Azra’dan
Çaresizliğin ne demek olduğunu aslında çok iyi biliyordum. Hayatım boyunca bu duyguyu yaşamış ve hissetmiştim... Peki bu yaşadıklarımın adı neydi zaman? Çaresizlikte öte bir şey varsa oda şu an için geçerliydi sanırım. İçinde bulunduğum duruma hiçbir anlam veremiyordum. Yıllarca her gün yediğim ekmeğe, aldığım nefese, yaşayamayıp ta yaşamaya çalıştığım hayata isyan etmemişken şimdi neden isyan bayraklarını elimde sallandırıp durumu kabulleniyordum. Kaldıramadığım yükler boynuma bindiğinde daha çok gençtim. Yaşıtlarım evlenip yuva kurma
hayali kurarken benim tek düşündüğüm karnımı nasıl doyurmam gerektiğiydi. Evet güzel kızdım Rabbime sonsuz şükürler olsun ama kaderim kötüydü işte. Gördüğüm tek şey işittiğim tek laf parmakla gösterilip Orospu Vildan’ın kızı
demeleriydi. Evlenmeliydim belki de. Kim bilir belki bana sahip çıkar beni severdi. Akan gözyaşlarıma engel olmak istesem de olamıyordum koca bir boşlukta gibiydim çıkmazdaydım. Adım çıkmıştı hiçbir suçum yokken. Vicdan yoksunu insanlar iftira atmaya doyamamıştı. Yıllarca anneme yaşattıkları yetmemiş gibi aynı acıyı banada
yaşatmışlardı. Daha ne kadar kötüsü olabilirdi ki? En fazla hor görülür aşağılanırdım. Kimse konuşmaya tenezzül etmezdi belki de ben zaten bunlara alışık değil miydim? Peki ya daha kötüsü olursa? Her şeye rağmen mutluydum burada. Ahhhh hadi ama kimi kandırıyorum her şeye açtım ben; sevgiye, gülmeye, konuşmaya… Kim bilir gidersem belki bu söylediklerime kavuşurdum... ''Allah aşkına iki paçavrayı valize tıkmak bu kadar zor mu*''diyen adamın sesiyle
düşüncelerimden çıkmıştım. Bundan daha kötü ne olabilir ki diyerek onun paçavra dediği fakat yeri bende apayrı olan annemin elbiselerinden birkaç sağlam olanını poşete koydum çünkü valize koyabileceğim kadar fazla bir eşyam yoktu,
ki zaten bir valizimde yok. Korkularımı sorgulayacak vaktim yoktu artık. Hayat benim için ya hep hiçti bundan sonra.
Kim bilir belki de çok mutlu olurdum?
***
Cihan’dan
Allah aşkına daha ne kadar bu yaz sıcağında ayakta dikilebilirdim bilmiyorum. İki kıyafet almak bu kadar zor olamazdı herhalde. Görende dolaplarca elbisesi var zannedecek. Sinirle söylenmeye devam ederken elinde bir poşetle dışarıya çıktığını gördüm. Anahtarı cebimden çıkarıp arabaya yönelirken “Atla!” diye bağırmayı da unutmamıştım.
Şoför koltuğuna geçtiğimde kapının kapanma sesiyle arabayı çalıştırıp tozu dumana katarak yola koyuldum. Ehhh Ateşoğlu konağına hemen varmamız lazımdı ne de olsa... Aradan geçen bir saatlik süre zarfında konağa gelmiştik. Kapıdaki korumalar başları önünde selam verirken yan gözle evin kahyasına baktım ve o gözlerde planın son kısmının hazır olduğunu anladım.Arabadan inen Ateşoğulları’nın gelinine baktım. Gerçekten çok çok güzeldi. Kim bilir
kimlerin altına girip kimlerin ahını almıştı. İğrenircesine kadının kolundan tutup konağın kapısını açtım… ve beklenen an!
Tam da beklediğim gibi; Şehmuz Ağa, annem, Rojba, kız kardeşim ve konağın tüm çalışanları toplanmış meraklı gözlerle neler olduğunu anlamaya çalışıyorlardı.Ahh ne büyük heyecan kıyametin kopmasına dakikalar kala! “Selamın Aleyküm Şehmuz Ağa” dediğimde babam ayaklanmış anlamaz gözlerle bana bakıyordu.
“Aleyküm Selam, misafirimiz kimdir kimlerdendir Cihan Ağa?” diyen babama cevap vermedim. Aradan geçen 5 dakikalık zaman dilimde kapının çalınmasıyla kapıya yönelmiş soru soran gözlere bekleyin dercesine bakmıştım. Kapıyı açıp gelen hocayı içeri aldıktan sonra tekrardan cevap bekleyen Şehmuz Ağaya döndüm. “Hayırdır oğul hocanın ne işi vardır konakta de hele?” diyen anneme dönüp;
''Konağayeni gelin diye tutturan, Ateşoğlu’na varis gerek diye sürekli başımın etini yiyen siz değil misiniz? Alın size gelin.” deyip kızın tuttuğum kolunu sertçe çekip onlara doğru itekledim. Yere kapaklanırken onun acı çekip
çekmemesi umurumda bile değildi. Ne de güzel tamda düşmesi gereken yere Rojba’nın ayaklarının dibine düşüvermişti.
''Kendine gel Cihan Ağa haddini aşma, senin karşında çocuk yok kaldır kızı.'' diye bağıran babama sadece bakmakla yetindim.
Annem kızın yanına gelmiş omuzlarından tutup yavaşça ayağa kaldırmaya çalışıyordu;
***
Azra’dan
“Kalk kızım sen onun kusuruna bakma'' diyen kadına bakmıştım. Ne de güzel bir kadındı. Şiir gibi sesi vardı. Yaşına göre çok genç gözüküyordu. Belki de annemle aynı yaştalardı. Gözyaşlarımı elimin tersiyle silerken sessizce “Önemli
değil efendim'' diyebilmiş kadından gözlerimi kaçırmıştım. Öyle güzel bakıyordu ki! bu bakışlara yıllarca hasret kalmıştım ben... Başım eğik ellerim önümde olacakları beklemeye başladım. Nikah için bırakın gelinlik giymeyi düzgün bir kıyafet giymeme bile izin vermemişti. Oysa her kızın hayalinde vardı değil mi bembeyaz gelinlik? Gerçi nikah için bir masayı bile çok gören adamdan gelinlik beklemek garip kaçardı...
İşte benim hayatım dilimin ucundaki bir evetle değişmişti. Evliydim artık. Koskoca Cihan Ateşoğlu’nun KUMAsıydım. Orospu Vildan’ın kızı Âteşoğlu konağının kuması. Daha ismini bile bilmediğim insanların geliniydim. Kimseden
ses çıkmıyordu. Birinden ses çıksa biliyordu tüm konaktakiler başına gelecekleri. Herkesin suratları sirke satıyordu iki kişi hariç Cihan Ağa ve Rojba Hanımağa...
***
Cihan’dan
“Evet nikahta bittiğine göre size sevgili karımı tanıtayım öyle değil mi?” Tam da istediğim gibi meraklı gözler bana çevrilmişti. Sevgili karım Azra Erkoç ile tanıştırayım sizi... Azra Erkoç diyorum çünkü o hiçbir
zaman Ateşoğlu olmayacak''
''Bana bak Cihan Ağa sen kendini ne sanırsın. Sessiz sedasız kendi başına bir bok yedin ses etmedim. Kimdir, neyin nesidir onu bile bilmeyiz? Soyumuza yakışır mı hiç düşündün mü? Haaa el alem ne der aklına geldi mi hiç'' diye avazı çıktığı kadar bağırıp konağı inleten babama döndüm;
''Kusura bakma Şehmuz Ağa kimi kimsesi yoktur. Tanımazsın… ya da belki de tanırsın kim bilir. Malum anası buralarda çok ünlü Orospu Vildan…
***
Koskoca konaktan çıt çıkmıyordu. Ne ses vardı ne soluk. Duyduklarıyla neye uğradıklarını ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Bu kız yıllardır dillerden düşmeyen Orosbu Vildan’ın kızı mıydı? Kıyametin yaklaştığını anlayan Cihan Ağa hiçbir şey olmamış gibi Rojba’yı yanına çekmiş hal hatır ediyordu. Rojba ise kumanın gördüğü muameleden memnun bir şekilde kocasına kur yapıyordu. Gördüklerine daha fazla dayanamayan Cihan Ağa;
“Herkes dağılsın!” diyerek konağı inletmişti.
Şehmuz Ağanın gazabına uğramak istemeyenler oradan kaçarcasına gitmişlerdi. Çünkü biliyorlardı ki Şehmuz Ağa sinirlendiği zaman ortalığı yakıp yıkar kimsede gıkını çıkaramazdı. Oğluna dönüp; “Bu yaptıkların yanına kar kalır sanma Cihan Ağa. Elbet zamanı gelince bunları burnundan tek tek getireceğim.'' deyip odasına doğru yol almıştı.
Cihan etrafa göz gezdirdiğinde karısı olacak kadın, annesi ve Rojba’sından başka kimsenin olmadığını görmüştü. Rojba’nın belinden tutarak merdivene yönlendirmiş giderken arkasını dönüp annesine “Kimse bizi rahatsız etmesin.” demişti. Arkasındaki sevgi dilenen kadını umursamadan...
***
Azıcıkta olsa sevgi dilemiştim buraya gelirken. Ama görüyorum ki oda arkasını dönüp hayal olup giderken bana el sallamıştı. Alışmıştım aslında hayal kurmamaya sevgisizliğe, insan yerine konulmamaya. Hepsi gibi bu da hayal olmuştu işte.
Cihan’ın annesi olduğunu düşündüğüm kadın yanıma gelip eğik olan başımı kaldırmak için çabalamıştı. Ama korkuyordum. Bir saat öncesine kadar anne şefkati gördüğüm o gözlerde şimdi iğrenmişlik görmekten korkuyordum.
''Kaldır kafanı kızım'' diyen kadına istemeden de olsa bakmış ve şaşırmıştım. O gözlerde ne iğrenme vardı ne de tiksinti...
''Hadi yukarıya çıkalım biraz dinlen, yorulmuşsundur''
“Tabii efendim.” diyebildim sadece. Ne demem gerektiğini bilmiyordum. Tereddütlerimi anlayan kadın;
“Adım Dila. Bundan sonra bana anne de tamamı kızım'' diyen kadına içtenlikle sarıldım. Annem yerine koyacağım kadını kokladım. Bu kokuya öyle ihtiyacım vardı ki buna dayanamıyordum artık. Ayağa kalkan kadını takip ettim. Gözlerimi ihtişamlı konaktan alamıyordum, kocaman avlu, oymalı duvarlar, etrafta koşturan çalışanlar. Zenginlik böyle bir şey miydi?
Merdivenleri çıktıktan sonra sola dönüp ilk kapıyı açmıştı Dila Anne. İçeriye girince bakakalmıştım. Görgüsüz bir insan değildim ama o kadar güzel bir odaydı ki! Normal büyüklükte çift kişilik bir yatak, kocaman bir kıyafet dolabı, banyo, makyaj masası ve adını dahi bilmediğim bir sürü şey...
''Gel kızım otur hele yanıma.” diyen kaynanama döndüm. “Öncelikle konağa hoş geldin kızım... Ne şartlarda buraya geldin bilmiyorum ama bildiğim bir şey varsa da sen artık bu konağın gelinisin ona göre davranışlarına dikkat et. Kimseye saygıda kusur etme. En önemlisi kimseye kendini ezdirme.”
Ne güzel konuşuyordu Dila anne. Şimdiye kadar kimse benimle oturup bir çift laf bile etmemişken tanımadığım bu kadın ona destek çıkıp anne şefkati gösteriyordu.
“Teşekkür ederim anne.” derken koca bir hıçkırık kopmuştu boğazımdan.
“Tamam şimdi güzel bir duş al, dinlen yemek vakti çağırtırım seni.” diyen kadına tekrardan teşekkür edip banyoya girdim. Buna o kadar çok ihtiyacım vardı ki…
***
Cihan ağa karısyla odasına girerken durumdan oldukça memnundu. Kuma istemişlerdi oda getirmişti öyle değil mi? Öyle yorgun hissediyordu ki kendisini en iyisi duş almaktı.
“Beraber duş alabiliriz istersen.” diyen karısına baktı Cihan Ağa. Evet bu kadın güzeldi, kara kaşlı kara gözlü alımlı etine dolgun bir kadındı.
“Ah Rojba, böyle oyunlara gerek yok ben hep seninim.” diyerek yanına yaklaştım ve başındaki yazmasını çıkardım. İşin gerçeği kuması Rojba’dan kat be kat güzeldi. Ama o adı üstünde kumaydı değil mi? Onunla asla işi olmazdı.
Rojba’nın dudağıma yapışmasıyla düşüncelerimden sıyrılıp karşılık vermeye başladım. Arsızca alt dudağını emmeye başladığımda sessizce inlemişti. Hızlı bir şekilde üzerindeki kıyafetleri çıkarıp etrafa fırtalmıştım. Önce dudaklarını sonra boynunu öperek yatağa yatırdım. Dolgun göğüslerini avuçlayıp okşamaya başlayınca odanın içine inleme sesleri çoktan yayılmaya başlamıştı. Daha fazla dayanamayarak sert bir şekilde Rojba’nın sıcaklığına gömülmüş en sonunda zirveye çıkmıştım.
Yatağa sırt üstü uzanıp Rojba’ya baktım. Yüzünde tatmin olmuş bir gülümseme vardı. Bu kadını her gün becersem kesinlikle hayır demezdi. Beni seviyordu bunu gözlerinde görebiliyordum. Peki ben seviyor muydum? Tek bir şeyden emindim ona değer veriyordum, anneme babama karşı saygılıydı. Gelenek görenekleri bilirdi. Tek sorun kardeşim ve evin çalışanlarına karşı yıllar geçse de mesafeli oluşuydu.
Yataktan kalkıp çıplaklığıma aldırmadan banyoya girdim. Akşam için yemek hazırlıkları bitmek üzereydi ki Şehmuz Ağanın en nefret ettiği şey yemeğe geç kalınmasıydı. Hızlı bir duşun ardından belimdeki havluyla giyinme odasına geçip üzerimi giyindim. Ben hazırlanırken Rojba’da duşunu almış ve hazırlanmıştı.
Avludaki masada yerimizi aldığımızda babamın afiyet olsun demesiyle yemeğimize başlamıştık. Ama gözüm karşımdaki boş sandalyeye sürekli takılıyordu. Anneme dönüp;
“Azra nerede?”
“Kendisi biraz rahatsız o yüzden yemeğe gelemeyebilir.” diyen anneme sinirle dönüp;
“Ne demek rahatsız? Nesi varmış Azra Hanımın?” diyerek anneme hesap sordum. Annemden ses çıkmayınca daha da sinirlenerek;
“Rukiyeeeeeeee!” diyerek konakta gürlemiştim resmen.
“Eeeefendim Ağam.” diye kekeleyen kıza dönüp “Git yukarıdan Azra’yı çağır.” dedim. Aradan kaç dakika geçti bilmiyorum ama artık sabrım kalamamıştı. Sofradan kalkıp avluda volta atmaya başladım. Merdivenlerden ayak sesi gelince kafamı çevirip oraya baktım. Üzerinde bir önceki kıyafetine benzeyen bir elbise vardı Allah aşkına bu kadar iğrenç bir elbiseyi nasıl giyebilirdi bir kadın.
“Neredesin lan sen? Yemek saatinde zıbarmakta ne demek?” dediğimde iç yakan yeşil gözleriyle sadece bakmıştı bana. Hiçbir şey demeden arkasını dönüp gittiğinde bakakalmıştım. Yemek masasına gidip babamın karşına geçmiş bir iki şey mırıldandıktan sonra sandalyesine oturmuştu.
“Kalk o masadan.” demiştim artık sinirlerime hâkim olamıyordum. “Sana kalk o masadan dedim anlama sorunun mu var? Haaaa o küçük beynin almıyor mu ne dediğimi? Kalk git mutfakta ye yemeğini ve bundan sonra gözüme gözükme.” dediğimde babamın sandalyesini çekip ayaklandığı gözümden kaçmamıştı. Babamın;
“Sen kim oluyorsun da benim soframdan birilerini ki bu kadın senin karını kovuyorsun haaa! De hele bana.”
“Ben bu konağın ağasıyım.”
“Sen mi ağasın? Kadınını sofradan kovan biri bırak ağa olmayı insan bile olamaz.” deyince iyice çıldırmıştım.
“O benim karım falan değil. Benim bir karım var o da Rojba! Çocuğum olmuyor diye kuma isteyen sizdiniz. Çocuk istemiyorum dediğim halde dinlemediniz beni.”
“Kendine gel Cihan Ağa. Habersiz bir bok yedin bari arkasında dur. Bu kızın ne günahı ney lan? Sana tek diyeceğim şey bu kadını üzme!” deyince daha da delirmiştim. Fakat ağzımdan çıkanların farkına vardığımda pişman olmamın bir faydası kalmamıştı.
“Ne o Şehmuz Ağa bakıyorum da gelinine çabuk ısındın. Bunca yıllık gelinine bile bu kadar ısınamamışken hem de. Yoksa anasını yakından tanıma şerefine mi nail olmuştun?” dememle birlikte bunca yıllık hayatım boyunca fiske yememiş ben babamın attığı tokatla donmuş kalmıştım...