Kararlılık

1535 Kelimeler
Ronya'nın tıp fakültesine başlaması ve özellikle de bunun herkesten saklanması hiç şüphesiz en çok Didem'in işine gelmişti. Babası, Ronya'yı kendinden bile sakınarak İstanbul'a lisedeki zamana oranla, kalıcı olarak yollamıştı. Didem bunu fırsat bilerek arkadaşlarına ablasını bencil, kötü, erkeklerin peşinden koşan basit biri olarak anlatıyordu. Kendisine de kötü davrandığını, üveyliğini sürekli yüzüne vurduğunu, ailesini ondan çalmaya çalıştığını da ekliyordu. Babası, Ronya'yı sırf gelip isteyen olmasın diye, doktor olacağını gizliyordu. Bunu elbette Didem de biliyordu. Ne de olsa Ronya babasının göz bebeğiydi! Onu bu kadar geniş çaplı düşünmesi de gayet doğaldı! Didem böyle düşünse de gerçekte olan babasının aynı şeyleri onun için de düşünüyor olmasıydı. Didem'in de okumasını, işine burnunu sokmayacak, onu her zaman sevecek destekleyecek biriyle evlenmesini istiyordu. Kemal ağa kızlarının sevdikleri insanlarla bir ömür sürdürmelerini istiyordu. Çünkü, kendisi sevdiğiyle bir ömür yaşayamamış, Gule'nin aşkını ömrünün kısa bir anında yaşamıştı. Oysa ne çok isterdi, can içinin canından önce kendisinin canının alınmasını… Allah'tan gelene isyan etmiyordu, sadece gönlü ondan önce ölmeyi dilemişti. Gule'nin acısı, yüreğini parça pinçik ediyordu. Evet, karısı Nurten de çok iyidi, hatta hayatının şansıydı. Ama ona karşı aşk değil sevgi beslemekten öteye gidemiyordu. Onun dünyasını alt üst eden tek aşk vardı, o da ahirlikti… Didem sekizinci sınıfın son ayının verdiği yılgınlıkla, okuldan çıkmış evine doğru yürüyordu. Okula gitmek, onun için tam bir işkenceydi. Derslerden nefret ettiği için, aklına okulla ilgili bir geleceği olmadığına kendini inandırmıştı. O, Ronya gibi inek olamıyordu! Okula başladığı günden beri bir kere bile Ronya gibi okula büyük bir hevesle gitmemişti. Derslere ilgisi yerlerde sürünürken, aklındaki şeytanlıklar arşa çıkıyordu. Şimdiden hayatının güzergahını belirlemişti, herkesin gözdesi olan zengin bir koca adayı bulacak ve onunla evlenecekti. Ona kalsa liseye de gitmek istemiyordu ama gel gör ki katır inadına sahip babası okuması konusunda hiçbir bahaneyi kabul etmiyordu. İlla okuyacaksın, diye tutturuyordu. Düşüncelere dalmış bir şekilde yürümeye devam ederken, duyduğu sesle başını yerden kaldırdı. "Güzelliğini yere bakarak benden sakınma be güzelim." Karşısındaki çelimsiz, kendinden yaşça büyük çocuğa sinirle baktı.Tam ağzını açmış, kızacaktı ki arkasından gelen kükreme engel oldu. "Defol git lan! Belanı başka yerde ara!" Duyduğu sesle arkasını dönme gereği duymadı Didem. Bu sesi nerde olsa tanırdı. Karşısındaki çocuk, "Asıl sen git işine lan. Kaç gündür bu güzelliğin peşindeyim, anca yalnız yakaladım." dedi. Didem çocuğa kısık gözlerle bakarak, gelecek atağı bekledi. Adım sesleri dibinde biterken, ensesinde hissettiği nefesle dondu. Onun kokusu burnuna izinsizce süzülürken, sinirden gözlerinden ateşlerin çıkmasına ramak kaldı. "Kimsin sen lan it! " deyip, çocuğun yanağına yumruğunu geçiren Cevat, yumruğunun rastgele hedef aldığı her bir noktayı mühürledi. En son tekmelere başlamıştı ki kolundan tutulmasıyla anında yüzünü döndü. "Yeter Cevat ağabey öldüreceksin çocuğu." Didem'in sarf ettiği sözlerle Cevat'ın sinirleri daha çok zıpladı. Onun Didem'le konuşmasını fırsat bulan çocuk ise, suratındaki morluklarla topukladı. "Ben. Senin. Ağabeyin. De-ği-lim!" dişlerini sıka sıka tıslarcasına konuşan Cevat'a, Didem de aynı şekilde karşılık verdi. "Ağabeyimsin! Beni korumaktan da artık vazgeç! Sen gelmesen de ben o çocuğa gerekeni söyleyip, kovacaktım! Ama sen yaptın? Her zamanki gibi burnunu soktun, o da yetmedi çocuğun suratının rengini değiştirircesine dövdün!" Cevat, buz mavisi gözlerinin üstünde yay gibi duran kara kaşlarını havaya kaldırarak," Demek o çocuğu kovacaktın dotmame mın (kadın kuzen), eminim o da hemen giderdi yanından. " dedi. Sinirle derin bir nefes alan Didem," Ben seninle zaten neden konuşuyorum ki! " deyip, ayaklarıyla yeri döve döve evine doğru yürüdü. Arkasından bakan Cevat ise, sırıtıyordu. Didem, görmezden geldiği aşkını illa bir gün kabul edecekti. Cevat aşkını Didem'e kabullendireceği zamanları hayal ederken, Didem cephesinde durum bambaşkaydı. Sinirden ağlamak üzereydi, yine Cevat burnunu onunla ilgili bir şeye daha sokmuştu. Cevat, Didem'in amcasının oğluydu ve Didem onunla iki yıl öncesine gayet iyi anlaşıyordu. İki yıl önce Cevat, biraz daha büyüdüklerinde onu isteyeceğini söyleyince, Didem ondan soğumuştu. O günden beri Didem kaçıyor, Cevat kovalıyordu. Şimdi Didem'in orta okulu bitirmesine nasıl ki bir ay kalmışken, Cevat'ın da lise bitirmesine aynı süre kalmıştı. Didem, "Allah'tan lisede yanımda olmayacak." diye geçirdi içinden. Hatta Cevat'ın üniversiteyi kazanıp gitmesini de canı gönülden diledi. Onun en büyük hayalinin hukuk okuyarak, avukat olmak olduğunu biliyordu. Didem, kendisinin aksine onun derslerinin iyi olduğunu da biliyordu. Evinin önüne geldiğinde annesi yanına yaklaşıp, hayırlı haberi hemen verdi. "Hoş geldin xeçamın. Aram ağabeyin için akşam kız istemeye gidiyoruz." diyen annesine, Didem şaşkınlıkla baktı. "Aram ağabeyim mi? Kendisinin bundan haberi var mı bari?" Alayla sarf ettiği sözler üzerine, "Tabiki haberi var. Babanı hatta çok zorladı bu konuda. Kız tarafı pek sıcak bakmıyormuş bu isteğe ama baban ikna ederim onları diyor." cevabını alan Didem, işte şimdi çok fazla şaşırmıştı. Ağabeyi bir kere bile evlilik lafı da etmemişti, bir kızdan da bahsetmemişti. Nedense üzüldü bu konuya, ağabeyini çok seviyordu ya isteyeceği kız onu üzerse diye düşünmeden edemedi. Kendisine gülen bir suratla bakan annesine, "Hayırlısı olsun." deyip, içeri geçti. Akşam olduğunda Aram ağa anca eve geldi. İçeri geçtiğinde heyecandan yüreği bir serçenin kanatları gibi çırpınıyordu. Sonunda kendini bildi bileli sevdalandığı kızı alacaktı. İnşallah babam ikna eder diye geçirdi içinden. Sevil'i vermezlerse kaçırma konusunda artık kesin karar almıştı. Kaç kere kızı istemeye geleceklerini haber verip, evlerinin yolunu açma da izin istedilerse de bir türlü Sevil'in ailesi onlara o izni vermemişlerdi. Nasıl olduysa bu defa tamam demişlerdi, Aram ağanın aklında iki ihtimal vardı. Ya artık müsaade isteme konusunda yüzsüzlüğün dibini yaşayarak, üstelemelerinden bıktıkları için ya da kızı kesin bir dille vermeyeceklerini söylemek için onları evlerine kabul etmişlerdi. Sıkıntılı bir nefes verip, siyah takım elbisesini geçirdi üstüne. Sonra kara saçlarına şekil verip, saatini taktı. Siyah kravatı ı da takıp, parfümünü sıktı. Aynada kendini süzdü, fena olmamıştı. Aynadaki kara gözlerine baktı, keder saklanmıştı gene harelerine… annesi de bu gününü görsün isterdi ama yoktu. Duyduğu sesle öz annesi olmasa da anneliğine hayran kaldığı kadını dinledi. "Hadi oğlum gel aşağı, seni bekliyoruz." Daye Nurten, ona ve kardeşlerine Allah'ın bir lütfuydu. "Geldim Daye, geldim." deyip, seri adımlarla odadan çıktı… ? Gece eve döndüklerinde Aram ağa herşeye rağmen mutluydu. Sevil'i istemişler ve ağabeylerinin rızasını zor da olsa almışlardı. Sonunda Sevil'in babasını da ikna ettiklerinde nihayet kızı almışlardı. Aram ağa, Sevil'i kaçıracağının anlaşıldığını, ailesinin sözlerinden anlamıştı. Allah da biliyor ya, bu akşam sevdiğini almasa, ne olursa olsun kaçıracaktı. Neyseki iş bu raddeye gelmeden, güzellikle hallolmuştu. Aram ağanın yüzünde bir gülümseme oluştu, çok yakında sevdiği kız karısı olacaktı. Sevil'i, babasının kendisini zorla götürdüğü bir düğünde görmüştü. Daha yüzüne ilk baktığında buz tutan kalbi erimişti. Sonra bir şekilde onunla iletişime geçmişti ama Sevil ona kızmış, hiç yüz vermemişti. Bu, Aram ağanın daha da hoşuna gitmesine neden olmuştu. Pes etmeyip, ona aşkını kabullendirmiş, günden güne büyüyen sevgisiyle sarmalamıştı ikisini. Sonra Sevil de gönlünden geçeni diline değdirmiş, ona aşık olduğunu itiraf etmişti. İşte o gün Aram ağa için hayatının en güzel günü olmuştu. Hemen onu istemeye gideceğini söylemiş, babasıyla bu konuyu konuşmuş kimseye söylememesi konusunda da söz almıştı. Sevil'i daha istemeden ona kötü bir söz söyleyen olmasın diyeydi, bu sözü almasının nedeni. Her kızı istemeye gideceklerini haber verdiklerinde,bir türlü kabul görmemişlerdi. Sevil'in ailesi kendisini sinirli, sert biri olarak gördükleri için kızlarına zarar vereceğini düşünüyorlardı. Neyseki bu gece, sert yüzünün kamufle ettiği naif kalbini görmüşler ve kızı vermişlerdi. Tabi o seviyeye gelene kadar da iki tarafta ecel terleri dökmüştü. Sonuçta gün güzel bitmişti, ömrünün baharına pencerelerini açmıştı Aram ağa, tıpkı aşık olduğu Sevil gibi.. İkisi de hayatlarına mutlu günleri buyur ederlerken, kalplerini aşkla doldurmuşlardı. Aram ağa üstünü değiştirip, yatağa girdiğinde huzurla kendini uykuya teslim etti. Sevmek de sevilmek de güzeldi, üstüne bir de kavuşma varsa işte o zaman güzellikler nirvayana ulaşırdı. ? Didem, bir yengesinin daha olacağını kabullendi. Daha doğrusu kabullenmek zorundaydı. Ağabeyinin mutluluğu için bu şarttı ve Didem ağabeyinin mutlu olmasını çok istiyordu. Yine okula giderken, söylenmeden edemiyordu. Okula gitmek gerçekten onun için işkenceydi. Babasına bu akşam yine liseye gitmek istemediğini söylecekti. Kesinlikle okumak gibi bir hayali yoktu ve bu babasının zoruyla da olamazdı. Adımları parke taşlarıyla bezeli yolu arşınlarken, arkasından gelen adım sesleriyle yavaşladı. Adım sesleri daha yaklaştı. Yine o bilindik his etrafını sararken, gelenin kim olduğunu anladı. Cevat… Sesli bir nefes verip, arkasını aniden dönünce dibinde duran kişiyle burun buruna geldi. Cevat, kahve gözlerde kilitli kalırken, ciğerlerine bahşedilen kokuyla mest oldu.. Öte yandan Didem ise, hızlanan kalbine lanet edip sinirle bir adım geri çekildi. "Manyak mısın sen? Ne diye dibimde bitip duruyorsun?" Cevat sırıtarak, "Ben halimden gayet memnunum dotmam (amca kızı) …" dediğinde, Didem kızgınlıkla kaşlarını çattı. "Ama ben bu halden nefret ediyorum pismam (amca oğlu)!" Cevat, ellerini kara saçlarının içinden geçirip, "Bana yakın olmaya alışsan iyi edersin. Hele şu üniversite işi olsun, hele bir o da bitsin Valla artık uçarın kaçarın yok alacağım seni." dediğinde, ciddiyetlik kokan ses tonu Didem'i etkilese de renk vermedi. "Liseyi bitiriyorsun, üniversiteden bahsediyorsun ama hâlâ ergenlikten çıkmamış, saçma sapan konuşuyorsun amcamın oğlu." Didem'in alayla söylediklerine, Cevat gözlerini kıstı ve, "Ulan şerefim üzerine yemin ederim ki alacağım seni Didem. Bu aşk boşuna düşmedi yüreğime! Ne olursa olsun karım da olacaksın, çocuklarımın annesi de olacaksın. Seni ne çok sevdiğimi bir bilsen Didem, bir bilsen… Bu kadar sakin duruşuma inan hayret edersin.. " dedi. Cevat, söyledikleriyle Didem'in yüzündeki değişimi görünce sırıtarak devam etti. "Dotmame mın (Amcamın kızı) olma sıfatının tadını çıkar Didem. Cevat'ın karısı olmana daha dört yıl var nasıl olsa." deyip, hızla oradan uzaklaştı. Arkasından bakan Didem, donuk bir şekilde duruyordu. Kalbinin, aklının dinginliğinin aksine böyle heyecanla takla atıp durması sinirlerini bozdu. Kader daha o zamanlar ağlarını örmüştü kalplerine.. Cevat'ın kararlılığı, Didem'in ısrarla onu kabullenmek istememesi… sonuç olarak; aşka tutsak, acıyla çarpan kalpleriyle günden güne tükeneceklerdi.. Taa ki bittik dedikleri yere kadar…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE