bc

KİME AİTSİN?

book_age18+
7
TAKİP ET
1K
OKU
dark
family
age gap
opposites attract
friends to lovers
stepfather
mafia
gangster
heir/heiress
tragedy
city
mythology
enimies to lovers
friends with benefits
surrender
addiction
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

📖 KİME AİTSİN?🔥 Kitap ÖzetiSonya Karaca, hayatı boyunca sıradan bir hayatın içinde büyüdüğünü sandı—küçük bir ev, güçlü bir anne ve kendi ayakları üzerinde duran bir genç kız olarak.Ama bazı hayatlar… göründüğü gibi değildir.Bir gece, sokakta karşısına çıkan yabancı bir adam her şeyi değiştirir.Arden Bozkurt.Onun söylediği tek bir şey, Sonya’nın bildiği tüm gerçekleri parçalamaya yeter:“Sen sandığın kişi değilsin.”Bu sözle başlayan gece, Sonya’yı geri dönüşü olmayan bir dünyanın içine çeker.Aşiretler, saklanan soylar, yıllardır örtülmüş sırlar…ve onun doğduğu günden beri gizlenen bir gerçek:Sonya Karaca, aslında hiç var olmamış bir isimdir.Onu bulmak isteyenler vardır.Onu korumak isteyenler vardır.Ama hepsinin ortak bir amacı vardır:Onu sahiplenmek.Arden, onu korumaya çalışan tek kişidir…ama onun yöntemleri de en az düşmanları kadar karanlıktır.Sonya ise tek bir şeye tutunur:“Ben kimseye ait değilim.”Ama bu dünyada bazı gerçekler vardır ki,ne kadar kaçarsan kaç…seni bulur.Ve bazı sorular vardır ki,cevabı hayatını değiştirir:Kime aitsin?

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
BÖLÜM 1 — ADINI SÖYLEYEN GECE
📖 KİME AİTSİN? BÖLÜM 1 — ADINI SÖYLEYEN GECE Gece, İstanbul’un üstüne sessizce çökmüyordu; aksine, ağır ağır, sanki şehrin omuzlarına yüklenen görünmez bir ağırlık gibi iniyordu ve Sonya o ağırlığın altında yürürken, bunun sıradan bir akşam olmadığını, havanın bile bir şey sakladığını, sokak lambalarının ışığının gereğinden fazla titrediğini, rüzgârın bile uğultusunda bir uyarı taşıdığını fark edecek kadar dikkatliydi, çünkü hayatı boyunca öğrendiği en önemli şeylerden biri şuydu: Sessizlik, hiçbir zaman gerçekten sessiz değildir. Adımlarını hızlandırmadı. Koşmadı. Başını çevirip arkasına da bakmadı. Ama hissediyordu. Birinin onu izlediğini. Bu his, bir bakış gibi değildi; daha çok, omurgasının tam ortasına yerleşen, oradan yukarı doğru tırmanan, ensesine kadar ulaşan ve orada sabit kalan bir varlık gibiydi, sanki görünmeyen bir el, onu durdurmadan, ona dokunmadan, sadece varlığıyla sınırlarını test ediyordu. Sonya durdu. Birden değil. Yavaşça. Sanki bu duruş bir tepki değil, bir karar gibi. Ve sonra başını hafifçe sağa eğdi, saçları omzunun üzerinden kayarken gözleri karanlığın içine baktı ama birini arar gibi değil, birine meydan okur gibi. “Çık,” dedi, sesi ne yüksek ne de alçaktı, ama düz, net ve alışılmadık derecede sakindi, “saklanmayı bırak.” Bir an hiçbir şey olmadı. Sokak hâlâ boştu. Rüzgâr hâlâ esiyordu. Ama sonra… Adımlar duyuldu. Yavaş. Ağır. Kontrollü. Sonya gözlerini kısmadı. Geri çekilmedi. Kaçmadı. Çünkü korku, onun için hiçbir zaman kaçmak demek olmamıştı; korku, sadece daha dikkatli olmak demekti. Adam karanlıktan çıktı. Uzun boylu. Omuzları geniş. Yüzü gölgelerin içinden tam olarak seçilmese de, bakışlarının nerede olduğunu anlamak zor değildi, çünkü o bakışlar saklanmıyordu, aksine doğrudan Sonya’nın üzerine yerleşiyor, onu ölçüyor, tartıyor ve bir sonuca varıyordu. Sonya konuşmadı. Adam da konuşmadı. Ama aralarındaki mesafe… mesafe değildi. Gerilimdi. Sonunda adam durdu. Tam onun karşısında. Ama dokunacak kadar yakın değil. Ve işte o an, Sonya ilk kez fark etti: Bu adam, mesafeyi tesadüfen bırakmamıştı. Bu… bilinçliydi. “Adını biliyorum,” dedi adam, sesi derin ve kontrol altındaydı, sanki her kelimeyi seçerek söylüyordu, “ama senin ağzından duymak istiyorum.” Sonya’nın kaşları hafifçe kalktı. Bu bir soru değildi. Bu bir emir de değildi. Bu… Bir testti. “Bilmiyorsun,” dedi Sonya, sesi yumuşak ama keskin, “çünkü bilseydin, böyle konuşmazdın.” Adamın dudakları belli belirsiz kıpırdadı. Bir gülümseme değildi. Ama gülümsemeye yaklaşan bir şeydi. “Öyle mi?” dedi, bir adım attı, ama hâlâ aradaki mesafeyi ihlal etmeden, “o zaman düzelt beni.” Sonya başını biraz kaldırdı. Gözlerini ondan ayırmadan. “Sonya,” dedi, ama bu bir tanıtım gibi değildi, daha çok bir sınır çizmek gibiydi, “ve bu isim sana yeter.” Adam bir an sustu. Sonya onun bakışlarının değiştiğini hissetti. Sanki bir şey… yerine oturmuştu. “Hayır,” dedi adam, bu sefer sesi biraz daha alçaktı, ama daha ağır, daha tehlikeli, “bu isim bana yetmez.” Sonya’nın dudakları hafifçe aralandı ama bir şey söylemedi. Adam devam etti: “Çünkü senin sadece bir ismin yok,” dedi, gözleri artık doğrudan onun gözlerinin içine kilitlenmişti, “senin bir soyadın var.” Ve o an… Zaman durmadı. Ama yavaşladı. Sonya’nın kalbi hızlanmadı. Ama ritmi değişti. “Yanlış kişiyi buldun,” dedi Sonya, kelimeleri tek tek seçerek, sanki yanlış bir ton her şeyi bozacakmış gibi dikkatli, “benim sakladığım bir şey yok.” Adam başını hafifçe eğdi. “Sen saklamıyorsun,” dedi, “sana saklatılmış.” Bu cümle… Bir cümle değildi. Bir kapıydı. Ve Sonya o kapının açıldığını hissetti. Ama içeri girmedi. Henüz değil. “Kim olduğunu bilmiyorum,” dedi, sesi bu sefer biraz daha sertti, “ama beni takip etmen bir hata.” Adamın bakışları değişmedi. Ama içindeki şey… Değişti. “Ben hata yapmam,” dedi, sakin, neredeyse fısıltı gibi ama ağırlığı olan bir tonla, “özellikle de senin gibi biri söz konusuysa.” Sonya’nın sabrı taşmadı. Ama gerildi. “Benim gibi biri?” dedi, bir adım attı, ilk kez mesafeyi o bozdu, “ne demek o?” Adam da bir adım attı. Mesafe artık daha azdı. Ama hâlâ… dokunmuyorlardı. “Sen,” dedi adam, yavaşça, sanki her kelimeyi yerleştiriyordu, “kime ait olduğunu bilmeyen birisin.” Ve işte o an… Sonya güldü. Ama bu gerçek bir gülüş değildi. Bu… inkârın sesiydi. “Yanlışsın,” dedi, gözlerini kısmadan, “ben kimseye ait değilim.” Adamın cevabı gecikmedi. “Henüz değilsin.” Sessizlik. Ama bu sefer sessizlik boş değildi. Bu… bekleyen bir şeydi. Sonya bir an durdu. Sonra başını eğdi. Ve tekrar kaldırdı. “Bu konuşma burada bitti,” dedi, sakin ama kesin, “bir daha beni takip edersen—” “Ne yaparsın?” diye kesti adam. Sesinde merak yoktu. Sadece… bilmek isteyen bir sabır vardı. Sonya bir adım daha yaklaştı. Artık aralarında sadece bir nefeslik mesafe vardı. “Pişman olursun,” dedi, gözleri onun gözlerinin içine sabitlenmiş halde. Adam eğildi. Çok az. Ama yeterince. Sesini sadece onun duyabileceği kadar alçalttı. “Ben pişman olmam,” dedi, “ama insanlar… bana ait olduklarını geç fark eder.” Sonya geri çekilmedi. Ama kalbi… ilk kez tereddüt etti. Ve o an, fark etmeden, istemeden, kabul etmeden bir şey oldu: Bu adam… sadece onu izlemiyordu. Onu tanıyordu. Ve bu… Sonya’nın hayatında ilk kez korkuya benzeyen bir şey hissetmesine neden oldu. Ama korkmadı. Çünkü korku, onun için hâlâ aynı şeydi: 👉 Asla geri adım atmamak. “Adını söyle,” dedi Sonya, bu sefer o sordu. Adam düzeldi. Gözleri hâlâ onun üzerindeydi. “Arden,” dedi. Kısa. Net. Ama ağır. “Arden Bozkurt.” Ve sonra ekledi: “Ve seni bulmak için çok uzun zamandır bekliyordum, Sonya Karaca.” O an… Bir şey kırıldı. Ama ses çıkarmadı. Çünkü bazı gerçekler… sessiz gelir. Ve hayatı paramparça eder.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Unscentable

read
2.0M
bc

He's an Alpha: She doesn't Care

read
825.7K
bc

Claimed by the Biker Giant

read
2.1M
bc

Holiday Hockey Tale: The Icebreaker's Impasse

read
1.0M
bc

A Warrior's Second Chance

read
383.1K
bc

Not just, the Beta

read
360.9K
bc

The Broken Wolf

read
1.2M

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook