13.BÖLÜM
Araya hafta sonu girmişti. Pazartesi günün okul saatleri sonlandığında; Jale, Melis ve Alisa minibüse binmişlerdi. Köşe tarafa geçerek üçten oluşturduklarında sıkışmamak için birbirlerini kolluyorlardı. Etraf kalabalık ve insan yığınıydı, iğne atılsa düşmeyecek gibiydi. Nefes alacak oksijen yoktu. Jale derin bir nefes alarak gözlerini kapattı. Toplu taşımalarda midesi çok bulanıyordu. Kusmamak için kendini zor tutuyordu. Ayağını yere vurarak soluklar alıp verirken, Alisa omzuna dokundu. “İyi misin?”
Başını hayır anlamında iki yana salladı. Gözlerini kapatarak bir süre bekledi ve derin nefesler alıp verdi. Melis Jale’nin elini tutarak sakin tutmaya çalıştığında, konuyu değiştirdi. İlgi odağını bulantıdan başka yöne çekmekti niyeti. “Umarım anlaşırız.” Dedi Melis.
“İyi kızlardır.” Dedi Alisa tebessüm ederek.
Jale dikkatini Melis’e vermeye çalıştı.
“Dersleri nasıl?” dediğinde Melis. Alisa cevap verdi.
“Fulya bayağı iyi. Ceren’de iyidir.” Dediğinde Jale gülümsedi.
“Sanırım başarı genetik bir şey.”
“Pek sayılmaz sadece içinde büyüyerek yetişince adapte olmak daha kolay oluyor. Birde seni yönlendiren insanlar varsa.” Dedi Alisa. Kırk dakika kadar minibüste giderek indiklerinde, aktarma yaparak metrobüse binmişlerdi. Yarım saat kadarda o şekilde gittiler.
“Minibüsleri hiç sevmiyorum on dakikalık yolu yarım saatte gidiyor.” Dedi Jale.
“N’apsınlar? Adamlarda ekmek yiyor. Herkes kendi derdinde.” Dedi Melis. Jale hafifçe kaşlarını çatmıştı. Onun bu gereksiz antipatik tavırlarına sinirleniyordu. Herkesin açısından düşünmek zorunda değildi.
“Senin yanında sitem bile edilmiyor. Her şeye bir cevabın var.” Dediğinde Melis durumun gereksizliğini fark ederek ufak bir kahkaha attı.
“Biliyor musun? Çok haklısın, hiç böyle düşünmemiştim.”
“Bazen seninle arkadaş olmak beni yoruyor.” Dedi Jale.
Alisa uzun süre kıkırdayarak yeşil gözlerini Melis’e çevirdiğinde, hayretle Jale’ye bakınışı izledi. Bunu yüzüne karşı itiraf ettiğini inanamıyordu. Melis ağzına kocaman bir fermuar çektiğinde, Jale Alisa’ ya bakarak sorusunu yöneltti.
“Şimdi biz nereye gidiyoruz?”
“Fulya’nın evine. Kardelen Evler sitesinde oturuyorlar.” Dedi Alisa.
“Siz nasıl tanıştınız?” dedi Melis.
“Biraz bahsetmiştim. Abimlerimiz arkadaş, bizimde arkadaş olmamıza vesile oldular.” Dediğinde kısa kesti. Detaya girdikçe açıklama yapması zorlaşacaktı. Metrobüs durakta durduğunda Alisa yeşil gözlerini dikti. Bu durakta ineceklerdi. Konuşmaya dalmıştı. Melis ve Jale’yi kolundan tutarak sertçe kapının dışına çektiğinde son anda kapı kapanmıştı.
Jale kahkahalar içinde bir koluna Alisa’yı diğer koluna da Melis’i takmıştı. “Başka bilmemiz gereken bir şey var mı?”
“Ceren biraz soğuktur, onun karakteri öyle alınmayın.” Diyerek not düştü Alisa. Ana caddeden köşeyi dönerek ilerlediklerinde, dümdüz ilerleyen uzun bir yola çıkmışlardı. Site bu yolun sonundaydı. Varana kadar bir çok apartman dairelerinin önünden ve iki tane sitenin kenarından geçerek ilerleyeceklerdi. Burayı iyi biliyordu. Alp’le pek çok kez gelmişlerdi. Abisi Derya Hanım’a çok düşkündü. Mutlaka haftada bir kere ziyaret ederdi. Bazen birlikte de geliyorlardı.
Alp’in en sevdiği özelliği sanırım buydu. Birini hayatına soktuğunda, tamamen o insanı benimsiyor ve beklentilerini karşılıyordu. Derya Hanım’ın sıkça oğlumdan çok geliyorsunuz diye Alp’e yakındığı bile oluyordu.
Furkan aşırı yüklü derslerin altından zor kalkıyordu. Arayı kapatmak için üstün çaba sarf ediyordu. Bu gerçek manada öyleydi. Hatta çalışmaktan dinlendirici gözlüğü bile almıştı. Bunu aylar önce yine Derya Hanımlara gelince görmüştü. Ailesinin evine geldiğinde bile sadece çalışıyordu.
Cansu ve Furkan tamamen kendi hayatlarına yönelmişler ve bir süre kendi kabukları içinde takılıyorlardı. Belki de bunca yaşanan zorluğa ve emeğe rağmen sessizliğin ve mutluluğun tadını çıkartıyorlardı. Çok mutlulardı, erken evlenme hususunda aileleri onları çok tasdik etmemişti ama gelir olduktan sonra düşünecekleri pek bir şeyde yoktu. Güzel bile sayılırdı, belli düzenleri olmuştu. Hedefleri ve geleceklerini gerçekleştirmek için adım adım ilerliyorlardı.
Alisa düşüncelerinden sıyrılırken tebessüm etti. Sanırım onları özlemişti. Özellikle Furkan’la aralarında tamamen abi kardeş ilişkisi vardı. Tebessümü bir an için soldu. Alp’le araları ilk zamanlar iyi değilken bile Furkan ona çok destek çıkmış ve arkasında durmuştu. Ona abilik yaparak güven vermişti.
Kardelen Evler Sitesinin önüne geldiklerinde Alisa’nın adımları hızlandı ve kızları içeri çekerek girdi. Eski bir site olduğu için oldukça ağaçları büyük ve yeşildi. Bahçe düzenlemesi oldukça güzeldi. Eski olan parka bakım yaparak boyamışlar gibi görünüyordu ve en son gelişinin üzerine parka kum koyarak oyun alanını tazelemişlerdi. Asfaltlar boyanmıştı. Bu sitede garip bir huzur vardı. Gerçekten burayı ayrı seviyordu. Adımları asfaltta ilerlerken, Jale Melis’i ve Alisa’yı kolundan tutarak parka doğru çektiğinde; üçü birbirine baktı. Sadece iki salıncak vardı ve üçü de sallanmak istemişti.
Jale ve Alisa oldukları yerden koşarak fırladıklarında Melis’i geçerek salıncakları kaptılar ve oturarak hızla sallanmaya başlamışlardı. Kıkırtıları etrafta yankılanırken, Melis Jale’nin arkasına geçerek hızla onu sallamıştı. Dik kaydırağa çıkarak Melis’in kaymasıyla yere düştü. Jale onun durumuna kahkahalar içinde gülümsedi. Salıncaktan atlayarak indiğinde iki metre öteye savrulmuştu. Alisa beş dakika kadar sallandığında, o da kaymak için zıplamasıyla merdivenlere yöneldi.
Merdiven basamakları tahtadandı. Gülümseyerek hızla çıkarken yeşil gözüne takılan yazıyla bir anda duraksadı. Yavaşça basamakta durarak çömeldi ve oturdu. Elini iki harfin üzerinde gezindirdiğinde tebessüm etti. C ve F harfi yan yana merdivenlere kazınmıştı.
Cansu ve Furkan küçükken yapmış olmalılardı. Burası onların çocukluğunun geçtiği parktı. Ardından doğrularak ilerledi ve kaydıraktan kayarak indiğinde, kendilerine yukarıdan ıslık çalınmasıyla üçünün de bakışları havaya kaymıştı.
“Yalnız orası bizim parkımız.” Dedi Fulya aşığa bağırarak. Alisa kıkırdayarak onayladığında, Jale ve Melis’te Fulya’ya gülmüşlerdi.
“Korkmayın parkınızı çok kullanmadık.” Dedi Alisa takılarak. Kızlar bir araya toplaşarak F-5 Bloğunun önüne geldiklerinde, üç basamağı çıktılar ve Daire 13’ün ziline bastılar. Kısa süre içinde alt kapı açılmıştı. Merdivenleri aheste adımlarla tırmandıklarında asansörün kapısını açarak içine bindiler…
Üçüncü kata çıktıklarında Alisa önden çıkarak ilerlemişti. Fulya gülümseyerek kapıyı açtığında, Ceren hafifçe bozulmuş taklidi yaptı.
“Demek bizim parkımızda oynuyorsunuz.” Dediğinde Fulya ona baktı ve katılarak güldü. Oda buralı sayılmazdı. Villa siteye taşındıktan sonra uzaklaşmıştı. Fulya’ya geldikçe siteyi görüyordu.
Alisa içeri girerek önce Fulya’ya ardından Ceren’e sarıldığında; Jale ve Melis içeri girmişlerdi.
“Bir dakika, size sarılamam. Parkımızı izinsiz kullandınız.” Dediğinde Ceren oldukça ciddi görünüyordu. Jale gülümseyerek Ceren’e elini uzattı.
“Ben Jale.”
Ceren elini sıkarak ciddi halini yumuşattı ve gülümsedi. Takılmayı bırakmıştı.
“Ceren.” Dediğinde bir adım geride durdu.
Fulya elini Melis’e uzattı.
“Ben Fulya, geldiğinize çok memnun olduk.” Dediğinde Melis elini tutarak sıktı ve gülümsedi. Ardından Fulya ve Jale el sıkışırken, Ceren ve Melis’te el sıkışmışlardı. Fulya onları içeri buyur ederek salona aldığında; kocaman kurulu bir sofra vardı.
“Hayırdır.” Dedi Alisa gözlerini kısarak. Masanın üzerinde bulunan tabaklar aşırı fazlaydı. Kendileri sadece dört kişilerdi. Sofrada ise sekiz tabak vardı.
“Sorma yarım saat önce abim aradı.” Dedi Fulya ve konuşmaya devam etti. “Senin geleceğini söyledim, Ceren’de burada deyince coştular. Akşam yemeğe geleceklermiş. Bizi özlemişler.” Dedi Fulya gülümseyerek.
“Ya, süper!” dedi Alisa. “Çok özlemiştik eski ortamları.”
“Ne diyeceğim, seni abin alır. Sizinkilerde çaya gelse ya. Biraz Cihan’ı mıncıklar, severiz.” Dedi Fulya Alisa’ ya bakarak.
“Olabilir, söylerim.” Dediğinde Alisa. Fulya koridora giderek iki tane oyuncakla döndü. “Cihan’a neler aldım ben.” Dediğinde Alisa gülümsedi. Telefonunu eline alarak Alp’in numarasını tıkladı ve kulağına dayadı.
“N’aber fıstık?”
“Biz şimdi Fulyalara vardık ta, akşam Furkan abi ve Cansu abla geleceklermiş. Sizi de çaya davet ettiler. Cihan’ı çok özlemişler.” Dediğinde Alp bir süre düşündü. “Sarma varsa olabilir.” Dediğinde, Alisa kıkırdadı ve yanıt verdi.
“Derya Sultan daha işten gelmemiş.” Dediğinde Alp sesini ciddi ve muzip bir tona aldı.
“Sarma yoksa Alp yok.” Dediğinde Alisa uzun süre kıkırdamıştı.
“Ne diyor ya?” dedi Fulya sempatik biçimde.
“Sence?” dedi Alisa sorarak.
“Sarma istiyor değil mi?” dedi Fulya kıkırdayarak.
“Doymadı, doymadı. Bitirdi. Bu insanlar Alp’e sarma sarmak için çalışıyor. Mal varlıklarını sarmaya yatırmışlar.” Dediğinde Ceren Fulya gülmekten katılmıştı.
“Ceren mi o?” dedi Alp dediğini duyarak.
“Evet.” Dedi Alisa.
Alp sesini ciddi ve muzip tonda tuttu.
“Versene sen onu bir telefona. Yüzüme söylesin.”
“Abi saçmalama, şaka yapıyor.” Dedi Alisa.
“Cani papatyanın kardeşi, ne olacak.” Dediğinde Alp. Alisa anlamayarak kaşlarını hafifçe çattı.
“Neyin kardeşi?” dedi Alisa.
“Sen ver, ver.” Dedi Alp.
“Abi geliyor musunuz? Gelmiyor musunuz? Fulya Cihan’a oyuncak bile almış.”
“Sarma yoksa yokum.” Dedi Alp tekrar ederek.
“Gelmiyormuş.” Dedi Alisa Ceren ve Fulya’ya bakarak.
“Ben hallederim o işi ya.” Dedi Fulya telefonu eline alarak. Derya Hanımın numarasını tuşladığında, Alisa onu tutmaya çalıştı.
“Ya saçmalama kızım. Kadın işten gelecek.” Dediğinde Alisa. Diğer telefonun ucundan Alp duymuştu.
“Derya Sultanı mı arıyor o? Çabuk durdur, şaka yaptım.” Dedi Alp oturduğu koltuktan ayağa kalkarak .
“Şaka yapmış.” Dedi Alisa Fulya’nın telefonu havada yakaladığında. Fulya çekiştirerek aldı ve açılmış olan telefona cevap verdi.
“Nasılsın anne?” dedi Fulya.
“Dur dur şunu Alisa.” Dedi Alp.
“Çok geç.” Dedi Alisa. “Onu söylemeden önce düşünecektin.”
“Ne bileyim ben o manyağın Derya Hanım’ı arayacağını.” Dediğinde Alp. Fulya annesiyle konuşmayı sürdürmüştü.
“Alp abi akşama gelecekmiş sarma istiyor.” Dediğinde Alisa yüzünü kapattı. Aynı anda Alp’te telefonun diğer ucundan yüzünü kapatmıştı. Sadece gelmemek için Fulya’ya şaka yapmak istemişti. İşlerin Derya Sultan’a ulaşacağı aklının ucundan geçmezdi. Ufaklıklar artık fazlasıyla büyümüş onlara kafa tutuyorlardı.
Melis ve Jale onlara bakarak kıkırdadıklarında Ceren koltuğa yayılmıştı.
“Yapacaksın o halde.” Dedi Fulya Alisa’ya bakarak. Uzun süre telefonu dinlediğinde Fulya anladım anlamında başını sallıyor ve onaylıyordu. Daha sonra görüşürüz diyerek telefonu kapattı ve Alisa’ya döndü.
“Tamamdır, akşama sarma hazır.” Dediğinde telefonun diğer ucundan Alp konuştu.
“Hay böyle işin, çok fena azar yiyeceğim Derya Sultandan.” Dediğinde Alp, Alisa ona kıkırdayarak karşılık verdi.
“Neyse akşama görüşürüz abi.” Dedi. Alisa telefonu kapatarak. Fulya Alisa’ya bakarak kahkaha attığında, Alisa pes dercesine ellerini iki yana doğru açmıştı. Fulya mutfağa gitmek için yönelirken açıklamada bulundu.
“Bende zannediyordum annem iki dakikada sarma sarıyor. Meğerse derin dondurucuya stok yapmış.” Dediğinde Fulya Ceren kahkaha atmıştı.
“Abim sağ olsun kadını darladığı için.” Dedi Alisa.
Ceren Jale ve Melis’e dönerek konuştu.
“Aç mısınız?” dediğinde kızlar başını iki yana doğru sallayarak itiraz etmişlerdi. Fulya beş dakika içinde yanlarına geldi ve boş koltuğa yayılırken, kızlara bakarak tebessüm etti.
“Annem ve babam avukatlar. Uzun yıllardır bu dairede oturuyorlar. Abim evlendi kendi evine çıktı, evin tek çocuğuyum. Ceren’i işaret ederek anlattı. Ablasıyla abim evli.” Dediğinde kızların gözleri onlara çevrilmişti.
“Biz bir alt katta oturuyorduk. Sonra taşındık.” Dediğinde çok detay vermemişti.
Melis Fulya’ya döndü. “Abimde hukuk son sınıf, senin abin gibi.” Dediğinde Fulya tebessüm etti.
“Azimli demek ki.” Diyerek sustuğunda. Jale konuşmaya girmişti.
“Bayağı azimli oturaklı bir abisi var hakikatten. Takıldığımız sorularda bize oldukça yardımcı oluyor. Her gün düzenli üçümüz buluşup çalışıyoruz.” Dediğinde Jale. Ceren araya girmişti. “Yakın oturmanın faydaları tabi, çok iyi bir ekip olmuşsunuz. Birbirinizi yukarı taşırsınız.” Dediğinde Fulya tebessüm etti.
“Belki arada da beşli buluşabiliriz. Tabi eğer sizlerde onaylarsanız.” Dediğinde Fulya. Melis başıyla onaylamıştı. “Neden olmasın?” dedi.
Jale araya girerek düşüncelerini dile getirdi. Oldukça dobra bir insandı.
“Benim buraya gelene kadar midem acayip bulandı. Ortak noktalar bulmaya çalışalım yada siz gelirsiniz.” Dediğinde Ceren gülümsedi.
“Ortak yerler olabilir, sizin oralarda uyar bize.” Dedi Fulya. Ceren’e dönerek onaylattığında, başını hafifçe sallamıştı.
“Anlaştık o zaman.” Dediğinde Melis ve ekledi. “Belki şimdiden biraz çalışmalara başlayabiliriz.” Demesiyle Alisa baygınlık geçirecekmiş gibi Melis’e bakmıştı. Gerçekten her koşulda nasıl ders çalışmak istiyordu anlayamıyordu.
“Aslında olabilir. Bir saat çalışabiliriz.” Dedi Fulya. Ceren çantasına yöneldiğinde suskunluğunu korumuştu. Hepsi kitaplarını çıkartarak bir saat kadar çalıştıklarında, kapının çalmasıyla Fulya ayağa kalktı. Aheste adımlarını kapıya taşıyarak açtığında Derya Hanım aceleyle içeri girmişti. Kızının saçlarının arasına öpücük kondurduğunda, gidip önce ellerini yıkadı. Üzerindeki mantosunu çıkartarak salona geldi ve kızlara bakarak gülümsedi.
Alisa ayağa kalkarak Derya Hanımın yanına gittiğinde, Derya Hanım Alisa’ya sımsıkı sarılarak saçlarının arasına öpücük kondurdu ve uzun süre sarıldı. Sanki kendi kızıydı, onu o derece güzel ve içten seviyordu. Derya Hanımın bakışları Jale ve Melis’e çevrildiğinde, Alisa işaret ederek onları tanıttı.
“Mahalleden ve okuldan arkadaşlarım. Jale ve Melis.” Dedi.
“Hoş geldiniz kızlar.” Dedi Derya Hanım tebessüm ederek ve ekledi. “Sizlerle detaylı konuşacağız. Şimdi akşam için mutfağa girmem gerek.” Dedi ve uzaktan öpücük gönderdi.
Adımları mutfağa taşındığında, kızlar kitaplarını kaldırmışlar ve kısa bir muhabbete girmişlerdi. Fulya bir ara kızları odasına götürerek kitaplarını gösterdi. Koleksiyonlarından bahsetti. Genel bir sohbet ortamı geçmişti. Ardından mutfağa geçerek Derya Sultan’a yardımcı olduklarında sofra hazırlanmıştı.
Fulya camın kenarına giderek dışarı baktığında, biraz acıkmıştı. Gözü parkta sallanan iki kişiye dikildiğinde, kıkırdadı. “Anne.” Demesiyle Derya Hanımın bakışları kızına çevrildi.
“Ne oldu?”
“Şu parkta sallanan abim ve Cansu abla değil mi?” dediğinde Ceren hızla camın kenarına giderek mavi gözlerini dışarı çevirdi. O da kocaman bir kahkaha patlatmıştı.
“Harbiden onlar.” Dediğinde Alisa, Jale ve Melis camdan dışarı bakmışlardı. Derya Hanım kızların arasından geçerek camdan dışarı baktı. Yüzüne kocaman bir gülümseme oturmuştu.
“Anlaşılan parklarını özlemişler.” Dedi Derya Hanım.
“Bir dakika ya, abim Cansu ablanın salıncağına binmiş.” Dedi Fulya.
“Eyvah.” Dedi Ceren ve ekledi. “Kesin kötü şeyler olacak.”
“Yok canım daha neler? Koca insan oldular.” Dedi Derya Hanım. Cansu salıncaktan inerek Furkan’ın önüne dikildiğinde, Furkan Cansu’nun üzerine düşme korkusuyla salıncaktan sertçe atlamasıyla hafifçe tökezlemişti.
“Emin misin?” dedi Fulya kıkırdayarak.
“Değilim, hiç büyümeyecekler.” Dedi Derya Hanım kıkırdayarak.
“Bence eve kadar yarışla biter.” Dedi Ceren kaşlarını havaya kaldırarak.
“Bence abim yenecek.” Dediğinde Fulya Cansu ve Furkan peş peşe eve doğru koşmaya başlamışlardı.
“Ablam yener.” Dediğinde Ceren hızla koşarak alt kapıyı açmıştı. Fulya üst kapıyı açtığında, asansör yukarı gelmeye başladı. Aynı anda merdivenlerden adım sesleri ilerliyordu. Furkan merdivenden çıkarak, Cansu’da asansörden inerek birbirlerine çarpıştıklarında hızla eve girmeye çalışmışlardı.
Furkan hafifçe Cansu’ya omuz attığında, Cansu onu kapüşonundan yakalayarak geri çekmişti ve içeri adım atacağı sırada; Furkan tam saçından tutmak için elini kaldırmıştı ki; Derya Hanım’ın ciddi bakışlarıyla karşılaşmalarıyla ikisi de olduğu yerde çakılı kaldı ve kımıldayamadı.
“Asla büyümeyeceksiniz değil mi?” dediğinde Derya Hanım. Furkan hafifçe genzini temizledi. Cansu gülmemek için alt dudağını ısırıyordu. Gerçekten yaptıkları deli gibi çocukluktu. Yakında doktor çıkacaktı, hala yaptıklarının telafisi bile yoktu. Koca bir çocuk gibi davranıyordu.
Ceren’de alt dudağını ısırırken, Fulya Ceren’e doğru fısıldadı. “İddiaya girerken derya sultan faktörünü unuttuk.” Demişti.
Cansu önden gireceği sırada, Furkan’da aynı anda yanına gelerek içeri girmişti. Derya Hanım ciddiyetini sürdürüyordu.
“Naber anne?” dediğinde üzerindeki montunu çıkardı Furkan.
“Sizi sormalı.” Dediğinde Cansu’da montunu çıkartarak asmıştı.
“Sen kilomu verdin Cansu?” dedi derya Hanım.
“Biraz.” Dedi Cansu. “
“Evde de böyle koşturup duruyorsanız, normal.” Dediğinde Derya Hanım. Furkan üzerini düzelterek cevap verdi.
“Neden evin içinde koşalım anne? Yürüyoruz gayet te.” Dediğinde kızlar gülmemek için alt dudağını ısırmıştı. Alisa, Jale ve Melis mutfakta ufak tefek işlerle ilgilenirken karşılama faslına katılmamışlardı.
Alisa mutfaktan çıkarak yanlarında durduğunda, Furkan’ın gülümsemesi yüzüne yayıldı ve Alisa’yı kendisine çekerek sımsıkı sarıldı.
“Fıstık.” Dedi alnına öpücük kondurarak. “Çok özledik seni.”
“Bende sizleri.” Dedi Alisa.
“Neler yapıyorsun?”
“Çalışmalar.” Dediğinde Alisa.
“En korkunç dönemler.” Dedi Cansu hafifçe kaşlarını havaya kaldırırken. Furkan hafifçe ona doğru eğildi.
“Korkunç diyorsun yani. Başını kaldırmıyordun kitaptan.” Dediğinde Derya Hanım sabır dilercesine içeri gitti. Yedi yirmi dört evde kavga ediyor falan olmalılardı. Nasıl boşanacağız diye gelmemişlerdi onu işte aklı almıyordu.
“Başımı kaldırmıyor olmam, sevdiğim anlamına gelmiyor.” Dediğinde salona doğru yönelmişlerdi. Furkan ve Cansu ikili koltuğa yan yana oturduklarında Fulya dahil oldu.
“Aklıma sınava çalışırken üst üste uyuya kalarak babamlara basılmanız geldi.” Dediğinde Ceren gülümsedi. “Uf, hiç hatırlatma. Babam kükremişti.” Demesiyle Furkan eski günlere gitti. Zihni eski anılara dönmüştü. Kocaman sırıtması yüzüne yayıldığında, kurduğu artist cümleleri hatırladı. Nasıl öyle cümleler kurmaya cesaret etmişti. Gerçekten o yaşlarda kan sanırım deli akıyordu.
“Neyse, senin arkadaşların nerede?” dedi Cansu Alisa’ya bakarak. Ayağa kalkarak Alisa’ya sımsıkı sarıldı.
“Elif nasıl?” dedi Cansu.
“Çok çalışıyor, son senesini tamamlıyor. Cihan’la uğraşıyor ne yapsın.” Dediğinde gülümsedi. Jale ve Melis içeri girmişlerdi. Cansu’yla el sıkışarak tanıştıklarında, kızlarda boş buldukları yere yayılmışlardı. Cansu uzun süre onlara sorular sorarak tanıştı. Hangi bölümü düşündüklerini konuştular, uzun süre ders taktikleri ve çalışma metotları üzerinde durduklarında Furkan başını geriye attı.
“Şu konuyu kapatabilir miyiz? Hukuk son yıl olarak, kusacağım.” Dediğinde kızlar kıkırdamıştı.
“Abimde aynısını söylüyor.” Dedi Melis Furkan’a bakarak.
“O da mı son sınıf?”
“Evet.” Dedi.
Furkan kaşlarını havaya doğru kaldırırken, kızlara döndü.
“Aranızda iktisat, işletme falan okuyacak yok mu?” dediğinde Fulya yavaşça elini kaldırarak gülümsemişti.
“Olabilir.” Dedi Ceren ve ekledi. “Diyetisyen olmak istiyorum ya.” Dediğinde Cansu gülümsemişti. Fulya’ya dönerek konuştu.
“Bak gör sende hukuk seçeceksin. Aile mesleği üzerinize yapışmış. Bak Furkan tıp istiyordu son anda vazgeçti. Görürsün.” Dediğinde, Furkan “Allah yazdıysa bozsun.” Dedi.
“Biz biraz kararsızız.” Dedi Melis ve ekledi. “Bakalım, nasip.” Dediğinde, Derya Hanım sofrayı hazırlayarak tamamlamıştı. Kapı çaldığında, Derya Hanım giderek Cüneyt Bey’e kapıyı açtığında içeri aldı. O sırada Alisa’nın telefonu çalmıştı. Alp arıyordu.
“Efendim abi?”
“Biz gelemiyoruz.” Dedi Alp sıkıntıyla.
“Neden?”
“Cihan diş çıkarttığı için ateşli ve huysuz. Belki hastaneye gidebiliriz, siz istediğiniz zamana kadar kalın. Sizi bıraksınlar oldu mu?” dediğinde Alisa; “Tamam. İsterseniz hemen geleyim.”
“Hayır, insanlar hazırlık yaptı. Siz keyfinize bakın, iyi olursa yine uğramaya çalışacağız.” Dediğinde Alp telefonunu kapatmıştı.
Alisa bakışlarını Derya Hanım ve Cüneyt Bey’e çevirdi. “Abimler gelemiyormuş. Cihan diş çıkarttığı için ateşlenmiş, huysuzmuş.” Dediğinde Derya Hanım dudak bükmüştü.
“Ah ya, tüh.” Dedi.
“Biz sizi bırakırız.” Dedi Furkan Alisa’ya bakarak.
“Abim bizi almaya gelecek.” Dedi Melis araya girerek. Alisa’ya gözleri çevirdi. “Birlikte döneriz, seni kapıya kadar bırakırız.” Demişti.
“Sizinle dönerim o zaman.” Dedi Alisa.
Alisa Cüneyt Bey’le görüştükten sonra ardından kızlarla görüştü. Furkan’a sımsıkı sarılarak saçlarının sarına öpücük kondurmuştu. Günlerdir oğlunu görmüyordu. Cansu içeri giderek Derya Hanım’ın yemekleri koymasına yardım etti ve birlikte içeri taşıdılar…