Acı

1861 Kelimeler
Marcus odanın içerisinde dört dönüyor ve abisinin ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordu. Az önce sergilediği gösteriden başka birşey değildi. Aleck bu kadar hain olamazdı. Mühürlüyken başka bir dişiye bakması imkansızken az önce Sandra cadısını öpmüştü hemde eşinin gözleri önünde. Keily ye ne kadar kızgın olursa olsun prensesin kalbinin temizliğini ve yaptıklarının nedenini çok iyi biliyordu. Aleck in yaptıkları, kini ve acımazlığı prensesi kaçmasına neden olmuştu. Keily isteseydi belkide yıllarca onu bulamayacaktı abisi ama o sadece halkını ve ailesini düşünerek geri dönebilecek kadar asil bir kalbe sahipti. Ama az önce odasına doğru merdivenlere yöneldiğinde gözünden süzülen bir damla yaş çektiği acıyı ne kadar saklamak isterse istesin Marcusun görmesini engelleyememişti ve o yüzden kesinlikle Aleck e çok öfkeliydi.  "az önce ki gösterin mükemmeldi Aleck. Onu bir daha kaybettin." Aleck kardeşinin sözleriyle yaptığı hatanı büyüklüğüni yeni yeni anlıyordu. Eşine ihanet etmişti. Bir anlık öfkeyle. Keily, sandra yı gördüğünde hissettiği kıskançlık bir anda Aleck e çarptığında sadece bir an onun kadar acı çekmesini istemişti. Ama şuan pişmanlıktan ölüyordu. Hele ki Keily nin kokusu hala üzerindeyken cadının dokunuşları iğrendiriciydi.  " ona boş yere acı çektiriyorsun." marcus hala öfkeyle konuşurken Aleck olduğu yere çökmüş başını kolları arasına gömmüştü. Tüm bedeni Keily nin hissettiği acıyla ürperirken ona koşmamak için direniyordu.  "ya bana çektirdiği acı kardeşim" Aleck hala sinirliydi.  "onu kaybedeceksin artık sakinleş ve düşün" diyerek odadan çıkmıştı marcus.  Marcus haklıydı yavaş yavaş Keily kaybediyordu onu uzun zaman sonra bulmuştu ve asla kaybetmeyecekti. Bunun olmasına izin veremezdi.  Marcus merdivenlerden çıktığında eşi lisa kraliçenin odasından henüz çıkıyordu.  "sevgilim o iyi mi?" lisa marcusa sessiz olması için işaret ederken onunla birlikte oradan uzaklaşmıştı.  "henüz uyudu. Sakinleşmesi lazım. Kral ona bunu neden yapıyor sevgilim. Keily acı çekiyor" marcus eşine sarılıp ona sahip olduğu için yeniden şükrediyordu.  "bilmiyorum umarım Keily daha fazla üzülmez" diyerek herşeyin düzelmesini umuyordu.  Keily ise odasında henüz uyanmıştı. Sadece bir kaç dakika uyumuş içinde kopan fırtınadan dolayı uyuyamıyordu. Gökyüzü yeni yeni kızıla boyanırken saatlerdir odada olduğunun farkına yeni yeni varmıştı. Hizmetlilerin getirdiği yemeğe dokunmamıştı bile. İstediği sadece düşünmekti. Ne aleck nede burası umrunda bile değildi.  "demek hala burdasın ne acı" Keily odasındaki davetsiz misafiri gördüğünde yeniden öfkesi benliğini ele geçiriyordu.  "hemen defol burdan!!" sandranın iğrenç kahkahası odayı doldururken Keily sakin kalmaya çabalıyordu.  "hadi ama sana demiştim o benim. Bacaklarımın arasındayken bir daha asla hatırlanmayacaksın" derken hala kahkaha atıyordu. Keily nin ise bu sözler sabrını taşıran son damlalar olmuştu.  Ellerinden yükselen mavi kıvılcımlar...  Sandra acı bir çığlıkla taş duvara çarptığında kaburgalarının kırıldığına emindi. Karşı koymaya çalışıyor, bağırıyor ama nafile bir çaba gösteriyordu.  Tahta kapı büyük bir şiddetle yumruklanırken o sadece sandrayı duyuyordu.  Aleck, Keily nin odasındaki sesi ve gücü hissettiğinde korkuyla eşine koşmuştu.  "keily aç kapıyı!" kral Aleck gelmişti metresi için... Zihninde beliren bu düşünceler gücüne güç katıyor Sandranın çığlıklarını arttırıyordu. Ve o an kendine geldiğinde az önce onu öldürebilceğini anladığında olduğu yere çökmüştü.  "keily neler oldu burda" aleck keily e birşey olacak korkusuyla odaya girdiğinde Sandra acı içinde kıvranıyordu. Keily ise ellerinden yükselen mavi kıvılcımlara bakıyordu.  "bunun olmaması için direndim. Ellerimin ölüm getirmemesi için ailemden uzaklaştım." derken Keily tüm öfkesini kusuyordu.  " herşeyin sebebi sensin Kral Aleck senden nefret ediyorum!!" işte o an gerçekten görünmez bir hançer Kurt Kralın kalbine saplanmıştı. İlk kez onu böyle çaresiz ve ağlarken görüyordu.  " bırak dokunma bana ben yıllarca bundan kaçtım ya şimdi..." keily bir daha aasla güçlerini kullanmamak için yemin etmişti. Bir daha kimseye zarar vermeyecekti. Ama yine olmuştu. Sandra bunu haketsede yapmamalıydı.  "asla bırakmayacağım seni ne olursa olsun Keily seni bırakamam" keily ne diyeceğini bilmiyordu. O değil miydi canını yakan ona ihanet eden şimdi değişen ne bu hissettikleri neydi ki. Pişmanlık, acı ve en güçlüsü saf sevgi.  "sen bana ihanet ettin Kral Aleck" diyerek hızla kucağından kalkmıştı. Ne sevgi ne aşk hiç birşey ona olan öfkesini asla dindirmeyecekti.  Ertesi gün Keily babasını yolcu etmiş rutin hayatına dönmüş gibiydi tabi tek fark artık tek kişi değildi. Bedeninde ona muhtaç bir kalp atıyordu. Onun bebeği... Sadece onun asla Aleck onun üzerinde hak iddaa edemeyecekti. Ondan ailesini aldığı gibi birde bebeğini almasına izin vermeyecekti. Cadı sandra da kendine gelir gelmez Aleck tarafından kovulmuştu tabi bunu ona Lisa anında haber verilmiş olsada Keily için bir anlam ifade etmiyordu. Lisa nın dediğine göre çok öfkelenmiş ve hiç çekinmeden intikam yeminleri etmiş pis cadı. Ah tabi Aleck in dediklerini de bir bir anlatmayı da ihmal etmemişti. Cadıya karşı onu savunsada boştu ne olursa olsun bunun onun için bir değeri kesinlikle yoktu. Onu öpmüştü. Ona en büyük kötülüğü yapmıştı. İhanet etmişti. Aleck defalarca öfke ile yaptığını söylesede tabi bunu yapmasının en büyük nedeni bebek, kendini affettirmek için günlerdir çırpınıyordu. Keily nin onu affetmek gibi bir planı yoktu yakın zamanlarda. Onunda canı yanacaktı hissettiklerini onunda hissetmesi için elinden geleni yapacaktı. Fakat bebeğini kullanmayı asla ve asla düşünemezdi. Sonuçta ne kadar öfkeli de olsa Aleck bebeğinin babasıydı. Aleck içinde bulunduğu durumdan dolayı umutsuzca içkisini içerken Marcus elinden geldiğince onu yalnız bırakmak istemiyordu. Aleck kraliyetin rutin işlerini halleder halletmez hergün ki gibi odasına kapanmıştı.  "odasından hala çıkmıyor Marcus. Ne yaparsam yapayım beni affetmiyor. Canım yanıyor... " diyerek bardağı tek nefeste bitirmişti. marcus acı çeken abisini gördükçe birşeyler yapmak istiyordu. Onun yeniden mutlu olması için ruhunu bile seve seve verebilirdi.  "sabretmelisin Aleck. İçki işe yaramayacak beklemelisin. Sonuçta yaşadıkları kolay değildi. Hem birde bebek varken..." bebek... Aleck bu kelimeyi duyduğu anda yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluşmuştu. İkisinin bebeği. sahip olmak için asırlardır beklediği ailesi artık var oluyordu. Ufak pürüzleri saymazsa tabi Keily ona hala sırtını dönmüştü ve o kadar inatçıydı ki tek kelime etmiyordu bir haftadır. Şuan ne olursa olsun önceliği bebekti.  "bebek bir melez Marcus.,şifacılara göre erken gelişimini tamamlayacak. Keily kızgında olsa o benimde bebeğim ikisinden de ayrı kalmayacağım. Mutlaka affedecek beni." Aleck kararlıydı. Keily kalpsiz biri değildi. Affediciydi.  "sandra giderken çok öfkeliydi. Onun zarar vermesinden korkuyorum Aleck. Onun ne kadar kurnaz ve istediğini almadığında korkunç olduğunu biliyorsun" marcus sandradan bahsederken söylediklerinde haklıydı. Sandra sessiz kalmayacaktı. Eğer Keily zarar verirse onu elleriyle öldürürdü. Kesinlikle önlemleri arttıracaktı. Onlara zarar veren kim olursa olsun yaşatmazdı. Keily ise günlerdir çıkmadığı odada oturmaktan sıkılmıştı. Nefes almaya açık havaya ihtiyacı vardı. Tabi bunda uyandığından beri onu rahat bırakmayan mide bulantısıda etkiliydi. Üzerine pelerinini alıp yavaş yavaş merdivenlere doğru giderken şuan görmek istediği en son kişi tam karşısında ve beklentiyle bakıyordu.  "ah... Yine mi şimdi lütfen yeniden başlama sadece dışarı çıkıp temiz hava alacağım." diyerek Aleck in sağından geçecekken genç kral önünü kesmişti. Keily yorgun ve solgun görünüyordu. Gözleri eskisi gibi canlı bakmıyordu.  "neyin var eğer hastaysan şifacıyı çağırayım." Aleck in konuştuklarını anlamaya çalışsada yavaş yavaş yükselen midesi buna engel oluyordu. Onu aniden itip dış kapıdan dışarı adım atar atmaz midesindeki herşeyi çalıların dibine çıkarmış acı acı bögürüyordu. Aleck ise kısa süreli şokun ardından genç kraliçenin saçlarını elleriyle tutmuş sırtını okşuyordu rahatlaması için. Keily bir kaç dakika sonra gözlerini açtığında ona endişe ile bakan Aleck i gördü.  "teşekkürler bu kadar yeterli gerisini kendim hallederim" diyerek bulunduğu utanç verici halden kurtulmaya çalışıyordu. Fakat Aleck in gitmeye niyeti yoktu. Elinden tutup Keily i en yakın banka oturtmuştu.  "sana yeterli demiştim majesteleri" öfkelenmeye başlamıştı.  "beni endişelendiriyorsun. Ayrıca şuan hissettiklerini hissedebiliyorum, sevgilim." Aleck o kadar içten söylemişti ki Keily nin neredeyse içi titreyecekti fakat anında kendine hakim olmuş soğuk maskesinin altına saklanmıştı. Ona bir daha kanmayacaktı.  "senin için endişelenmem normal hamilesin, bebeğimiz..." o sadece Keily nin bebeğiydi ve bunu Aleck in ağzından duymak onu sahiplendiğini işitmek öfkelendirmişti, Keily i.  "o sadece benim bebeğim Aleck bizden uzak dur. Yakınımda olduğunda canım yanıyor anlamıyor musun. İhanetin gözlerimin önüne tekrar tekrar geliyor." Keily artık sinirlerine hakim olamıyor gözyaşları ardı ardına akıyordu. Günlerdir içinde biriktirdi öfke, acı gün gün onu tüketiyordu. Bağırmak onun canını yakmayı istesede yapamıyordu. O geceden sonra içine düştüğü karmaşa onu bitiriyordu.  " bana daha fazla zarar verme..." Keily nin sesi kısılmış fısıltı şeklinde çıkan kelimeler Aleck in kalbini paramparça ediyordu.  "eğer seni mutlu edecekse..." ilk kez Aleck in sesi umutsuz ve bitikti. Onu zorladıkça uzaklaştırıyordu. Bekleyecekti gerekirse sonsuza kadar Keily onu affedene kadar bekleyecekti. Ve kendini affettirmeye en fazla zarar verdiği yerden başlayacaktı. Keily nin ailesinden.  Kral Tristan ın ülkesine dönüşünün üzerinden neredeyse 1ay geçmişti. Keily iyice içine kapanmış sadece kendi ve bebeği için bir dünya kurmuştu. Ve o dünyada Aleck e yer yoktu tabi şimdilik. Onu affetmeye henüz hazır olmadığını biliyordu, keily. Fakat Aleck asla vazgeçmiyordu çabalamaktan. Her sabah olduğu gibi yine odasında bir vazo dolusu papatya duruyordu. Keily masanın üzerinde duran o masum güzellikleri her sabah görüyordu. Yine yollamıştı. Bu adam asla vazgeçmeyecek derken ilk kez bu sabah gülümsemişti. "baban asla vazgeçmeyecek meleğim" Keily belirginleşmeye başlayan karnını okşarken bakışlarını  çiçeklerden alamıyordu. Belki eskisi kadar öfkeli olmasada yinede kırgındı. Ailesini özlemişti. Annesi hamileliğinin sonlarında olmalıydı. Şuan orda yanında olmayı ona sarılıp hamileliğinden bahsetmeyi o kadar isterdi ki. Ama bu şimdilik imkansız diye düşünürken gözyaşları istemsizce süzülmüştü gözlerinden bu sabah.  Aleck ise o sabah askerlerle talim yaparken Keily nin üzüntüsünü hissetmiş derin bir nefes almıştı. "sen devam et Marcus" Aleck kılıcını yere saplayıp kaleye doğru adımlarken Keily nin üzüntüsünü, özlemini bir bir hissediyordu. Hemen onun yanına gitmeyi ve sımsıkı sarılmayı istiyordu. Bu düşünceyle adımlarını hızlandırarak kaleye koşarcasına vardıgında soluğu Keily nin kapısında almıştı. Hemen açıp içeri girmek için ölesiye istek duysada bunu yapamazdı. Henüz Keily onu affetmemişti. Eskisi gibi öfkeyle bakmıyor, onunla yemek yemekten kaçmıyordu. Bu bile Aleck için paha biçilmez zamanlardı. Yemek yerken dakikalarca onu izliyordu. Her hareketini, mimiğini bir tek gülüşünü bile kaçırmamak için gözünü kırpmaktan bile kaçınır olmuştu.  Derin bir nefes alıp kapıyı tıklar tıklamaz Keily içeri gir demişti.  "gir"  "sen nasıl..."  "sadece bir his" Aleck onun bu gülümseyen ama yinede umursamaz tavrına gülümsemişti.  "iyi misiniz" derken Keily nin karnına bakıyordu. İkisinin hazinesine.  "iyiyiz sadece bugün biraz..." derken Keily sadece susmuştu. Çünkü ne diyebilirdi ki. Ailemi çok özledim diyerek mızmızlanıcak değildi.  "Neyse majesteleri her zamanki şeyler. Tabi birde şifacının dediğine göre hormonlar duygularımda gelgit yapabilirmiş. Bugünde onlardan biri belki de" diyerek omuz silkmişti umursamaz görünmeye çalışırken bir yandan da papatyalarla ilgileniyordu. Yinede Aleck onun kızaran gözlerini görmüştü.  "çiçek yollamaktan vazgeçmelisin" Keily tek tek kuruyan dalları temizlerken Aleck hayranlıkla onu izliyordu. Karnı iyiden iyiye belirginleşmişti. Diğer bebeklerden hızlı gelişiyordu. Bu konuda Elf şifacılardanda bilgi almalıydı. Bunun için en kısa sürede Kral Tristan a mektup yazmayı aklının bir köşesine not almıştı.  "onları seviyorsun." Keily evet diyecekken vazgeçmiş sadece belli belirsiz gülümsemişti.  "sen bilirsin Majesteleri" Aleck onun gün gün yumuşadığını hissetsede kabugunu kıramıyordu. Ama bu bile büyük bir adımdı onun için. Sevdiği kadına çok acı çektirmişti. Ve bunu hakediyordu.  "ben düşündüm de eğer şifacılar sorun çıkmayacağını söylerlerse ve sende eğer istersen Elf diyarına gidip aileni görebiliriz" Aleck ilk kez cümle kurarken zorlanmış ve ne diyeceğini tek tek düşünerek konuşmaya çabalamıştı. Onun tepkisinden çekiniyordu. Keily ise şaşkındı ve duyduklarının doğruluğunu sorgularcasına bakıyordu.  "gerçekten mi? Yoksa buda bir çeşit şaka mı" derken Aleck in tepkisine bakıyordu. Ve Kral gayette ciddiydi.  "gerçekten Keily hem kardeşinin doğumu yakın ve biliyorsun ki bu aydan sonra bebeğimiz çok hızlı gelişecek" Aleck haklıydı. Melez bir bebek için hızlı büyüyordu. Ve yakında yürüyemeyecekti bile.  "şifacılara göre sanırım sadece bir kaç ayım var" Aleck başıyla onaylamıştı. "istersen geçit ile hemen gidebiliriz."  "orada iyi karşılanmayacaksın Aleck insanlarıma çok zarar verdin" Keily gitmeyi ne kadar çok istesede Aleck için elinde olmadan endişeleniyordu. Aleck te bunun farkındaydı.  "kimse umrumda değil Keily. Önemli olan sizin mutluluğunuz" derken uzun zamandır ilk kez ona özgürce yanaşabilmişti. Sevdiği kadın için her türlü zorluğa katlanabilirdi. Bu zorluğada katlanacaktı. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE