1.
MARDİN AĞASI ****
Baran ağa, yine zor bir günün ardından konağa dönmüştü. Herkes sofrada Baran ağanın gelmesini bekliyordu. Ne hoş...
Baran ağadan dinleyelim.
Konağın kapısından girdiğimde adamlarımı dışarıda bırakmak sanki bütün günün yorgunluğunu kapının ardında bırakmak gibi geliyor. Hayatta yaptığım en iyi şey sabahtan akşama kadar emirler yağdırmak, koca şirkette imzalarla boğuşmak, nefes alamıyorum artık. Emeklilik yaşım gelse de kurtulsam bu eziyetten. Annem gene başlayacak “şu ilçede şu ağanın kızı var yarın konuşmaya gideceğim, onayın varmıdır?”
Ah anne istemiyorum bir gelin dediysem de “sen ne anlarsın? Kıyacaksın nikahı, yapacaksın düğünü, getireceksin konağımın baş köşesine, sabah gideceksin akşam geleceksin, bir de kucağıma bir torun verdimi tamamdır daha da bir şey istemem senden Boran ağa.” diyecek. Lafı sözü bitmeyecek. Nedir anamın bu torun aşkı böyle.
Yemek odasına gittiğimde sofraya servis yapılıyor herkes enim oturup ilk lokmayı yememi bekliyordu. Bu kanunla büyümüş olmama rağmen hala bana saçma gelenler koleksiyonumdan biriydi bu da.
Afiyet olsun dedim ve yemeğimi yemeye başladım. Tabi benimle ailemde başladı.
Yemekten sonra odama doğru yol alırken annem merdivenlerde yakaladı beni “hayırdır ağam nere kaçıyorsun böyle?”
“Senden kaçmak ne mümkün Zarafet hanım ağam?”
Annem hanım ağam kelimesini benden duymaya bayılıyor. Hemen yüzü yumuşadı. Dudağının kenarında bir gülümseme belirdi “konuyu biliyorsun Boran” dedi ve bir akış atıp merdivenden aşağıya yöneldi. Bende odama girdim ve kapıyı kilitleyip kendimi yatağa bıraktım. Ne gündü ama Boran ağa, yine şirketin içinden geçtin.
Kalkıp zorda olsa duşa attım kendimi. Tam duştan çıkığımda kapım tıklandı. Başımın belası erkek kardeşim yine kapıma dayanmıştı. “Ağam müsait misiniz?”
Kapının kilidini açtım. Belimde havlu sarılı görünce “yanlış zaman değil dimi ağam ? teksin?” diyerek pişkin pişkin sırıttı.
“Odama kadın mı atıcam Ayaz ağa? Sende zevzekleştin iyice” dedim. Içeri girip tekli koltuğa attı kendini. “eee bugun şirket nasıldı? Yeni işe aldığın hatunlardan yok mu hiç kafana yatan?”
“Ayaz gece gece annem seni mi görevlendirdi yoksa? Anlaşmış gibi sırayla üzerime geliyorsunuz. O kadar evlilik delisiyseniz sana bulalım birini.” ben öyle söyleyince ışık hızında terk edersin tabi odayı Ayaz Bey. Sırf annem sana sıçramasın sende evlen diye, beni kurban ediyorsun. Yemezler...
Sabah olduğunda alarma ihtiyaç duymamam kadar güzel bir şey yok saat 07:00 dedin mi ayaktayım. Duşumu alır, üzerimi giyer herkesten önce kahvaltıya otururum ki işi gücü olan beni beklemesin masanın başında.
“Günaydın baba” deyip Ökkeş ağanın elini öptükten sonra masa da yerimi aldım. Herkes teker teker sofraya geldiğinde ben çoktan başlamış kahvaltımı bitirmiştim.
Annem ve babamdan her sabah helallik alır öyle çıkarım şirketin yoluna. Biraz eski düzen bir hayatımız var ama ben memnunum.
Şirkete yeni başlayan bayan arkadaşlarla tanışma faslını hızlıca geçtik. Çok çalışanlarla muhatap olan patronlardan değilim sonuçta. Ama içlerinde biri vardı ki. Bir an annem geldi aklıma. Şimdi seni alsam anneme götürsem gelininle tanış desem kırk gün kırk gece düğün yapar, bütün Mardin sokaklarında anonslarla duyururdu evliliğimizi. Adı neydi sahi? O yeşil gözler, o asi bakışlar, bir o kadarda zarif tavırları. Beni kendine çektin güzelim. Onca yıldır ilk defa böyle bir çekim hissettim.
Odamda imza işlerinin sonuna gelirken gün batımı yaklaşmış, mesailer yavaş yavaş bitmeye başlamış, şirkette çok az kişi kalmıştı.
Sekreterimi çağırıp bugün gelen yeni çalışanların dosyalarını istedim. Adı bir türlü aklıma gelmiyordu.
Zümrüt!
İsmi de kendi gibi güzeldi. Dosyasında bekar olduğu yazıyordu. Ah ne hoş. Hem güzel çekici hem bekar.
Dışarıda gök delinmiş gibi yağmur yağıyordu. Arabam kapıya geldiğinde tam hızla binmek üzereyken Zümrüt’ü sırılsıklam olmuş halde durakta gördüm. Şoförüme taksiyle dönmesini arabayı kendim kullanacağımı söyledim. Direksiyona geçtiğimde Zümrüt hala durakta bekliyordu. Durağın önüne geldiğimde camı indirdim “bu saatte otobüs geçmez buradan söylemediler mi sana?” zümrüt şaşkınlıkla üşümüşlüğün verdiği karmaşıklıkla “boran ağam, soramadım herkes gitmişti. Çok yağmur olduğu için şirkete de dönemedim.”
Ah yavru ceylan seni bu güzellikle burada yerler. “Tamam atla hadi ben bırakayım seni” yoksa bu kadar aç kurdun arasında seni hiç eder bu aşağılıklar. Zümrüt düşündü biraz etrafına bakındı, merkezin uzaklığını da hesaba katınca ürkek bir şekilde arabaya bindi. “Teşekkürler Boran ağa.”
“Ne demek zümrüt, seni burada bırakamazdım. Ne tarafa gidiyoruz?”
“Benim evim merkezde buraya yarım saat.”
Ya seni ben görmeseydim nolurdu acaba zümrüt. Buralar aç kurt dolu. “Sana şahsi numaramı vereyim Zümrüt. Bir daha darda kalırsan araman yeterli. Sana birilerini yollarım.”
Ne diyorsun Boran ağa? Şirkette bir çalışana neden bu kadar alaka gösteriyorsun? Bu kız benim aklımı başımdan aldı yahu.
“Üşümüşsün klima açık birazdan ısınırsın”
“teşekkür ederim ağam.”
“İstersen evde üzerini değiştir, yemek yemeye gidelim. Ben çok acıktım da. Bana eşlik eder misin?”
“Boran ağam, bir gören olursa yanlış anlaşılır. Üzgünüm”
“Yok ya boş ver bana bir şey diyemez kimse, hem zaten benim aşk meşk sevgili işim olmaz herkes bunu bilir”
Arabada bir sessizlik oldu. Ulan Boran ne salak herifsin kız zaten ürkek ceylan gibi ne diyorsun öyle.
Eve geldik, Zümrüt üzerini değiştirmek için eve çıktı bende hazır o yokken şu torpidoda yarım kalan viskimden bir iki yudum alayım. Tam viskiyi bardağa kattım evin kapısı açıldı. Ne ara değiştirdin üzerini be güzelim helal olsun vallahi. Bu kadar kısa sürede gelen kız mı olur? Aniden Zümrüt’ü kapıda görünce sek viskiyi kafama diktim. Of boğazımın içine ettim. Bu nasıl bir yangıdır?
Zümrüt arabaya bindiğinde arabadaki şişeyi görünce bir an geri inmeye yeltendi. Kolundan yakaladım “gitmene gerek yok, sadece bir yudum içtim, biraz rahatlamaya ihtiyacım var. Sen alkol kullanmıyor musun?”
“Yok boran ağa ne alkolü bende öyle şeyler olmaz.”
Bunu duymak beni daha da rahatlattı minik ceylan. Şu devirde böyle masum kızlar biraz zor görünür bilinir.
Yemek yemeye her zaman gittiğim mekâna gittik. Orası daha hoş ortam daha sakin kalıyor. Gevşek tipler olmuyor.
Restoranın önüne geldiğimizde durdum. Vale Zümrüt’ün ve benim kapımızı açtı. Zümrüt ilk defa böyle bir hizmet alıyor sanırım. Şaşkın bakışları yok mu...
Ee Zümrüt Hanım, sen Boran ağanın yanındasın tabii kapın açılacak.
“Teşekkür ederim” diyerek bana döndü. Anahtarı valeye verdikten sonra Zümrüt’e yol göstererek bir kibarlık daha yaptım. Vale öylece bakakaldı, tabi alışkın değiller benim yanımda bir hatun görmeye.
Masamıza yerleştikten sonra menüyü elime aldım. Zümrüt bir an duraksadı “ağam bu menüdeki yemekler neredeyse benim bir aylık maaşım, ben çok aç değilim aslında.” dedi. Oda ne demek oluyor sen kiminle berabersin? Demek isterdim ama bu yavru ceylanı ürkütmek istemem.
“Bugün benim misafirimsin, afiyet olsun.” diyebildim. Ulan Baran ağa ne hallerdesin. İyilik yapayım derken bu kızın günahına girme sakın. O çok saf, masum...
Yemeklerimizi söyledikten sonra her zamanki şarabımdan masaya iki servis açtılar. “Ağam ben alkol kullanmıyorum” dedi. “Bu alkol sayılmaz bir kadeh seni etkilemez bile” diye çıkıştım. Aptal ağa koysalardı ya benim adımı. Kız hiç içmemişti ki daha önce.
Yemeklerimizi yerken ben ikinci kadehe geçmiştim bile ama Zümrüt daha bir yudum bile almamıştı. “İçmek istemezsen anlarım. Saygısızlık olarak algılamam Zümrüt, tercihin saygı duyulacak cinsten yani” ne zırvalıyorsun sanırım bugün üçüncü kadehi göremeyeceksin ağa...
“Yok ağam, dediğiniz gibi bir kadehten bir şey olmaz. Size eşlik edeyim müsaadeniz olursa?”
Başımla onayladıktan sonra onun ilk yudumu benim son yudumum gibi oturdu mideme. O yüz ifadesi, suratını ekşitmesi kibarlık uğruna “baya iyiymiş” derken yutkunması, caziben beni nerelere götürüyor yavru ceylan.
Yemeğimiz bitti, tabi kadehi de bitti. “Bir kadeh yeterli Zümrüt ilk defa içiyorsun.” dedim ama içim öyle demiyordu. Sabahlara kadar beraber burada oturup sohbet etmek için tüm mal varlığım onun olabilirdi. Ben tabi istifimi bozmadan ağır bir tavırla “istersen kalkalım, ailen merak eder.” dedim. Ama o gayet rahat bir tavırla “ailemle yaşamıyorum, onlar Antalya’da bir kadeh daha alabilir miyim?” dedi. Sanki bu söylediğinden pişman olurmuşçasına dudağını ısırdı. Tabii” diyerek garsona işaret ettim. Hemen doldurdu. Bardaklarımız boşaldı ama Zümrüt sanki varla yok gibiydi. Ayağa kalktım toparlanırken o hala oturuyordu. “Zümrüt” dedim, gözlerini kısarak bana baktı. “Efendim?”
“Zümrüt kalkalım mı?”
“Evet, pardon. Ben sadece, biraz başım dönüyor.”
Yok artık iki kadeh sadece o kadar da zayıf görünmüyorsun. Ah ağa ah bir yemek yedireyim dedin kızı ne hale soktun. Zümrüt ayağa kalkıp çantasını koluna takarken ilk adımda sendeledi. Hemen kolundan yakalayıp “iyi misin?” diye sordum. Gözleri o kadar derin bakıyordu ki. Acı mı? İstek mi? Arzumu? Ne olduğunu anlayamıyordum. Arabaya kadar eşlik ettim. Kollarımın arasında küçücük kalmıştı. Öyle narindi ki insan dokunmaya kıyamaz. Sen naptın böyle Zümrüt? Koskoca ağayı ne düşüncelere soktun?
Arabayla evinin önüne geldiğimizde Zümrüt kapının koluna uzandı ama bir türlü kapı açılmadı. “Ağam bu kapı bozulmuş.” bir kahkaha attım. Milyonluk arabanın kapısı mı bozulmuş dedi o? “Dur bir dakika” diyerek kapının koluna uzandım. Gerçekten açılmıyor. Kapıyı zorlarken bir anlığına Zümrüt’ün nefesini ensemde hissettim. İçimde bir şeyler oynadı sanki. O saniye dönüp onu doyasıya öpmek istedim. Kendine gel ağa. Böyle gurbette yalnız kalmış kızdan da fayda sağlamazsın herhâlde.