"Boynundaki kolye seni koruyacaktır, Keily." iki gündür huzursuzdum. Hala kulaklarımda Aleck in o öfkeli haykırışı yankılanıyordu. Korkuyordum. Bir anda ormandan çıkacak ve o öfkesiyle tüm sevdiklerimi yok edecek gibiydi. Adam resmen kabusum olmuştu.
" herkese zarar verecek biliyorum." aslında emindim. Kurtlar öfkeli canlılardı, kindarlardı. Ve bunların hepsi kesinlikle Kral Aleck te vardı.
" korkma baban güçlü... annen, o ve kardeşin o insan diyarında güvende tatlım. Lütfen Keily sakinleş zarar vereceği tek. Kişi sensin" Mary haklıydı zarar verebileceği tek kişi bendim. Bunları daha fazla düşünmek istemiyordum. Sadece bir kaç hafta önce sıradan sakin bir hayatım varken şimdi sadece belirsizlik hakimdi. Bir adam birden bire tüm sıradan olması için uğraştığım hayatımı yerle bir etmişti.
"Daha fazla kendine zarar veremezsin Aleck" Marcus günlerdir taht odasında sessizce oturan abisi için endişeniyordu. Aleck bağırmıyordu, öfkesiyle kaleyi yıkmıyor elinde Keily nin peleriniyle sadece oturuyordu. İçindeki öfke bir volkan gibi yakıp yıkıyordu içini bunu biliyordu. Abisi güçlüydü, öfkeliydi. İlk kez onu Keily yanında gülümserken görmüştü. İlk kez onunlayken gerçekten Aleck ti. Kral değildi. Asırlardır çektiği acıya birebir şahitti. Onlarca yıl savaşlardan dönmezdi. O lanet savaşlara diğer diyarlara gitmesinin sebebi eşiydi onu bulmaktı. Sonunda da bulmuştu. Ama yanlış yolu izlemişti. Kısa sürede tanımıştı Keily i. Oda temizdi, saftı ve ailesine aşırı düşkündü prenses. Aleck in en büyük hatası ailesine dokunmaktı. Onu defalarca uyarmıştı. Keily nin onu affetmeyeceğini söylesede Aleck dinlememişti. Ve sonucun böyle olacağını belki çok önceden biliyordu Marcus. Ve hisleri onu yine yanıtmamıştı. Yinede Aleck için içi parçalanıyordu.
"artık konuş Aleck onu bulacağız tüm avcılar peşinde cadılar yer bulma büyüsü yapıyor. Sense sadece oturuyorsun yeter Aleck!!" Marcus daha fazla dayanamayacaktı Aleck sessizliğine. Aleck, marcus un öfke dolu sesine karşı sakince ona bakıyordu. Derin bir nefes alarak tahtından kalktığında pelerin hala elindeydi. Bir tek bu kalmıştı. Keily kokusu bu ufacık bez parçasındaydı.
" onu getirdiniz mi?" Marcus Aleck bir kaç gün önce verdiği emirin işleri berbat edeceğine emindi.
"Kral Tristan şuan zindanda istediğin gibi ve diğer asillerde fakat bu yanlış Aleck mantıklı ol. " Aleck duygusuzca gülümsedi. Marcus bu gülüşün sonucunu asla görmek istemiyordu. Lütfen korktuğum başıma gelmesin diye dua ediyordu. Eger Aleck bunu yaparsa sonsuz karanlığı onu esir alacaktı. Çünkü Keily onu asla affetmeyecekti.
" habercileri yolla Marcus. Prenses Keily nin dönmediği hergün için bir asil öldürülecek. Bu ölümleri haketti." derken Marcus inanmayan gözlerle bakakalmıştı. Elfler kadim varlıklardı. Eğer asillerden biri ölürse doğal denge sonsuza kadar yok olacaktı. Onlar dengenin koruyucularıydı.
" Aleck bunu yaparsan denge bozulacaktır. Bunu biliyorsun. Lütfen mantıklı ol" mantık mı? Aleck onu Keily i kaybettiği gün bırakmıştı.
Ona kimseye olmadığı kadar iyi olmuştu. Nazik olmaya çalışmıştı. İstesede ona karşı kötü olamazdı zaten. O kadın onun ruhuydu. Onsuz ruhsuzdu, duygusuzdu, acımasızdı ve acımayacaktıda. Ona yardım eden kim varsa hiç düşünmeden yok edecekti.
Marcus makul bir çözüm düşünürken ikiside kapının sesiyle o yöne dönmüş kimin geldiğine bakıyorlardı. Gelen Sandra ydı. Cadı topluluğunun önde gelen cadısıydı. Ve yaşayan en güçlü cadılardan biriydi. Marcus onun varlığıyla rahatsız olmuştu. Onun amacını çok iyi biliyordu aslında. Keily nin yokluğundan faydalanmak ve Aleck i elde etmek tabi bu nafile bir çabaydı ama yinede Marcus bu ihtimalin hayaline bile düşünmekten nefret ediyordu.
Aleck kısa bir süre ona takılsada cadı sanki onu tamamen sahiplenmiş gibi davranıyordu.
"ne istiyorsun cadı" marcus un rahatsızlığı bariz sesine yansıyordu.
Cadı da bunun farkında olsada bunu pekte umursamıyordu. Üzerindeki varla yok arasındaki kıyafetleriyle yavaşça Aleck e yaklaşmış boynuna sarılmak üzereyken Aleck öfkeyle elini ona dokunmadan itmişti. Bu kadın onda sadece tiksinme yaratıyordu.
"ben çağırdım marcus ve sen, sandra o kollarını benden uzak tut koparmamı istemiyorsan" cadı rahatsız olsada sadece gülmüştü.
"kralım görüşmeyeli nasılsınız" derken kedi gibi sürtünüyordu.
"uzatma cadı eşimi bulabildiniz mi?" sandra o kadının ismini bile duymaktan nefret ediyordu. O kadın Aleck i ondan çalmıştı. Kurt kral onundu. Ama lanet olası kadim büyüler onu koruyordu hem kadını hemde kralı. Rahatsız olsada başıyla onaylamıştı sadece.
"bu boyutta ama onu koruyan büyü üzerinde olduğu sürece onun tam yerini bulamayız" Aleck onun hala buralarda olduğunu duyduğunda sevinsede hala eşi yanında değildi. Ve daha öfkeleniyordu.
"acele edin ve bulun onu cadı. Ve sen Marcus haberciyi yolla".
Ve şimdi Keily ne yapacaktı??
"Boynundaki kolye seni koruyacaktır, Keily." iki gündür huzursuzdum. Hala kulaklarımda Aleck in o öfkeli haykırışı yankılanıyordu. Korkuyordum. Bir anda ormandan çıkacak ve o öfkesiyle tüm sevdiklerimi yok edecek gibiydi. Adam resmen kabusum olmuştu.
" herkese zarar verecek biliyorum." aslında emindim. Kurtlar öfkeli canlılardı, kindarlardı. Ve bunların hepsi kesinlikle Kral Aleck te vardı.
" korkma baban güçlü... annen, o ve kardeşin o insan diyarında güvende tatlım. Lütfen Keily sakinleş zarar vereceği tek. Kişi sensin" Mary haklıydı zarar verebileceği tek kişi bendim. Bunları daha fazla düşünmek istemiyordum. Sadece bir kaç hafta önce sıradan sakin bir hayatım varken şimdi sadece belirsizlik hakimdi. Bir adam birden bire tüm sıradan olması için uğraştığım hayatımı yerle bir etmişti.
"Daha fazla kendine zarar veremezsin Aleck" Marcus günlerdir taht odasında sessizce oturan abisi için endişeniyordu. Aleck bağırmıyordu, öfkesiyle kaleyi yıkmıyor elinde Keily nin peleriniyle sadece oturuyordu. İçindeki öfke bir volkan gibi yakıp yıkıyordu içini bunu biliyordu. Abisi güçlüydü, öfkeliydi. İlk kez onu Keily yanında gülümserken görmüştü. İlk kez onunlayken gerçekten Aleck ti. Kral değildi. Asırlardır çektiği acıya birebir şahitti. Onlarca yıl savaşlardan dönmezdi. O lanet savaşlara diğer diyarlara gitmesinin sebebi eşiydi onu bulmaktı. Sonunda da bulmuştu. Ama yanlış yolu izlemişti. Kısa sürede tanımıştı Keily i. Oda temizdi, saftı ve ailesine aşırı düşkündü prenses. Aleck in en büyük hatası ailesine dokunmaktı. Onu defalarca uyarmıştı. Keily nin onu affetmeyeceğini söylesede Aleck dinlememişti. Ve sonucun böyle olacağını belki çok önceden biliyordu Marcus. Ve hisleri onu yine yanıtmamıştı. Yinede Aleck için içi parçalanıyordu.
"artık konuş Aleck onu bulacağız tüm avcılar peşinde cadılar yer bulma büyüsü yapıyor. Sense sadece oturuyorsun yeter Aleck!!" Marcus daha fazla dayanamayacaktı Aleck sessizliğine. Aleck, marcus un öfke dolu sesine karşı sakince ona bakıyordu. Derin bir nefes alarak tahtından kalktığında pelerin hala elindeydi. Bir tek bu kalmıştı. Keily kokusu bu ufacık bez parçasındaydı.
" onu getirdiniz mi?" Marcus Aleck bir kaç gün önce verdiği emirin işleri berbat edeceğine emindi.
"Kral Tristan şuan zindanda istediğin gibi ve diğer asillerde fakat bu yanlış Aleck mantıklı ol. " Aleck duygusuzca gülümsedi. Marcus bu gülüşün sonucunu asla görmek istemiyordu. Lütfen korktuğum başıma gelmesin diye dua ediyordu. Eger Aleck bunu yaparsa sonsuz karanlığı onu esir alacaktı. Çünkü Keily onu asla affetmeyecekti.
" habercileri yolla Marcus. Prenses Keily nin dönmediği hergün için bir asil öldürülecek. Bu ölümleri haketti." derken Marcus inanmayan gözlerle bakakalmıştı. Elfler kadim varlıklardı. Eğer asillerden biri ölürse doğal denge sonsuza kadar yok olacaktı. Onlar dengenin koruyucularıydı.
" Aleck bunu yaparsan denge bozulacaktır. Bunu biliyorsun. Lütfen mantıklı ol" mantık mı? Aleck onu Keily i kaybettiği gün bırakmıştı.
Ona kimseye olmadığı kadar iyi olmuştu. Nazik olmaya çalışmıştı. İstesede ona karşı kötü olamazdı zaten. O kadın onun ruhuydu. Onsuz ruhsuzdu, duygusuzdu, acımasızdı ve acımayacaktıda. Ona yardım eden kim varsa hiç düşünmeden yok edecekti.
Marcus makul bir çözüm düşünürken ikiside kapının sesiyle o yöne dönmüş kimin geldiğine bakıyorlardı. Gelen Sandra ydı. Cadı topluluğunun önde gelen cadısıydı. Ve yaşayan en güçlü cadılardan biriydi. Marcus onun varlığıyla rahatsız olmuştu. Onun amacını çok iyi biliyordu aslında. Keily nin yokluğundan faydalanmak ve Aleck i elde etmek tabi bu nafile bir çabaydı ama yinede Marcus bu ihtimalin hayaline bile düşünmekten nefret ediyordu.
Aleck kısa bir süre ona takılsada cadı sanki onu tamamen sahiplenmiş gibi davranıyordu.
"ne istiyorsun cadı" marcus un rahatsızlığı bariz sesine yansıyordu.
Cadı da bunun farkında olsada bunu pekte umursamıyordu. Üzerindeki varla yok arasındaki kıyafetleriyle yavaşça Aleck e yaklaşmış boynuna sarılmak üzereyken Aleck öfkeyle elini ona dokunmadan itmişti. Bu kadın onda sadece tiksinme yaratıyordu.
"ben çağırdım marcus ve sen, sandra o kollarını benden uzak tut koparmamı istemiyorsan" cadı rahatsız olsada sadece gülmüştü.
"kralım görüşmeyeli nasılsınız" derken kedi gibi sürtünüyordu.
"uzatma cadı eşimi bulabildiniz mi?" sandra o kadının ismini bile duymaktan nefret ediyordu. O kadın Aleck i ondan çalmıştı. Kurt kral onundu. Ama lanet olası kadim büyüler onu koruyordu hem kadını hemde kralı. Rahatsız olsada başıyla onaylamıştı sadece.
"bu boyutta ama onu koruyan büyü üzerinde olduğu sürece onun tam yerini bulamayız" Aleck onun hala buralarda olduğunu duyduğunda sevinsede hala eşi yanında değildi. Ve daha öfkeleniyordu.
"acele edin ve bulun onu cadı. Ve sen Marcus haberciyi yolla".
Ve şimdi Keily ne yapacaktı??