11.BÖLÜM

2309 Kelimeler
11.BÖLÜM “Geliyorum.” Dedi telefonun diğer ucundaki sese cevap verirken. Yeşil gözlerini yere devirmişti. Yamuk kaldırımlardan atlayarak geçiyor, ayağını burkmamaya çalışıyordu. Bugün Ceren ve Fulya ile buluşmuştu. Alışveriş merkezine giderek biraz alışveriş yapmışlardı. Taksiyle eve geçmiş ve elindeki poşetleri kapı girişine bırakarak; hızlıca çıkmıştı. Saat 18:15’ti. Kızlarla Melis’in abisinin çalıştığı Kafe’de buluşmak için sözleşmişlerdi. Bugün tekrarları ve ders çalışmalarını orada yapacaklardı. On dakika içinde kafeye varamazsa çok söyleneceklerdi. Eski arkadaşlarıyla buluşmaya gittiğini söylediğinde biraz trip atarak tavır sergilemişlerdi. Telefonu kapatarak cebine koyduğunda adımlarını daha da hızlandırdı ve koşmaya başlamıştı. Eğer sözleştiği vakitte varamazsa kızlar ona delicesine söylenirlerdi. Sağ caddeye saptığında, su dolu çukurlara basıyor ve sular her tarafa yayılıyordu. Ayakları birbirine karışacak kadar hızlı koşuyordu. Saçını at kuyruğu yaptığı toka kopmuştu. Kahverengi uzun saçları rüzgara karışarak savrulduğunda, her tel tanesi meltemin aheste dansıyla havada süzülüyordu. Dudaklarına hafif bir tebessüm yayılırken, hafif önüne gelen saçlarını eliyle attı. Koşmaktan yanakları al al olmuştu. Burnunun ucu hafifçe kızarırken solukları hızlandı, kalp atışı dışarıdan duyulabilecek kadar gürültülü ve hızlıydı. Alt dudağını ısırırken, Kafe’nin önüne gelmesiyle kocaman yeşil gözlerini kafenin camından içeriye taşıdı. Jale ve Melis kafede sohbet ediyorlardı. Sağ elini kapıya götürerek hızlıca açtığında, çamurlu adımlarını içeri taşımamak için paspasa sildi. Ardından çantasından ıslak mendil alarak çizmelerini seri biçimde temizleyerek yan taraftaki çöpe atmıştı. İçeri girerek kızların olduğu masaya yaklaştı. Sırt çantasını fırlatarak, kadınlar tuvaletine ilerledi ve ellerini yıkayarak dağılmış olan saçlarını geriye doğru atarak düzeltti. Peçeteyle ellerini kurulayarak adımlarını tuvaletten çıkarttı ve kızların yanına taşıdı. Gülümseyerek montunu çıkartırken saate baktı. Daha başlamalarına beş dakika kadar vardı. Boşta olan kahve bardağına filtre kahveden doldururken yudumladığında, yeşil gözlerini kafenin içindeki insanların üzerinde gezindirdi. Bu saatlerde oldukça yoğundu. Pek çok insan oluyordu. Gözleri tüm erkeklerin ellerini süzüyordu. Yaklaşık bir haftadır mahalledeki tüm erkeklerin ellerini kontrol ediyordu. Gecenin bir vakti odasına giren hırsızın kim olduğunu bulamamıştı. Elini bıçakla yaraladığı için, üzerinde büyük bir ipucu bırakmayı başarabilmişti fakat; faydasızdı. Sanırım hırsız mahalleden birisi değildi. Tahminlerinde yanılmıştı. Onu üst mahallede görmüştü. Belki de üst mahalleden birisiydi. Bu çok büyük bir ihtimaldi. Boş olduğu vakitte oraya gidip bakmayı düşünüyordu. Onunla yüz yüze hesaplaşmak istiyordu. Sınırların ve maskelerin olmadığı bir yerde kafa tutmak istiyordu. “Demek bizsiz alışverişe gittin?” dedi Jale hafif trip atarak. “Kızlarla bayağıdır görüşmüyorduk, vakit geçirdik.” Dedi Alisa gülümseyerek. Gözlerini Melis’e çevirdiğinde o oldukça sessiz görünüyordu. “Arkadaşlarınla bizi ne zaman tanıştıracaksın?” dediğinde, yeşil gözleriyle onayladı. “Onların da müsait olduğu bir gün muhakkak ayarlayacağım. Bize gelirsiniz. Oldu mu?” dedi ve çantasından kitaplarını çıkartarak masaya yaymıştı. Yeşil gözlerini okuma metninde gezindirirken bir süre oyalandı. Jale yarım saat aralıksız çalışmak için saat kurduğunda, üçü de konuşmalarını keserek ders kitaplarının arasına gömülmüşlerdi. Alisa’nın düşünceleri başka yerdeydi. Tanımadığı birinin dudağından öptüğüne hala inanamıyordu. Onu bulmak için ant içmişti ve günlerdir tek düşünebildiği buydu. Onu bulup kafasını gözünü patlatmak istiyordu. Melis’in bakışları mutfak tarafına çevrildiğinde, ona bakındı. Ege kendisini içeri çağırıyordu. Melis başıyla onaylayarak ayağa kalktı ve arka tarafa geçti. Bir süre sonra kurabiye ve kocaman bitki çaylarıyla masaya gelmişti. Jale mutlulukla gülümseyerek kıkırdadı. “Abinin sayesinde buranın kaymağını da yiyoruz.” Dediğinde Melis’te gülümseyerek konuştu. “Gerçekten öyle. Yoksa bu soğukta sürekli evlerde çalışmaktan sıkılırdık. İnsan arada değişiklik istiyor değil mi?” dediğinde. Alisa tebessüm etti. “Kesinlikle. Bu Kafe’nin havasını da seviyorum. Tasarımı ve dekorasyonu çok hoş.” Dedi Alisa. “Adamın kızı ilgilenmiş. Bizden yedi yaş kadar büyük.” Dedi Melis açıklayarak. “Abinden birkaç yaş büyük sanırım.” Dedi Jale.” “Evet, büyük. Dişçi kızı.” Dedi Melisa. “Çok güzel oturaklı bir kız. Sıkıştıkça babasına da yardım ediyor. Tanışıyoruz.” Melis konuşmayı yarıda keserek kitaba dönmeye çalıştığında, Jale önündeki kitabı kapatmıştı. “Ay bırak artık kitap kitap. İki kelam bir şey konuşalım.” Dedi gülümseyerek. Melis hafifçe geriye yayılarak sırtını yasladı ve tebessüm etti. “Tabii ne konuşalım?” “Mesela kızdan bahsedebilirsin.” Dedi Alisa hafifçe gözlerini kısarak. Jale kıkırdayarak bakışlarını Melis’e çevirmişti. “Ben sanırım bir kez görmüştüm.” Dedi Jale. Geçen sene görmüşlerdi. Yine bir gün Jale ve Melis Kafe’de çalışıyorlardı. Polat’ın kızı babasının yanına uğramıştı. Jale hafifçe öne doğru eğilerek fısıldadı. “Bence o kız abinden hoşlanıyor.” Dedi Melis’e bakarak, Melis kıkırdayarak gözlerini kaçırdı. “Gerçekten şu an dedikodu mu yapmak istiyorsunuz?” “Konuyu kapatmaya çalışma.” Dedi Jale Melis’in koluna vurarak. Alt dudağını ısırdığında ekledi. “Abinin dibine düşüyordu, gördüm.” “O pek ilgilenmiyor sanki.” Dedi Melis gülümseyerek. “Benim de Polat gibi bir babam olsaydı sanırım ilgilenmezdim.” Dedi Jale. Alisa hafifçe kaşlarını havaya kaldırdı. Gerçekten şerefsizin tekiydi. Hak hukuk ne umurunda olmazdı. Haksız kazanç elde etse umurunda olmazdı. Vicdan kavramı yok gibi görünüyordu. Haftalar önce Kafe’de olan olayı hatırladı. Ege’nin günlük parasını sonra vermek için kıvırıp durmuştu. Şahsiyetsiz bir adamdı. “Pisliğin teki.” Dediğinde Alisa. Kızların gözleri ona çevrilmişti. “Adamın neyini gördün?” dedi Melis anlamaya çalışarak. “Ne olduğu belli bir şeyini görmeye gerek yok. Saatlerce arkaya tıkılmış sadece oyun oynuyor. Ucuza işçi çalıştırıyor.” Dediğinde Alisa yeşil gözlerini Polat’ın odasına çevirmişti. “Haklı.” Dedi Jale. “Ben pek yorum yapamıyorum, o kadar tanımıyorum.” Dediğinde susmayı tercih etmişti. “Kızın ismi ne?” dedi Jale Melis’e bakarak. “Polat’ın kızının mı?” “Yok senin kızının.” Alisa ve Melis birbirine bakarak gülümsemişlerdi. “Çağla.” Dedi Melis kollarını bağlayarak. Gözlerini Jale’ye dikmişti. “Anlaşılan yenge durumları seni hiç ilgilendirmiyor.” Dedi Jale. “Bana ne? Kimi isterse onu sever. Beni bağlayan bir durum yok, ama abimi tanıyorsam o kıza bakmayacaktır.” “Neden başarılı bir kız değil mi?” dedi Jale. “Sadece başarıya bakmıyordur herhalde. Ayrıca iki yaş büyük değil mi? Fazla büyük.” Dedi Melis. “Çokta değil.” Dedi Alisa. “Orası öyle, ama bence abim takılır. O konularda çok takıntılı. İlişki konularında da iyi sayılmaz. Trip çekemiyor, özgürlüğüne de düşkün. Akıllı uslu birisi olacak ona.” Dedi Melis. “Sanki pazardan mal alır gibi bir tabir oldu.” Dedi Alisa dalga geçerek. “Aşk hiç ona uğramamışta ondan.” Dedi Jale. “Haklı olabilirsin.” Dedi Melis’in gözleri uzaklara dalıp giderken. Kendisi yıllarca bir çocuğa platonik olarak bağlanmıştı. Onu unutmakta o kadar zorlanmıştı ki… Sanırım yorum yapabilecek son insan oydu. “Seni üzmek için söylemedim.” Dedi Jale. Melis’in bakışları ona çevrildiğinde tebessüm etti. “Biliyorum.” Bakışlarını masaya çevirerek tabaktaki kurabiyeden bir tane almıştı. Gözlerini Jale’ye çevirdi ve ilk defa soru yöneltti. Gerçekten şu ana kadar olan konuşmalar kendisini hiç cezbetmemişti. “Yiğit ne yapıyor?” dediğinde, Jale gülümsedi. “O da erkek arkadaşlarıyla dışarıda çalışıyor.” “Hangi Kafe’ye gidiyorlar.” Dedi Melis mera ederek. “Anlaşılan Melis Hanım’ın ilgi radarında şu an Yiğit var.” Dedi Alisa onunla dalga geçerek. Kurabiyeden bir tane daha ısırık aldığında, Melis’te gülümseyerek ısırmıştı. “İlerideki.” Dedi jale. “Bir gün oraya mı gitsek?” dedi Melis. Jale ve Alisa Melis’in durumuna gülümsediklerinde, kıkırdayarak kahkaha atmışlardı. Melis’in bu kadar ketum almasının ardından sonunda Yiğit’i sormaları hoşuna gitmişti. Çocuk aylarca onun peşinden koşmuştu. Buna bir son verdiğinde, Melis’in sorması tamamen bir çekim yasasıydı. “Gerçekten Yiğit’i mi görmek istiyorsun?” dedi Jale. “Evet, onu görmek istiyorum.” “Çağırayım gelsin.” “Hayır çağırma.” Dedi Melis kaşlarını havaya kaldırarak. Hafifçe gözlerini yere devirdi. “Sanırım ben şimdi gideceğim.” Dedi ve montunu giyinerek ayağa kalktığında, Jale’nin ağzı hafifçe aralanmıştı. Şaşkındı, gözlerini Melis’e çevirerek uzun süre baktığında, Melis hafifçe fısıldadı. “Şimal Kafe’de mi?” “Sanırım, öyle biliyorum.” Dediğinde Melis telefonunu cebine koyarak önünü kapattı. “Ben gelirim, siz çalışmaya devam edin.” Dedi ve adımlarını Kafe’nin dışına yönlendirdiğinde, Jale’nin şaşkın bakışları Alisa’ya çevrilmişti. “Ben yanlış mı gördüm? Yiğit’in yanına gidiyor değil mi?” “Evet.” Dedi Alisa gülümseyerek. “Sanırım içindeki duyguları harmanını bir düzene koymuş.” Dedi. “Haber vermeli miyim?” dedi Jale telefonunu eline alarak. Alisa elinden tutarak onu önlemişti. “Bence ikizine haber verme. Sürpriz olsun.” Melis Kafe’den ayrılarak adımlarını üst caddeye ilerletirken beresini başına geçirdi. Gözleri soğukla birlikte kurumaya başlamıştı. Göz kapaklarından içeri adeta hava sızıyor ve bedenine girerek üşütüyordu. Kendisine inanamıyordu ama hazırdı. Artık Yiğit’e karşı açık olmanın vakti gelmişti. Şimal Kafe’nin renkli yazısı görüş alanına girdiğinde, gözlerini yere dikerek derin bir nefes aldı. Ne söyleyeceğini yada ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Sadece onu görmek istemişti, artık kaçmanın hiçbir anlamı yoktu. Neredeyse bir aya yakındır onu hiç görmemişti. Peşinde olmasına da alışıktı. Artık göremeyince büyük bir boşluk hissetmişti. Adımlarını Kafe’nin önünde durdurarak derin bir nefes aldı ve sakince Kafe’nin kapısını iterek içeri girdiğinde, kahverengi gözleri etrafta gezindirdi. Oldukça doluydu, gözleri etrafı taradı. Yiğit’i görememişti. Adımları masanın aralarından ilerlerken kimseye çarpmamak için özen gösteriyordu. Arka taraflara doğru ilerlediğinde, köşe kuytudaki masaya bakışları kaymıştı. Dört erkek masaya gömülmüşlerdi ve verimli biçimde ders çalıştıklarını görmüştü. Gözleri Yiğit’e takıldı. Gözünde gözlüğünü görmesiyle hafifçe tebessüm etti. Yanına gelirken onu hiç gözlüklü görmemişti. Muhtemelen lens takıyordu. Uzun süre onu izledi. Gözlük kendisine aslında ne kadar yakışıyordu. Bundan habersizdi. Hafifçe boğazını temizleyerek yutkunduğunda, adımlarını masanın yanına kadar sürükleyerek durdu. “Vaktin var mı?” dediğinde Yiğit’in bakışları defterden ayrılarak kendisine dönmüştü. Afallamış görünüyordu, yüzü renkten renge dönerken nefes alamadığını gördü. Nefes almayı unutmuştu. Kendisini görmeyi beklemediği aşikardı. Masanın çevresinde oturan arkadaşlarının gözleri kendisi ve Yiğit’e çevrildiğinde sadece bakınmışlardı. Gözleri Yiğit’e döndüğünde, Yiğit boğazını temizleyerek konuştu. “Tabii, var.” Dedi sakince elindeki kalemi bırakarak ayağa kalktı ve boğazını temizlemek için çayından bir yudum almıştı. Eliyle Melis’i ileriyi gösterdi. Garsonu durdurarak konuştu. “Üst katı kışın kapalı tuttuğunuzu biliyorum, biraz konuşmak için geçebilir miyiz?” dediğinde garson olumsuz şekilde baktı. Başını iki yana salladığında, masadaki arkadaşlarından biri araya girmişti. “İki dakika bir şey konuşacaklar, yukarı çay kahve istemiyorlar.” Demişti sert biçimde. “Peki.” Dedi garson ve başıyla onayladığında, Yiğit arkadaşına bakarak gözleriyle teşekkür edercesine baktı. Melis kapıyı açarak üst kata çıktığında, Yiğit onu takip ederek ilerlemişti. Boş olan köşedeki masaya oturarak camdan dışarı mahalleye bir süre bakınmışlardı. “Hayırdır?” dedi Yiğit yavaşça arkasını yaslanarak. “Seni görmek istedim.” Dedi Melis. “Neden beni görmek istedin?” “Uzun zamandır görüşmedik.” “Öyle mi?” dedi sadece. Yiğit kendisine bir nebze tavırlı ve ilgisiz gibi görünüyordu. Kendisinden izin istemesinin üzerine haftalar geçmişti. “Neden bana soğuk davranıyorsun?” dedi Melis. “En son benden izin istemiştin. Duygularını sonlandırmak için.” Dedi Yiğit sıkıntı içinde. “Ve şimdi gelmişsin.” “Anlamıyorum.” Dedi Melis sakin olarak. “Seninle açık konuşacağım, benden hoşlanıyor musun?” Yiğit konuya direkt girmişti. Evirip çevirmemişti yada başka şeyler konuşmamıştı. Onu anlamaya da çalışmamıştı. Sadece net bir cevap bekliyordu. Melis’in susmasıyla gözlerini başka yere çevirdi. “Bende öyle tahmin etmiştim.” “Gerçekten seni anlamıyorum. Aylarca peşimden koşan, şarkılar söyleyen sen değil miydin?” “Öyleydi, seni etkilemek için yaptım. Gözlüğümü de çıkartıyordum, hatırlıyorsan.” “Ne demek istiyorsun Yiğit?” “Diyorum ki, bir ilişki yürütmek için sadece senin aklında olan bir çocuğu atman yetmez.” “Bunu yeni mi fark ettin gerçekten?” dedi Melis. “Sadece ben sana kendimi açtım. Sen ne yaptın? Zaman istedin.” “Yani?” dedi Melis. “Yani si şu ki; sen sadece aklında olanı unuttun. Beni sevmiyorsun.” “Bunu bilemezsin Yiğit.” “Hoşlanıyor musun peki?” “Neden bana devamlı aynı soruları soruyorsun?” “Çünkü benim umursadığım bu.” Dediğinde Melis oturduğu yerden ayağa kalktı. “Senin yanına geliyorum bana böyle mi davranıyorsun?” “Neden benim yanıma geliyorsun Melis?” dedi Yiğit hafifçe sandalyeye yayılarak. “Sana önem veriyorum, değer veriyorum. Seni merak ettim, senin için yeterli değil mi?” “Değil, çünkü ben sana aşığım Melis. Anlıyor musun? Çok aşığım ve senin bu durumu kullanmana izin vermeyeceğim.” Dedi ve Yiğit ayağa kalkarak gitmek için yöneldiğinde, Melis elinden sımsıkı tuttu. Gitmesini önlemek istemişti. Yiğit olduğu yerde durarak sadece kaldığında, Yiğit’e yaklaşarak boynuna sımsıkı sarıldı. “Özür dilerim, seni çok kırdım.” Dedi Melis. “Evet, kırdın.” Dediğinde Melis hafifçe geri çekilerek gözlerinin içine baktı. “Kendimi affettireceğim.” Dedi Melis ve tebessüm ederek Yiğit’in eline öpücük kondurdu. “Bak konu bunlar değil Melis. Sen anlamıyorsun. Konumuz senin bana aşık olmaman ve ben sen bana aşık olmadan bir ilişkinin içinde bulunmak istemiyorum.” “Ya aşık olamazsam.” Dedi Melis. “Senden hoşlanmam yeterli değil mi?” “Değil, aşık olmazsan seninle yakın olmam. Evet seni çok seviyorum ama kendime de bu bencilliği yapmayacağım. Bu kendime hakaret demek.” “Buraya geldiğim için mutlu olursun sanmıştım.” Dedi Melis. “Evet çok mutlu oldum ama beni mutlu etmek için değil, kendin beni görmek istediğin için gel.” “Seni görmek istediğim için geldim zaten.” Dediğinde Yiğit Melis’i kendine çekerek alnına öpücük kondurdu ve sırtını sıvazlayarak tebessüm etti. Buruk bir tebessümdü. Yiğit’in beklediği ve istediği bunlar değildi. Melis gayet net biçimde anlamıştı. O kendisini sevmesini istiyordu. Aşık olmasını istiyordu. Yiğit’e karşı hissettikleri o kadar yoğun duygular sarmalı değildi. Sadece küçük bir hoşlantıydı. “Sana bir şeyler söylememi ister misin? İstersen bizimle otur.” Dedi Yiğit ve ekledi. “Burası dışarıdan daha soğuk.” Dediğinde, Melis’i elinden tutarak aşağı çekiştirmişti. “Ben gideyim, kızlar bekler.” Dediğinde merdivenleri sonunu bulmuş ve Kafenin sıcak alanına ulaşmışlardı. Kapıdan dışarı çıktıklarında Yiğit’in arkadaşlarının gözleri kendilerini göz hapsine almıştı. Yiğit gidecekken ona doğru eğildi ve yanağına öpücük kondurduğunda, kendi yanakları kıpkırmızı kesilmişti. Yiğit’inde renk değiştirdiğini görebiliyordu. Arkadaşlarının başı masaya çevrildiğinde, Melis hızlı adımlarını Kafe’nin dışına taşıyarak onu geride bıraktı. Yanıyordu, o kadar sıcaklamıştı ki nefes dahi alamıyordu. Kapıdan dışarı çıktığında, soğuk havanın yüzüne çarpmasıyla duraksadı ve gözlerini kapattı. Çok utanmıştı. Böyle bir şey yaptığına inanamıyordu. Çok fazla kafa yormamaya özen gösterirken hızlı adımlarını kızların olduğu Kafe’ye doğru yönlendirdi. Kendini çok kötü hissediyordu. Yiğit’in oraya gitmesine sevineceğini düşünmüştü. Aralarında daha sıcak ve samimi bir konuşma geçeceğine inanmıştı. İnandığının çok dışında durumlar geçmişti. Moralinin çöktüğünü ve içindeki iyi enerjinin yerini kötü enerji aldığını fark edince, duraksayarak elini alnına götürdü ve bir süre tuttu. Sınav senesinde böyle şeylerle uğraşacak vakti yoktu. Kafasını bunlara yorduğuna inanamıyordu. Bomboş ve zamansız işlerle meşgul oluyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE