Acının ete kemiğe bürünmüş hali bendim. Acı bizzat bendim, haksızlık bendim, keder bendim ve hatta kötü kader tam olarak bendim. Ne zaman bir gülsem, iki ağlardım ben. Yine öyle oldu ve yine mutluluk kırıntıları bile bana çok görüldü. Sürünen, acı çeken, geberen bir Sena'yı görmek istiyorlardı. Bunun başka bir açıklaması olamazdı. Onlar beni öldürmeye niyetliydi. Ölürdüm öyle ise. Dakikalarca orada öylece oturup kaldım, belki saat, belki dakika, belki de sadece bir kaç saniye... Ta ki, deli bir cesaret bedenime dolana dek. O deli cesaret beni önce ayağa kaldırıp, daha sonra da mutfağa kadar sürükledi. Üzerimdeki yorgan çoktan geçtiğim yola düşüp kalmıştı. Bu çırılçıplak, bu aciz beden artık kurtulmaya ant içmişti. Parmaklarım birer birer çekmecenin kuluna dolanır ken, oldukça yavaştı

