8.BÖLÜM

3651 Kelimeler
8.BÖLÜM Çalar saatle beraber güzel bir uykudan sıyrılarak gözlerini araladı. Sağ eli telefona uzanarak sakince kapattığında, yatağından kalkarak uzun süre gerindi. Yeşil gözlerini ciddileştirdi. Odasından ayrılarak banyoya gitti. Dişlerini fırçaladı, elini ve yüzünü yıkayarak banyodan ayrıldı. Odasına dönerek dolabından kıyafetlerini giydi. Üzerine bir hırka almıştı. Hava bugün oldukça kapalı ve serindi. Üşümek istemiyordu. Telefonunun bir kez daha çalmasıyla komedinin yanına gitti. Hatırlatma uyarısıydı. Bugün dövüş hocasıyla antrenmanları vardı. Mahalleye taşındıklarından itibaren istikrarını sürdürememişti. Oldukça hamlamıştı. Kaslarını açması gerekiyordu. Bugün biraz kendini zorlayacaktı. Çantasını sırtına taktı ve birkaç kitabını eline aldığında telefonu cebine koymayı unutmadı. Merdivenlerden aşağı inerken ev sessizdi. Abisi, Elif ve Cihan evde yoktu. Cihan muhtemelen Betül Hanımlardaydı. Elif ise dersine gitmiş olmalıydı. Abisinin nerede olduğu aşikardı. İş yerindeydi. Ayakkabılarını alarak dış kapıya çıkacağı sırada, kurulu olan kahvaltıyı görmesiyle tebessüm ederek kapıyı kapattı. Masanın yanına bırakılmış notu okuduğunda, tebessümü kocaman mutlu bir gülümseye dönüşmüştü. “Afiyet olsun. -Elif” Notu çöpe atarak masaya oturdu. Güzelce kahvaltısın yaparak, mutfağı toparladı. Çantasını yerden aldı. Dış kapıyı açarak ayakkabılarını dışarı koydu. Kilidi kapıya taktığında ayakkabılarını giyerek dışarı çıktı. Kapıyı üç kere kilitledi. Açık kahverengi saçlarını geriye attığında, bahçeden çıkmıştı. Bahçenin kapısını kapattı ve adımlarını düz olmayan asfaltta ilerledi. Mahallenin yolları biraz eskiydi. Gözlerini etrafta gezindirdi mahallenin tonton teyzesini camda gördüğünde gülümseyerek el salladı. O da kendisine el sallamıştı. Yönünü okul tarafına çevirdi. Lisenin olduğu sokağa girdiğinde iki koluna birden girilmesiyle refleks olarak sertçe iki kişiyi yere itmişti. Korku dolu yeşil gözleri yere baktığında, başından aşağı kaynar sular döküldü. Jale ve Melis’in şaşkın gözleri kendisini süzülüyordu. Yüzlerindeki solmayla birlikte elini hızlıca alnına götürerek ovuşturdu ve yere eğilerek ikisinin de elinden tutarak kaldırdığında çok mahcup olmuştu. Kızlar sürpriz yaparak koluna girmek istemişti. Kendisini defalarca kaçırmaya çalışan adamlar olduğunu düşünerek gereksiz bir tavır sergilemişti. Her zaman tetikte oluşundan nefret ediyordu. Başka çaresi yoktu. Onun tek hatası hayatına mal olabilirdi. “Özür dilerim kızlar. Kusura bakmayın.” Dedi utanarak. “Ne kadar güçlüsün?” Dedi Jale ciddi bakışlarını Alisa’ ya dikerek. Alisa hafifçe tebessüm etti. “Biliyorsun dövüş dersleri alıyorum.” Dediğinde inanacakları düşünmekle kendisini teselli etti. Melis Alisa’nın koluna girerek yanağına öpücük kondurdu. “Sanırım sen fazla çalışkan bir öğrencisin. Abim iki sene kadar gitmişti, senin kadar başarılı olduğu söylenemez.” Dedi dediğinde Melis gülümsemişti. Çaktırmamaya çalışarak gülümsemek için kendisini zorladı. Dikkat çekmişti, daha temkinli ve tedbirli olmalıydı. Okulun bahçe girişine kol kola ilerleyerek, yürümüşlerdi. “Bugün yine kafede ders çalışalım mı?” dedi Melis. “Bizim bahçede çalışalım.” Dedi Alisa yeşil gözlerini dikerek. Melis gülümseyerek tamam anlamında başını salladı. Gözlerindeki ışıltı pırıl pırıldı, tüm zorluklara rağmen nasıl bu kadar dik durduğunu bilmiyordu. Kendi yaşadıklarıyla karşılaştıramazdı. Gözleri yere devrilirken durgunlaşmıştı. Kızlardan ayrılarak kendi sınıfına girdi ve en arkadaki sıraya geçerek oturmuştu. Kitaplarını çıkarttı ve sessizliğini koruyarak başını önüne gömdüğünde, telefona gelen mesaj sesiyle bakışları masanın üzerindeki telefona kaymıştı. Eline alarak gelen bildirime baktı. Direkt mesaj gelmişti. Gelen kutusunu açtı. Maskeli: “Arka sokaklarda paten sürmeye devam etmiyorsun değil mi?” Yazıyı okuduğunda istemsizce sırıtmıştı. Yaşadıklarının kamera şakası olduğunu düşünüyordu. Hangi tür bir hırsız telefonunu çaldıktan sonra geri getirir; o da yetmezmiş gibi sosyal medya hesabını takibe alarak mesaj atardı. İçinde bulunduğu durumun mantıksızlığına ve tirajı komikliğine güldü. Bayan Limonata: “Umarım sende hırsızlık yapmaya devam etmiyorsundur.” Yazdığında tebessümünü sürdürdü. Gözlerini kapatarak başını hafifçe yukarı doğru kaldırdı ve hafifçe kahkaha attı. Gerçekten ne kadar anormal bir durum ve kişi varsa onu bulmak zorunda mıydı? Beş dakika içerisinde Edebiyat öğretmeni sınıftan içeri girmiş, öğretmen masasına yerleşerek ayaklarını uzatmış ve kitabı açarak kaldıkları yeri göz gezdirmişti. Alisa telefonunu sıranın altına kaldırarak ders kitabını açtı ve yeşil gözlerini tahtaya şiir yazan öğretmene çevirmişti. Aklı attığı mesajdaydı, yanıt gelip gelmediğini merak ediyordu. Dikkat çekmemeye çalışarak gözlerini masanın altındaki sıraya çevirdi ve Direkt Mesaj kutusuna baktı. Son attığı yazı görülmüştü lakin bir yanıt verilmemişti. Telefonu sessize alarak tekrar masanın alt rafına koyduğunda, elini yanağına koyarak ders odaklandı. Öğlene kadar olan tüm derslere girmişti, en son ders Matematik işlendiğinde artık beyninden bir alev topu fışkırarak tüm vücuduna yayılıyor ve kaslarını geriyordu. Buradan antrenmana geçmek oldukça deşarj verici olacaktı. Sürekli okul ve ev arasında gidip geliyordu. Bünyesi bu kadar stabil bir hayata alışık değildi. Her zaman olduğu gibi kolay uyum sağlamıştı. Sadece sıkılgandı. Son zil sesi kulaklarını doldurduğunda, masanın altındaki bölümden kitaplarını alarak çantasına koydu. Ceketini üzerine geçirdiğinde, telefonunu cebine koydu. Ayağa kalkarak sırtına çantasını taktı. Sınıftan son çıkan kişi kendisiydi. Adımlarını Kızlar Tuvaletine taşıdı. İçeri girerek aynada kendine baktı. Tüm saçları darmadağın olmuştu. Tokasını çıkartarak güzelce bir at kuyruğu yaptı. Ellerini sabunladı ve yüzünü yıkayarak kuruladı. Kendine geldiğini hissediyordu, su tüm yorgunluğunu alıp gitmişti. Rehavet içinde adımlarını Kızlar Tuvaletinden dışarı taşıyarak merdivenlerin olduğu yöne gitti. Aheste adımlarla inerek okulun bahçe kapısına ulaştığında, ileride bekleyen taksiye el işareti yaparak yanına çağırdı. Antrenman hocasının mekanını tarif ettiğinde gözlerini camdan dışarı dikti. Yaklaşık on beş dakika kadar yol gittiklerinde taksi durarak kendisini bırakmıştı. Ücreti ödeyerek kapıyı açtı ve indi. Adımları ara sokağa saptığında yeşil gözleriyle etrafı taradı. Sürekli arkasına bakmayı ve tetikte olmayı alışkanlık edinmişti. Dövüş hocasının yerine gelerek kapının önünde durduğunda hafifçe tıklattı. Orta yaşlı adam kapıyı açarak kendisini içeri buyur ettiğinde gülümsedi. “Uzun zamandır yoksun.” “Bu sene derslerim biraz yoğun.” Dedi Alisa hocasına bakıp tebessüm ederken. “Belki bu seneki programı biraz esnetebiliriz.” “Antrenmanlara evde devam edersen neden olmasın? Kendine yer ayarlayabilir misin?” “Olabilir.” Dedi Alisa. “Boks torbası ayarlayabilirsin, en azından gerilemezsin. Kısa aralıklarla çalışırsın.” “Alırım.” Dedi Alisa. Üzerindeki ceketi kenara bırakarak, çantasını attı. Uzun soluklu bir antrenman gerçekleştirmişlerdi. Bir saatin sonunda Alisa’nın alnından terler akmıştı. Üstündeki tişörtü sırılsıklam olmuştu. Hocası onu yenerek alt ettiğinde hırsla bir kez daha onu ere yapıştırarak etkisiz hale geçirmişti. Orta yaşlı adam Alisa’yı tutarak yere fırlattığında, hızla ayağa kalktı. “Çok gerilemişsin Alisa.” Dediğinde, Alisa hırs yaparak tekrar yerden kalktı ve üzerine doğru yürüdüğünde elini havaya kaldırarak durması için işaret yaptı. “Bu günlük bu kadar yeter, evde düzenli çalışmaya devam et.” Dediğinde olduğu yere çivilendi. Gözleri yere devirerek nefes nefese kalmıştı. Uzun süre soluklandı. Yere uzanarak yattığında, göğüs kafesi aşağı yukarı inip kalkıyordu. “Sana Çağla Hanım’ı yönlendireceğim.” Dedi orta yaşlı adam. Alisa kafasını kaldırarak hocasına baktı. “Neden?” “Seni daha iyi hırslandıracağını düşünüyorum.” “Abartıyorsunuz, bence oldukça iyiyim.” “Alisa birkaç ay önce beni etkisiz hale getiriyordun.” “Diyorum ya, derslerime çalışmam gerek.” “Sevgi Hanım özellikle beni tembih etti. Senin formunu korumamız konusunda…” dediğinde dudaklarını kımıldattı. Kendi içinde kısa bir küfür savurmuştu. Annesi kimin umurundaydı? Hakta vermiyor değildi. Her an peşine birileri düşebilirdi. Dikkatli olmalıydı. Ne olurdu normal bir genç gibi hayatından sadece bir yıl geçirseydi. Gözlerini tekrar havaya diktiğinde beş dakika kadar yerde kalmıştı. Ardından ayağa kalkarak çantasını aldı ve giyinme odalarının olduğu taraf giderek üzerindekileri değiştirdi. Terli kıyafetlerini torbaya koydu, ardından sırt çantasına attığında; telefonuna bakındı. Alp bir kere aramıştı. Annesinden ve babasından mesaj vardı. Önce abisini arayarak telefonu kulağına götürmüştü. “Alo?” “Neredesin fıstık?” “Şimdi antrenmandan çıkıyorum.” “Yemeğe seni bekliyoruz.” “Yirmi dakika içerisinde orada olurum.” Ağlama sesleri telefondan kulağına iliştiğinde, Alisa tebessüm etti. “Onu yiyeceğim!” dediğinde kıkırdadı. Alp gülmüştü. “Bekliyoruz, hızlı ol.” Dedi Alp telefonu kapatarak. Konuşmayı kısa kesmişti. Alisa derin bir nefes aldı adımlarını hocasının yanına taşıyarak veda etti. Başka bir öğrencisiyle konuşuyordu. Bölmek zorunda kalmıştı. Adımlarını dışarı taşıdığında, derin bir soluk aldı. Antrenman çok iyi gelmişti. Tüm bedeninin gevşediğini hissediyordu. Eve gidince güzel bir duş alıp rahatlayacaktı. Muhtemelen ardından yemek yer ve biraz Cihan’la vakit geçirirdi. Bir saat kadar onunla takıldıktan sonra saat altı gibi Jale ve Melisa gelecekti. Gece yarısına kadar ders çalışmak için anlaşmışlardı. Bu gece onların bahçede olacaklardı. Markete uğrayarak bir şeyler almalıydı. Ders çalışırken ağızları boş durmazdı. Şu sıralar fındıklı filtre kahveye takılmışlardı. Evde ondan yoktu en son Alp içmişti. Birkaç paket almalıydı. Ana caddeye çıkarak ilerideki taksiye sert bir ıslık çaldığında, taksici binerek geriye doğru geldi ve kendisini aldı. Arka koltuğa yayılarak İstanbul trafiğini izledi. Telefonuna dönerek anne ve babasına cevap yazdı. Hal hatır sormuşlardı. Annesi toplu bir aile grubu kurmuştu. Annesi, babası, Alp, Elif ve kendisi vardı. Alp sessizliğini korurken Elif bazı yazılara dahil olmuştu. Genel olarak aileyle iyi anlaşıyordu. Sanırım Elif olmasa aile içindeki kopukluk daha belirgin olurdu. Durumları nasıl ısıtacağını biliyordu. En son Cihan’ın fotoğrafını atarak paylaşmıştı. Fotoğrafa bakarak gülümsedi, yemyeşil güzel gözleri vardı. Bir sürü kalpler atarak yorum yaptı. Ardından Jale ve Melis’le beraber oldukları üçlü gruba baktı. Melis: “Kaçta buluşuyoruz?” Jale: “Aynen.” Bahar(Alisa): “Altı gibi bana gelin, eve geçiyorum. Yemek yiyeceğiz, bizimkiler dışarı çıkacak.” Yazdı ve telefonun ekranını kapatarak cebine koydu. Yeşil gözleri rehavetle uzaklara dalıp giderken, düşünceleri dün gece yaşananlara döndü. Ege’nin söyledikleri hala kulaklarındaydı. Aynı zamanda Polat’ın kafede vermediği yevmiyesini düşündü. Söylediklerine alınmıştı. Onu fazlasıyla rahatsız etmişti. Başını iki yana sallarken düşüncelerinden sıyrıldı. Mahallenin girişinde taksiyi durdurarak ücreti ödedi ve aşağı indi. Uzun yolun sonuna kadar yürüdü ve aşağı mahalleye saptığında, evlerinin olduğu sokağa girmişti. Bahçe kapısının önüne geldi. Kilidi açarak yavaşça içeri girdiğinde, evin kapısını tıklattı. Kapıyı Elif açmıştı. İçeri girerek gülümsedi, Alp ve Cihan sofradalardı. Alp usanmış bir ifadeyle kendisine bakıyordu. “Ağaç olduk.” Dedi sitem ederken. Bakışlarındaki boşluk tarif edilemez derecede can sıkıcıydı. “Bir duş alıp gelsem?” dediğinde. “Git.” Dedi. Hızla koşarak merdivenlerden yukarı çıktı. Ceketini ve çantasını odasına bıraktığında banyoya girerek üzerindekilerden kurtuldu ve yıkandı. Ardından hızla duştan çıktı kurulanarak, üzerindeki bornozla odasına geçti. Dolabını açtı, temiz kıyafetlerinden gelişi güzel seçerek üzerine geçirdiğinde, başına havlu sararak koşar adımlarla merdivenlerden aşağı indi. Muftaktan içeri tebessüm ederek girdiğinde, Elif ve Alp çorbalarını içmeye başlamışlardı. “Nerde kaldın?” dedi Alp. “Normal siz bu saate eve gelmezsiniz.” Demişti. “İşim erken bitti. İşi kaptık.” Dediğinde Alisa kocaman gülümsedi. “Yaa, tebrik ederim.” Dedi ve abisine sarıldığında, Alp Alisa’ya sarılarak alnına öpücük kondurdu. Ardından Cihan’a dönerek yanağına kocaman öpücük kondurdu. Önünden almaya çalıştığı kaşığı eline vererek yardımcı olduğunda, diğer elinde meyve filesi vardı. Muzu ısırarak yemeye çabalıyordu. Onun o komik halini uzun süre gülerek izledi. Ardından tabağında dolu olan çorbaya dönerek gülümsedi. “Teşekkürler.” Dedi Elif’e göz ucuyla bakarak. Çorbadan son kaşık alarak yemesini tamamladığında vücudunun dinginleştiğini hissediyordu. Arkasına yaslanarak konuşmaya başladı. “Biraz paslanmışım, hocam beğenmedi.” Dedi Alisa. “Sen takma o adamı. Hala on tane adamı yere serersin.” “Muhtemelen.” Dedi gülümseyerek. “Odama Boks Torbası almayı düşünüyorum.” Diye eklemişti. “Ne istiyorsan al.” Dedi Alp umursamayarak. “Annemlerle bugün konuştun mu?” “Hayır.” Dedi Alp umursamamaya çalışarak. “Ne zamana kadar bu şekilde devam edeceksin?” Alp sıkıntı içinde elindeki kaşığı tabağın içine bırakarak döndü. Ardından ayağa kalkarak, Alisa’nın tabağına yemek doldurarak önüne koyduğunda hafif öfkeli yeşil gözlerini ona dikti. “Sen bizim aramızdakilere karışma. Sen onları affetmiş olabilirsin, ben affetmiyorum Alisa.” “Ne yapabiliriz abi? Başka seçenekleri mi var?” “Evet belki yok ama davranışları ve yaptıkları doğru değil anlıyor musun? Onlara haklısınız der gibi destek çıkmamı bekleme benden.” Elif tabağındaki yemeği bitirmişti. Sofradan kalkarken, Cihan’ı yanlarında bırakarak yukarı çıktı. Biraz odasına çekilerek ders çalışacaktı. Aile konuları hakkında yorum yapmamayı tercih ediyordu. Abi kardeş arasındaki konuşmalara pek müdahale etmeyecekti. “Tabii ki bunu söylemiyorum abi.” “Alisa onları bana savunma anlıyor musun? Sen her şeyi unutmuş gibi davranabilirsin ama ben davranamam.” Dedi yeşil gözlerini tabağına çevirirken. Göz hareleri yoğun bir öfke barındırıyordu. Alisa’ya kızıyordu. “Neden?” dedi Alisa abisine bakarak. “Çünkü hala kabuslar görerek uyanıyorsun Alisa, geçmişinden kurtulamadın. Senin halini gördükçe onlara daha çok öfke duyuyorum. Anlıyor musun?” “Ben iyiyim.” Dedi Alisa. Morali bozulmuştu. Bakışlarını abisinden kaçırırken ona hak verdi. İkisi ayrı yerlerde zor dönemlerden geçmişlerdi. Şimdi birlikte oldukları için birbirlerine sarılıyorlardı. Ayrı olsalardı muhtemelen yine bu kadar iyi durumda olmazlardı. “Bu konuyu daha fazla açma Alisa. Nasıl istersem öyle davranırım.” “Mezuniyetine gelmeleri de mi hiç seni yumuşatmadı.” “Alisa onlar anne baba olarak yapmaları gerekenleri yaptılar, tonlarla geride yapmadıkları ve gelmedikleri yerler ne olacak. Bir tanesi için onları tamamen affedemem.” “Annemin tacize uğradığını öğrendiğinde affettiğini söylemiştin.” “Öyleydi Alisa. Cihan doğunca onlara olan öfkem git gide kabardı.” Dedi duraksayarak. Yutkundu bunları konuşmak onun için çok zordu. Dili sürçerken, bir kez daha duraksayarak nefes aldı ve ara verdi. “Kendi oğluma o kadar bağlıyım ki, bir saat sonra onu özlüyorum Alisa. İnsan evladını terk edip nasıl başka bir ülkeye gider ben bunun izahatini ve kandırmasını kendime yapamıyorum. Kendimi kandıramıyorum, beni anlıyor musun? Cihan’dan önce kendime tonlarca yalan söylerdim. Şimdi öyle değil.” Dedi Alp. “Cihan senin geçmişteki tüm travmalarını ortaya çıkarttı.” “Sadece empati kurmaya başladım ve hiç hak veremiyorum Alisa. Beni anlıyor musun? Bizim ilişkimizde böyle kalsın. Kopuk olsun.” Dedi Alp ve tabağını alarak mutfak tezgahına bıraktığında mutfaktan ayrılmıştı. Alisa son lokmalarını yiyerek atıştırmasını tamamladı. Ayağa kalkarak sandalyeyi yerine koyduğunda sofrayı toparladı. Ardından masayı silerek tabakları akıtarak makinaya yerleştirmişti. Mama sandalyesinde oturan Cihan’ı kucağına alarak yanaklarını sıktı. Bir sürü öpücükler kondurduğunda, Alp’in dediklerini düşünerek salona yöneldi. Cihan’ı kucağına oturtmuş ve oyuncaklarıyla oynatıyordu. Bir saat kadar Cihan’la oynadığında acıkmaya başladığını fark etti. Mızmızlanıyordu. Elif merdivenlerden aşağı inerek Cihan’ı kucakladı ve yanağına kocaman öpücük kondurmuştu. “Onu emzireyim.” Dedi Elif kucağına alarak. “Altını da değiştireyim.” “Ben yarım saat daha oynayabilirim sonrasında.” Dedi Alisa tebessüm ederek. “Çok işime gelir, bir proje hazırlıyorum. Bizde daha sonra çıkarız zaten. Biraz Cihan’ı gezdiririz.” Dedi ve Cihan’ı alarak salondan dışarı çıkmıştı. Alisa telefonuna bakarak uzun süre bildirimlerine baktı. On dakika sonra Alp Cihan’ı aşağı indirerek Alisa’ya bırakmıştı. Birlikte bir süre daha oynadıklarında, Alp sessizliği bozmuştu. “Rica ediyorum, anne ve babamla olan ilişkime karışma.” “Peki.” Dedi Alisa susarak. “İyi niyetini anlıyorum.” Dedi Alp. “Hayır anlamıyorsun, abi biz kaç yıldır anne ve babamızın öldüğünü düşündük. Bu acıyla yaşadık. Gerçekten öle de bilirlerdi. Ben pişman olmak istemiyorum, anlıyor musun?” “Onlar hiç pişman olmuyor Alisa.” “Hayır abi, pişman oluyorlar. Sen görmek istemiyorsun. Köpek gibi pişmanlar ama zamanı geriye alamazlar neden bunu anlamak istemiyorsun. Lütfen biraz onlara fırsat ver, kendilerini affettirebilsinler.” Dediğinde Alp sadece susmakla yetindi. Alisa’ya bazı noktalarda hak veriyordu, fakat öfkeliydi ve şimdilik böyle olmayı tercih ediyordu. Alp Alisa’yı kendisine çekerek saçlarının arasına bir kez daha öpücük kondurduğunda, tebessüm etti. “Yıldızlarını beğendin mi?” “Evet harikalar. Gece onlara bakarak uyuyorum.” Dedi Alisa duraklayarak ve ekledi. “Biliyor musun? Küçükken babamdan istemiştim ve bana almamıştı.” “Al işte.” Dedi Alp yüzünü düşürürken. Ne tür bir cinslerdi? İnsan neden çocuğunun istediği ufak şeyleri almazdı. Kendilerini bir robot olarak görmüşler ve o şekilde yetiştirmişlerdi. “Kızma hemen, yapamıyordu. Çünkü peşimizde sürekli adamlar olduğu için ev değiştiriyorduk.” Dediğinde Alp sessiz kalmakla yetindi. Alisa’nın hayatı kendisine göre daha zor geçmişti. Her ne kadar onlarsız olmaktan yakınsa da, Alisa yanlarındaydı ve hep tehlike altında kalmıştı. Sanırım ikisi de farklı yönlerde yetiştiği için birbirlerini asla anlayamayacaklardı. Hep yakındıkları ve aileleri hakkında düşündükleri değişik olacak. Tek ortak noktaları yeteri kadar aile sevgisi içinde büyümedikleriydi. “İyi ki yanımdasın.” Dedi Alisa Alp’in yanağına öpücük kondurarak. “Hayatımı değiştirdin, bana aile oldun.” “Sen benim ailemsin.” Dedi Alp durgun biçimde. “Ama senin bir ailen zaten var. Cihan ve Elif.” Dediğinde tebessüm etti. Elif’i seviyordu, Alp’in uslanmaz bir sorunlu olduğunun farkındaydı. Elif onun tüm huylarını törpülemişti. Anne özlemiyle başa çıkmaya çalıştığı için birbirlerini anlayarak boşluklarını birlikte kapatıyorlardı ve Cihan’da bu yanlışları ellerinden geldiği kadar yapmamaya çalışacaklardı. Onların anne ve babalığına özeniyordu. Gerçekten iyilerdi. Toy olmalarına rağmen ebeveynlik işini iyi kavramışlardı. “Sende benim ailemsin Alisa. Seni onlara bırakmam, sen istemediğin sürece hep yanımda kalacaksın.” Dediğinde Cihan ağlamaya başlamıştı. Alisa kucağına alarak sırtına vurdu ve gazını çıkarttı. Kapının çalmasıyla bakışları o yöne çevrildi. “Birini mi bekliyoruz?” dedi Alp Alisa’ya dönerek. “Kızlar ders çalışmak için gelecekti. Bu gece bizde takılacağız.” “İyi, aklım sende kalmaz.” Dedi Alp. Cihan’ı Alisa’nın kucağından aldığında, adımlarını kapıya yöneltmişti. Sakince kapıyı açtığında tahmini konusunda yanılmadığını gördü. Melis ve Jale tebessüm ederek kendisine bakıyorlardı. Yavaş adımlarını içeri taşıdıklarında, Melis ve Jale salona girerek Cihan’a yaklaştılar ve yanaklarını severek koltuğa oturmuşlardı. Alp olduğu için oldukça usturuplu duruyorlardı. Alisa, Melis ve Jale üçlüsünde abilerden kaçış yoktu. Hepsinin abisi olduğu için genel protokole alışıklardı. Özellikle Jale iki erkekle birlikte büyüyordu. Onlarla birlikte büyümekten ötürü pek çok fikirleri bazen düz ve sonuç odaklı olabiliyordu. “Nasılsın Alp abi?” dedi Jale Alp’e dönerek. “İyiyim canım, senin nasıl gidiyor?” dediğinde Jale tebessüm etmişti. Melis’in başı hafif öne eğikti. Dün Ege’nin Alisa’yı terslemesi üzerine evde de kısa bir tartışma yaşamışlardı. Alisa’ya karşı mahcuptu. Onların hiçbir kötülüğünü ve can sıkıcılığını görmemişti. Abisi Ege’nin bu şekilde davranması haksız buluyordu. Alp hafifçe yayılarak bakışlarını Melis’e diktiğinde, Melis kendisine kaçamak bir bakış atmıştı. “İyiyi gidiyor.” Dedi Jale cevap vererek. “Bir problem mı var?” dedi Alp Melis’e bakarak. “Yok hayır.” Dediğinde Alisa’ ya bakışlarını çevirmişti. Alisa elindeki kitapları alarak Melis’e yeşil gözlerini dikti. Bu kızın saçma tavırlarına bazen katlanamıyordu. Ege ile arasında olanlar ayrıydı, kendi arasında olanlar ayrıydı. Abisi adına suçluluk hissetmesine nama veremiyordu. Çok hassas ve ince bir kızdı. “Biz dışarı çıkalım, çalışmaya başlayalım.” Dedi Alisa. Melis ve Jale’ye işaret ederek. Abisine dönerek gülümsedi. Cihan’ı ona bırakmıştı. Sakin adımları dış kapıdan çıkarak küçük bahçedeki beyaz masaya ulaştığında, Alisa ıslak mendille masayı güzelce silmişti. Havada asılı olan mumları değiştirdiğinde, Jale çantasından Alisa’ya filtre kahve uzatarak verdi. “Ben aldım.” Dedi gülümseyerek. “Tamamen aklımdan çıkmış.” Dedi Alisa elini alnına götürerek. Markete giderek kahve almayı nasıl unutmuştu? Neyse ki Jale her zamanki iş bitiriciliğiyle her şeyi halletmişti. Jale yavaşça kitaplarını çıkartırken, Melis çoktan kitabını açarak içine gömülmüştü. Çalışkan olduğunu her yere belli ediyordu. Vakit kullanımı oldukça iyiydi. Hayatı bir sistem içerisindeydi ve genellikle o sistemden dışarı taşmıyordu. Alisa içeri giderek sıcak su kaynattı ve french press içerisine fındıklı filtre kahveyi koydu. Ardından sıcak suyu üzerine dökerek kapattığında, tepsiye koydu. Üç tane kupayı dolaptan çıkartarak sakince tepsinin üzerine dizdi. Eline alarak adımlarını mutfaktan ayırdı. Dış kapıyı kapatarak çıktığında, kızların yanına kadar adımlarını taşıdı ve masaya kahveyi koymuştu. Melis gözlerini kocaman gülümseyerek kitaptan ayırdı. Yavaşça yüzünü kahvenin olduğu yöne doğru eğerek gözlerini kapattı ve kokusunu içine çekti. “Şu ara abimle buna bayılıyoruz.” Dedi Melis tebessüm ederek. “Ders çalışırken sıkça yapıyoruz.” Dedi duraksayarak. “Birlikte hep ders çalışıyorsunuz değil mi?” dedi Jale hayran kalmış biçimde. Kendisi abisiyle böyle bir ilişki içerisinde değillerdi. “Çalışmadığı zamanlar evet. Ama çoğunluk çalışıyor, dışarıda oluyor.” Dedi Melis. “Tüm açıklarını ne zaman kapatıyor?” dedi Alisa. “Genellikle uykusundan çalıyor, o da asabiyet yapıyor biraz. Uykusuzken hiç çekilmiyor.” Dedi ve sustu. “Biraz gıcık olsa da iyi birisidir.” Dediğinde Alisa kitabını açarak bakışlarını o yöne çevirmişti. Kızlar konuşmaya ara vererek ders kitapları içerisinde boğulduklarında yarım saat sonra Alp, Elif ve Cihan hazırlanarak dışarı çıkmışlardı ve arabaya binerek gözden kaybolmuşlardı. Ev Alisa’ya kalmıştı. Sanırım bugün Elif’in annesiyle buluşacaklardı, o yüzden eve gelmeme ihtimalleri büyüktü. Yada gelirlerse çok geç gelirlerdi. Bazen sadece abisinin döndüğü de oluyordu. Elif ve annesini yalnız bırakmak istiyordu. İlişkileri oldukça karışıktı. Aile faktörleri biraz sarmal olduğu için o konularda birbirlerine oldukça anlayış tanıyorlardı. Alisa kahveyi kupalara dökerek kızların önüne koyduğunda biraz mola vererek durmuşlardı. Kahvelerinden yudumlarken okuldan ve mahalleden pek çok konular açılmıştı. Kısa molanın ardından tekrar çalışmaya döndüklerinde, iki saat aralıksız çalışarak çalışmalarını tamamladılar… Jale’nin abisi gelerek onu almak istediğinde, Melis’te onunla birlikte kalkmıştı. Çantasını toparlayarak Alisa’ ya veda ettiğinde, Jale uzaktan öpücük atmıştı. Jale’nin abisi umursamaz tavırla Alisa’ ya bir bakış attığında, gözlerini kaçırdı. Gerçekten değişik bir tipti. Sanki kendisinin varlığından rahatsız oluyor gibi görünüyordu. Umursamamaya çalışarak onlara el salladı ve masaya geçerek ders notları arasına gömüldü. Yeşil gözleri satırlar arasında gidip geliyordu. Son soruyu çözmediğini fark ettiğinde, kulaklığını çıkartarak taktı ve telefonundan birkaç tane video izlemeye koyulmuştu. Yarım saat kadar uğraşmanın ardından pes etmeyerek birkaç tane video daha izledi. Sağ kulağındaki kulaklık bir el tarafından çekilmesiyle olduğu yerden sıçrayarak ayağa kalktı. Endişeli yeşil gözlerini yanında dikilen siluete dikti. Biraz ötesinde duran kişi Ege’ydi. Soluğunu sakince vermeye çalıştığında, gergin görünmemeye çalıştı. Çok korkmuştu. Kendisini kaçırmaya geldiklerini düşünmüştü. Nasıl bu kadar boş bulunabilirdi. Temkinsiz davranıyordu, bu şekilde dışarıda kulaklıkla video izlemek onun için fazlasıyla temkinsiz bir hareketti. Gün geçtikçe mahallenin rahatlığına ve güvenliğine alışıyordu. Bu iyi değildi. Tetikte olması gerektiğini bir kez daha kendisine hatırlattığında, hafif aralık olan ağzını kapattı. “Imm...” Dedi duraksayarak. “Melis, Jale ve abisiyle gitti.” Dedi ve gözlerinin içine baktı. “Öyle mi? Bana yazmadı.” “Yorgun görünüyordu, eve gidince muhtemelen direkt uyuya kalmıştır.” “Anladım.” Dediğinde, yeşil gözlerini Ege’nin kahverengi gözlerinden kaçırarak sandalyesine oturdu ve ders kitaplarının arasına döndü. Kalbi hala çarpıyordu. Yüreği yerinden çıkacak gibiydi. Ege’yi bahçe kapısına kadar uğurlamayacaktı. Dün gece yaptığı patavatsızlığını unutmamıştı. “Biraz konuşalım mı?” dedi Ege sessizce. Yeşil gözlerini tedirgince kitaplardan ayırdı ve kendisine baka kahverengi gözlere dikmeden dinledi. Masadaki kupalara bakınıyordu. Oldukça soğuk davrandı. “Olur, otursana.” Dedi Alisa boğazını temizleyerek. “O kadar vaktini almayacağım. Dün söylediklerim için kusura bakma, uykusuzluktan saçmaladım.” Dediğinde yeşil harelerini kaldırarak Ege’nin bakışlarına dikti. Söylediklerinde samimi gibi görünüyordu. “Gelir durumumuzun senden iyi olması bizi kötü biri yapmaz.” Dedi ona laf sokarak. Dün söyledikleri hala aklının bir köşesindeydi. “Tabii ki.” Dedi duraksayarak. “Üzgünüm.” Ege derin bir soluk alarak nefesini verdiğinde, adımlarını Alisa’nın yanından ayırarak bahçe çıkışına yöneltti. Dışarı çıkarak kilitlediğinde, Alisa’ ya bakarak bir kez daha mırıldandı. “Sanırım benim savaşım hayatla, hayatın adaletsizliğiyle.” “Kimsenin hayatı göründüğü gibi değildir.” Dedi Alisa ve kitaplarından gözlerini ayırmadı. Ege’nin babasının öldüğünü biliyordu fakat Melis anlatmıştı. Babasının kendilerine karşı ne kadar ilgili olduğundan hep bahsetmişti. Kendi aile ilişkilerine bakınca yanlarına kocaman bir sıfır yazmıştı. Ege’nin sadece parayla hayatlarını karşılaştırması hiç doğru bir hareket değildi. Geceleri huzur içinde uyku bile uyuyamazken kimse adalet dengesinden kendisine bahsetsin istemiyordu. Hayatta ki en büyük değer özgürlüktü. Zihin özgürlüğü… Ege’nin adımları uzaklaşırken bakışlarını kitaplarının üzerinde tutmaya çalıştı ve zihnini sadece derslere adapte etmeyi deniyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE