Berbat Planlar

1439 Kelimeler
Yaz tatili olduğunda nihayet Didem, orta okulu bitirmişti. Kemal ağanın evini düğün telaşı kaplarken, Didem'in tek endişesi Ronya'nın düğünde kendisinden çok daha fazla dikkat çekeceği ihtimaliydi. Aram ağa ise, canının içine kazıdığı kadınına kavuşma heyecanıyla doluydu. Bu akşam kına gecesi vardı ve Sevil'in gül yüzünü görebileceği için mutluydu. Yaklaşık iki haftadır, düğün telaşında dolayı Sevil'i göremiyordu. Bir yandan Daye Nurten, bir yandan kayınvalidesi kızı bir oraya bir buraya peşlerinden sürükleyip yeni gelin elbiseleri alıyorlardı. Tam o alışverişler bitti, sevdiğimi görebileceğim dediği yerde bu defa da ev eşyalarını alma faslı başlamıştı. Sevil'le birlikte ev eşyalarını almak istese de, kayınçoları buna müsaade etmemişlerdi. Gömleğinin düğmelerini düzeltirken, "Neyse, sonunda bu akşam göreceğim güzelimi." diye içinden geçirdi. Odanın kapısı tıklatılınca, Aram ağa içeri girmelerini söyledi. Kapı açıldı ve arkasında amca oğlunu görünce de sevindi. "Hoş geldin bremın." dediğinde, Cevat tebessüm etti. "Hoş buldum ağabey." dedi, sonra da "Eee geçireceğim son bekar gecen.. Nasıl hissediyorsun bakalım?" diye sorunca, Aram ağa tebessüm etti. "Karanlık geçen son gecem amca oğlu." deyip ekledi. "Heyecanlıyım bremın, çok fazla heyecanlıyım." Cevat, her zaman sevip saydığı Aram ağayı amca oğlu olarak değil de hep bir ağabey olarak görürdü. Gerçekten kıymet verdiği sayılı insanlardan biriydi Aram ağa. "Senin adına sevindim ağabey. Allah bir ömür mutlu mesut etsin inşallah." dedi. Başını sallayan Aram ağa, "Amin bremın sağ ol. İnşallah darısı senin başına." dediğinde, Cevat'ın iç sesi aminlerini gönderdi semaya.. "Daha benim okulum var be ağabey. Okul demişken, dün sonuçlar açıklandı, kazanmışım." dedi. Aram ağa, amca oğlunu tebrik ederken sıradan birşeyden bahsediyormuş gibi konuşmasına şaşırdı. Şaşkınlığı saniyeler sonra kayboluverdi, Cevat'ın mütevaziliğiydi bu kadar kayıtsız konuşmasını sağlayan bunu bilen Aram ağa,"Başarılarının devamını dilerim bremın. Ailemize bir avukat geliyor ne güzel. Nereyi kazandın?" diye sordu. Kendisine sorulan soruya, "İstanbul." diyen Cevat, bu konuda konuşmak istemiyordu. En ufak bir başarısını herkesin gözüne sokup, hava atan insanlardan nefret ederdi. Kendisi de ailesi dışında kimseye kazandığını söylememişti, şimdi bir de ağabeyi gibi gördüğü Aram ağaya söylemişti. Soran olursa, elbette kısa bir şekilde söyleyecekti ama durduk yere birilerine bunu söylemek onun kişiliğine uymuyordu. Az sonra odaya Selim ağa da gelmiş, üçü sohbet ediyorlardı. Kemal ağanın ikazıyla odadan çıktıklarında, kızlar düğün salonuna gidiyorlardı. Cevat'ın gözleri aradığı kişiyi bulduğunda, tüm uvuzları dondu. Didem, uzun dalgalı kahverengi saçlarını açık bırakmış, hafif bir makyajla yüz hatlarını ortaya çıkarmıştı. İnce, uzun bedenini süsleyen kiras-fistan da ona çok yakışmıştı. Cevat, onu süzerken aniden göz göze geldiler. Didem, üzerindeki bakışları fark ettiğinde, buz mavileriyle karşılaştı. Mavilerin harelerindeki hayranlığı görünce ise, heyecandan ne yapacağını şaşırdı. Sonra gözleri beyaz gömlek ve siyah pantolonu süzdü. Yakışmıştı Cevat'a, hem de çok. Tekrar bakışları yukarı tırmanıp da mavilerde durunca, sertçe yutkundu. Kalbinin orta yerinde o anlarda küçük bir kıvılcım çıkmış saniyeler içinde ise devasa bir yangına dönüşmüştü. Elinde olmadan kendisinde oluşan bu şeylere sinirlendi. Gözlerini sıkıca kapatıp açtı. Sonra sinir dolu kahvelerini başka yöne çevirip, hemen oradan uzaklaştı. Cevat ise, Didem'in gidişiyle büyük bir boşluk hissetti yüreğinde. Ne kadar güzel olmuştu aşkının özü… bıraksalar bir ömür onu öylece izlerdi.. Ama Didem yine sinirli bakışlara bürünüp, kendini Cevat'ten sakınmıştı.. ? Kına eğlencesi başlamadan önce gizlice Ronya'nın odasına girip, giyeceği elbiseyi yırtan Didem'in keyfi yerindeydi. Ronya ise, Didem'in tahminin aksine yırtılan elbisesine oturup ağlamamış, ilk bulduğu kına gecesine uygun elbiseyi üzerinden geçirmişti. Şimdi Ronya, sıradan elbisesinin içinde bile gözlere görsel şölen yaparken, Didem sinirden çatlamak üzereydi. Hep Ronya'nın gölgesinde kalması, artık onu tamamen çileden çıkarıyordu. Ölesiye nefret ediyordu Ronya'dan, bu nefret o kadar büyüktü ki ölümünü dilediği bile oluyordu. Hastalıklı takıntısını ısrarla yok sayan Didem, hayatını kendi elleriyle söndürmeye başladığını henüz bilmiyordu. Oynamalar, eğlenmeler derken en son erkekler gelmiş ve kına yakılmıştı. Didem bu anlarda istemese de bakışlarını kızların üzerinde gezdirip, Cevat'i kesenleri anlamaya çalışıyordu. Ne var ki arkadaşlarının neredeyse hepsi Cevat'ı göz hapsine almışlardı. Kızgın bakışlarını Cevat'e çevirdiğinde ise, onun göz hapsinde sadece kendisinin olmasına sevindi. Sonra bu sevince kızdı. Yine o aptal ruh haline bürünmek, hele ki bunu istemsizce yapmak onu çok rahatsız etti. Orada bulundukları süreç boyunca her ne kadar Cevat'e karşı hissettiği duygular Didem'i rahatsız etse de içten içe mutlu da etmişti. Herkes dağılmaya başladığında, o da adımlarını babasının arabasına yöneltti. Ne var ki arabada ona yer yoktu. Bu defa Selim ağabeyinin arabasına yöneldi, orası da doluydu. Aram ağabeyinin arabasına gittiğinde neyseki ona yer vardı. Ağabeyi yanına oturmasını isterken, ikiletmeden oturdu. Arkaya oturanları görünce ise, orada olduğu için pişman oldu. Cevat ve kardeşi Emir oturmuşlardı. Cevat tam arkasında yer alırken, tüm bedeni gerildi. Az sonra yola çıkmış eve giderlerken, Didem saçlarına dokunan elle hareketsiz kaldı. Öyle ki nefesi bile işlevini yitirmiş, öylece durmuştu. Gözlerini kapatıp, saçlarındaki elin naif dokunuşunu unutmaya çalıştı. Gözlerini açtığında yeniden nefes aldı, yüreğini ısıtan o duygudan arınmak ister gibi camı açtı. Saçlarını savuran rüzgar, işini daha da beter hale sokmuştu. Çünkü, Cevat'ın elinin yumuşak dokunuşu yerini nefesine bırakmıştı. Karanlık ve ağabeyinin yola odaklanmış olması olanları görmesini engeliyordu neyseki.. Ama o karanlığa inat, Cevat'in şu an gözlerini kapattığını biliyordu. Görmese de hissediyordu. Sıcak nefes şimdi daha da yakınlaşmıştı, aniden saçlarında hissettiği minik öpücükle Didem'in dünyası sarsıldı. Bu kadarı fazlaydı, çok fazla! İşkence gibi geçen yolculuk son bulunca Didem koşarcasına eve gitti, kimseye birşey söylemeden hemen odasına çıktı. Şimdi aynadaki yüzüne bakıyordu. Kızarmış yanaklar, ışıltılı gözler…bunları görmek istemiyordu ama öyleydi, hatta bir de aynada görünmeyen kısımda vardı, gümbür gümbür atan kalbi gibi.. Kendini tanımakta zorlandı, hayır aynadaki baktığı kişi Didem değildi, olamazdı da… Gözlerini kısıp küçümser bir tavırla baktı kendine, Cevat denen aptalın yaptıklarına sevinen kalbini söküp atmak istedi. Kendine olan sinirini elbiselerden çıkartmak istercesine çekiştiren çekiştire üstündekileri çıkardı. Pijamalarını giydi. Sonra aynı hırsla banyoya gidip, yüzündeki makyajı sildi. Tekrar odasına geldiğinde ise, doğruca yatağa attı kendini, artık hissettikleri ona fazla geliyordu. Hemen kendine çeki düzen vermeliydi, gözlerini kapatmadan önce Cevat'ten uzak duracağına dair karar aldı ve rüyalar alemine giriş yaptı. ? Sabah uyandığında herkesin üzerindeki düğün telaşı, ona uğramamıştı. Sindire sindire kahvaltısını yapıp, sonra odasına çıkıp saçlarını topuz yaptı. Gözlerinin kahvelerini ortaya çıkaran sürmesini çekip, kirpiklerine rimel sürdü. Dudaklarına elbisesindeki pembe tona uygun rujunu da sürdükten sonra elbisesini giydi. Yavaş adımlarla odasından çıkıp, kapıda bekleyen arabalardan birine bindi ve düğün alanına doğru gitti. Düğünde aldığı karara uyup, Cevat'ten uzak dursa da gözleri ondan izinsiz bakmak istediği kişiye bakıyordu, Cevat'e… Öte yandan Cevat ise, gözlerini tek kişide sabit tutmuş, kalbine milyonlarca kez aşkı yazan Didem'e dahası mümkünmüş gibi kezlerce aşık olmuştu. Halay çekerken gülümseyen Didem'e bakınca, bacakları ondan izinsiz hareketlendi,adımları onun önünde durdu. Halay çekmeyi sevmese de Didem'e yakın olmak için gelmişti yanına ve onu reddetme ihtimalinin olmadığını da hesaba katmıştı elbette. Şimdi serçe parmağını uzattığı Didem, gözlerinden ateş çıkarırcasına kendisine bakıyordu. Onu kovsa ya da kendi halaydan çıksa çok dikkat çekeceği için mecbur serçe parmağını uzattı. Cevat, en küçük parmağını doladığı minicik parmağa kaderini de dolamıştı. Didem'e dokunmak, salt aşkın imzası gibiydi.. Heyecanı doruklara ulaşırken, yüreğine ılık ılık akan bir sevgi vardı.. Halaylar, yenilen yemekler, takılan takılar derken düğün bitmişti. Aram ağa, sevdasının güzel çiçeğini ömrüne ekerken çok mutluydu. Aynı şekilde Sevil, sevdiği adamla ömrünü birleştirirken bulutların üstünde gibiydi. Onların sonu mutlulukla taçlanmıştı. Didem geçen bir haftada, Cevat evlerine kaç kez gelse de odasından çıkmayarak aklı sıra onu görmeme kararına uyuyordu. Asıl ironik olan ise, odasından çıkmasa da aklı da fikri de Cevat'teydi. Akşam olduğunda yemeğe inen Didem, babasının konuşmasıyla kendini iki yakası ateş olan bir arafta hissetti. "Cevat İstanbul Üniversitesinde Hukuk kazanmış." Babasından duyduğu bu cümleyle başını tabağında kaldırmasa da Didem'in elindeki kaşık hareketsiz kalmıştı. Gidecekti! Aman be gitsindi! Zaten ondan kurtulmaya yer arıyordu kendisi de iyi olmuştu, çok iyi olmuştu! Hem zaten onu sevmiyordu ki, sürekli etrafında dolanıp onunla ilgili her şeye burnunu sokan Cevat'ten kurtuluyordu ne güzel! İçinden bunları sıralarda da yüreğinin orta yerine bir yumru oturmuştu Didem'in… sofrada konuşulan hiçbir şeyi duymuyordu kulakları, sanki etkili bir yumruk yemiş de sersemlemiş gibiydi.. Sakin kalmaya davranarak zor da olsa yemeğini yedi, sonra da ailesiyle salonda biraz oturdu ve en son odasına çıktı. Gözlerini zorlayan yaşları geriye itti, böyle hissetmesine bin defa daha lanet ederek yeni kararlar aldı. Birincisi, şu lise belasından kurtulana kadar evlilik için sabredecekti. İkincisi, bu süreçte kendine en uygun zengin, gözde, yakışıklı eş adayını bulacaktı. Üçüncüsü, bir kere bile ne Cevat'i düşünecek ne de onunla ilgili en ufak bir şeyle ilgilecekti. Didem, küçük yaşına uygun aklıyla kendince karar alırken, dediklerini uygulayacaktı. Evet, kendine o eş adayına da bulacak, lise belasından da kurtulacaktı. Cevat kısmı ise, diline değdirmese de hep bu büyük etkisiyle kalacaktı. Didem ne yaparsa yapsın, kendini neye inandırırsa inandırsın, yalanların içinde istediği ne kadar yüzerse yüzsün, gerçekler illa bir gün kendini ortaya sererdi. Didem gerçeklerinden kaçarken, geri dönüşü olmayan hataların altına imzasını atacaktı. Öyle bir raddeye gelecekti ki, bu anlara dönmek için herşeyi feda etmeye hazır olacaktı. Ama yaşanılanlar, hatalar.. İşte onlar aşka da sıçrayacaktı. Yazıktı… yaşanacak o kadar güzel bir aşk dururken onu kirletmeye çalışmaya koca bir yazıktı…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE