...

777 Kelimeler
Nasıl bir duruma düşmüştüm bilmiyordum. Doğum başlamıştı. Aleck yoktu, yardım edebilecek şifacıda. Onlara birşey olacak korkusu...bebeklerimi kaybetmekten ölesiye korkuyordum.  "sandra doğum yapıyor. Eğer yardım etmezsek ölecek." luna nın ifadesiz suratı kaybolmuş endişeliydi ve bu beni dahada korkutuyordu.  "umrumda bile değil" diyen sandra umursamazsa tırnaklarıyla oynuyordu. Ben ise artık acıdan ölebilirdim. "tabi ölmesi de işime gelmeyecek. Ahh.. Prenses neyse bir işe yara kardeşim doğurt onu" luna aceleyle birşeyler arıyordu. Elindeki çarşafla koşarak önüme diz çökmüştü.  "tamam prenses şimdi. Benden başka çaren yok. Derin nefes al."derken sesi heyecanlıydı.  "lanet olsun luna sana. Seni kendi ellerimle öldüreceğim cadı bunu asla unutma" dediğimde Sandra nın kahkahası magarayı inletiyordu. Arkasını dönerek umursamazca gitmişti bile. Ben iyi acıyla üzerinde uzandığım magara zeminindeki kumu tırnaklıyordum.  "neden yaptın. Sana hiç birşey yapmadım." luna ilk kez üzgün bakışlarını kaçırıyordu gözlerimden.  "mecburum... Kızım..." kızım mı demişti o.  "kızın mı?" "evet. Eşimi ihanetle suçladı ve idam ettirdi. Kızım mari onun elinde mecburdum" pişmandı.  "lütfen yardım et. Onlara birşey olmasın." tüm bedenim terden sırılsıklamdı. Bu acının tarifi yoktu. "bebeklerden biri çıkmak üzere Keily ıkın hadii!!" tüm gücümle ıkındığımda bebeğim doğmuş ağlıyordu. Onu yavaşça çarşafın üzerine bırakmış yeniden bana dönmüştü.  "tanrım bir erkek. Şimdi yeniden prenses hadi" son gücümle yeniden ıkındığımda acım anında geçmişti. "kız..." kızım ve oğlum. Luna onları silip bana uzattığında hayatımda gördüğüm en güzel şeylerdi. İçinde olduğum duruma ragmen gülüyordum.  "demek doğdu prens ve prenses" o lanet cadının sesini yeniden duyduğumda bebeklerimi daha sıkı tutuyordum. "sandra onlar daha bebek annelerinden alamazsın." diyen luna önüme geçmişti. "ahh luna mari yi unuttun galiba ölümünü görmek istemezsin değil mi" dediğinde luna donmuştu. Sandra onu iterek yanındaki asi cadıyla bebekleri zorla koparmıştı benden. Çığlıklarım mağarayı inletirken çaresizdim büyü yapamıyordum.tek isteğim Aleck in biran evvel beni bulmasıydı.  "Aleck. Lütfen Sandra !!!" acıyla haykırırken o lanet cadı çoktan gitmişti.  Keily nin çığlıkları mağarayı inletirken Luna onun kendine daha fazla zarar vermemesi için tutmaya çabalıyordu. Keily kendini kaybetmiş durmadan ağlıyor bebeklerini sayıklıyordu. Vücudu doğumdan dolayı güçsüzdü. Bulundukları mağara tüm sihirini baskılıyor. Sandra bu yüzden onu buraya getirmişti.  "lütfen sakin ol. Bir yolunu bulacağız. Keily kendine gel!!" sürekli bebeklerini sayıklayan prenses Luna nın dediği hiç bir kelimeyi duymuyor olduğu yerde sallanıyordu bilinçsizce. Kendini kaybedecek kadar büyük bir acı çekiyordu. İşte o anda magaranın insanı boğan sessizliği son bulmuştu.  "ondan uzak dur!!!!" sonunda gelmişti. Ama artık çok geçti.  Aleck tüm öfkesiyle Keily nin bir kaç adım ötesinde Kral Tristan ile birlikte belirdiğinde herşey için çok geçti ve saatler geçmişti. Aleck yerde bilinçsizce acı çeken Keily gördüğünde tüm öfkesiyle luna yı boğazından yakalamış ve duvara yapıştırmıştı. Kral Tristan ise acılar içindeki kızını kendine getirmek için çabalıyordu. "bebeğim kendine gel ben geldim baban burda nefes al Keily" kral Tristan ilk kez korkuyordu. Değerlisi gözlerinin önünde bilinçsizce mırıldanıyordu.  "ona ne oldu? Bebekler nerede hain!! seni parça parça edeceğim. Ölüm için yalvaracaksın" derken Luna zorlukla nefes alıyor bilinci gidip geliyordu. " Aleck.... " kurt kral duyduğu ses ile elini gevşettiğinde Luna rahat bir nefes alabilmişti ve ardı arkasına öksürüyordu. "keily, sevgilim. Affet beni..."Aleck Keily nin acısıyla kalbinin parçalandığını hissediyordu.  "aleck lütfen kızımı ve oğlu mu bul. Sandra onları götürdü." derken hıçkırarak Aleck in kolları arasına yığılmıştı. Öfkeyle yeniden luna nın yanına gittiğinde genç kadını saçlarından tutmuş sürüklüyordu. Luna acı ile inlerken Keily yeni yeni luna nın çığlıklarını duyuyordu.  " Aleck bırak lütfen. Luna olmasa bebeklerim ölecekti . Beni korudu." Aleck Luna nın saçlarını bıraktığında genç kadın sürünerek magaranın duvarına sinmiş titriyordu.  "sandra nerede nasıl bir cesaret torunlarımı alabiliyor. Ölümü haketti hiç bir elf ona acımayacak" derken kral Tristan tüm asi cadılara savaş ilan etmişti.  Aleck ise aynı anda hem mutluydu hem üzgün. İki saglıklı varisi vardı. Kızı ve oğlu. Asırlardır özlemini duyduğu ailesi. Sevdiği kadın evlatlarının acısıyla perişanken mutluluğu gölgelenmişti. Onu üzen her bir cadıyı öfkesiyle yakıp yıkacağına yemin ediyordu.  "söz veriyorum. Onları yeniden kollarına vereceğim kraliçem. Onları alan her bir canlıyı öfkemle öyle bir yakacağım ki tüm evrenler bunu duyacak bilecek. Söz veriyorum" diyerek Keily i kucaklayıp portala girdiğinde Keily tamamen bilincini kaybetmişti.  "bayıldı tristan. Sende bizle geliyorsun kadın" luna korkuyla arkalarından ilerliyordu. Çünkü onunda kızına kavuşmasının tek yolu onlardı.  "sen kimsin kadın?" kral Tristan onu gördüğü andan beri bir yerden tanıdığını hissediyordu.  "adım luna Storm. Lord mark storm un eşiyim. Eşiydim." derken luna gözyaşlarını serbest bırakmıştı.  "sen Lorenvay cadılarının ladysisin." dediğinde Tristan, o sadece başıyla onaylamıştı.  "üzgünüm Kral Tristan böyle olsun istemedim. Sandra eşimi öldürdü klanımı esir aldı ve kızım onların elinde" dediğinde olduğu yere çökmüştü. Aleck genç leydinin dediğini duydugunda azda olsa pişman olmuştu.  "o nereye gitti" tristan birşeyler öğrenmenin çabasındaydı.  "Karanlık şato... Onlar aralarında konuşurken duydum. Orada saklanıyolarmış asilerle birlikte. Kızım orda olabilir... Ve.. Bebeklerde" Kral tristan derin bir nefes aldı. Oraya genç bir prensken gitmişti en son ve orası çok tehlikeliydi. Cehennemin yeryüzüne açılan kapısıydı. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE