bc

OYUNBOZAN (+21)

book_age18+
722
TAKİP ET
9.6K
OKU
dark
forced
opposites attract
second chance
friends to lovers
badboy
mafia
drama
tragedy
sweet
bxg
serious
city
mythology
office/work place
rejected
musclebear
assistant
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Meyra’nın gözünden bir damla yaş süzüldü. Yaman eliyle temizledi gözyaşını. Kulağına eğildi.“Seni zevkten ağlatmamı ister misin?”Meyra’dan yine bir yanıt yoktu. Yaman sabırsız bir ses tonuyla konuştu. “Benimle birlikte olmak için bir düzine kadın sıraya giriyor. Bu kadar korkman niye oyunbozan.”Derin bir nefes aldı geriye çeklidi.“Hadi ama oyunbozan bu hiç eğlenceli değil. Eminim bir fiyatın vardır. Seni becermem için ki sana on katını verdim bence.”Meyra masada oturur pozisyona geldi. Bu sözlerinin üzerine iğrenir gibi baktı Yaman’a dişlerini sıkarak konuştu.“ Ben o bir düzine kızın arasında yokum demek ki.”

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Bölüm 1: Kıbrıs
Kıbrıs geceleri başka kokardı. Denizden gelen tuz, sokak aralarına karışan sigara dumanına, bir de sıcak asfaltın terlettiği toz kokusuna karışırdı. Dar taş sokaklarda yürüyen her adım yankı yapar, geceyi biraz daha ağırlaştırırdı. Meyra Kıraç, bu kentin karanlığına çoktan alışmıştı. Beline kadar uzanan siyah saçlarını her zaman topuz yapar, kırmızı rujunu sürer ve adını unuturdu. Burada herkes onu “Oyunbozan” olarak bilirdi. Gerçek ismini bilen neredeyse yoktu. Bu isim, masa başında her eli kontrol eden, hiçbir duygusunu belli etmeyen soğuk bir kadına yakışıyordu. İki senedir aynı yerde, aynı masada çalışıyordu — yeraltının en ünlü kumarhanelerinden biri olan The Black Room’da. Buranın sahibi olarak bilinen Egemen Çavuş, kırklı yaşlarının sonlarında, düzgün giyinen ama bakışları hep tehlike kokan bir adamdı. Genellikle her şeyle ilgilenir, çalışanlarına fazla yaklaşmazdı. Meyra da onu sadece gerektiği kadar tanıyordu. Kumarhanede ondan başka bir “ortak” olduğunu duymamıştı bile. Her gece aynı saatte, aynı soğukkanlılıkla işe gelir; kartları karıştırırken düşüncelerini bastırırdı. Ama o gece, tanıdık bir heyecan vardı içindeydi. Çünkü o gelmişti. Salih Bey. Kırklı yaşlarının ortasında, gri takım elbisesiyle her zaman sanki önemli bir toplantıya yetişiyormuş gibi duran bir adamdı. Ne gülümserdi, ne de fazla konuşurdu. Ama geldiğinde herkes onun masasına dikkat ederdi. Haftada bir, bazen ayda iki kez görünür; masadan her seferinde en az beş yüz bin lira kazançla ayrılırdı. Kimse bunun tesadüf olmadığını bilmezdi. Oyunbozan’ın zarif elleri, kartları dağıtırken kaderi yeniden yazardı. Salih Bey’e göz ucuyla bir işaret verir, ardından kartları öyle bir dağıtırdı ki, kimse farkına bile varmazdı. Bu hile öyle profesyoneldi ki, kameralar bile yakalayamazdı. Salih her kazandığında, Meyra’ya yüzde yirmilik payını gizlice ulaştırırdı. Bu tehlikeli anlaşmanın sınırları nettir: Ne isim, ne geçmiş, ne merak. Sadece para. Sadece oyun. Meyra, bunun bir gün başına bela açacağını biliyordu ama kardeşinin tedavi masrafları gün geçtikçe büyüyordu. Ankara’daki hastane her ay yeni bir ödeme talep ediyordu ve Ela’nın nefesi, zamana karşı yarışıyordu. Bu gece yine Salih masadaydı. Oyunbozan, kırmızı ruju tazelerken aynada kendi yansımasına baktı. Gözlerinin içindeki yorgunluğu saklamak artık zordu. Ama sahne başlamak üzereydi, rolünü oynamak zorundaydı. Kumarhanenin ağır kapısından içeri girerken, neon ışıklar yüzünü aydınlattı. Herkesin gözü, her zamanki gibi onun üzerindeydi. Soğuk, zarif, ulaşılmaz bir kadın… Ama kimse onun oyunları kimin için bozduğunu bilmiyordu. O gece hava her zamankinden daha ağırdı. Kıbrıs’ın nemli geceleri insanın tenine değil, ruhuna yapışırdı. Kumarhaneye inen merdivenlerden her adımda alt katın uğultusu daha da belirginleşiyordu. Kahkahalar, müziğin altına gizlenen küfürler, paranın metal kokusu… Hepsi aynı batakta buluşuyordu. Meyra, o dünyaya ait olmadığını biliyordu ama orada nefes almak zorundaydı. Çünkü her nefesin bir bedeli vardı. Kart masasının başına geçtiğinde her şey yerli yerindeydi. Masanın üzerinde dizili fişler, düzgün hizalanmış iskambil destesinin kenarları… Bu sessizlik, onun kontrol alanıydı. Meyra kontrolü severdi — çünkü hayatı boyunca hiçbir şeyi kontrol edememişti. Anne ve babası bir gecede gitmişti, yetimhane kapısında Ela’nın elini tutarken verdiği tek söz “bir daha ayrılmayacağız” olmuştu. Ve o sözü tutmak için, şimdi burada, bu karanlığın tam ortasındaydı. Saat gece yarısını vurduğunda salonun kapısı açıldı. Salih Bey’in adımlarını uzaktan bile tanırdı. Ayakkabılarının sesinde bile bir kibir vardı — sanki bu dünyanın kurallarını kendi yazıyordu. Gri takım elbisesi, parmaklarındaki altın yüzükler ve o sakin bakış… Masaya yaklaştığında kimse konuşmadı. Meyra sadece başıyla selam verdi, o da küçük bir tebessümle karşılık verdi. Masaya oturduğunda salonun uğultusu biraz daha bastırıldı. Diğer müşterilerden biri fısıldadı: “Yine geldi mi o?” Bir başkası omzunu silkti: “Geldi ama yanında şeytanı da getirir.” Kimse “şeytanın” Meyra olduğunu bilmezdi. O, gözlerinin içinde soğuk bir parıltıyla kartları karıştırırken, Salih ona belli belirsiz bir bakış attı. Bu bakış, bir anlaşmanın sessiz onayıydı. Meyra zarif bir hareketle kartları dağıttı. Elinde zarlar değil kader vardı sanki. Salih, elini yavaşça masaya koydu, tırnaklarının altında sinirle bastırılmış sabır vardı. Her hamlesinde kaybediyor gibi görünür ama sonunda hep kazanan o olurdu. Meyra ise soğuk bir yüz ifadesiyle kartlarını toplarken içinden geçen tek cümle şuydu: “Bugün bir hata yaparsam, beni kimse bulamaz.” Oyun ilerledikçe ortamın gerilimi arttı. Salonun köşesinde duran güvenlik kameraları her hareketi izliyordu. Ama Meyra’nın elleri hiçbir zaman şaşmazdı. Kartı verirken bir parmağının açısını, nefesinin ritmini bile hesap ederdi. Bir ara Salih masaya hafifçe eğildi. Kısık bir sesle, dudaklarını bile oynatmadan konuştu: “Bu el önemli. Gözünü dört aç.” Meyra karşılık vermedi. Sadece başını hafifçe eğdi. Dakikalar sonra masada taşlar yer değiştirdi. Diğer oyuncuların yüzünde öfke ve şaşkınlık karışımı bir ifade belirdi. Salih yine kazanmıştı. Üstelik büyük oynamış, büyük almıştı. Salonun bir köşesindeki Egemen Çavuş’un dikkatini bir an masaya çevirdiği fark edildi. Kahvesini yudumlarken, gözleri kısa bir süreliğine Meyra’nın ellerinde gezindi. Ama hiçbir şey söylemedi. Yalnızca bir sigara yakıp başka yöne döndü. Meyra içinden derin bir nefes aldı. Görünürde kazanan Salih’ti. Ama gerçekte o gece de kazandıkları biraz yaşam süresiydi — Ela için, onun birkaç nefes daha alabilmesi için. Oyun bittiğinde Salih, masadan kalkarken cebinden bir kâğıt parçası bıraktı. Küçük, zarfsız bir not. Meyra onu kartları toplarken fark etti. Eliyle hızlıca alıp avucuna sıkıştırdı. Kâğıtta yalnızca bir rakam yazıyordu. “%20 – Yarın.” Ertesi sabah güneş Kıbrıs’ın dar sokaklarına usul usul düşerken, Meyra hâlâ gece boyunca omzunda hissettiği ağırlığı taşımaya çalışıyordu. Ela’nın gece yarısı gelen bir mesajı, başını daha da kamburlaştırmıştı: tedaviyle ilgili yeni bir ödeme emri, yeni bir rapor. Her satır, parasal bir nefes kesiyordu. Kumarhaneye girdiğinde, hava öğleden sonranın sakinliğinden farklıydı — yeraltı denilen dünyanın işleyişi gündüz bile dinmiyordu. Arka kapıdan içeri alındı; koridorun loşluğunda iki adam bekliyordu. Biri kısık, sert bir gülüşe sahip; diğeri ise yüzü sömürge gibi sert hatlıydı. Ellerinde zarf vardı. “Para burada,” dedi kısa olanı, zarfı Meyra’ya doğru sallayarak. “Salih Bey gönderdi. Yüzde yirmi, her zamanki gibi.” Meyra zarfa bakmadan kabul etti; paranın kokusu yoktu, ama içindeki yükün ağırlığını hissediyordu. Bir an için rahatladı; birkaç gün daha Ankara’nın hesaplarına yetişebilecekti belki. Ama adamın sesi hemen devam etti, tonunu değiştirerek: “Bu gece de gelecekmiş. Önemli konukları var. Bizim için ‘önemli’ dediği zaman kimseyle şaka olmaz. Aralarında Yaman Çakır da varmış.” Meyra’nın elinde parça bir titreme geçse de yüzünü toplayıp baktı: “Bu gece yok. Üst üste iki gece… fazla riskli. Ben… yapamam.” Kısık gülüşlü adam gözünü kırpmadan yaklaştı. “Eğer yapamazsan, defterin kapatırız.” Meyra sanki sözün anlamını biliyormuş gibi soğuk bir kahkaha tutturdu. “Zaten olurda ortaya çıkarsa defterim kapanır. Riskli. Bu gece olmaz.” Sesim net ve kararlı çıkmıştı. Sert hatlı olan adamın yüzünde ani bir değişim oldu; gülüşü dondu, bakışı Meyra’nın çenesine kilitlendi. Bir iki adım atarak yanaştı, eliyle Meyra’nın yüzünü kavradı — parmakları nazik değildi, dokunuşunda tehdit vardı. Meyra gözlerini kısarak geriledi ama hemen dikildi, Ela’nın yüzünü hayal etti; o an geri adım atmak için bir lüksü olmadığını biliyordu. “Dinle kızım,” dedi adam, tırnaklarının ucuyla Meyra’nın cildini hafifçe sıkarak. “Salih Bey bu gece kazanmak zorunda. Masalar dolu, paralar temiz. Sen de o masada olacaksın. Yaman Çakır kişisel bir misafir. Eğer ‘Oyunbozan’ ortaya çıkarsa, defterini kapatırız. Anlaştık mı?” Meyra’nın yüzü dondu; o “defterin kapatılması” ifadesinin ne kadar geri dönülmez olduğunu düşündü. Bir an için içindeki öfke kabardı — yetimhanenin kapısından çıkarken verdiği sözü, Ela’ya olan borcunu hatırladı — fakat bir öfkesini gösterirse, Salih’in adamları hemen kullanacaklardı. “Ben… tanımam Yaman’ı,” diye fısıldadı Meyra. “Hiçbirini tanımam. Ama sana yetmezse… bunu söylemek zorundayım: Bu gece olmaz.” Adam yüzünü buruşturup bir an daha sırıttı, sonra daha sert bir nüansla konuştu: “O zaman biz senin işini bitiririz. Yada sen bizim için oyunu kazandırır ve yüzde kırk pay alırsın bu gece için. Seçim senin.” Parmağını hafifçe Meyra’nın yanağına değdirip itti; eylem hem küçüktü hem yükü büyüktü. Meyra bir adım geri düştü; avuçlarını sıkıp notepadini cebine bastırdı. Gözleri karardı, içindeki kaygı bir odun gibi alevlendi. “Bu gece olmaz,” dedi yine, kelimeleri bu sefer titremiyordu. Adamların yüzünde kararsız bir an belirdi; sonra biri omzunu silkerek uzaklaştı, diğeri ise sert bir bakışla arkasından çıktı. Kapı kapandıktan sonra bir süre yalnız kaldı; koridorun sessizliği, kalbinin ritmi kadar yüksek geldi. Meyra, zarfı elinde sıkarak kart masasının ardındaki sandalyeye oturdu. İçinde bir fırtına vardı: hem korku, hem öfke, hem de direnç. Ela’nın küçük fotoğrafını cüzdanından çıkardı, gözlerinin içine baktı. Kardeşinin solgun yüzü, onun için bir ip oldu — tutunması gereken, vazgeçemeyeceği ip. “Eğer bu gece gidersem,” diye mırıldandı kendi kendine, “oyunu ben bozacağım. Ama kim kazanacak, kim kaybedecek — onu zaman gösterecek.” Kapıdaki gölgeler uzarken, Meyra rujunu tazeledi; yüzüne soğuk bir maske yerleştirdi ve akşamın yaklaşan ağırlığına hazırlandığı bir plan yapmaya başladı.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

AŞKLA BERDEL

read
93.1K
bc

ÖTEKİNİ SEVMEK

read
1K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
90.3K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
557.4K
bc

MENZİL 🧭🧭🧭

read
4.1K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
49.0K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
58.8K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook