İhanet

1289 Kelimeler
"Boynundaki kolye seni koruyacaktır, Keily." iki gündür huzursuzdum. Hala kulaklarımda Aleck in o öfkeli haykırışı yankılanıyordu. Korkuyordum. Bir anda ormandan çıkacak ve o öfkesiyle tüm sevdiklerimi yok edecek gibiydi. Adam resmen kabusum olmuştu.  " herkese zarar verecek biliyorum." aslında emindim. Kurtlar öfkeli canlılardı, kindarlardı. Ve bunların hepsi kesinlikle Kral Aleck te vardı.  " korkma baban güçlü... annen, o ve kardeşin o insan diyarında güvende tatlım. Lütfen Keily sakinleş zarar vereceği tek. Kişi sensin" Mary haklıydı zarar verebileceği tek kişi bendim. Bunları daha fazla düşünmek istemiyordum. Sadece bir kaç hafta önce sıradan sakin bir hayatım varken şimdi sadece belirsizlik hakimdi. Bir adam birden bire tüm sıradan olması için uğraştığım hayatımı yerle bir etmişti.  "Daha fazla kendine zarar veremezsin Aleck" Marcus günlerdir taht odasında sessizce oturan abisi için endişeniyordu. Aleck bağırmıyordu, öfkesiyle kaleyi yıkmıyor elinde Keily nin peleriniyle sadece oturuyordu. İçindeki öfke bir volkan gibi yakıp yıkıyordu içini bunu biliyordu. Abisi güçlüydü, öfkeliydi. İlk kez onu Keily yanında gülümserken görmüştü. İlk kez onunlayken gerçekten Aleck ti. Kral değildi. Asırlardır çektiği acıya birebir şahitti. Onlarca yıl savaşlardan dönmezdi. O lanet savaşlara diğer diyarlara gitmesinin sebebi eşiydi onu bulmaktı. Sonunda da bulmuştu. Ama yanlış yolu izlemişti. Kısa sürede tanımıştı Keily i. Oda temizdi, saftı ve ailesine aşırı düşkündü prenses. Aleck in en büyük hatası ailesine dokunmaktı. Onu defalarca uyarmıştı. Keily nin onu affetmeyeceğini söylesede Aleck dinlememişti. Ve sonucun böyle olacağını belki çok önceden biliyordu Marcus. Ve hisleri onu yine yanıtmamıştı. Yinede Aleck için içi parçalanıyordu.  "artık konuş Aleck onu bulacağız tüm avcılar peşinde cadılar yer bulma büyüsü yapıyor. Sense sadece oturuyorsun yeter Aleck!!" Marcus daha fazla dayanamayacaktı Aleck sessizliğine. Aleck, marcus un öfke dolu sesine karşı sakince ona bakıyordu. Derin bir nefes alarak tahtından kalktığında pelerin hala elindeydi. Bir tek bu kalmıştı. Keily kokusu bu ufacık bez parçasındaydı.  " onu getirdiniz mi?" Marcus Aleck bir kaç gün önce verdiği emirin işleri berbat edeceğine emindi.  "Kral Tristan şuan zindanda istediğin gibi ve diğer asillerde fakat bu yanlış Aleck mantıklı ol. " Aleck duygusuzca gülümsedi. Marcus bu gülüşün sonucunu asla görmek istemiyordu. Lütfen korktuğum başıma gelmesin diye dua ediyordu. Eger Aleck bunu yaparsa sonsuz karanlığı onu esir alacaktı. Çünkü Keily onu asla affetmeyecekti.  " habercileri yolla Marcus. Prenses Keily nin dönmediği hergün için bir asil öldürülecek. Bu ölümleri haketti." derken Marcus inanmayan gözlerle bakakalmıştı. Elfler kadim varlıklardı. Eğer asillerden biri ölürse doğal denge sonsuza kadar yok olacaktı. Onlar dengenin koruyucularıydı.  " Aleck bunu yaparsan denge bozulacaktır. Bunu biliyorsun. Lütfen mantıklı ol" mantık mı? Aleck onu Keily i kaybettiği gün bırakmıştı.  Ona kimseye olmadığı kadar iyi olmuştu. Nazik olmaya çalışmıştı. İstesede ona karşı kötü olamazdı zaten. O kadın onun ruhuydu. Onsuz ruhsuzdu, duygusuzdu, acımasızdı ve acımayacaktıda. Ona yardım eden kim varsa hiç düşünmeden yok edecekti.  Marcus makul bir çözüm düşünürken ikiside kapının sesiyle o yöne dönmüş kimin geldiğine bakıyorlardı. Gelen Sandra ydı. Cadı topluluğunun önde gelen cadısıydı. Ve yaşayan en güçlü cadılardan biriydi. Marcus onun varlığıyla rahatsız olmuştu. Onun amacını çok iyi biliyordu aslında. Keily nin yokluğundan faydalanmak ve Aleck i elde etmek tabi bu nafile bir çabaydı ama yinede Marcus bu ihtimalin hayaline bile düşünmekten nefret ediyordu.  Aleck kısa bir süre ona takılsada cadı sanki onu tamamen sahiplenmiş gibi davranıyordu.  "ne istiyorsun cadı" marcus un rahatsızlığı bariz sesine yansıyordu.  Cadı da bunun farkında olsada bunu pekte umursamıyordu. Üzerindeki varla yok arasındaki kıyafetleriyle yavaşça Aleck e yaklaşmış boynuna sarılmak üzereyken Aleck öfkeyle elini ona dokunmadan itmişti. Bu kadın onda sadece tiksinme yaratıyordu.  "ben çağırdım marcus ve sen, sandra o kollarını benden uzak tut koparmamı istemiyorsan" cadı rahatsız olsada sadece gülmüştü.  "kralım görüşmeyeli nasılsınız" derken kedi gibi sürtünüyordu.  "uzatma cadı eşimi bulabildiniz mi?" sandra o kadının ismini bile duymaktan nefret ediyordu. O kadın Aleck i ondan çalmıştı. Kurt kral onundu. Ama lanet olası kadim büyüler onu koruyordu hem kadını hemde kralı. Rahatsız olsada başıyla onaylamıştı sadece.  "bu boyutta ama onu koruyan büyü üzerinde olduğu sürece onun tam yerini bulamayız" Aleck onun hala buralarda olduğunu duyduğunda sevinsede hala eşi yanında değildi. Ve daha öfkeleniyordu.  "acele edin ve bulun onu cadı. Ve sen Marcus haberciyi yolla".  Ve şimdi Keily ne yapacaktı??  Marcus odanın içerisinde dört dönüyor ve abisinin ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordu. Az önce sergilediği gösteriden başka birşey değildi. Aleck bu kadar hain olamazdı. Mühürlüyken başka bir dişiye bakması imkansızken az önce Sandra cadısını öpmüştü hemde eşinin gözleri önünde. Keily ye ne kadar kızgın olursa olsun prensesin kalbinin temizliğini ve yaptıklarının nedenini çok iyi biliyordu. Aleck in yaptıkları, kini ve acımazlığı prensesi kaçmasına neden olmuştu. Keily isteseydi belkide yıllarca onu bulamayacaktı abisi ama o sadece halkını ve ailesini düşünerek geri dönebilecek kadar asil bir kalbe sahipti. Ama az önce odasına doğru merdivenlere yöneldiğinde gözünden süzülen bir damla yaş çektiği acıyı ne kadar saklamak isterse istesin Marcusun görmesini engelleyememişti ve o yüzden kesinlikle Aleck e çok öfkeliydi.  "az önce ki gösterin mükemmeldi Aleck. Onu bir daha kaybettin." Aleck kardeşinin sözleriyle yaptığı hatanı büyüklüğüni yeni yeni anlıyordu. Eşine ihanet etmişti. Bir anlık öfkeyle. Keily, sandra yı gördüğünde hissettiği kıskançlık bir anda Aleck e çarptığında sadece bir an onun kadar acı çekmesini istemişti. Ama şuan pişmanlıktan ölüyordu. Hele ki Keily nin kokusu hala üzerindeyken cadının dokunuşları iğrendiriciydi.  " ona boş yere acı çektiriyorsun." marcus hala öfkeyle konuşurken Aleck olduğu yere çökmüş başını kolları arasına gömmüştü. Tüm bedeni Keily nin hissettiği acıyla ürperirken ona koşmamak için direniyordu.  "ya bana çektirdiği acı kardeşim" Aleck hala sinirliydi.  "onu kaybedeceksin artık sakinleş ve düşün" diyerek odadan çıkmıştı marcus.  Marcus haklıydı yavaş yavaş Keily kaybediyordu onu uzun zaman sonra bulmuştu ve asla kaybetmeyecekti. Bunun olmasına izin veremezdi.  Marcus merdivenlerden çıktığında eşi lisa kraliçenin odasından henüz çıkıyordu.  "sevgilim o iyi mi?" lisa marcusa sessiz olması için işaret ederken onunla birlikte oradan uzaklaşmıştı.  "henüz uyudu. Sakinleşmesi lazım. Kral ona bunu neden yapıyor sevgilim. Keily acı çekiyor" marcus eşine sarılıp ona sahip olduğu için yeniden şükrediyordu.  "bilmiyorum umarım Keily daha fazla üzülmez" diyerek herşeyin düzelmesini umuyordu.  Keily ise odasında henüz uyanmıştı. Sadece bir kaç dakika uyumuş içinde kopan fırtınadan dolayı uyuyamıyordu. Gökyüzü yeni yeni kızıla boyanırken saatlerdir odada olduğunun farkına yeni yeni varmıştı. Hizmetlilerin getirdiği yemeğe dokunmamıştı bile. İstediği sadece düşünmekti. Ne aleck nede burası umrunda bile değildi.  "demek hala burdasın ne acı" Keily odasındaki davetsiz misafiri gördüğünde yeniden öfkesi benliğini ele geçiriyordu.  "hemen defol burdan!!" sandranın iğrenç kahkahası odayı doldururken Keily sakin kalmaya çabalıyordu.  "hadi ama sana demiştim o benim. Bacaklarımın arasındayken bir daha asla hatırlanmayacaksın" derken hala kahkaha atıyordu. Keily nin ise bu sözler sabrını taşıran son damlalar olmuştu.  Ellerinden yükselen mavi kıvılcımlar...  Sandra acı bir çığlıkla taş duvara çarptığında kaburgalarının kırıldığına emindi. Karşı koymaya çalışıyor, bağırıyor ama nafile bir çaba gösteriyordu.  Tahta kapı büyük bir şiddetle yumruklanırken o sadece sandrayı duyuyordu.  Aleck, Keily nin odasındaki sesi ve gücü hissettiğinde korkuyla eşine koşmuştu.  "keily aç kapıyı!" kral Aleck gelmişti metresi için... Zihninde beliren bu düşünceler gücüne güç katıyor Sandranın çığlıklarını arttırıyordu. Ve o an kendine geldiğinde az önce onu öldürebilceğini anladığında olduğu yere çökmüştü.  "keily neler oldu burda" aleck keily e birşey olacak korkusuyla odaya girdiğinde Sandra acı içinde kıvranıyordu. Keily ise ellerinden yükselen mavi kıvılcımlara bakıyordu.  "bunun olmaması için direndim. Ellerimin ölüm getirmemesi için ailemden uzaklaştım." derken Keily tüm öfkesini kusuyordu.  " herşeyin sebebi sensin Kral Aleck senden nefret ediyorum!!" işte o an gerçekten görünmez bir hançer Kurt Kralın kalbine saplanmıştı. İlk kez onu böyle çaresiz ve ağlarken görüyordu.  " bırak dokunma bana ben yıllarca bundan kaçtım ya şimdi..." keily bir daha aasla güçlerini kullanmamak için yemin etmişti. Bir daha kimseye zarar vermeyecekti. Ama yine olmuştu. Sandra bunu haketsede yapmamalıydı.  "asla bırakmayacağım seni ne olursa olsun Keily seni bırakamam" keily ne diyeceğini bilmiyordu. O değil miydi canını yakan ona ihanet eden şimdi değişen ne bu hissettikleri neydi ki. Pişmanlık, acı ve en güçlüsü saf sevgi.  "sen bana ihanet ettin Kral Aleck" diyerek hızla kucağından kalkmıştı. Ne sevgi ne aşk hiç birşey ona olan öfkesini asla dindirmeyecekti. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE