7.BÖLÜM
Hafif esintili son bahar havası, güne serinliğini katarak artık havaların soğuma başlangıcının kapıda olduğunun birer kanıtıydı. Sıcak günler geride kalmış; gözlerin alabileceği her yerde sarı ve kırmızı arası tonları barındıran yapraklar, ağaçlardan birer birer düşerek son baharın hüznünü etrafa yayıyordu. Bir vedaydı. Güneşli günler yerini hafif hafif karanlık ve puslu soğuk gecelere bırakacaktı. Bu geçiş döneminin fantastikliği ve güzelliğindeki huzur; bedenlerde hafif bir üşüme bırakarak insanın düşüncelerini kendine yargılatıyordu.
Yeşil gözleri on metrelik ağacın altında olan bedeninden havaya kalktı. Başı yavaşça geriye doğru eğilerek bu büyük ağacın görkemli manzarasına bakıyordu. Göz kapaklarını ahenkle yere devirirken, toprakla birleşen yağmur kokusunu iliklerinin en ücra köşelerine kadar çekmiş; huzuru bir kez daha doğada aramıştı.
Sırtındaki çantanın askılarına ellerini götürerek, kayan askılarını yenilerek düzeltti. Bej çantası artık daha düzgün ve daha az rahatsız edici biçimde sırtında duruyordu. Bej rengi spor ayakkabılarını hareket ettirerek adımlarını ileriye taşırken, belki de yaşadığı en güzel bahar olduğunu düşündü.
Türkiye’nin dört mevsim oluşunun tadını hiçbir ülkede yaşayamamıştı. Vatanın her karış toprağı ve ikliminin kıymeti; paha biçilemez bir cennetti. Sanırım hiçbir insan bu güzelliğin kıymetini kendince yaşadığı dünya dertlerinden bilemiyordu. Yahut kafasını kaldırıp bu güzelliklere bakacak hali yoktu. Bazılarınınsa yaşadığı ağır travmalar sadece nahif ruhu dondurulmuş ve düşüncesizleştirilmişti. Bir diğer kesim ne yaşadığı bilmeden öylesine yaşayan insanlarla doluydu.
Belki de beton yığınları arasında yaşayıp giderken özümüz olan toprağı ve gidecek olacağımız yeri unutmaktandı bu rehavetler ve hissizlikler… Robot gibi sorumluluklarını yerine getirme azminde olan bir çok insanlar topluluğu oluşmuştu ve bu sorumluluklardan kafamızı kaldırarak etrafımıza, başımıza neler geldiğine insan bakamıyordu.
Alisa tüm sorumluluklarını geçici bir rafa kaldırırken gökyüzünden düşen damlaların yerde bıraktığı izleri izledi. Yağmurluğunun kapüşonunu iyice çekerken saçlarının ve kafasının ıslanmasını önlemişti. Kafeye gider ayak üşütüp hasta olmak istemiyordu.
Hareketli ve yoğun bir gün olacaktı. Tüm bu güzelliklerden sıyrılarak o da her insan iyi yapması gerekenler listesine dönmek zorundaydı. Hayat tüm anlamlara rağmen devam ediyordu ve hep hayatta olacakmış gibi yaşamaya devam etmek zorundaydı.
Adımları hafif hızlanırken aheste modundan ayrılmış; serileştirmişti. Sağ köşeyi dönerek, caddenin sonunda kalan kafenin önüne kadar başı eğik ilerledi. Etrafta biriken su yığınlarına basmadan ilerliyordu.
Asfalta çıkarak herhangi bir araba geçerse üzerinin çamur olmaması için tedbir almıştı. Mavi kafeden içeri girerek en dipteki masada olan Jale ve Melis’e yeşil gözleri takıldığında kocaman gülümsedi. Ağzı hafif aralanmış, dişleri görünüyordu.
Gülen gözlerle yanlarına kadar ilerledi. Başındaki kapüşonu açarak sırt çantasını oturduğu koltuğa çıkardı ve ellerini masanın üzerine koyarak kızların elini tuttu. İkisi de ders kitaplarını açmış, çoktan çalışma adına büyük verim almışlardı. Bunu gözlerinin içine bakınca dalgınlıklarından ve suskunluklarından anlıyordu.
Bazen çok çalışınca beden isyan ediyor, dışarıdan bakıldığında insanda derin bir kapanma görülüyordu. Halbuki çalışan insanın içinde ne fırtınalar ve zihninde ne denklemler dönüyordu. Bunu gözle görebilmek zordu, sadece zihinle ayırt edilebilirdi. “Anlaşılan yoğun çalışıyoruz.”
“Bir saat oldu.” Dedi Melis gözlerini rengarenk aldığı ders notlarından ayırarak. Bugün kendisine çalışma işini daha keyifli hale getirdiği kesindi.
“Yardım işin onaylanmış Melis. Bir ay sonra paran yatacakmış.”
“Gerçekten mi Bahar?” dedi dalgınlığından kurtulmaya çalışırken. Hevesle gülümseyerek Alisa’nın elini tuttu. Gözlerinin içine bakarken ona ne kadar minnettar olduğu her haliyle aşikardı.
Alisa Melis’in ellerini sıkarak ayağa kalktı ve kafenin arka tarafına doğru adımlarını taşıdığında, Alisa ondan gözlerini ayırarak Jale’ye döndü. “Nasılsın?”
“İyiyim Bahar, sen?”
“Şu mutlu haberi Melis’e verdim ya daha iyiyim.”
“Abisi çok sevinecek, Ege bugün fazlasıyla durgundu.”
“Babaannesinin durumu mu kötüleşti?” Dedi merak ederek. Geçen haftalarda Melis çok iyi olmadığından bahsetmişti. Evdeki üzüntüler Melis ve Ege’nin tavırlarına yansıyor olmalıydı.
“Bilmiyorum, ama babaannesi iyi gibiydi.” Dedi ve ekledi. “Abisine haber vermeye, arka tarafa gitti. Eminim çok sevinecek.”
“İnsanları mutlu etmeye vesile olabileceksek ne mutlu bize.” Dedi Alisa ve masanın ortasında duran kuru çubuktan ağzına bir tane alarak ısırmıştı. Ağzında yayarak çiğnediğinde, bir lokma ne kadar çiğnenebilirse o kadar uzun süre çiğnemişti.
Gözlerini ders kitaplarına çevirerek yan koltuğa koyduğu çantasına yeşil gözlerini devirdi. Notları ve kalemlerini çantadan çıkarttığında, ajandasını da alarak aylık tablosundaki ders çalışma gidişatına baktı.
Oldukça verimli çalışıyordu. Alp mahalleyi sevmese de, Alisa’nın kafası burada rahattı. Anne ve babası arada kendilerini arayarak kontrol ediyor ve iş konusundaki talimatları iletiyorlardı. Bir süre daha orada olmak zorundaydılar, adamlarla zorda olsa ortak birkaç anlaşma yaparak konuyu kapatmışlardı. Fakat onlardan bir yıl boyunca bazı işlerin başında olmalarını istemişlerdi.
Oluşturdukları enkazı tamir etmeleri için kendi şirketlerinin tüm işlerini onlara yıkmak gibi bir anlaşmanın içindelerdi. Alp arada onlara kızıp gürlese de, o da kurtuluşun bir tek böyle olduğunu biliyordu. Onun kızgınlığı elin adamlarıyla bu kadar uğraşmaktan keyif almalarınaydı.
Sanki tüm adaleti sağlamak onların üzerine vasıfmış gibi kendilerini ve çocuklarını tehlikeye atmalarına tahammül edemiyordu. Bazı konular kul işini çok aşıyordu ve bu onlardan birisiydi. Yurt dışı kaynaklı güvenlik güçlerinin halletmeleri ve operasyon yapmaları gereken bir olayı kişiselleştirerek koca bir düşman yükünün altında ezilmişler ve düşmanın kendilerine kin bilemesine sebebiyet vermişlerdi.
Belki de sadece işi profesyonellere bırakmak her zaman daha doğru bir seçim olabilirdi. En azından Alp’in düşüncesi bu yöneydi.
Yeşil gözlerini notlar arasına çevirirken zihnindeki düşleri temizlemek için gözlerini kapattı. Az önce yanından geçtiği ağacı ve yaşadığı anı hayal etti. Ardından göz kapaklarını havaya kaldırmış ve yeşil gözlerini el yazılarıyla aldığı notların arasına çevirmişti.
Melisa seri adımlarını masanın yanına taşıyarak herkese birer bardak çay koyduğunda, gülümseyerek oturdu. “Selin Hanımla görüştüğümde umutsuzlaşmıştım.”
“Neden?”
“Durgu görünüyordu.”
“Aslında pozitif bir insandır, belki günlük bir sıkıntı oluşmuştur.”
“Kendisini tanıyorsun sanırım.”
“Birkaç kez görüşmüştük.” Dedi Alisa gözlerini utanarak çaya çevirirken. Onlara kuzeninin hanımı olduğunu nasıl söyleyebilirdi? Eğer söylerse tüm aile ilişkileri ifşa etmiş olurdu. Bu durumda onların hiç istemeyeceği bir şeydi. Nefesini sıkıntı içinde verdi.
“Abin sevindi mi?”
“Çok sevindi. Bugün çok bitkin görünüyor canım benim.” Dedi Melis.
“Neden?” dedi Jale.
“Vizeleri için dün sabahlamış, sonra sınav ardından burası günün yorgunluğu.” Dediğinde hepsi konuşmayı keserek önündeki sayfalara odaklanmış ve konuşmayı tamamen bitirmişlerdi. Sohbet uzadıkça uzuyor ve gevezeliğin içinden ayrılamıyorlardı.
Bir saat kadar çalıştıklarında hava tamamen kararmış ve akşam olmuştu. Ege o sırada gelen müşterilerin masasına dağıtım yaparak, hizmet ediyordu. Alisa’nın gözleri arada ona kayarken ne kadar yorgun olduğunu görmüştü. Beti benzi adeta solmuştu.
Alisa kısık sesle Melis’e döndü.
“Abine söylesene gitsin, zaten kapanmasına bir saat var. Biz halledebiliriz.”
“Patronu pislik çıkartacaktır. Aramızda kalsın gıcığın teki.” Dediğinde Melisa fısıldamıştı.
“Sen yine de söyle, bayılacak gibi gözüküyor.”
Melis’in bakışları Jale’ye döndüğünde başıyla onaylamış gibi gözüküyordu. Melis yerinden kalkarak arka taraftaki mutfağa geçtiğinde, Alisa ve Jale’de kalkarak arka tarafa yönlendiler ve kapıda durup konuşmaları uzaktan dinlediler. “Abi bugün eve erken geç istersen. Biz kızlarla bir saat idare ederiz.” Dediğinde patronu konuştu.
“Olmaz.” Dediğinde Melis ona dönmüştü.
“Neden olması Polat abi? Bir saat ne olacak ki? Zaten kafedeyiz ve ders çalışıyoruz. Bu saatten sonra gelenlerin isteyecekleri bir kahve ve en fazla bir tatlı.”
“Sen içeri git, dersine bak.” Dedi Ege düz bir ifadeyle.
“Sen yorgun musun? Bugün?” dedi patronu. Jale ve Alisa birbirlerine bakarak küçümseyici bakış atmışlardı. Hakikatten adam salağın teki falandı. Ege’nin bayılmak üzere olduğunu göremiyordu.
“Biraz.”
“İyi git dinlen o zaman.”
Melis kapıdan dışarı çıkarak kızlarının yanından geçti ve masaya oturduğunda, Jale’de adımlarını yanına taşımıştı. Alisa sakin adımlarını tam hareket ettirecekti ki, kafe sahibinin konuşmasıyla durdu. “Ege bugün yevmiyeni veremeyeceğim.”
“O ne demek?”
“Öyle demek işte, yarın alırsın.”
“Bugün ihtiyaç var.” Dedi Ege sesini ciddileştirerek ton katarken.
“Uzatma işte yarın toplu alırsın.”
Alisa hızla adımlarını hızların masasının yanına götürdü ve oturduğunda, hiçbir şey duymamış gibi davranmıştı. Ege siyah montunu giyerek çantasını sırtına aldığında kızların yanına giderek, Melis’e baktı. “Kırk dakika daha idare edip çıkarsınız.”
İçerideki Polat’ı işaret ederek, yüzünü çirkin bir hale soktu. “Mal bilgisayar oyunu oynuyor zaten. Sizden bir şey istemez. Beyni kapanmış malın.” Dediğinde Alisa genzini temizleyerek, hafifçe öksürmüştü.
“Tamam abi.” Dedi Melis abisine cevap vererek.
“Gideyim bir ödevim var onu halledeyim bir saat.” Dedi ve Melis’in alnına öpücük kondurarak konuştu. “Seni almamı ister misin bir saat sonra.”
“Beni Yiğit alacak, biz bırakırız.” Dedi Jale.
“Benim abimde gelecek, bizde bırakabiliriz arabayla.”
“Buraya arabayla mı gelecek?” dedi Ege düz bir ifadeyle.
“Evet.” Dedi Alisa yeşil gözlerini dikerek.
“Zengin görgüsüzlüğü.” Dediğinde Alisa’nın gözleri büyümüştü. Sanırım Melis’in abisinin uykusuzluktan siniri bozulmuştu. Memnun olacağı halde, üzerine laf söylüyordu.
“Pardon?” dedi Alisa yüzünü şaşkın ve gergin bir ifadeye sokarak. “Kardeşini bırakırız diyoruz sen bize görgüsüz mü diyorsun?”
“Abi sen git bence uyu. Sabah yap dersini de. Uykusuzluktan saçmalamaya başladın.” Dedi Melis uyararak. Alisa’ ya gerip biçimde patlamasını anlayamamıştı. Arabalarının olmasına ve hayatlarının rahat olmasına sanki onların suçuymuş gibi davranıyordu.
“Bence de.” Dedi Ege kaşlarını havaya kaldırırken, masanın ortasında duran son çerezden ağzına atacağı sırada. Alisa alarak ağzına attığında, Ege ona döndü.
“Doğru, o da sizin hakkınız.” Dedi homurdanarak.
“Abi?” dedi Melis kaşlarını havaya kaldırırken. “Bahar’a ne kadar kötü davranıyorsun.”
Alisa ağzındaki çerezi çiğneyemedi. Suçluluk hissetmişti. Bakışları kendisinden yere dönerek, Melis’in dediğine cevap vermedi. Adımlarını kafenin dışına kadar ilerletti. Kapıyı açarak dışarı çıktığında, duraksamış ve bir süre derin nefes almıştı. Alisa yeşil gözlerini uzun süre ondan tuttu.
“Kusura bakma, abimin uykusuzluktan sinirleri bozulmuş sanırım.”
Alisa adımlarını olduğu yerden kaldırarak kafenin içeri tarafına gitti ve patronuna yaklaştı. Cebinden beş yüz lira uzatarak konuştu. “Git ve Ege’nin yevmiyesini öde. Yarının alacağını da ver. Aramızda kalırsa üstü sende kalabilir.” Dediğinde yeşil gözlerini tehditkar biçimde sertleştirdi.
Polat parayı eline aldı ve uzun süre onun yüzüne baktığında, Alisa kaşlarını çattı.
“Beleşe adam çalıştırmak demek.” Dedi gözlerini kısarak. “Bakma öyle Ege çıktı. Git peşinden.” Dediğinde Polat adımlarını hızlandırarak arka taraftan ayrılmıştı. Alisa kahve makinasının önüne gelerek üçüne kahve doldurduğunda, Melis ona bakmak için yanına gelmişti.
“Üzüldün değil mi? Kusura bakma.”
“Hayır, sinirleri bozuk görünüyor.” Dedi Alisa başını öne eğerek. Bardakları tepsiye koyarak Melis’le birlikte masaya oturduğunda, Jale düşünceli gözlerini ikisine çevirdi.
“Kesin ne yaptığını fark edince gelip Bahar’la konuşacak.” Dedi ve kahvesinden bir yudum almıştı.
“Evet.” Dedi Melis Jale’ye katılarak.
“Önemli değil kızlar.” Dediğinde gözü kapının önündeydi. Kafenin sahibi parayı Ege’ye uzatmıştı. Kendince bir yalan söyleyerek ikna ettiğini anlamıştı. Ege’nin bakışları içeri kayacağı sırada önündeki deftere döndü. Öyle olmuştu, kahverengi gözleri Alisa’ ya çevrilmişti ve bir süre ona bakmıştı.
Bakışları kafenin sahibine çevrildiğinde, Alisa başını defterden kaldırdı. Polat abi içeri girerken, yanlarından çekersen Alisa’ ya bakış atmıştı. Ardından yanlarından hiçbir şey olmamış gibi geçerek arka tarafa geçerken hiçbir şey söylemedi.
Kızlar bir kez daha çalışmaya döndüler. Bir saat kadar daha kafeyi açık tutmuşlardı. Birkaç gelen olduğunda Melis yanlarına giderek isteklerini sormuştu. İki tane çay istemişlerdi. Onlara çaylarını götürerek tekrar çalışmasına devam etti. On dakika içinde toparlanarak, montlarını giydiklerinde, Alisa Alp’e mesaj çekmişti.
Beş dakika içerisinde Alp kafenin önüne gelerek kornaya hafifçe dokundurduğunda, kızlar gülüşerek kalktılar ve arabaya binmişlerdi.
Önce Jale’yi bırakmışlardı. Melis’i bırakacakları sırada, Alisa’ ya doğru hafifçe eğildi.
“Kusura bakma.” Dediğinde Alp’e dönerek konuştu.
“İyi geceler. İçeri gelmek ister misiniz?” dedi.
“Bence biz bugünlük şansımızı fazla zorlamayalım.”
“Ya gerçekten kusura bakma.” Dedi Melis üzülerek.
“Bir sorun mu var?” dedi Alp.
“Kendi aramızda önemli bir durum yok.” Dedi Alisa Melis’in konuşmasına izin vermeden. Şimdi durup dururken abisinin Ege’ye tutulmasını istemiyordu. Alp kafaya birisini taktığında kurtuluşu pek olmuyordu.
“İyi geceler Melis’im.” Dedi Alisa gülümseyerek. Melis tebessüm ederek aşağı indi ve kapıyı çaldığında, Alp kapının açılmasını beklemişti. Ege kapıyı açarak bakışlarını arabaya çevirdiğinde, Alisa ile göz göze gelmişlerdi. Bakışlarını kaçırarak kardeşinin içeri girmesi için geri çekildi. Alp arabayı sürerek evlerine yöneldi. Bakışlarını Alisa’ ya çevirdi.
“Senin canın bir şeye mi sıkkın?”
“Hayır, sadece bu mahalledeki insanların sorunlarını görünce. Kendi yaşadıklarımız sorun gibi gelmemeye başladı.” Dedi ve başını önüne eğdi.
“Sen ağzından baklayı çıkarsana.”
“Sanırım Melis’ler sandığımızdan daha zor durumda.”
“Bir ay içinde Melis’e bir şeyler gelecek. Şimdi yardım teklifi etsek onları kırarız Alisa. Hassas ve ince insanlar. Annesi de öyle biliyorsun.”
“Ege’de tepki gösterir.” Dedi Alisa.
“O kimin umurunda? Son senesi zaten, yakında onunda cebine üç beş bir şeyler girer. Bir seneye toparlarlar.” Dedi Alp sıkıntı içerisinde. Evin öne geldiklerinde aşağı inerek, arabayı kilitlemişlerdi. Alp anahtarla evi açtığında, Alisa önden içeri girdi. Ardından Alp girerek kapıyı kapatmış ve kilitlemişti.
“Camını açık unutma. Mahalledeki hırsız henüz yakalanamamış.”
“Uzun zamandır ses seda yok.”
“Yakında yine ortaya çıkar.” Dediğinde Alp Alisa’nın alnın öpücük kondurmuştu. “Burada mutlu musun gerçekten?”
“Çok mutluyum. Her yerin kendine göre sıkıntısı var. Peşimizde onlarca ne yapacağı bilinmez bir adamlar olmasında, zararsız bir hırsız sorun olmaz.”
Alp kaşlarını havaya kaldırarak konuştu.
“Bazen on tane adamı aynı anda yere serdiğini unutuveriyorum işte. Sahi boşladın mı biraz sen dövüş derslerini.” Dediğinde Alisa elini alnına götürerek ovuşturdu.
“Yarın erkenden gitmem lazım.” Dedi ve hızla merdivenlerden çıkarak odasına girdi. Ardından kapıyı kapatarak, üzerindekileri değiştirdi. Pijamalarını giymişti. Banyoya geçerek elini ve yüzünü yıkayarak odasına döndü. Ardından yatağının içine girerek, telefonu eline almıştı. Gelen maillere, ve bildirimlere baktı. Annesi video çekerek kendisine öpücük attığında gülümseyerek ses kaydı attı.
“Bende seni seviyorum anne.” Demişti. Alp odasından içeri girdiğinde, Alisa telefonu yatağa koyacaktı ki yakalayarak eline aldı ve annesinin videosunu izledi.
“Bana yazmadı bugün biliyor musun?”
“Abi ya bazen hakikatten abartıyorsun.” Dediğinde Alp kıkırdayarak annesine ses kaydı attı.
“Bende sizi seviyorum anne.” Dedi kısaca. Alisa kıkırdamıştı. Birkaç dakika içinde Alisa’nın telefonu çalmıştı. Sevgi Hanım görüntülü arıyordu. Alp telefonu eline alarak açtığında, Sevgi Hanım gülümsedi.
“Bugün görüşmek için seni aramıştım hatırlarsan, beni meşgule attın.”
Alp düşünceli bir şekilde düşündü, yavaşça elini alnına götürdü.
“Evet, doğru. Toplantıdaydım unutmuşum.”
“Ayrıca bugün torunumu görmek için Elif’le de görüntülü görüştük. Seni sordum eve gelmemişsin.”
Alisa kıkırdayarak abisinin gözlerinin içine baktı ve ona sımsıkı sarılmıştı. Alp Sevgi Hanım’a dönerek gülümsedi. “Kusura bakma.” Dedi tekrardan.
“Şimdi kapatmamız lazım ama sonra yine sizi arayacağız.” Dedi Sevgi Hanım telefonu kapatırken. Alp telefonu Alisa’ ya verdi ve saçlarının arasına bir kez daha öpücük kondurduğunda odasından çıkarken ışığını kapatmıştı.
Alisa yatağa uzanarak gözlerini bir kez daha havaya dikti ve tavandaki yıldızlara bakarak gülümsemesini yüzüne yerleştirdi. Gözlerini yumduğunda huzur bedenini kaplıyordu. Artık bu tavanın altında kendini daha güvende hissedebilirdi. Güzel bir uyku çekmek için pozisyon aldığında düşüncelerini serbest bırakmıştı.