahverengi göz manasız ve anlamsız biçimde, yeşil gözlerine bakıyordu. Şaşkındı, neden burada olduğuna anlam verememişti. Ege’nin kahverengi gözlerin uzunca baktı. Maskenin altından da olsa, gözlerin ona ait olduğunu nasıl konduramamıştı. Gözlerinin renk tonu farklıydı. Çok koyu olmayan ve hafif elaya kaçan bir tonu vardı. Herkeste bulunacak bir göz rengi değildi. Düşüncelerinden sıyrılmaya çalıştı. Kapının önünde Ege’nin göz renginin kritiğini yapıyordu.
“Kapıda kaldım da, Melis gelmemi söyledi.” Dediğinde sözlerini kısa kesti.
Ege kapıyı ardına kadar açarak, Alisa’nın içeri girmesini bekledi. Ayağındaki yeşil botların bağcıklarını açarak içeri girdiğinde, sıcakla birlikte başındaki yeşil beresini çıkarttı. Ardından gri çantasını yere bıraktı ve montunu çıkartmıştı. Ellerini birbirine ovuşturduğunda, Ege’nin gözleri üzerindeydi.
“İşine bakabilirsin. Melis bir saat sonra gelecek başımda dikilmene gerek yok.” Dediğinde. Ege gözlerini yumarak onu onaylamıştı. İşine gelirdi. Tamamlaması gereken uzun dosyası vardı. Gece onu teslim edecekti. “Evi biliyorsun. Açsan sana bir şeyler çıkartabilirim.” Dedi Ege.
“Gerek yok, aç değilim.” Dedi Alisa geçiştirerek. Holün ortasında bulunan kare masaya doğru yönelerek, çantasından test kitabı ve bir kalem çıkarttı. Montunun cebinden telefonunu çıkartarak masanın üzerine koymuştu.
Uzun kahverengi saçlarını geriye doğru atarak dalgalandırdı. Berenin altında preslenmişlerdi. Sandalyeyi çekerek oturduğunda, babaannenin odasına gitmemişti. Eve girdiğinde uyanıksa muhakkak kim geldiğini sorardı. Soru yöneltmediğine göre uyuyordu. Uyanınca yanına gidip halini hatırını sorardı.
Ege bakışlarını uzun süre Alisa’ dan ayırmayarak ona baktığında, mutfağa giderek ona bir bardak çay doldurdu ve masanın yanına gelerek Alisa’nın önüne yavaşça bıraktı. Alisa’nın yeşil gözleri kendisine çevrildiğinde tebessüm etti. “Teşekkürler, gerek yoktu.” Dedi.
Ege yanıt vermeyerek adımlarını odasına taşıdığında kapısını kapatmasıyla, Alisa dikkatini test kitabına vermeye çalıştı. Bir saat boyunca verimli biçimde çalışabilirdi. Kendisi için fırsat doğmuştu. Eğer eve girebilseydi muhakkak bir şeyler atıştırıp tekrarların başın otururdu. Bugün okulda yeni konular işlenmişti onları pekiştirmesi gerekiyordu. Şimdilik bildiği konular üzerine test çözerek sadece kafasını dinlendirecekti.
Kapının açılma sesiyle yeşil gözlerini sorudan ayırdı. Ege’nin oda kapısı açılmıştı. Yanına kadar adımlarını taşıyarak önünde durdu ve dikildi. “Aç olmadığına emin misin?” dedi soru dolu gözlerle kendisine bakarak. “Melis genellikle eve aç kurt gibi gelir.” Demesiyle önüne gelen saçlarını hafifçe geriye doğru attı.
“O kadar aç değilim.” Dediğinde yalan söylüyordu. Tabii ki de açtı saatlerdir hiçbir şey yememişti. Ege umursamazca adımlarını mutfağa ilerletti ve buzdolabın önünde durarak kapağını açtı. Kendisi de acıkmıştı. Annesi sadece babaannesine uygun yemek hazırlamıştı. Muhtemelen bir saat sonra gelince yapacaktı. Gelmeleri iki saate yakın sürerdi. O kadar bekleyemeyeceğini düşündü.
Derin dondurucudan köfte ve hazır patates kızartması çıkardığında, dolaptan tencere alarak su koydu ve ocağın üzerine koyarak altını yakmıştı. Alisa bakışlarını etraftan gezindirerek birden ayağa kalktı. Kendisine yemek yapmasını falan istemiyordu. Holden mutfağa geçtiğinde, Ege’nin bir şeyler yapmaya çalıştığını fark ederek seslendi.
“Bana yemek hazırlama.”
“Bende acıktım.” Dediğinde sessizdi.
“Gerçekten gerek yok.” Dedi Alisa. Ege kendisini umursamamıştı. Kaynayan suya makarnayı koyduğunda, pes etmiş biçimde ona bakındı. “Bana bakıcılık yapmana gerek yok, senin kardeşin değilim.” Dediğinde tavrı sertti.
“Kardeşimle aynı yaştasın.” Dediğinde köfteleri kızartmak için tava çıkartmıştı. Birde derin kızartma tenceresi çıkarttığında, Alisa ona yardımcı olmak için dolaptan salata malzemesi çıkarttı.
“Bir yaş büyüğüm.” Dedi açıklayarak.
“Efendim?” dedi Ege. Alisa’nın dediğini anlamamıştı.
“Sınıf tekrarım var diyelim.” Dediğinde, Ege’nin bakışları Alisa’ ya çevrildi.
“Sen sınıfta kalmış olamazsın.” Dedi Ege. Bir an için duraksadı. Bu mümkün değildi, zehir gibi kafası vardı.
“Neden?” dedi Alisa düşüncelerini anlamaya çalışarak.
“Konuları hemen kavrıyorsun, bu mümkün değil.”
“Belki de aptal olduğum için kalmamışımdır.” Dedi Alisa. Ege’ye açıklama yapmak istemiyordu.
“Her neyse kardeşimin arkadaşısın.” Dedi Ege geçiştirerek. Alisa salata malzemelerini yıkayarak doğradığında, geniş bir tabağa koymuştu. Üzerine havuç rendeledi. Ardından son olarak maydanoz doğrayarak, tabağa eklemişti. Limon suyu sıkarak, zeytinyağını ve tuzunu ekledi. Ege köfteleri ve patatesleri kızartırken, makarna pişmişti. Suyunu süzerek hazır sosla birlikte güzelce karıştırdı. Bir süre daha pişirdi. İçine bir miktar yağda eklemişti.
“Kimsin sen?” dedi Ege Alisa’ ya göz ucuyla bakınarak. “Sen görünenden fazlasısın bunu biliyorum.”
“Senin gibi birisi işte.”
Alisa Ege’nin sorusunu geçiştirmeye çalıştığında, Ege adımlarını odaya kadar taşıdı. Masasının üzerinden Alisa’nın bıçağını eline aldı. Geçen günlerde Kafede yaşanan tartışmanın ardından Alisa bıçaklarının bir tanesini düşürmüş ve hiç farkında olmamıştı. Adımlarını holden mutfağa taşıdı ve bıçağı Alisa’ ya uzattı.
“Kafede düşürmüşsün.” Dediğinde kahverengi gözleri Alisa’nın üzerindeydi. Keskin bakışlarını ayırmadan uzun süre ona baktı. Sıkıntılı biçimce bakışlarını salatadan ayırarak cüssesini Ege’ye çevirdi. Yeşil gözlerini kendisinden yirmi santim uzun olan Ege’ye bakarak sadece sustu. Bıçağı elinden alarak belindeki kınına yerleştirdiğinde, yavaşça düzeltti. Suskunluğunu korudu konu üzerinde konuşmak istemiyordu.
Ege’nin sorusundan kaçarken elindeki tahtayı yıkadı ve kendisine bakmakta olan Ege’ye bakışlarını çevirerek, yavaşça kuruladığı elini, onun sağ eline götürdü ve avuç içini açarak içindeki yaraya baktığında, sıkıntı için nefesini verdi. Onu çok kötü yaralamıştı. Yavaşça parmaklarını Ege’nin bileğine götürdü. Üzerindeki tişörtün kolunu yukarı sıvadığında, eski yara izine bakmasıyla; sıkıntı içinde nefesini verdi. Odasına giren ve telefonunu çalan hırsız Ege’ydi artık gün gibi ortadaydı ve kendisinden saklama gereği duymuyor ve kaçmıyordu.
Tamamen kendini merhametine bırakmış ve pes etmiş görünüyordu. Yavaşça elini kolunun üzerindeki yara üzerinde gezdirdi. Aylar geçmesine rağmen yara oldukça derin ve kötü görünüyordu. Kabuk bağlamıştı.Yeşil gözlerini hafifçe kaldırarak Ege’nin kahverengi gözlerinin içine baktı. Sıkıntı içinde bir kez daha nefesini verdi. Mahalleli hırsızın Ege olduğunu öğrense onu parçalardı. Herkes onu tanıyordu. Anlayamadığı tek şey; telefonunu çaldıktan birkaç hafta sonra teslim etmesiydi. Neden böyle bir şey yapmıştı? Hangi hırsız çaldıklarını geri getirirdi.
“Neden?” dedi Alisa sıkıntı içerisinde.
“Bana soru sorma, öğrenmek için çabaladın ve öğrendin. Soruların cevapları bana kalsın.” Dediğinde ne demek istediğini dahi anlamamıştı. Köfteler kızarınca Ege tabağa aldı ve patates kızartmasını da başka tabağa almıştı.
“Eğer ihtiyacınız varsa…” dedi Alisa anlamaya çalışarak.
“Bu işe karışma ufaklık. Sadece bilmiyormuş gibi davranman yeterli.”
“Neden her şeyin yükünü tek başına taşıyorsun?” dediğinde Alisa. Ege bakışlarını çevirdi. Usanmış biçimdeydi ve sorularına asla yanıt vermiyordu. Alisa konuşmaya devam etti.
“Melis bu yaptığını bilse hayal kırıklığına uğrar.”
“Bilmeyecek.” Dediğinde sesi emir verir tondaydı.
“Bana nasıl güvenebiliyorsun?”
“Bir şeylerden kaçtığın o kadar belli ki; inan kimsin yada neyden kaçıyorsun bilmiyorum. Umurumda da değil, fakat benimle uğraşırsan; seninle uğraşırım ufaklık. Anladın mı?” dediğinde kahverengi gözleri tehditkar biçimde kendisini uyarmıştı.
“Kimseye söylemeyeceğim.” Dedi Alisa. Ege ona birkaç tane köfte, biraz patates kızartması ve makarna koyarak tabağı uzattığında, yeşil gözlerini Ege’nin üzerinde tuttu.
“Sağ ol.” Dedi Alisa eline tabağı alarak, biraz tabağına salata da aldığında; içeri giderek holdeki masaya oturmuştu. Ege’de tabağına yemek alarak mutfaktan çıktı. Holden ilerleyerek kendi odasına çekilmişti. Onunla masada oturmamıştı. Aralarında büyük bir mesafe tutmak istediği aşikardı. Alisa köftelerden yedi. Ardından patates kızartması ve makarnadan alırken telefonunda gezinerek gelen mesajları okumayı sürdürmüştü. Tabağını bitirdiğinde kocaman bir bardak su alarak içmişti.
Melis’in babaannesi odasından seslendiğinde, oturduğu yerden kalktı ve odasına tıklatarak girdi. Baş ucuna gelerek tebessüm etmesiyle, yaşlı kadın gülümseyerek onun elini tuttu. Ege odasından çıkarak bir bardak su almış ve pipetle birlikte babaannesinin yanına gelmişti. Yavaşça eğilerek ona su içirdiğinde, babaannesi tebessüm ederek Ege’nin saçını yavaşça okşadı.
“Canımın canı.” Dedi şefkatle severek. Birkaç kez saçını ve yüzünü okşamasıyla Ege avcunun içine öpücükler kondurarak tebessüm etmişti.
“Dinlendin mi babaanne?” dediğinde babaannesi ona bakarak gülümsedi.
“Bomba gibiyim, buradan Ankara’ya koşarım.” Demesiyle Ege yavaşça babaannesini kaldırdı ve evin içinde birkaç tur attırarak bacaklarının açılmasını sağladığında, Alisa sadece onları izledi.
“Söyle bakalım kızım? Senin annen ve baban nerede?” dedi babaanne. Alisa yeşil gözlerini yaşlı kadının üzerinde tuttu.
“Yurt dışında çalışıyorlar.”
“Hep uzaktalar mıydı?”
“Sayılmaz, yanlarındaydım. Pek fazla onları göremedim.”
“Abinle beraber mi vakit geçiriyordunuz?” dedi yaşlı kadın.
“Hayır, abim başka yerdeydi.” Dedi sıkıntı içerisinde. Ege’nin bakışları Alisa’ya çevrildi. Bu söylediğine mana verememişti. Alp’in kardeşine olan düşkünlüğünü biliyordu. Nasıl ayrı kalmak istediğini anlayamamıştı. “Şimdi birlikteyiz.” Dediğinde Alisa.
“Abine çok düşkünsün.” Dedi babaannesi.
“Evet, abim benim ailem.”
Yaşlı kadın yavaşça odasına yöneldiğinde, Ege ona eşlik ederek yatırmıştı. Kadıncağız çok hastaydı ve zor yürüyordu. Biraz babaannesiyle konuşarak odasının kapısını kapattı ve gözlerini Alisa’ ya dikti.
“Yorulmuş, dinlenecek.” Dediğinde elindeki boş tabakları mutfağa bıraktı. Babaannesinin odasından almıştı. Muhtemelen Alisa gelmeden önce ona yemek yedirmişti.
Ege kendi odasına geçerek boş tabaklarını mutfağa götürerek bıraktığında, Alisa holdeki masaya geçerek soruların başına oturdu. Ege hemen yanından odasına geçmiş ve kapısını kapatmıştı. Alisa defterini çıkarttı ve bir süre konu tekrarı yaptı. Ardından konuyla ilgili sorulara bakındı. Yirmi tane sorunun iki tanesini çözemediğinde, Ege’nin kapısını çalmak için hiçte çekinmemişti. Kitabı alarak Ege’nin odasının kapısını çaldığında, ses vermişti.
“Gir.”
Alisa kapıyı açarak adımlarını Ege’nin masasının önüne taşıdı. Kitabı önüne bırakmasıyla, Ege hafifçe sandalyesine yayılarak sorulara baktı. Ardından yanındaki sandalyeye oturması için Alisa’ ya işaret yaptı. Soruyu önce boş bir kağıdın üzerinde kendisi çözdü. Ardından bir süre düşündü ve Alisa’ ya net biçimde anlatarak ona döndü.
“Tamam mı?”
Alisa tamam anlamında başını salladığında, gözlerini Ege’nin kahverengi gözlerine çevirdi. Anlam veremediği bir derinliği vardı. Bakışları çok netti ve kendinden emindi. Muhtemelen babası ölmeden önce ne kadar kibirli göründüğü tahmin edebiliyordu, belki de yanılıyordu. Kibirli olan kişi geçip kendisine neden soru çözümü anlatırdı ki?
Onu çözemiyordu. Karakterini, düşüncelerini ve hareketlerini anlamlandıramıyordu. Fazlasıyla olgun gibiydi, bir yanı ise sanki çok farklıydı. Onda göremediği ve şeffaf olmayan bir taraf vardı. “Yukarı mahallede ne işin vardı?” dedi Alisa bir anda. Paten kaydığı günü hatırlamıştı, kendisini kurtardığı an gözlerinin önüne geldiğinde; Ege’nin bakışları sıkıntıyla kendisine kaydı.
Alisa’ ya bu işe karışmaması için ne kadar ikna etmeye çalışsa da konudan uzak durmak istemiyordu ve her seferinde başka sorularla geliyordu. “Sen neden bu kadar iyi dövüş biliyorsun Alisa?” dediğinde susmuştu. Ege defalarca üzerine bastırarak kendisini ilgilendirmeyen konulara dahil olmaması gerektiğini söylüyordu. Haklıydı, kendisinin de paylaşmak istemediği pek çok sırrı vardı. Onun hayatını böylesine sorgulaması mantıklı değildi. Kitabı eline alarak odadan ayrıldığında, hole giderek oturdu ve saçlarını sıkıntılı biçimde geriye attı.
İçinde bitmek bilmeyen merak duygusuyla başa çıkmaya çalışıyordu. Ege’nin neden böyle bir şey yaptığını deli gibi merak ediyordu. Muhtemelen ihtiyaçları vardı. Ay sonunu zor getiriyor olmalılardı. En son geldiğinde elektrikler kesilmişti. Annesi Ege unuttu diye hayıflansa da durum öyle değildi. Anlaşılan Ege annesine de yalan söylüyor ve sorumsuz görünümü vermeye çalışarak günleri geçiştiriyordu. Derin bir nefes alarak saçını at kuyruğu yaptı. Melis’in hiçbir şeyden haberi yoktu. Abisinin hırsızlık yaptığını bilse hayal kırıklığına uğrardı. Düşüncelerinden sıyrılmaya çalışarak, gözlerini kitabın üzerinde gezdirmeye çalıştı. Yarım saat içinde Melis ve annesi kapıdan içeri girdiklerinde onlara gülümseyerek bakmıştı.
“Ay çok acıktın değil mi?” dedi Melis gözlerini üzgün biçimde dikerek.
“Ege bir şeyler yaptı.” Dediğinde Melis’in gözleri şaşkınca açılmıştı.
“Abim mi?”
“Evet.”
“Abim mutfağa çok az girer normalde.” Dedi Melis ve ekledi. “Aferin misafir olunca öyle yapmadı sanırım.”
“Her gün kafede olunca tiksiniyor mutfaktan.” Dedi annesi Melis’e hafifçe kızarak. Ege’nin saatleri onlardan daha fazla mutfak içerisinde geçiyordu. Melis’te mutfağa giderek kendisine bir tabak aldığında Alisa’nın yanına giderek oturdu. Kocaman tebessüm etti.
“Kıymetini bil, bir tek ben istersem mutfağa girer.” Dedi Melis. Annesi Melis’e bakarak tebessüm ettiğinde, içeri mutfağa gitmişti.
“Sıkıldın mı?” dedi Melis ekleyerek.
“Hayır, ders çalıştım.” Dedi Alisa.
“Nasıl unutmuşsun ya anahtarını, hiç yapmazsın.”
“Sorma ya.” Dediğinde Alisa. Telefonu çalmıştı, ardından evin önünden bir korna sesi gelmesiyle. Alisa hızla toparlandı. Alp onu almaya gelmiş olmalıydı. Çantasını toplayarak hızla montunu giydiğinde, beresini başına geçirdi.
Melis ve annesiyle vedalaşırken, Ege montunu giyerek dış kapıdan çıktı ve eve seslendi. “Ben çıkıyorum.” Dedi ve kapıyı kapattığında önden gitmişti. Alp’in evin önünde duran arabasına baktı, ardından bakışlarını kaçırarak yanından yürüyerek ilerlemişti. Alp camı aşağı indirerek Ege’ye seslendi.
“Hey baksana.” Dedi Alp. Sıkıntılı biçimde adımlarını geriye taşıyarak kahverengi gözlerini Alp’in gözlerine dikti. Ne var dercesine uzun baktığında konuşma gereksinimi duymamıştı. Alp’in bakışları oldukça yumuşaktı.
“Geçenlerde Bahar’ı eve siz bırakmışsınız. Teşekkürler.” Dediğinde Alp, Ege’nin donuk bakışları hafifçe yumuşamıştı. Gözleriyle teşekkürünü onaylarken, sessiz tonda konuştu. “Önemli değil.”
Adımlarını Alp’in yanından ayırarak ilerlettiğinde, Alisa kapıdan dışarı çıktı. Melis’le sarılarak uzunca vedalaşmanın ardından koşar adımlarını Alp’in arabasının yanına kadar ilerleterek, ön koltuğun kapısından durdu ve açarak içeri oturdu. Ellerini hızla ovuştururken yeşil gülen gözlerini Alp’e çevirerek tebessüm etti.
Alp, Alisa’ ya yanağından öpmesi için gösterdiğinde, kocaman tebessümünü yüzüne yaydı ve abisinin yanağına kocaman öpücük kondurdu. “Şu sıralar çok yoğun geçti Alisa, sana vakit ayıramadım. Kusura bakma.”
“Önemli değil abi. Her gün akşam vakit geçiriyoruz. Yeterli.”
“Bu hafta sonu bir şeyler yaparız hep birlikte.” Dediğinde Alisa başıyla onaylamıştı.
“Aklında ne var?” dedi Alisa.
“Mesela bir kar tatili.” Dediğinde yeşil gözleri kocaman olmuştu.
“Sahiden mi?”
“Evet.” Dedi ve ekledi. “Umarım ekstra işler çıkmaz.”
“Farkında mısın babaanneme gitmeyeli haftalar oldu.” Dediğinde Alisa. Alp alt dudağını ısırarak kaşlarını havaya kaldırdı.
“Çok fena azarlayacak. Babam gibi evden kovacak beni.”
Alisa kahkaha atarak abisine baktı. Yaşlı ihtiyarın huysuz tavırları vardı. Babası Hasan’ı defalarca elinde sopayla kovalamış hatta evden dışarı kaçtığında sopa fırlatmışlığı bile mevcuttu. Sevgi Hanım gelini olduğu için çok çirkin ve üzücü ataklarda bulunmuyordu fakat, oğluna yapmadığını bırakmamıştı.
“Bu gece ona mı gitsek?” dedi Alp ortaya fikir atarak.
“Yengemle konuş.” Dedi Alisa. Alp arabayı evin önüne park etmiş, anahtarı cebine koyarken; Alisa ağır adımlarla arabadan inerek bahçe kapısından içeri geçti. Alp geleceği için bahçe kapısını kapatma gereği duymamıştı. Kapının önünde durarak yavaşça tıklattı. Çekingen davranıyordu, Cihan’ın uyuyor olma ihtimalini düşünmüştü.
“Uyumuyor, yeni uyandı.” Dedi Alp.
Zile bastığında abisine bakarak gülümsedi. Alp Alisa’yı kendisine doğru çekerek sımsıkı sarıldı. Saçlarının arasına öpücük kondurdu. İkisinin de yeşil gözleri açılmakta olan kapıya çevrildi. Karşılarında anneleri Sevgi Hanım’ı görmeleriyle gülümsemeleri yarıda kalarak şaşkınlık ifadesiyle yer değiştirmişti.