Geçen dört yılda Ronya mezun olmuş, hatta TUS sınavını da ilk girişte kazanarak Genel Cerrahi asistanlığı birinci sınıfı bile bitirmişti. Öte yandan Didem' de liseden mezun olmuştu. Mezun olan başka biri daha vardı,
Cevat…
Hukuk fakültesini bitirmiş, memleketine dönmüştü. Geçen dört yılda her memlekete geldiğinde fırsatını bulur bulmaz soluğu Didem'in yanında almıştı ama Didem her seferinde onu tersleyip kovmuştu. Cevat, onun bu tavrını hep naz olarak gördüğü için çok da takmamış, ısrarlarına devam etmişti.
Cevat, ona karşı takınılan tavrı naz olarak görürken, Didem de durum bambaşkaydı. Cevat, Didem için kendiyle olan savaşın adıydı. Ona aşık olamazdı, olmamalıydı. Bu yüzden de yüreği ve aklı arasında amansız bir ceng başlamıştı. Ona göre galip gelen en baştan beri aklıydı ve Didem kalbini küçümsemeyerek hatalarına birini daha eklediğinin farkında değildi henüz.
Kendince aklının galibiyetinin en büyük kanıtını bile bulmuştu. Aşık olmuştu… Evet, Didem geçen hafta bir düğünde gördüğü Yavuz Botan'a aşık olduğunu zannediyordu. Zaten aşık olması için gereken tüm nitelikler kendisinde vardı. En büyük aşiretin ağası olması, sınırsız zenginliği, yakışıklılığı, her genç kızın gözdesi oluşu ve en önemlisi ise kendisinin onu görünce heyecalanması…Didem işte tüm bunları düşününce, kesinlikle aşık olduğunu düşünüyordu. Böylelikle yüreğinin çığlık seslerini susturuyordu ama o aşk dolu çığlıkların tek sahibi Cevat'ti.. Didem aşık olduğunu sanıyordu ama aşık olduğu tek şey Yavuz ağanın sahip olduğu niteliklerdi. Aşkta ne para ne mevki ne yakışıklılık bir ölçüt olamazdı.. Aşk, en baştan beri kalbinin sahibinindi yani Cevat'indi..
Didem,Yavuz ağayı eş adayı olarak belirlendikten sonra kaleyi içten fethetme çalışmalarına başlamıştı bile. Yavuz'un kızkardeşi Sibel'le samimi olmaya başlayarak Botan ailesinin gözüne girmenin en kısa yolunu bulmuştu. Çünkü, Sibel saflıkta zirvedeydi. Hem onu kandırmanın kolaylığı hem de Yavuz ağa başta üzere tüm aile hakkında bilgi edinmesi Didem'in çok işine geliyordu. Sibel, ağabeyinin kızlarla pek işi olmadığını söylemişti. Bu bir yandan iyi bir yandan kötü bir haberdi. İyi tarafı, ailesinin kendisine ısrarla teyze kızını önermelerine rağmen istemediğini belirtmesiydi. Kötü tarafı ise, Didem bu kadar seçici davranan bu adamı kendisine aşık etmekte zorlanacağını kabullenmesiydi. Üstelik tek sorun bu da değildi, bir de babasının özellikle o aileyle ilgili bir probleminin oluşu sıkıntı yaratsa da Didem bunun üstesinden bir şekilde geleceğini düşünüyordu.
?
Van'a dönüşünün ikinci gününde amcasının evine gelen Cevat, herkesle selamlaşıp hal hatır faslına geçti. Amcası, yengesi ve amcaoğluyla sohbet ederken gözleri sürekli merdivenlere kayıyordu. Aram ağanın eşi Sevil, sofrayı kurarken bir umut Didem de gelip yardım eder diye düşündü ama o da olmadı. Öğle yemeğini hep beraber yediklerinde de Didem ortalıkta yoktu. Gözüne de gönlüne de hoş gelen aşkını göremediği için Cevat'ın yüzü düştü. Özlemişti onu, hem de çok fazla…
Yemekten sonra Didem'in bu kadar sürede nerede kaldığını merak ederek gezmeye başlayan Cevat, iki sokak aşağıya geldiğinde onu gördü. Didem sallana sallana yürüdü, sonra sokağın başındaki çeşmenin önüne gitti. Başını eğmiş tam yüzünü yıkayacakken, arkasında varlığını iliklerine kadar hissettiren Cevat'li durdu. Eli öylece havada kalmışken, kulaklarına sızan türküyle yerinde dondu..
Sallana sallana neçe ser ave & gitme suyun başına
Yıkanmış esbabı raxe li ber tave & kaldır güneşin önünden
Bir öpücük ver bana xera de u bave & anan baban hatırına
Yabancı degilem pismame te me & amcaoğlunum
Ne dur im ne nez im cirane te me & ne yakın ne uzağım, komşunum senin…
Bu türküyü Cevat'ten dinlemek, hele ki onların durumuna olan uyumu Didem'i mest etti. Sonra hiç duymamış gibi yapıp çeşmeyi açtı ve birleştirdiği avuçlarına suyu doldurup yüzüne çarptı.. Acilen kendine gelmeliydi! Bu türküyü de o güzelim sesi de bedeninden, zihninde atmalıydı. Derin bir nefes alıp arkasını döndüğünde ışıl ışıl parlayan buz mavilerine takıldı bakışları.. Bu kadar hayran bakmamalıydı o gözler, bu kadar eşsiz olmamalıydı o bakışların derinliği… Memnuniyetsiz yapmaya çalıştığı yüzünü buruşturdu.
"Geldiğini haber etmek için o karga sesini kullanmasan da olurdu pismam (Amcaoğlu)."
Cevat'ın bu cümleyle gözleri dondu. Buz kütleleri dolup taştı sibirya soğuğunu andıran mavi gözlerinde…
"Hoş buldum dotmam. (amca kızı)"
Didem'in içi buz tuttu, bu soğuk cümleyle..Cevat'ın ses tonundaki soğuk rüzgarlar üşüttü içini..
"Hoş geldin Cevat.." deyip, yanından uzaklaşan Didem, türkünün bir de kızın söylediği kısmının olduğunu biliyordu. Bir gün, bir gün o da aynı aşkla türkünün devamını getirecekti ama her şey için çok geç olacaktı ki.. Ne karşısında hayran bakışlı bir Cevat, ne de ışıl ışıl gözler olacaktı… umutlarındaki ışığı söndürüp, kendini karanlığa kilitleyen Cevat'a değil türkünün devamını söylemek, adına türkü bile yazsa o simsiyah umuduna sönmeye yüz tutmuş cılız bir ışık bile olamayacaktı..
Didem acıttığının acısını hep yüreğinin derinlerinde hissedecekti…
?
Kaçmak…
Kalbinin göğsüne indirdiği kuvvetli darbeleri görmezden gelerek kaçmak, yüreğinin ininde gezinen o ince sızıyı hissetmekten kaçmak, hayranı olduğu buz mavilerden kaçmak…
Didem'in Cevat'ii görmesinin üstünden üç gün geçmişti ve aklıyla yüreği kıran kıran yine cenk yapıyorlardı. Didem'in galip olarak ilan ettiği aklı, kalbinin önünde diz çökmek üzereydi.. Didem bunu istemiyordu, Cevat onun kendi benliğiyle olan savaşında kazanan olmamalıydı, olamazdı..
Yavuz ağayı görmeliydi, onu görürse ve yine heyecanlanırsa bu yalancı duygulardan da kurtulmuş olacaktı. Didem bunları düşünürken durum tam tersiydi.. O yalancı heyecalanmaya aşk demek başlı başına hataydı ve Didem'in hatalara koşar adım yürümek gibi bir huyu vardı.. Geri dönülmez hataların en büyüğüne de böylece 'Merhaba' diyordu..
Eve geldiğinde beri odasından çıkmayan Didem akşam yemeğine indiğinde, sofrada yarın Ronya'nın geleceğini öğrenmişti. Zaten bu haberi duyar duymaz iştahı kaçmış, tabağındaki yemekleri ablası gibi görüp parçalayıp durmuştu.
Odasına tekrar döndüğünde, Sibel'in bugün söylediklerini hatırladı. Yavuz ağanın bugünlerde Van'a geleceğini söylemişti. Sibel, annesinin teyze kızı Berfin'i ağabeyine isteme konusunda aşırı ısrarcı davrandığını da söylemişti. Didem, Berfin'i tanıyordu, salakça davranmaktan başka bir halta yaramadığını biliyordu. Berfin, düşünmeden hareket eden, kandırılması kolay bir lokmaydı Didem'e göre. Hayal ettiği saadetinde, onu zerre kadar tehdit unsuru olarak görmüyordu.
Yatağına uzanıp gözlerini kapatmadan önce, yarın ablasının gelişiyle böyle bir huzurlu uyku uyuyamayacağını düşündü. Sonra şu anki huzurun tadını çıkarmak istercesine gözlerini kapatıp, güzel uykusuna daldı..
?
Uğursuz bir güne gözlerini açan Didem, günün uğursuz olmasının sebebi olan ismi sinirle mırıldandı.
Ronya!
Kahvaltıya indiğinde yine sofra da Ronya muhabbeti vardı. Üç yıldır onun yokluğuyla ne güzel huzur içindeydi. Ailesinin baskısıyla Ronya'nın geldiğinin farkındaydı, çünkü Ronya'ya kalsa gelmezdi bunu biliyordu Didem..
Kahvaltıdan sonra annesi, babası ve ağabeyi Ronya'yı karşılamak için havaalanına giderlerken, Didem yine Sibel'le kısa sürede de olsa görüştü. Ronya'dan bahsedip, onun hakkında yığınla iftira, yalan söyledi.. Sibel'in anlattıklarına inanması ise, Didem'i mutlu etti. Çünkü, Sibel'in ablası Elif, Ronya'nın yakın arkadaşıydı ve onu çok seviyordu. Ronya'nın uzakta olması ya da Elif'in evlenmiş olması hatta aileleri arasındaki probleme rağmen yıllardır dostluklarını sürdürmüşlerdi. Ronya, her Van'a geldiğinde illaki gizli saklı da olsa Elif'le görüşüyordu. Didem, bunu düşününce yüzünü buruşturup, hasetinden çatlamak üzere olduğu bu dostluğun kendisinde olmayışına üzüldü. Öylesine gerçek bir arkadaşı hiç olmamıştı,olacağa da benzemiyordu..
Didem'in öylesine bir arkadaşı olacaktı, her daim yanında olan, her sırrını paylaştığı, koşulsuz şartsız ona değer verecek çok yakın bir arkadaşı olacaktı. Öyle bir arkadaşlık ki, içinde hem eş olmayı hem anne hem baba olmayı da barındıracaktı. O arkadaş Cevat olacaktı…
Didem'in, sil baştan hayatının pusulası olacaktı Cevat. Ama o yeni Didem'e de o arkadaşlığa da daha çook zaman vardı.. Önce ezildikçe ezileceklerdi yüreklerinin altında, sonra yavaş yavaş nefes alacaklardı hayatlarının baharında…
?
Eve geldiğinde kendini yine odasına kapatan Didem, araba sesinden Ronya'nın geldiğini tahmin etti. Sonra aşağıdaki sevinç çığlıkları duyuldu odasında.. Kaşlarını çattı Didem, sinirlerine dokunuyordu Ronya'nın bu kadar pohpohlanması..sinirle yerinden kalkıp banyoya girdi, sonra odasına tekrar dönüp üstünü giyindi. Eline kalemi alıp, her sıkıldığında yaptığı gibi bomboş kağıda resim çizdi. Elleri çalışırken,aklı bambaşka bir mahzendeydi.. Ne çizdiğin bilmeden çiziyordu, zihnine dolan ve kaç gündür aklını işgal eden o türküyü söyleyen Cevat'li düşünüyordu. Kendisinin söyledikleriyle buz tutan gözleri üşüştü sonra da aklına.. Kırmıştı Cevat'i … Çok kırmıştı ama onu kırmasa kendini kıracaktı Didem.. Kalbinin aklından önce hareket etmesine asla izin vermezdi, veremezdi…
Az sonra başını kaldırdığında o bomboş kağıdın içinde bir çift göz vardı.. İnsanın içini donduran bir çift göz…
?
Sofraya inen Didem, ukalalık kokan sesiyle Ronya'ya hoş geldin deyip yerine oturdu. Evdeki herkes ona ters ters bakıyordu, huzuru bozan Ronya'ydı ama ters bakılan kişi kendisiydi! İşte yine huzursuzluğunun adı olan Ronya gelmişti! İşte yine başlıyordu Ronya'yı savunanlar grubu, yine sinirleri tepeye çıkaran ona karşı takınılan aşırı ilgili tavırlar…
Ronya'nın bir hafta kalacağını duyunca sinirleri iyice zirveye çıktı. Kısık gözlerle ablasına bakıp, içinden burada kaldığı her dakikayı burnundan getireceğine yemin etti.
Didem, kötülük dolu aklına bir de sevgili eş adayını kattı. Yavuz ağayı en kısa sürede kendisine aşık edeceğine dair kendine söz verdi.
Şimdi yapılan her plana inat, altındaki yazıyı yaşama zamanıydı….