6.BÖLÜM
Günlerdir haftalık kurguladığı ders programına uyarak derslerini çalışmış ve evden dışarı kımıldamamıştı. Evlerinin önündeki küçük bahçeye bir masa atmışlardı. Elif’le akşamları büyük masada ödevlere ve derslere gömülüyorlardı. Alp Cihan’la ilgilenerek onu gezdiriyordu, bahçeye kilim atarak emeklemesi için üzerine koyuyorlardı. Alp oğluyla deliler gibi eğleniyordu. Aile içi tüm sıkıntılarını unutmuştu, işin tüm stresini onunla birlikte atıyordu.
Cihan biraz büyüseydi kim bilir neler yaparlardı. Yine öyle bir gündelerdi. Alisa tüm ders notlarını bahçedeki masaya açmıştı. Elif bugün evin içinde çalışmayı tercih etmişti. Alp ve Cihan yere uzanmış oynuyorlardı. Alisa gülümseyerek abisine ve Cihan’a bakarak yanlarına gitti. Cihan’ı sakince kucağına alarak yanaklarından öpmüştü. Onu havaya uçurarak gülüşünü izliyordu. Alp saate baktı ve ayağa kalkarak konuştu.
“Yemek saati.”
“Huzurlu aslında.”
“Yok acıkınca sapıtıyor, götürelim annesi ilgilensin. Yine alırım.” Dedi ve içeri girerek Cihan’ı yukarı götürmüştü. Alisa adımlarını masaya kadar taşıdı. Ders notlarına gömülürken bahçe kapısının önünden birisi seslenmişti.
“Hey!”
Bakışlarını kaldırarak bahçe çıkışına baktı. Gelen Melis’ti. Kendisine bakarak gülümsüyordu. Hızlıca içeri girdiğinde gülümseyerek olduğu yerden kalktı ve onu karşılayarak sımsıkı sarıldı.
“Hoş geldin.”
“Çalışacağını tahmin etmiştim. Birlikte çalışırız diye düşündüm. Sizin bahçeyi de çok seviyorum.” Dedi ve boş sandalyeyi çekerek masaya yayılmıştı.
“Jale’yle konuştun mu?”
“Evet, o da geliyor. Markete uğrayacak bir şeyler alacaktı.” Dediğinde Alisa hızlıca telefonu eline aldı. Hiçbir alışveriş yapmasını istemiyordu. Kendi harçlıklarını boş boşuna yiyecek ve bitirecekti.
“Jale neredesin?”
“Markete girip geliyorum.”
“Girme, evde her şey var. Betül Abla çok yemek ve atıştırmalık göndermiş.” Dedi Elif’in babasının eşini kast ederek.
“Öyle mi diyorsun?”
“Evet evet. Poğaça, kurabiye ve tatlı var. Bir çay yaparız.” Dedi.
“Peki o halde.” Diyerek telefonu kapatmıştı. Alisa bakışlarını defterine gömerken Jale’de notlarına bakınıyordu. Alp bahçeye Cihan’la birlikte çıktığında Melis’i görmesiyle gülümseyerek konuştu.
“Hoş geldin Melis.”
“Hoş bulduk Alp.” Dedi ve başını önüne eğdi. Derslerine gömülmüştü. Alp Cihan’la birlikte oynamaya devam ederken, Melis’e soru yöneltti.
“Abin kafede mi çalışmaya başladı?”
“Yok çalışıyordu uzun zaman siz fark etmemişsinizdir.”
“Geçen gün karşılaştım.”
“Çok konuşkan değildir.” Dedi Melis suskunlaşarak.
“Babaannen nasıl?” dediğinde Alp, Melis’in bakışları uzaklara dalmıştı.
“İdare eder, annem ilgileniyor.”
Melis’in babası bir yıl önce ölmüştü. Alisa’yla tanıştıklarında oldukça kötü durumdaydı ve Melis’i anlayarak destek çıkmaya çalışmıştı. Okula gelemediğinde ders notlarını onunla paylaşmıştı. Alp Cihan’ı yastığın üzerine bıraktı ve masanın önüne gelerek ortadaki çerezden ağzına attı.
“Eğer yardıma ihtiyacınız olursa, bizim iş yerinde çalışan birilerinden duydum. Şirket gelir seviyesi düşük olan ailelere destek oluyorlar. Sana bir şeyler ayarlanabilir. Ne dersin? En azından üniversiten bitene kadar harçlık olur.”
“Şimdi onların geri ödemesi vardır, isterler. Beş yıl sonra ne olacağımı hiç birimiz bilemeyiz. İdare etmek daha makul geliyor.” Dedi Melis gözlerini Alisa’ ya dikerken.
“Hayır, çok zengin bir kesim var. Onlar geri almıyorlar, sadece başarılı olduğunu gösterecek elinde belgelerin olsun yeterli. Hayır işi.” Diye eklediğinde Melis uzun süre düşünerek suskun kaldı.
“Abimle konuşmam lazım.” Dedi Melis. Babası öldükten sonra abisine danışmadan hiçbir şey yapmıyordu. Alp yeşil gözlerini masanın üzerindeki ders kitaplarında gezindirdi.
“Konuşup bana dön, oldu mu? Birilerine gidecek o hayırlar, bırakında sana gelsin. En azından bunlarla meşgul olmaz.”
“Aylık ne kadar mesela?”
“Başarı durumuna bağlı.” Dedi Alp ortadaki çerezden yerken. Alisa abisine gözlerini dikti, biraz sinirlenmişti. Öyle bir hayır işi falan yoktu. Melis’i başarı durumuna göre okutarak destek çıkmak istiyordu. Şirketin patronu neticede kendisiydi.
Yarın bir gün onların zengin olduklarını öğrenirlerse çok gururları kırıldı. Onları üzecek herhangi bir şey yapmak istemiyordu. Alp için burası sadece bir senelik olabilirdi lakin, Alisa için öyle değildi. Arkadaşlarını çok seviyordu, belki de ileride onlara kim olduğunu açıklardı.
Melis telefonunu uzatarak not durumlarını Alp’e gösterdiğinde Alp gülümsedi.
“Aferin kız sana. Çok başarılısın. Zehir gibi kafa var sende.” Dediğinde Melis gülümsemişti.
“Tamam ben bir konuşayım, neler yapabiliriz bir bakalım. Bilgi alayım adamlardan.” Dediğinde Alp, Alisa masanın altından Alp’in ayağına tekme atmıştı. Konuyu değiştirmeye çalıştı.
“Abimin seneye son senesi zaten iki seneye işe başlar daha da rahatlarız.” Dedi Melis.
“Ne okuyor?” dedi Alp.
“Hukuk.” Dediğinde Alp kaşlarını havaya doğru kaldırdı.
“Anlaşılan ailecek kafa var.” Diyerek susmuştu. “Hem kafe hem dersleri nasıl götürüyor?” dediğinde Alisa yeşil gözlerini abisine dikti. Son sene hem işleri yönettiğini, hem okuduğunu hem de evli olduğunu bazen unutuyor olmalıydı. Tabi aralarındaki fark zengin olmasıydı. Melis’le ekstra gevezelik ederek kafalarını dağıtıyordu.
“Abi biz ders çalışıyoruz ya, çok kafamızı dağıtmasan mı?”
“Pardon, siz çalışın.” Dediğinde Jale bahçe kapısından içeri girerek masaya yönelmişti. Elindeki saksıda çiçekler vardı.
“Selam.” Dedi enerjik biçimde gülümseyerek. “Annem bahçeye ekmeniz için çiçek gönderdi.” Dediğinde. Alisa ayağa kalkarak Jale’ye sarıldığında, Jale’nin abisi Ulaş’ta içeri girmişti. Onunda elinde bir kasa çiçekler vardı. Alp Ulaş’ın önünde dikilerek pis bakışlarını ona dikti ve elindeki çiçekleri alarak ses tonunu ciddi tuttu.
“Şeyma Hanıma teşekkürlerimizi iletirsin.” Dediğinde Ulaş hiç cevap vermeyerek bahçeden dışarı çıktı ve Alp’e tip tip bakmıştı. Adımlarını başka sokağa çevirdiğinde, Jale Alp’e dönerek üzgün yüzünü toparlamaya çalıştı.
“Kusura bakmayın, o öyle.”
“Alıştık.” Dedi Melis kıkırdayarak.
“Aynen.” Demişti Alisa gülümseyerek.
“Artist.” Dedi Alp ve Jale’ye döndü. “Bu evde de böyle mi?”
“Evde de böyle.” Dedi Jale açıklayarak.
Alp Cihan’ın yanına uzanarak vakit geçirmeye devam ederken, kızlar uzun süre ders başında sessiz durmuşlardı. Evin kapısı açıldığında, Alp’in bakışları kaydı. Elif mola vererek dışarı çıkmıştı. Bahçede kızları görünce kocaman gülümsedi.
“Hoş geldiniz kızlar.”
“Hoş bulduk.” Dedi Melis ve Jale gülümseyerek. İki kasa çiçekleri gördüğünde tebessümü yüzüne yayılmıştı.
“Bunlar nereden çıktı?”
“Şeyma Teyze göndermiş.” Dedi Alisa açıklama yaparak.
“Bunlar harikalar.” Dedi ve çiçeklerin yanına giderek onları sevdi. Elleriyle masaya yakın yerleri kazarak tüm çiçekleri dikti ve ardından sulamıştı.
“Çok teşekkür ederiz Jale. Annene mutlaka ilet oldu mu?”
“Peki.” Dediğinde Elif ellerini yıkamak için eve girdi. Ardından kızlara birer tabak ortaya atıştırmalık koydu. Ardından çayları koyarak bahçeye getirdiğinde, Alisa ayağa kalkmak istediğinde Elif kaşlarını havaya kaldırmıştı.
“Ben alırdım.” Dedi Alisa.
“Siz çalışın.” Dediğinde Elif, Alisa Elif’e bakarak tebessüm etmişti. Annesinde görmediği ilgiyi ve sıcaklığı yengesinde görüyordu. Onların yanında olduğu için çok mutluydu. Anne ve babasının yanında olsaydı muhtemelen sürüklenerek bir hayat yaşamaya devam edecek ve bir sürü tehlikelerle karşılaşacaktı.
Elif Cihan ve Alp’in yanına giderek uzandı, fısıldayarak kendi aralarında konuşuyorlardı. Ardından ayağa kalkarak, Alisa’ ya döndüler.
“Bizim işimiz var çıkıyoruz.” Dedi Alp.
“Selametle.” Dedi Alisa.
Alp, Elif ve Cihan arabaya binerek mahalleden uzaklaştıklarında; Melis’in bakışları Alisa’ ya dönmüştü.
“Sence bana destek bağlanır mı?” dediğinde Alisa başını öne eğdi.
“Muhtemelen bağlanır. Merak etme.” Demişti.
“Neler oluyor?” dedi Jale sorarak.
“Alp abi bana ufak bir meblağ bir şeyler bağlanabileceğini söyledi. Çalıştığı şirkette sanırım hayırseverler falan varmış, ders başarısına göre bir şeyler veriyorlarmış üniversite bitene kadar destek.” Demesiyle Jale gülümsedi.
“Kızım bu çok iyi haber? Acaba ne kadar verirler?” demesiyle Alisa’nın yüzü önüne eğildi. Melis fark etmişti, kolunu Alisa’nın koluna götürerek dokundu.
“Senin hiç tadın yok.”
“Çalışmaktan yoruldum sadece.” Dedi tebessüm ederek. İleride Melis bu durumu öğrenirse kendisine çok kırılabilirdi. Elbette ona çok yardım etmek istiyordu ama dostluğu bozulsun da istemiyordu. Alp ortalığı karıştırmıştı.
“Ben bir lavaboya uğrayayım.” Dedi Alisa masadan kalkarak içeri girdiğinde üst kata çıktı ve abisini aradı. Telefon açıldığında ses tonunu kısıkta ve oldukça kızgın tuttu.
“Sen ne yaptığını sanıyorsun?” dedi.
“Büyütme Alisa.”
“Eğer senin ona yardım ettiğini öğrenirlerse benimle ilişkilerini keserler abi. Ayrıca bu çok incitici.”
“İncitici olan çevremizde zor durumda olan biri varken ve bizim durumumuz iyiyken onlara destek olmamak Alisa.”
“Hayır abi haksızsın.”
“Haksız falan değilim Alisa, insanlar zor durumda debeleniyorlar.” Diyerek sesini yükselttiğinde Alisa gözlerini yumarak konuştu.
“Ona sen yardım etmeyeceksin abi. Git bir iş adamı falan bul ve konuş.”
“Yapma Alisa nereden öğrenecekler?”
“Ben arkadaşlarımı kaybedemem abi.”
Alp bir süre sessiz kalmıştı. Derin bir iç çekerek düşündüğü fikrini söyledi.
“Dayıma yönlendirelim. Uyar mı?”
“Hayır.” Dediğinde Alp sinirlenmişti.
“Adamın vakfı var dünya kadar çocuğu okutuyor. Bırak o ilgilensin!” dediğinde Alisa sessiz kaldı. Haklıydı, dayısı onunla daha yakından ilgilenir ve mezun olana kadar; destek çıkardı.
“Peki.” Dediğinde Alp derin bir nefes verdi.
“Bugün konuşurum. Yarın gidip yöneticisiyle konuşur. Gerçi oralarla şuan da Selin ilgileniyor. Onunla da konuşabilirim.”
“Ne kadar bağlanır?”
“İşte orada gerçekten başarı durumu etkiliyor.” Dedi Alp.
“Yaklaşık. İki bin destek çıkarlar.”
“Çok iyi.” Dediğinde sadece sustu. Abisine fazla çıkışmıştı. Melis’e iki bin ilaç gibi gelirdi.
“Kusura bakma fazla çıkıştım.”
“Sorun yok, Melis’e söyle. Karnelerini ve notlarını her şeyini kağıda bastırarak dosya yapsın. Selin’e yollayalım. Bir ay kadar sürebilir prosedürler.” Dediğinde sadece susmuştu.
“Görüşürüz abi.”
“Görüşürüz fıstık.”
Alisa odasından çıkarak merdivenlerden aşağı indi ve kızların yanına dönerek masaya oturdu. Melis’e döndü. “Melis abim aradı. Karnelerini ve notlarını toparlayıp bir dosya yapacakmışsın. Sana bir numara atacak ve adres atacak. Görüşeceğin kadının ismi Selin.” Dediğinde yüzü kızarmıştı. Selin kendi kuzeninin eşiydi. Gerçekten bu kadarını bile öğrense nasıl açıklardı hiçbir fikri yoktu. Bakışlarını derslere yönlendirirken, kalemini bırakarak ekledi.
“Bir ay içinde bağlanırmış, burası bir vakıf pek çok okuyana destek çıkıyorlar. Hatta kimsesiz çocukları okutuyorlar onlara ev veriyorlar.” Dedi susarak.
“Ne kadar bağlanır?” dedi Jale.
“İki bin falan.” Dedi gözlerini kaçırarak.
“Ne diyorsun?” dedi Melis’in gözleri kocaman olurken. “Çok iyi. Umarım abim kabul eder.”
“Kabul eder be. Senin abin benim gibi mal mı?” dedi Jale kıkırdayarak.
“Hakikatten Yiğit ve Ulaş arasında dağlar gibi farklar var.” Dedi ve aklı Yiğit’e gittiğinde tebessüm etmişti.
Alisa’ da kıkırdadı. “Üçümüzdün de abimizin olması çok ilginç değil mi?” dedi kaşlarını havaya dikerek.
“Kesinlikle.” Dedi Jale.
“Hadi ya! Artık çalışmaya dönelim.” Dedi Melis ve çayından bir yudum alarak derse gömülmüştü. Kızlarda sessizleşerek kronometreyi açtılar ve aralıksız yarım saat hiçbir şey konuşmadan çalışmışlardı. Alisa’ da düşüncelerinden sıyrılmıştı. Abisinin Melis’e iyilik yapmasından dolayı çok mutluydu, aynı zamanda korkuyordu. Kendisi hiç cesaret edememişti.
Gerçekten Alp anne babasına benzemiyordu. Çevresindeki insanların sorunlarıyla ilgileniyordu, duyarlıydı ve vicdanlıydı. Biraz arıza olsa da özü pırıl pırıldı. İki saat kadar aralıksız ders çalıştıklarında saat sekize gelmesiyle etraf kararmaya başlamıştı. Alisa tebessüm ederek içeri gitti ve dört tane dekoratif büyük mumluğu getirerek masanın yanlarına koyduğunda, kızlar kıkırdayarak gülümsemişti.
Jale sırt çantasından büyük bir kurdele çıkartarak tepedeki ağacın dalına astı ve diğer ucuna da mumluğu bağladığında, masanın hemen yanında havada mum aydınlatıyordu. Melis’te çantasına bakarak sağlam bir ip çıkarttı ve diğer mumu masanın diğer hizasındaki dala bağlayarak asmıştı.
İki tanesini de ortaya koyduklarında Alisa Melis ve Jale’nin elini tutarak sımsıkı sıktı.
“İyi ki hayatımdasınız.” Dediğinde onlarda elini sımsıkı sıkmıştı.
“Melis.” Dedi bahçenin girişinde duran bir siluet. Bakışlarını kaldırarak gözlerini o yöne çevirdi. Kapının önüne gelen kendi abisiydi.
“Geldin mi?”
“Evet, hadi eve geçelim.” Demişti.
“Nasılsın Ege abi?” dedi Jale sorarak.
“İyiyim güzellik, sen nasılsın?”
“İyi, nasıl gidiyor çalışmalar?” dedi Jale.
“İdare eder.” Diyerek susmuştu. Ege kahverengi gözlerini Alisa’ ya çevirerek baktığında, Alisa’ da onun gözlerine bakıyordu.
“Merhaba.” Dedi sadece.
“Merhaba.” Demişti Alisa sessiz kalarak. Birkaç defa Melis’in abisiyle karşılaşmıştı fakat aynı ortamda bulunarak hiç konuşmamışlardı. O sırada Melis eşyalarını toparlayarak kitaplarını çantasına koydu ve fermuarını kapatmıştı. Çantasını sırtına alarak gitmek için yöneldiğinde, Alisa oturduğu yerden kalkarak Melis’i uğurladı ve onu öptü.
Bakışları Ege’ye çevrildiğinde, sessizdi. Melis Ege’nin kolunun altına girerken, Ege saçlarının arasına öpücük kondurmuştu. Melis’in abisi fazlasıyla sessizdi. Ağzını açıp tek kelime geyik muhabbeti yapmıyordu. Fazla kendi halindeydi.
Onlar uzaklaşırken, Alisa konuştu. “Görüşmek üzere.” Dedi.
“Görüşürüz Alisa’m.” Dedi Melis öpücük atarak. Ardından Alisa kapıyı kapatarak, Jale’nin yanına döndü. Gözleri Jale’ye dikiliydi. “Hep böyle sessiz miydi abisi?”
“Hayır hiç değildi. Babasının ölümünden sonra tamamen suskunlaştı. Aslında çok aktif birisiydi. Kafası da zehir gibi bakma, hukuk okumak öyle kolay mı?” dedi Jale ve ekledi. “Babasının acısı bir yandan, babaannesinin hastalığı çok arttı ve yatıyor. Zor dönemlerden geçiyorlar. Melis çok dik duruyor.” Demişti.
O sırada Jale’nin abisi de gelerek, bahçenin girişinden baktı. “Pişt. Eve geçiyorum, gelicen mi?” dedi Ulaş.
“Geliyorum.” Dedi Jale hızla ayağa kalkarak. Çantasını topladı ve Alisa’nın yanağına öpücük kondurmuştu. Koşarak abisinin peşine takıldığında uzaktan öpücük atmıştı. Alisa’nın yeşil gözleri deftere dikildi.
İçinde bir yerlerde bir şeyler onu çok rahatsız ediyordu. Aklı Melis’teydi. Canı sıkılmıştı. Anlaşılan bu dünyada sorun yaşayan bir tek kendileri değildi, her insan farklı bambaşka sınavların içinde sürüklenip gidiyorlardı.
Çalışma kitaplarını kapatarak başını gökyüzüne çevirdi ve uzun süre yeni çıkmaya başlayan yıldızlara bakındı. Telefonunu açarak sosyal medyada bir süre gezindi. Mumların resmini alttan çekerek paylaştığında, Melis ve Jale’yi etiketlemişti. Ardından Alp ve Elif evin önüne geldiklerinde arabadan indiler ve içeri girmişlerdi. Bahçe masasına oturduklarında Elif tebessüm etti. “Nasıl geçti?”
“Çok iyiydi.” Dedi Alisa.
“Seni burada çok mutlu görüyorum.” Dedi Elif.
“Buradaki insanları çok seviyorum. Samimiler ve sıcacıklar.” Demişti. Alp’e dönerek baktı.
“Abi Melis’in gerçeği öğrenmesinden çok korkuyorum.”
“Sen kimseye bir şey söylemezsen nereden öğrenebilir. Ayrıca abartma Alisa, arkadaşının yardıma ihtiyacı var ön ayak olduk.”
“Hayır, çok seviniyorum sadece ileride bana gönül koyarsa diye korkuyorum.”
“İleride arkadaşlığını devam ettireceksin sanırım.” Dedi Alp gözlerinin içine bakarken.
“Neden olmasın? Çok iyi değiller mi?”
“Öyleler.” Dedi Elif katılarak. Kucağındaki Cihan hareketlenmişti. Alisa ayağa kalkarak Cihan’ı aldı ve hafifçe havaya doğru atar gibi yaptığında Cihan gülerek agulamıştı.
“Hallederiz sorun yok, Selin’le konuştum. Melis’le ilgilenecek.”
Sadece sessizce abisini dinlerken, Cihan’ı Elif’e teslim etti ve kitaplarını toparlayarak eve girmek için yöneldi.
“Ben uyumaya gidiyorum. Kalkıp biraz daha çalışırım.” Dediğinde, içeri girdi. Merdivenlerden çıkarak odasına girmişti. O sırada gözlerini yumdu. Çay bardaklarını ve tabakları toparlamayı unutmuştu. Hızlıca aşağı inerek safrada kalan döküntüleri toparladı. Mutfağa girerek bulaşıkları akıtmış ve malzemeleri toplamıştı. Cihan’ın kaşığını ve tabağını da gördüğünde onları da yıkadı.
Adımlarını hızla yukarı yönlendirdi. Odasının ışığını kapatarak boylu boyunca yatağına uzandığında gözlerini tavana yapıştırılmış olan fosforlu yıldızlara dikmişti. Kaşlarını çattı ve uzun süre bakındı. Doğrularak abisine seslendi.
“Abi.” Dedi gülümseyerek.
Alp birkaç dakika içinde odasına gelerek girdiğinde, ona gülümseyerek bakmıştı. “Bunları tavana sen mi astın?”
“Evet.”
“İyi de neden?”
“Geceleri çok kabus görüyorsun Alisa. Kabuslarının hep karanlık olduğundan bahsetmiştin. Odanın içine uyandığında, karanlığa uyanma istedim. Yıldızları görünce kabus olduğunu ve bizimle olduğunu anlarsın.” Dedi ve Alisa’nın yanına oturarak kardeşinin alnına öpücük kondurdu.
Alisa gülümseyerek abisine sımsıkı sarıldığında, koluna yatmıştı. “Sen çok düşünceli bir insansın.”
“Bence de, nasıl anne ve babamın çocuğuyum bilmiyorum. Onlar gibi düşüncesizlerden benim gibi karakterli biri nasıl çıktı?” dedi kendini överek. Elif kapıdan onlara baktığında gülümsemişti. Aslında tavana yıldız koyma fikri Elif’indi. Alp biraz bu fikrin üzerine yatmıştı fakat neticede alıp bunu gerçekleştiren Alp’ti. Kardeşi için canını bile verirdi, ona öylesine düşkün ve bağlıydı. O ailesinden geriye kalan tek kişiydi.