12.BÖLÜM
Adımlarını Kafe’nin önüne taşıyarak ilerlediğinde, girmeden önce derin bir nefes aldı ve içeri girerek kızların oturduğu masanın yanına gelerek yayılmıştı. Yüzü sirke satıyordu. Alisa ve Jale bakışlarını şaşkınca ona çevirmişlerdi.
“Bir sorun mu var?” dedi Alisa yeşil gözlerini dikerek.
“Keşke gitmeseydim.” Dedi düz ifadeyle.
“Ne oldu ya?” dedi Jale Melis’e yönelerek. “Seni üzdüyse kafasını kırarım akşam.”
“Öyle bir şey değil, sadece gittiğime pişman etti. Ben onu sevmiyormuşum, aşık değilmişim.” Dedi taklit ederek.
“Öyle misin?” dedi Alisa.
“Tamam, aşık olmayabilirim fakat ondan hoşlanıyorum. Beni terslemesi gerekmezdi.”
“Sen onu aylarca tersledin Melis, gıkı çıkmadı. Demek ki o da beklemekten sıkılmış, yada sabrı kalmamış.” Dediğinde Alisa. Jale sadece susmakla yetindi.
“Kendine özgüveni gelmiş, ne değişti bir ayda?” dedi Melis. Jale suskunluğunu bozmak zorunda kalmıştı.
“Bir aydır Hira ona dadandı, devamlı mesaj atıyor.” Dedi Jale. Melis gözlerini büyüterek ona bakındı.
“Sende benden bunu sakladın öyle mi?
“Hira kim?” dedi Alisa.
“Mahalleden.” Dediğinde Jale Melis’e tekrar döndü.
“Ne yapacaktın? Daha erken mi konuşacaktın?”
“Neden olmasın?” dediğinde Melis. Jale hafifçe sinirlenmişti.
“Yiğit seni köşeye attığın birisi mi Melis? Garanti mi?” dediğinde Alisa araya girerek olaya müdahale etti.
“Bakın şu an aşırı saçmalıyorsunuz. Bırakalım Yiğit ne istediğine karar versin.”
“Yiğit’in neyi ve kimi istediği yeterince açık değil mi?” dedi Jale.
“Öyle tabi.” Dedi Alisa yeşil gözlerini Melis’in kahverengi gözlerine çevirirken, Melis sadece susmuştu. Sırtını geriye yasladığında bir süre sessiz durdu.
“Şimdi bir aydır peşinde kız var, sevilmenin nasıl bir şey olduğunun keyfine vardı. Umursanmanın, sayılmanın ve değer verilmenin…” dedi Jale ve Melis’e dönüp açıkça konuştu.
“Git ve ona duygularını net biçimde ifade et, kendini tutup durma.” Dedi Jale.
“Sadece sınav dönemindeyiz, nasıl vakit ayırılır bilmiyorum.” Dedi Melis. “Zihnim sürekli Yiğit’te oluyor. Görüştükçe onu düşünüyorum.”
“Buna sen karar vereceksin ama yıl sonuna kadar beklersen, sizden olmaz. Ya gidip sınavı kazanana kadar zaman iste. Bu da saçma, hiç mi bizlerle konuşmuyorsun?” dedi Jale.
“Sizlerle konuşuyorum ama gece yatınca Yiğit gibi uykumu falan kaçırmıyorsunuz.” Dediğinde Alisa gülümseyerek ders kitaplarına döndü. Melis kıpkırmızı kesilmişti. Bunu söylediğine inanamıyordu.
“Ona değer verdiğini göster, çünkü şunu söylemesen ben bile anlayamam. Kendini sımsıkı kapatmışsın Melis.” Dedi Jale ve sabır dilercesine önündeki test kitabına döndüğünde, bir süre Melis kös kös oturmuştu.
“Melis.” Dedi mutfaktan bir ses. Ege’nin sesiydi, kendisini yanına çağırıyordu.
“Hiç gidesim yok.” Dedi Melis omuz silkerek. Alisa tebessüm ederek ayağa kalkmak için yöneldiğinde, Melis’in alnın öpücük kondurarak destek olmaya çalıştı ve adımlarını mutfak tarafına yönelttiğinde, yeşil gözleri Ege’yi bulmuştu.
Alisa’nın geleceğini düşünmemişti. Hafifçe rengi değişti.
“Melis nerede?”
“Ben ilgileneyim.” Dedi Alisa.
“Gerek yok, sen geç Bahar.” Demişti düz bir ifadeyle. Alisa tezgahın üzerindeki tepsiyi eline aldığında, konuştu.
“Hangi masa?”
“Üç.” Demesiyle tepsiyi sıkıca tutarak, adımlarını içeri taşıyacağı sırada gözleri Ege’nin sağ elindeki siyah eldivene takıldı. Bir an için duraksayarak eline baktı ve ardından düşüncelerini toparladı.
Saçmalıyordu, odasına giren hırsız Ege olamazdı. O çok düzgün birisiydi, idealistti ve asla hırsızlık yapmazdı. Başını iki yana sallarken içine düşen kurtla birlikte Kafe’ye yürüdü üçüncü masaya gözlerini çevirdi. İki tostu ve iki meyve suyunu masaya bıraktığında, tepsiyi bırakmak için mutfağa döndü.
Ege diğer eline de, eldiven giymişti. Başını iki yana tekrar salladı. Düşüncelerin ne kadar saçma olduğuna kendisi bile inanamadı. Kafayı odasına giren hırsızla bozmuştu. Artık kafasından olmayan şeyleri uydurmaya başlıyordu.
Tepsiyi bırakarak konuştu. “Başka yardım edeceğim bir şey var mı?”
“Yok, bir daha seslendiğimde Melis gelsin.” Dedi Ege düz bir ifadeyle. Alisa’nın yüzüne kısaca baktığında, kahverengi gözlerini çevirmişti. Ona cevap vermedi ve başıyla onaylamadı, sadece adımlarını içeri taşıyarak kızların oturduğu masaya oturdu ve Jale ve Melis konuyu kapatarak kitaplarına dönmüşlerdi.
Alisa test kitabına yöneldiğinde, yeşil gözleri soru üzerinde geziniyor; zihni tamamen Ege’ye odaklıydı. Yarım saat kadar soru çözdü ve takıldığı soruyla birlikte; oturduğu yerden fırladı.
“Şu soruyu abine sorayım.” Dedi ve adımlarını mutfağa yönlendirdi. O gün odasına giren hırsızın ayağı oldukça kötüydü, muhtemelen oysa ayağında hala sorun olması lazımdı. İç güdülerine güvenemezdi. İç güdüleri onu daime yanıltmıştı.
Adımları mutfağı bulduğunda, Ege’nin bulaşıklarla ilgilendiğini gördü. Geldiğini fark etmemişti, yavaşça arkasından yaklaşarak durdu ve o gece sıkıntılı olan ayağını hatırlamaya çalıştı. Sanırım sağ ayağıydı.
Sertçe tepme attığında, Ege acı içinde inleyerek elindekileri bıraktı. Yüzü kıpkırmızı olmuştu, arkasına dönerek baktığında, Alisa’yı görmesiyle acısını içinde tutmaya çalıştı.
“Kusura bakma, yanlışlık oldu. Bir soru soracaktım, müsaitsen.”
“Yanlışlık olmadığı aşikar.” Dediğinde Ege, Alisa’nın kaşları havaya kalktı.
“Geçenlerde laf sokmana sayarsın diye düşündüm. Sanırım ayağında bir yara var, fazla acıdı.”
“Hayır, acımadı. Sadece boşluğuma denk geldi.” Dediğinde Ege, yüzünün sözleri konuşmasının çok tersineydi. Canı fazla yanmış gibi görünüyordu. Alisa test kitabını tezgahın üzerine koydu ve kalemi de onun üstüne bırakmıştı.
“Soruyu çözmedim yardımcı olur musun?”
Ege soruya göz attı ve ardından konuştu. “Melis’e sor, o bunu çözer.”
“Sen anlattığında daha iyi anlıyorum.” Dedi Alisa.
Ege hafifçe Alisa’ya doğru eğilerek kahverengi gözlerini dikti. “Hayırdır? Bana mı yürüyorsun?”
Amacı Alisa’yı köşeye sıkıştırıp kaçmasını sağlamaktı. “Hayır, sadece yardım istiyorum.” Dediğinde kahverengi gözleri Alisa’nın yeşil gözlerinden ayrılarak soruya döndü. Tek elindeki eldiveni çıkartarak soruyu birkaç saniye içinde çözdüğünde, Alisa inanamadı. Gerçekten bu çocuk dahi falan olmalıydı. Sadece saniyeler sürmüştü.
“Tamamdır.” Dedi ve kalemi Alisa’nın eline tutuşturdu. “Tamam mı küçük hanım?” dedi Ege Alisa’ ya takılarak. “Bir daha bana şiddet uygularsan sorularını çözmem.” Dedi gülümseyerek.
Alisa hafifçe tebessüm etti. “Sanırım bu isteyeceğim en son şey olur.”
Alisa durgunlaşarak elini yavaşça Ege’nin eldiven olan eline yöneltti ve çıkarmak için kenarından tuttuğunda, Ege hafifçe elini geriye kaçırmıştı.
“İşine bak Bahar. Sınavına odaklan.” Dedi ve kahve makinasına döndüğünde, Alisa test kitabını eline aldı. Diğer eline kalemi alarak adımlarını mutfaktan geniş alana taşıdı. Jale’nin yanına oturarak önüne döndüğünde yeşil gözlerini sorulara odakladı. Sol eliyle yazmıştı. Ege’nin yazısının ne kadar kötü olduğunu fark edince esas elini kullanmadığını fark etti. Şüpheleri durumu doğruluyordu. Emin olmalıydı.
Güneş tüm şualarını yitirerek batıyordu. Etrafa vurduğu son kızıllıklar İstanbul sokaklarının pencerelerine vurarak yansıma bırakıyordu. Karanlık etrafa hakim olurken, aydınlık yavaşça etraftan çekilip gitmişti.
Jale yorularak pes ettiğinde arkasına yaslandı. Gözleri kan çanağına dönmüştü. Oturduğu yerden kalktı ve tuvalete ilerledi. Melis’te kalemi elinden bırakmıştı ve arkasına yaslandı. Alisa son soruda biraz boğuşarak işaretlediğinde, o da arkasına yaslandı ve bakışlarını Melis’e çevirdi.
“Abinin yazısı ne kadar kötü?” dedi Alisa Melis’in ağzını aramaya çalışırken. Ege’yle ilgili bilgi almaya çalışıyordu.
“Değil mi?”
“Abin solak mı?”
“Hayır.”
“Öyle gördüm sanki.”
“Yanlış görmüşsündür.” Dediğinde dikkat çekmemek için daha fazla soru sormamıştı. Jale tuvaletten çıkarak yanlarına geldiğinde, oturdu.
“Pes, artık bitiriyorum. Sabahta erken kalkarak çalıştım, yeter. Kitap görmekten kusacağım.” Dediğinde Melis hızlıca masadaki tüm kitapları üst üste koyarak gülümsedi.
“Size tost yapmamı ister misiniz?” dediğinde Jale başını evet anlamında sallamakla yetindi. Beyni tamamen kapanmış gibiydi. Matematik sorularıyla boğuşup duruyordu. Alisa elini sağa sola sallayarak Jale’nin zihnindeki odağı dağıtmaya çalışmıştı.
Melis mutfağa giderken, Alisa konuştu. “Jale Melis’lerin geçimi nasıl?” dedi fısıldayarak.
“İdare ediyorlar, abisi burada çalışmasa zor.” Dedi kısık sesle.
“Burada çalışmasa lükslerini mi keserler?”
“Hayır, ihtiyaçlarını keserler. Bazen Polat pislik yapıp hakkını gününde vermiyor.” Dediğinde ekledi. “Geçen hafta yine sıkıntı çıkartmış.” Demesiyle duraksadı. Alisa yeşil gözlerini kitaplara dikti ve uzun süre düşündü.
Odasına giren hırsız tahmin ettiği gibi Ege olabilir miydi? Ona yakışacak bir tavır değildi. İnanamazdı, yapmazdı. Öyle birisi değildi, belki de sadece kötü düşüncelerin zihnine dolmasına izin veriyordu.
Hakkını yiyordu. Bu bilinmezlik içini kemirip durdu. On dakika içinde Melis üç tane tost tabağıyla içeri geldiğinde, masaya koydu. Kızlar gülümseyerek tostlarını yediklerinde meyve sularından yudumlamışlardı. Bu ara onlara şahane gelmişti. Resmen dirildiklerini ve zihinlerinin yenilendiğini hissediyorlardı. Tostları bittiğinde, Jale’nin telefonu çalmıştı. Yiğit yazısı ekranda görüldüğünde, boğazını temizleyerek telefonu açtı. “Tamam.” Dedi kısaca. Telefonu kapattı.
Melis ve Alisa’ ya dönerek onlara baktı. “Çıkmam gerek, eve çağırılıyor muşuz?” dediğinde kaşları hafifçe yukarı çatılmıştı.
“Sorun mu var?” dedi Melis.
“Anlaşılan Ulaş problem çıkartmış, bizde azar kotasından faydalanacağız gibi.” Dediğinde Jale hızlıca toparlandı ve eşyalarını çantasına koydu. Montunu giyerek başlığını taktı. Sırtına çantasını ve eline telefonu aldığında kızlara uzaktan öpücük atmakla yetindi.
Kafe çıkışına doğru ilerledi. Melis ve Alisa baş başa kalmışlardı.
“Eski arkadaşlarını merak ediyorum.” Dedi Melis.
“En kısa zamanda tanışacaksınız.” Dedi gülümseyerek.
“Belki seni daha fazla tanırız.”
“Nasıl yani?”
“Çok gizemli bir tarafın var Bahar. Sorduğumuz kadar anlatıyorsun genellikle. Mesela ailen hakkında pek bir şey bilmiyoruz.”
“Çok farklı bir şey yok. Almanya’da çalışıyorlar. Biliyorsun.”
“Neyi severler? Birlikte neler yaparsınız hiç bunlardan bahsetmedin.”
Alisa yeşil gözlerini mutsuzlukla kaçırdı. Neler yapmayı sevdiklerini onlarda bilmiyordu, çünkü ailecek doğru dürüst pek vakit geçirdikleri söylenemezdi. “Bizimkiler biraz iş koliktir.”
“Bundan rahatsızsın sanırım.”
“Evet abim ve beni çok boşladılar.”
“Hayat ne garip değil mi? Bazılarımızın ailelerinden birileri ölüp giderken, bazılarımız varlıklarında yokluk çekiyor.”
“Öyle.” Dedi Alisa tebessüm etmeye çalışarak. O ölüm acısını da tatmıştı. Daha on dört, on beş yaşlarındayken bunun acısıyla başa çıkmaya çalışmıştı. Yapayalnız bilmediği bir ülkede kalmıştı. Melis anlatırken onun hikayesi daha acıklı gibi duruyordu fakat kendi yaşadığı zorluklar bambaşkaydı.
Defalarca kaçırılmıştı ve tacize uğramıştı. Bilmediği adamlar tarafından taciz edilmişti. Tamamen bir tecavüz denemezdi ama, ciddi anlamda taciz edilmişti. O anlara giderken yeşil göz rengi adeta siyahlaşmaya başladı. Konuyu değiştirmek için kafasını iki yana salladı.
“Şu ara ailecek Cihan’a ilgi duyuyoruz. Ondan konuşmayı seviyoruz.”
“Yengeni seviyorsun sanırım.”
“Evet, çok iyi bir insan. Birbirlerini tamamlıyor gibiler.” Dediğinde Alisa tebessüm etmekle yetindi. “Elif çok hoş birisi, tüm sıkıntılarını paylaşabilirsin. Anlayışlı ve seni yargılamaz.”
“Aramızda kalsın ama sanırım Abim çok abinden hoşlanmıyor.” Dediğinde Melis. Alisa sırıtmıştı.
Klasik Alp Derin’di işte… Uzaktan bakıldığında her zaman uyuz kapılırdı ve hoşlanılmazdı. Muhtemelen havalı ve değişik halleri Ege’nin hoşuna gitmemişti. Alp ne kadar hareketliyse Ege o kadar ağır başlı görünüyordu.
Ege Alp’ten bir buçuk yaş kadar küçük olmasına rağmen çok daha olgundu. Tabii ki soğuk geliyordu, Alp daha samimi ve sıcaktı. Ege daha çok altındaki arabadan rahatsız oluyor gibi görünüyordu. Muhtemelen ne kadar zengin bir aile olduklarını öğrense kendinden de nefret ederdi.
Hayatın içine debelenip duranlar bir süre sonra zenginlerin rahatına farklı bir kin beslemeye başlayabiliyorlardı. Ege’de bunun başlangıcı gibi gözüküyordu. Gerçi onun adına konuşmak zordu. Babasını kaybettikten sonra büyük bir yükün üstüne girmiş olmalıydı. Birde babaannesi onlardaydı. Tüm yük sırtına binmişti.
“Alp’i gören başta pek hoşlanmaz, ama çok yüreklidir. Çok merhametlidir. Sevdiklerini asla yalnız bırakmaz. Onun çok yakın arkadaşı Furkan abi var. O bile gıcık kapar Alp’e. Küçüklükten beri kavga ederek büyümüşler. Kafa göz birbirlerini yumruklarlarmış, hala da kavga ediyorlar fakat birbirlerine çok bağlılar. Değişik bir bağları var.” Dedi Alisa detay vererek.
“Daha hiç onları görmedik.” Dedi Melis.
“Furkan Abi hukuk okuyor. Bayağı zor dönemlerden geçti. Bu sene o da son, dondurdular okulu falan. Çok sorunlar yaşadı.” Dedi kısaca bilgi vererek. “Sıkı çalışıyor.”
“Anladım.” Dedi Melis. Telefonu çaldığında bakışları çevrildi. Annesi arıyordu. Kulağına götürerek bir süre konuştu ve telefonu kapattı.
“Eve gitmem gerek, annemin işi çıkmış. Bazen birkaç saatlik işler oluyor. Babaanneme bakmamı istedi.” Dediğinde ayağa kalktı.
“Biraz daha sabredin, senin bursun çok yakında bağlanacak.” Dedi Alisa destek vermeye çalışarak. “Eğer sıkışırsan lütfen destek istemekten çekinme.”
“Herkes anca kendine.” Dedi Melis sıkıntı içinde. Başını hafifçe önüne eğdi, gerçekli arkadaşlarından sakladığı için utanıyordu. Melis ayağa kalktığında, Ege yanına gelmişti.
“Nereye?”
“Annem çağırıyor, iş çıkmış.” Dedi Melis.
“Anladım, dikkatli git. Eve varınca yaz bana.” Dedi Ege ve mutfağa döndüğünde, Melis sırtına çantasını takarak. Alisa’yla öpüştü. Ardından Kafeden çıkıp gitmişti.
Alisa bakışlarını telefonuna gömdü, canı çok sıkılmıştı. Onları kandırmaktan ve yalan söylemekten hoşnut değildi. Kendinden nefret eder hale gelmişti. Alp’le konuşup arkadaşlarına anlatmasına izin vermesi için onu ikna edecekti. Daha fazla dayanamıyordu. İnsanlar evlerini ve ailelerinin içlerini kendisine açarken, onun bu denli soğukluğu içten içe onu yiyip bitiriyordu.
Sıkıntılı biçimde derin bir iç çekti. Ardından Ceren ve Fulya’nın olduğu gruba bir şeyler yazdı. Kızlar bugünkü alışverişten aldıklarını paylaşmışlardı. Fulya aldığı kitabı yarılamış ve kendilerine atmıştı bile… Bakışlarını duvardaki saate çevirdi. Ardından konu tekrarı yapmak için kitapları açtı ve telefondan da bir video açarak tekrarını gerçekleştirdi. Bir saat kadar daha aralıksız çalışmıştı. Etrafa baktığında kendisiyle birlikte sadece bir kişinin kaldığını gördü. İnsanlar Kafe’nin kapanma saatini bildikleri için söyletmeden kalkıyorlardı.
Son olarak adamda ödemesini yaparak ayrıldığında, Ege’nin bakışları kendisini hapis almıştı. O da çıkarsa eve gidebilecekti. O etraftakileri toparken aldırış etmeden çalışmasına devam ettiğinde on dakika içinde oraları toplamıştı. Sadece mutfak tarafı kalmıştı.
Alisa eşyalarını çantasına koyarak fermuarını çekti. Sessiz adımlarını mutfağa taşıdı. Dağınık olan saçlarını geriye atarak, Ege’nin hemen yanında durdu. Yeşil gözleriyle uzun süre ona baktığında, Alisa’nın orada olduğunun farkındaydı.
“Soru mu var?” dedi Ege usanmış biçimde.
“Biraz konuşabilir miyiz?”
“Dersle ilgiliyse, evet.” Ege elindekileri bırakarak Alisa’ya döndü. Kahverengi gözlerini Alisa’nın yeşil gözlerine dikti. Uzun süre ona baktı ve sessizliği bozmadı. Sakinlik tüm hakimiyetini barındırıyordu.
“Beni tanımıyorsun, sandığından daha zekiyim.”
“Öyle mi? Basit soruları o yüzden mi önüme getirip koyuyorsun?” dedi Ege ciddi biçimde.
“Sadece çok gerideyim. Çünkü bir süre okulu boşlamam gerekti.”
“Fark ettim. Konuşmak istediğin şey ne?”
Alisa’nın yeşil gözleri Ege’nin eldivenli olan sağ eline çevrildiğinde, yavaşça parmaklarını üzerine götürerek sıyırmak istemesiyle, Ege elini geriye doğru çekmişti.
“Kimsin sen?” dedi Alisa sıkıntı içinde mırıldanarak. Dudakları birbirine çarpmıştı. Onun bu kaçırışı tüm tahminlerini doğruluyordu. Hızlı biçimde tekrar elindeki eldiveni yakalayarak çıkartmaya çalıştığında, Ege Alisa’yı sertçe ileri itti ve aralarında metreler açtı.
“Evine git Alisa.” Dediğinde yüzü kıpkırmızı olmuştu. Duygularını içine hapsetmiş dışına çıkmasını engelliyordu. Öfkesini bastırmak için elinden geleni yaptı.
“Kimsin sen?” dedi Alisa bir kez mırıldanarak.
Ege daha fazla dayanamadı, ona karşı olgun olmak falan istemiyordu. Alisa artık haddini fazlasıyla aşmıştı. Adımlarını hızla Alisa’nın yanına taşıdı ve belinde olan bıçağı aldığında, ona gösterdi. Ardından montunun cebinden diğer küçük bıçağı aldığında, Alisa’nın gözünün içine sokarcasına gösterdi.
“Esas sen kimsin? Kimsin sen Bahar?” dediğinde bağırmıştı. Sesi o kadar sert çıkmıştı ki,
Alisa gözlerini kaçırdı. Onun öfkesinden yararlanarak, Ege’nin elindeki eldiveni çıkartmasıyla elini geriye kaçırmıştı. Yara olup olmadığını görememişti. Yara avuç içinde olmalıydı, o yüzden bakış açısına ters gelmişti. Ege yumruk yapıp elini sıktığında, diğer elindeki bıçakları Alisa’nın göğsüne yapıştırdı.
“Sen kimsin?” dedi Ege bastırarak. Eğilerek Alisa’nın botunun yanında gizlenmiş olan bıçağı alarak ayağa kalktı.
“Kimsin sen ufaklık?” dediğinde Alisa yeşil gözlerini yere devirdi. Ege’nin odasına giren hırsızın olma ağırlığını mı hazmetsin yoksa, kendisini saklamanın utancını mı yaşasın bilmiyordu. Karma karışıktı.
“Buradan git ve sakın can sıkıntını bende çıkartma. Yoksa bu üzerinden çıkan tüm bıçakları Melis’e anlatırım. Onlara yalan söylediğin için senin yüzüne bile bakmazlar. Duydun mu beni? Üzerine vazife olmayan işlere burnunu sokma.”
“Neden?” dedi Alisa dolu gözlerini Ege’ye dikerek. Sağ gözünden aşağı yaş süzüldüğünde, ağladığı konu hayal kırıklığıydı. Ege’nin böyle bir insan oluşuna inanamıyordu. Onu idealist bulmuştu, başarısına özenmişti. Şimdi o kumdan kaleler bir bir yıkılıyor ve un ufak oluyordu.
Ege bıçakları bir kez daha gösterdi. “Neden?”
İkisinin de birbirine anlatamayacağı pek çok sırları vardı. Konuşmak faydasızdı bu yol nereye gidiyor hiç gözükmüyordu. Çıkışı olmayan bir bataklık gibiydi sorular… Soruların arasında kaybolup gitmişlerdi. Ege bıçakları yere bilerek attığında Alisa eğilecekken ona tekme savurdu ve refleks olarak bacağına vurdu. Onu ittirmişti.
“Kimsin sen?” dedi Ege bir kez daha. Alisa’ ya doğru giderek ona yumruk savurduğunda Ege’nin kolunu yakalayarak onu etkisiz hale getirmişti.
Ege şaşkın bakışlarını Alisa’ ya çevirdi. “Gerçekten kimsin sen?” dediğinde Alisa dolu gözlerini kaçırdı.
“Üzerime gelme.” Diye uyardığında Alisa’nın gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamıştı. Bedeni ve zihni ne kadar tetikte yaşıyordu anlam veremedi. Ne kadar rahatladığını düşünse de, öyle değildi. Koca bir yalana kendini de inandırmıştı. Ege sadece onun dövüş bildiğini ortaya çıkartmak için oyun kurmuştu ve bu oyunun içine düşmüştü. Sadece bir yumruk yiyecekti, tekme yiyecekti. Neden ona karşılık vermişti.
“Yaklaşma.” Dediğinde Alisa hıçkırarak birkaç adım geri kaçtı. Hızla mutfaktan çıkmıştı. Derin nefesler alırken, çantasının olduğu masanın yanına gitti. Bıçakları çantasına gelişi güzel fırlattığında, fermuarını kapattı ve gözyaşlarını koluna sildi.
Montunu üzerine geçirirken, Ege kapıya yaslanmış ona bakıyordu. Kendini dikleştirdi ve yüzünü duygusuz bir ifadeye büründürdü. Ege adımlarını Alisa’nın yanına taşıdığında, omzuna dokunarak kendisine dönmesini sağladı.
“Okuluna odaklan Bahar, üzerine vazife olmayan işlerle uğraşma ve kahramanlık yapma.” Dediğinde yeşil gözlerini Ege’nin kahverengi gözlerine dikmişti. Elini yumruk yaparak sertçe Ege’nin yüzüne geçirdiğinde, ağzının kenarından gelmişti.
Alisa gözlerini çantasına çevirerek omzuna taktı ve hızla çıkışa yürüdüğünde, telefonu çalmıştı. Arayan Alp’ti. Sesini toparlayarak açtı. “Geliyorum.” Dedi ve kapattığında. Ege arkasından seslenmişti.
“Birbirimizin kim olduğunu merak etmeyelim, bu işte burada kapansın.” Demişti.
“Nasıl istersen…” dedi Alisa gözlerini yukarı dikerek ve Ege’ye bakıp mırıldandı. “O yumruğu beni öpmene sayarsın.”
“Ne öpmesi?” dediğinde Ege oldukça umursamaz ve bilmez bir tavır sergilemişti. Saklambaç oynamak için daha kolaydı. Gerçeklerle yüzleşemeyecek kadar güçsüzdü belki de…
“Teşekkür ederim.” Dediğinde Ege sadece sustu. Alisa ne demek istediğini anlamıştı. Mahallenin halkı onu karış karış ararken odasına sakladığı için ve ele vermemesinden ötürü teşekkür etmişti. Birbirlerini o kadar iyi anlıyorlardı ki, konuşmaya ihtiyaçları yoktu. Sayfalar dolusu cümleler kurmalarına bile gerek yoktu.
Alisa telefona bakarak Direkt Mesaj’a girdi ve “Maskeli” hesabına sadece bir nokta gönderdiğinde Ege’nin telefonu cebinden çalmıştı. Bir kez daha ona bakarak nokta attığında bildirim sesi gelmesiyle Ege gözlerini bile kırpmamıştı. Alisa’nın attığını biliyordu. Onun bildirim sesi farklıydı.
Bayan Limonata hesabından çıkarak, zafer kazanmış ifadeyle Alisa telefonunu cebine koyduğunda, umursamaz bakışlarını Ege’nin yüzüne dikti ve tek kaşını havaya kaldırdı.
“Ne için?” dediğinde hiçbir şey anlamamış gibi davranmıştı. İyi anlamıştı. Ege’nin neye teşekkür ettiğini iyi biliyordu.
Ege’ye son kez bakış attı ve adımlarını kafe kapısının dışına taşıyarak kapıyı kapattı. Duraksayarak biraz soluklanırken, Alisa adımlarını hızla sokağın diğer ucuna taşıyarak evin yolunu tuttu. Ege dudaklarına küçük bir tebessüm yayarken dudağının kenarını peçeteyle temizledi. Dudağının kenarı sızlıyordu. Hafifçe mırıldanarak söylenirken, sesi oldukça kısıktı.
“Sandığımdan çok daha zekisin ufaklık.”