14.BÖLÜM
Kızlar sofraya geçerek oturmuşlardı. Jale biraz meraklı davranarak Derya Hanım’a işlerini sormuştu. Yoğunluk ve prosedürler üzerine uzun süre konuşmuşlardı. Ardından Jale ve Melis kendilerini detaylı olarak tanıttılar… Sofrada tatlı bir sohbet havası varken, Furkan biraz sessiz kalmayı tercih etmişti. Arada Alisa’ ya ve Fulya’ya sırnaşarak yanaklarını sıkıyordu. Onların büyüdüğünü kabullenemiyordu ama koca kız olmuşlardı. Artık eski minik kardeşleri yoktu.
Fulya çok güzel bir genç kıza dönüşmüştü. Ergenlik dönemini üzerinden atmıştı. Cansu gözlerini Alisa’ ya çevirerek baktı. Gözlerinin yeşilliği yüzünün açık rengiyle birleşerek ona vahşi bir güzellik katmıştı. Aksiliği bir tık kenara bırakılmıştı. En azından eskisi gibi sinirlenince bıçak falan fırlatmıyordu. Cansu son düşüncesiyle dudaklarına tebessüm yayılırken, Furkan yakalamıştı.
“Ne oldu?” dedi fısıldayarak.
“Alisa’nın Alp’e bıçak fırlatması aklıma geldi de..” dediğinde Furkan’ında sırıtması yüzüne yayılmıştı. Sofrada aile konularını ve can sıkıcı konuları hiç açmamışlardı. Kızlarında detaylı bilmediklerini düşündükleri içim yüzeysel konuşuyorlardı. Bir saatin sonunda, Melis’in telefonu titremeye başlamıştı.
Ekranda Ege yazısına gözleri takıldığında, yavaşça açarak kulağına götürdü.
“Efendim abi?” dediğinde; “Tamam.” Diyerek kapatmıştı.
Herkes o sırada sofradan kalkarak oturma alanına geçmişti. Melis herkese dönerek ayağa kalktı.
“Abim bizi almaya gelmiş, biz müsaade isteyelim.” Dediğinde, Derya Hanım konuştu.
“Olmaz ama daha bir bardak çay içmediniz. Gelsin bizimle birlikte çay içsin bir bardak. Gidersiniz.” Dediğinde Melis pek bir şey diyemeyerek. Telefonu eline aldı ve mesaj çekti. Ardından bakışlarını Derya Hanım’a çevirdi.
“Geliyor, on dakikaya gelirmiş. Bu arada ellerinize sağlık size çok zahmet verdik. Her şey çok güzeldi.”
“Unutturmayın Alp’e sarma koyacağım.” Dedi Derya Hanım. Alisa tamam anlamında başını aşağı yukarı sallayarak onay verdiğinde, Jale çok dağılmış olduğunu fark ederek eşyalarını toplamıştı.
Alisa’ da kitaplarını ve tüm eşyalarını çantaya doldurmuştu. On dakika içinde kapının çalınmasıyla Derya Hanım ayağa kalkarak hole geçti ve alt kapıyı açarak, Ege’nin yukarı çıkmasını beklemişti. Asansör kapısı açıldığında, Ege tebessüm etti.
“Merhaba.”
Derya Hanım tebessüm ederek kapıyı sonuna kadar açtı.
“Gel oğlum, buyur.” Dediğinde, Furkan yüzünü asarak fısıldadı.
“Dünyadaki herkesi de oğlu yaptı.” Dediğinde Cansu kıkırdamıştı.
Ege içeri girerek montunu çıkarttı ve salona girdiğinde, Melis’in hemen yanına giderek oturmuştu.
“Hoş geldin.” Dedi Cüneyt Bey selamlaşarak, o sırada telefonu çalmıştı. İçeri giderken kapıdan seslendi. “Çocuklar benim iş görüşmem var uzun sürer. Sizle vedalaşamazsak görüşmek üzere.” Dedi ve gülümseyerek içeri geçmişti.
Furkan gözlerini Ege’ye çevirdiğinde, bakışlarını ciddi tuttu. Hiç konuşmamış ve ona selam vermemişti. Uzun süre sessizlik olduğunda Ege ağzını bile açmadı ve salondaki kimseye bakmadı. Sadece çağırdıkları ve kırmamak için bir bardak çay içmeye gelmişti. Yoksa böyle ortamlar hiç onluk değildi.
Derya Hanım çayları getirerek herkese dağıttığında bakışlarını Ege’ye çevirdi ve konuştu. “Hukuk okuyormuşsun Ege.” Dediğinde tebessüm etmeye çalıştı. Yüzünden yorgunluk akıyordu. Sabah fakülteye giderek sınava girmiş, gece boyu sabahlamış; dönüş molalarında uyumuştu. Ardından kafeye giderek çalışmış o sırada bir saat kadar daha kestirmeyi başarmıştı. Bitik vaziyetteydi.
“Evet.” Dedi susarak.
“Diplomanı alınca bana gel.” Dediğinde Ege ister istemez durumla ilgilenmişti.
“Siz?” dedi sorarcasına.
“Avukatım, kaynaklarımız var. Sana destek olurum.” Dediğinde Ege başıyla onaylamıştı. Furkan Ege’nin sessiz tavrına gıcık kapmıştı. Ortamda olmak istemez gibi bir hali vardı. Kalkıp bas git diyesi gelmişti ama kendini zor tuttu. Annesine verdiği zoraki cevaplar sinirini tepesine attırıyordu.
“Olur, memnun olurum.” Dedi sadece.
“Yorgun görünüyorsun.”
“Sabah sınav vardı. Gece sabahladım. Sınavdan dönünce de kafede çalıştım, oradan geliyorum.” Dediğinde Furkan’ın ister istemez bir nebze siniri gitmişti. Ayakta durması bile bir mucizeydi. Muhtemelen kız kardeşi onu almasını rica ettiği için kırmayarak gelmişti. Melis’e buradan ne kadar düşkün olduğunu anladı.
“Kardeşine düşkünsün.” Dedi Furkan. Ege bakışlarını ilk defa Furkan’a çevirdi ve susarak gülümsedi. “Evet, o benim her şeyim.” Dediğinde verdiği yanıtta bir an için Alp’i görür gibi oldu.
Melis ailesinin durumundan pek fazla bahsetmemişti.
“Babamız vefat ettikten sonra, abim bana ayrı bir düşkünleşti.” Dediğinde Ege çayından sıkıntı içinde bir yudum almıştı. Kardeşini kolunun altına çekerek ona sarıldığında, Derya Hanım onlara bakarak gülümsemişti.
Alisa’nın tedirgin bakışları ortada geziniyordu. Kafe’de yaşananlardan sonra ilk defa aynı ortamda bulunuyorlardı. Yeşil ve tedirgin gözleri yavaşça Ege’ye kaydığında, Ege’nin kahverengi gözleri Alisa’ ya kaymıştı. Furkan onların birbirine bakışmalarını yakalamasıyla dudakları arasında mırıldandı.
“Çok olaylar çıkacak, olaylar bizi bekliyor.” Dedi sadece kendi içinde mırıldanarak.. Onların bakışlarındaki bilinmez ifadeyi tanıyordu. Kendi geçmişinde belirsiz bir yerlerden hatırlıyordu. Ama şimdi o bakışların ne ifade ettiğini iyi biliyordu. Alisa’nın dikkatini Ege çekmişti. Alp yaş konusunda büyük sorun çıkartacaktı. İkisinin de birbirine yakın olmadığını biliyordu ama o elektriği hissetmişti. Bazı çiftler alfa olurdu. Varlıkları daha belli olmadan, varlaşmış olurlardı ve hissedilirlerdi. Şu an bunu görüyordu.
Ege’nin bakışları Furkan’a kaydığında, kendisini gördüğünü anlamıştı. Furkan tavrını ciddileştirdi.
“Alp’le tanıştın mı?” dedi.
“Birkaç kez gördüm, resmi olarak hayır.” Dedi sadece.
“Alp’te Alisa’ ya çok düşkündür. Tıpkı senin Melis’e olduğun gibi.” Dediğinde Furkan, Ege boğazını temizledi.
“Ne mutlu ona.” Dedi sadece. Çayından son yudum aldığında, Ege hızlıca ayağa kalktı. Melis, Jale ve Alisa’ da ayaklanmışlardı.
“Çay için teşekkür ederiz efendim.” Dedi Derya Hanım’a dönerek ve tebessüm etti. “Bizlerde bekleriz.” Dediğinde Derya Hanım tebessüm ederek karşılık verdi ve Ege’nin sırtını sıvazladı.
“Ulaş bana.” Dedi gözlerinin içine bakarak. Tüm samimiyetiyle söylemişti.
“Peki.” Dediğinde, koridora geçerek montunu giymişti. Alisa herkesle kısaca vedalaştığında, Furkan Alisa’ ya sarılarak kulağına fısıldadı.
“Dikkatli ol, gözüm tutmadı bunu.” Dediğinde.
“Abim gibi başlama.” Dedi Alisa gülümseyerek.
“Hiçte bile gayet efendi çocuk.” Dedi Cansu onlara bakarak.
“İki dakikada kritik yapılmış papatya Hanım.” Dedi Furkan. Cansu gülümseyerek mavi gözlerini Furkan’a çevirdi. Ardından yanağına kocaman öpücük kondurduğunda, Alisa’ da montunu giymişti.
Jale ve Melis kızlarla vedalaştıktan sonra Derya Hanım’a her şey için teşekkür ederek ayrılmışlardı. Alisa Derya Hanıma sarıldığında, Derya Hanım ona kocaman bir torba uzatmıştı. Muhtemelen Alp’in sarmalarıydı. Sırt çantasını açarak içine kaldırdığında, dışarı çıkarak yeşil botlarını ayağına giydi ve yeşil sırt çantasını omuzlarına taktı. Siyah montunun ününü tamamen kapatırken; dört kişi asansörün içine binmişlerdi.
“Çok tatlı insanlarmış.” Dedi Jale gülümseyerek.
“Gerçekten, çok şahane insanlar.” Dedi Melis katılarak. “Sen ne diyorsun abi?” dediğinde Ege susma hakkını kullanmıştı. Oldukça yorgundu, konuşacak hali yoktu. Adımları sırayla merdivenlere ulaştığında site çıkışına doğru yürürlerken hepsi beresini giymişti. Kış soğuğu gelmiş kapıya dayanmıştı. Metrobüse bindiklerinde her yer boştu. Jale ve Alisa yan yana oturduğunda, Melis ve Ege yan yana oturmuştu. Ege hafifçe kafasını Melis’in omzuna dayadı ve gözlerini kapattı. Yaklaşık yarım saat gideceklerdi o yüzden biraz kestirmek niyetindeydi.
“Beni uyandır.” Diye uyarıda bulundu Ege.
“Seni üçümüz taşıyamayız sanırım.” Dedi Melis kıkırdayarak.
“Çok komiksin.” Dedi Ege takılarak ve gözlerini kapatarak sadece sustu.
“Seni yordum değil mi?”
“Arada da abilik yapamayacaksak, ne işe yarayacağız?” dediğinde daha fazla konuşmaya devam etmemişti.
Alisa kulaklığını çıkartarak, müzik açtığında başını cama dayamıştı. Yarım saatin sonunda Melis Ege’ye dokunarak hafifçe onu uyandırdı. Hızlıca ayağa kalktığında oldukça dikkatliydi. Kızların önden inmesini bekleyerek o da indi. Birlikte minibüse bindiklerinde, Ege onları köşeye almıştı. Gözlerinin içi kan çanağı gibiydi. Yukarıda duran direği tutmak için uzandığında, Alisa Ege’nin avuç içindeki bıçak izini gördü. Yeşil gözleri uzun süre orada sabit kaldı. Bu kendisinin bıçak iziydi.
Ege’nin gözleri Alisa’yı bulunca avcunun içindeki yara izini gördüğünü anlayarak bakışlarını başka tarafa kaçırdı ve sıkıntı içinde soluğunu verdi. Dikkatsiz davranmıştı, o yara izini Alisa’ ya göstermemeliydi. Tamamen şüphelerini gidermiş ve kendini açık etmişti. Yakında kendisini tutuklarlarsa şaşırmamalıydı. Alisa’ ya karşı kendini çok açık etmişti.
Tüm hayatını onun elleri arasına bırakmak çok yanlış bir karardı ama artık yapacak bir şey yoktu ve olan olmuştu. Hayatı, geleceği liseli bir kızın elleri arasındaydı. Bir yandan da susacağına emin gibiydi. Çünkü; onunda kendine göre sırları vardı. Bunu görebiliyordu. Derya Hanımın teklifini düşündü, samimi görünüyordu. Muhtemelen yanına gidecekti. Denemeye değerdi.
Minibüs inmeleri gereken durakta mahalle başında durduğunda, dördü inmişlerdi. Önce birlikte Jale’yi bırakmışlardı. Ardından adımları Alp’lerin evine çevrildiğinde, Alisa konuştu. “Ben giderim, sorun yok.” Dedi.
“Olmaz, biz bırakalım. Başına bir iş gelir.” Dedi Melis.
Ege ciddi biçimde takılarak espri yaptı. “Bence işin başına senin arkadaşın gelmesin.” Dediğinde Melis gülümsemişti. Alisa ise oldukça ciddiydi.
“O ne demek abi?”
“O dövüş bilmiyor muydu?” dedi Ege.
“On insanı dövüyor bile olsam, kendimi güvende hissetmek benimde hakkım olmaz mıydı?” dediğinde Alisa, Ege kahverengi keskin gözlerini ona dikti ve uzun süre yüzüne baktı. Bu açıdan hiç düşünmemişti. Bu kızın hayatında farklı bir geçmiş vardı. Sözleri bunu gösteriyordu. Yeşil gözlerinin altında yatan o saklı odaları görüyordu ve kız çocuğu o odalar arasında sıkışıp kalmış gibi görünüyordu. O odaların kapısı aralanırsa neler çıkacak kim bilebilirdi.