Azra’dan
Azra yatağında uyuyan küçük misafirine baktı. Yemekten sonra uyuyakalmıştı. O uyurken sofrayı toplamış bulaşıkları yıkamıştım. Geriye sadece yatakta mışıl mışıl uyuyan küçük adamın uyanması vardı. Azra dışarıda batmakta olan güneşe çevirdi gözlerini, eğer hemen uyanmazsa ailesi merak edecekti bu küçük adamı...
Yerinden kalkarak uyuyan misafirimin yanına ilerleyeceğim sırada kapımın çalmasıyla duraksadım... Allah’ım kim benim kapımı çalar diye düşünürken kapıya tekrar vurulmasıyla korkarak demir kapıya ilerledim. Kim o diye seslendiğimde kapının dışından kadınlı erkekli homurdanmalar yükseldi ama ben ne dediklerini anlamamıştım, kapıyı hafif aralayıp, ne istediklerini sorduğumda;
“Burada 7- 8 yaşlarında bir erkek çocuğu gördünüz mü?”
''Evet çocuk burada. Büyük çınar ağacının orada karşılaştık acıktığını söyleyince beraber buraya geldik. Yemekten sonrada uyuyakaldı, buyurun içeride.” diyerek önüme gelen kadına içeriyi gösterdim. Odayı tarif etmeme bile gerek yoktu zaten evim iki gözdü.
Kadın uyuyan çocuğu tartaklayarak uyandırıp kucağına almış babası tahmin ettiğim adamın kucağına savururcasına bırakıp ve bana dönmüştü. Ben teşekkür etmesini beklerken tebessüm eden suratıma yediğim tükürükle neye uğradığımı şaşırmıştım.
Kadının; “Köydeki adamları ayartamadın da küçücük çocuklarımı eve kapatmaya başladın haaa. Utanmıyor musun? De hele bana, gerçi senin anan orospu Vildan. Sizde utanmak ne arar.” dediğinde bana söylediği laflar değil de ölmüş anneme söylediği laflar ciğerimi yakmış nefesi mi kesmişti. Gözlerimden akan yaşlara engel olamadım yirmi yıldır olamadığım gibi... Hiçbir şey demeden kapıyı suratlarına kırarcasına kapattım. Artık dayanamıyordum.
Kaç saattir bu kapının önünde diz çöküp ağladığımı hatırlamıyorum bile. Ama kalkmalıydım. Düşünmekle olmuyordu, ne kadar çok düşünürsem o kadar çok çıkmaza sürükleniyordum...
Yatağıma uzanıp olanları tekrar düşündüm. Yoktu çaresi, ne yaparsan yap yolun sonu gözükmüyordu... İsyan yok, hayata küsmek yoktu bende annem hep demez miydim “Dilin kemiği yok. Sen ne dersen de ne söylersen söyle kimse kendi bildiğinden dönmez. O yüzden sadece yukarıdakine sığın.” diye. Düşüncelerime demir kapının dövülmesiyle son verdim. Yoksa mahalleli mi gelmişti.
***
Cihan’dan
Planımı kafamda şekillendirdikten sonra belimde ki havluyla banyodan çıktım. Rojba yaşanan zevkli dakikaların etkisinden kurtulamamış olacak ki bana yiyecek gözlerle bakıyordu. Ama benim buna vaktim yoktu. Üzerime bordo tişört, altıma siyah kotumu giydim ve Rojba’ya dönüp;
“Ben dışarıya çıkıyorum, bu gece geç gelebilirim. Yemeğe beklemeyin.” deyip odadan çıktım. Havalar sıcak olduğu için yemekler konağın bahçesinde yeniyordu.
Sofranın başında bekleyen anama dönüp; “Bu akşam geç gelebilirim haberiniz olsun.” deyip konaktan hemen çıktım. Kuma meselesinden sonra zaten babamla konuşmuyordum. Arabama atlayıp gitmek isteğim yere doğru yola koyuldum. Bir elim çenemde düşünüyordum yaptığım ne kadar doğru ne kadar yanlış... Sonuçta Şehmuz Ağa kuma demişti ve bende üzerime düşen kısmı yapacaktım konağa bir kuma gelecekti. Tek farkla onlar Heja diye ümitlenirken ben Orospu Vildan’ın kendi gibi olan kızını konağa getirecektim. Bakalım Şehmuz ağa ne tep ki verecekti.
Yüzümde sinsi bir gülümsemeyle tarif edilen köye gelmiştim. Taş çatlasın en fazla on beş hane vardı bu köyde, arabadan inip ağır adımlarla karşımdaki küçük harabe eve baktım. İçeride yanan gece lambasının cılız ışığına baktım. Bu saatte yatmış olamazdı değil mi? Ahhh belki de koynunda birileri vardı kim bilir...
Şimdi planımı uygulama vakti gelmişti. Kapıyı hızlıca birkaç kez çalıp beklemeye koyuldum. İçeriden gelen hafifte olsa tıkırtıları duymuştum. “Kim o?” diye korkakça seslenen kadına kibar davranmam gerektiğini hatırlayıp;
“Akşamın bu vaktin de rahatsız ettim kusura bakmayın. Sanırım kayboldum bana yardımcı olabilirseniz çok memnun olurum.”
Kapı küçük bir aralıkla açılırken kadının yüzünü göremiyordum gerçi önemlide değildi planımda kapısında dikilmem yeterliydi sonuçta...
''Adresi söylerseniz yardımcı olabilirim'.” diyen kadına görmesem de tiksinircesine baktım. Şuna bak ne kadar da yardımsever. Eeee tabi kapıda bir erkek var ne de olsa... Uyduruk bir adres verdikten sonra kızdan gelecek cevabı beklemeye başlamıştım.
“Kusura bakmayın fakat söylediğiniz adresi bilmiyorum.” deyip kapıyı suratıma kapatmıştı. Kısaca teşekkür edip ıslık çalarak büyük bir keyifle arabama doğru ilerledim. Koskoca Cihan Ağa ve iş çevirmek... Sonuçta kumayı onlar istemişti değil mi?
***
Azra’dan
Yolunu kaybetmiş adamın verdiği adresi bulması dileğiyle yorganı kafama çektim. Geçmiyordu acı, geçmiyordu yalnızlık... Var mıydı bunun bir çaresi? Keşke annem yanında olsaydı o varken bunlara katlanmak daha kolaydı. Gözlerim kapalı güvenebileceğim bir tek o varken oda yalnız bırakmıştı beni, gözlerim kapanıyordu ama acı hâlâ baş köşemde ayrılmaz misafirimdi.
Kafamın içinde davullar çalıyor insanlar zılgıt çekiyordu sanki. Bu ağrı nasıl bir şeydi ki ilaç bile fayda etmiyordu. Yorganı üzerimden atıp divandan aşağı ayaklarımı uzattım. Başımı bir kazan buzlu suya soksam yine faydası olmazdı bu ağrıya. Karnımın içindeki gurultular açlığımın belirtisiydi sanki. Sahi en son ne zaman yemek yemiştim? Midemdeki isyana daha fazla dayanamayarak kalkıp günlük ihtiyaçlarımı giderdim. Daha sonra ufak bir şeyler atıştırıp su doldurmak için yola koyuldum.
Çeşmenin başına geldiğimde mahalle kadınlarının kendi aralarında konuştuklarını gördüm. Sohbete katılmak için hiç bir çaba göstermemiştim. Yıllardır benimle konuşmuşlardı şimdi mi konuşacaklardı? Kadınlar doldurdukları bidonların kapağını kapatırken suyun boşa aktığını fırsat bilip bidonumu suyun altına yerleştirip doldurmaya başladım. Doldurduğum bidonu yanıma koyarak diğeri ne uzanıyordum ki bidonun elimden alınmasıyla kafamı kaldırıp kadına baktım.
''Hayırdır kimse sana yüz vermedi de artık evli adamları mı ayartmaya çalışıyorsun?” deyince ağzım açık bakakalmıştım. Ne diyordu bu kadın ne adamı ne ayartması!!!
''Ne diyorsun sen abla ne ayartması, gözünüzle gördünüz mü de iftira atarsınız''
''Şuna bak hele bir de namus dersi veriyor utanmadan... Dün gece Cihan Ateşoğlu ağamın koynundan çıkan sanki benmişim gibi birde cevap veriyor kevaşee''
Azra hala isimde takılı kalmıştı. Cihan Ateşoğlu, tamam buranın en büyük aşiretlerinden birisinin ağasıydı ve evliydi bundan başka bir bilgim yoktu. Bilgim olması bir yana adamı bir kere bile görmemiştim... Peki bu iftira niye? Dayanamayarak;
''Siz ne dersiniz, ağzınızdan çıkanı kulaklarınız duyar mı? Hadi kuldan utanmazsınız Allah'tan da mı korkmazsınız? Bu nasıl bir acımasızlıktır, başımda mı beklediniz de gözlerinizle bunları görmüş gibi bunları konuşursunuz haaa deyin hele bana'?” Gözlerimden akan yaşın haddi hesabı yoktu dayanamıyordum artık. Yıllardır dile gelmeyenler çığ gibi büyüyordu içimde...
''Dün gece kapında dikilirken mahalleden bir kaç kişi görmüş. Allah bilir ne haltlar yedin. Evli adamı ayartmak için kaç gün dolandın peşinden haaa de hele. Bir de gelmiş namus bekçiliği yapıyor. Senin ananda böyleydi. Allah bilir hangi dostundan sana hamile kalmıştır''
Sözün bittiği yer değil miydi bu? Hani şu kelimelerin boğaz da yumru olma meselesi! Ne söylenirdi ki bu lafların üstüne? Neydi benim suçum. Orospu damgası yiyen Vildan'ın kızı olmam mı?
Benim aklımın ermeye başladığı ve annemin hayatta olduğu süre boyunca annemin bırak bir erkekle konuşmasını, baktığını bile görmemiştim. Peki neydi güzeller güzeli Vildan'a Orospu damgası vurmak. Kafamdakilerden kurtulup tekrar kadınlara döndüm;
''Hani diyorsunuz ya Orospu Vildan’ın kızı… Evet gururla söylüyorum ben orospu Vildan’ın kızıyım. Babamın kim olduğunu bilmem ama babasızlığın ne demek olduğunu çok iyi bilirim.''
İşaret parmağımı yukarıya kaldırıp tekrar konuşmaya başladım “Siz bilmesenizde, görmesenizde yukarda ki yaradan biliyor attığınız iftiraları… elinizi vicdanınıza koyun kendi kız çocuklarınızı düşünün. Yazık sizin gibi kadınlığımdan utandıran kadınlara.'' deyip arkamı döndüm koşar adımlarla eve girdim. Bir çıkar yolu yok muydu bunun. Dün akşam kapıma gelen adamın yüzüne bile bakmamışken neyin iftirasıydı bu?
***
Cihan’dan
Aradan 3 gün geçmişti. Her şey planladığım gibiydi. Arabadan inip şirkete doğru ilerledim. Şirket çalışanlarının günaydın seremonisini her zamanki gibi sessizce karşıladım. Sekretere hemen incelemem gereken dosyaların isimlerini verip odama geçtim. Kafamı dağıtmam gerekiyordu, ne de olsa bugün büyük gündü. Kapının çalınmasıyla dikkatimi oraya verdim. Sekreterim korkarak masaya evrakları bırakmasıyla kapıdan çıkması bir olmuştu. Korkması normaldi çünkü ben kimseye acımazdım.
Şirketteki işlerimi hallettiğimde planımın ikinci kısmını devreye sokmak için arabama atladım istikamet belliydi. Kısa süren yolculuktan sonra harabe olan iki göz evin önüne gelince arabadan indim. Küf tutmuş demir kapının önüne gelince kısa bir soluklandım çünkü sakinleşmem gerekiyordu. Kapıya iki kez vurup beklemeye başladım. Ses gelmeyince bu sefer daha sert vurdum. Neredeydi bu ucube?
Kafamda tilkiler dönerken topraklı yolda bir ileri bir geri gidip geliyordum ki içerden gelen hafif bir tıkırtıyla tekrardan kapıya yöneldim. Kapıyı tekrar çalmama gerek kalmadan kapı yavaşça açılmıştı.
Karşımda duran kafasını yere eğmiş kadına baktım. Nerden baksan 1.70 boylarında bir kızdı. Giydiği kıyafetlerden vücudunun ne şekilde olduğunu anlayamasam da bir erkek gözüyle güzel olduğuna emindim hele ki göğüsler tam istediğim gibiydi dolgun ve dik.
''Kime bakmıştınız?’ ‘diyen kadına kafamı kaldırıp ukalaca gülümsedim. Sert sesimle;
''Ben Ateşoğlu aşiretinin ağası Cihan Ateşoğlu'' deyince kadın bir adım geri gitmiş kapıyı kapatmaya çalışmıştı fakat bu yersiz bir davranıştı çünkü kimse Cihan Ateşoğlu’nun yüzüne kapı kapatamazdı.
Kapıyı sertçe sonuna kadar açıp kızın karşısına geçtim. Hâlâ kafasını eğmiş yere bakıyordu.
''Kafanı kaldır'' dedim bağırarak. Bir taraflara saldırmamak için ellerimi yumruk yapmıştım çünkü çok sinirliydim ben bir kez dediğimi ikinci kez tekrar etmezdim.
“Sana o koca kafanı yerden kaldır dedim.” Diye bağırdım. Kız korkuyla bir adım daha gerilemişti. Yavaş yavaş kafasını kaldırıp bana baktığında ise hayatımda gördüğüm belki de en güzel gözlerle, yosun yeşilleriyle karşılaşmıştım. Ya o kirpikler... Neredeyse yay gibi olan simsiyah kaşlarla bir bütündü sanki... Nasıl bir güzellikti bu böyle? Gerçi neden şaşırmıştım ki, anası nam-ı diğer Orospu Vildan geçmişte çok can yakmamış mıydı?
Kadının tuttuğum kollarını sıkarak “Yarın evleniyoruz haberin olsun. Fikrini sormuyorum çünkü buna mecbursun... Yoksa seni buralarda barındırmam. Barındırmayı bırak sana nefes aldırmam. Anandan daha kötü olursun haberin olsun. Şimdi şu gereksiz evden içeriye girip şu üzerindeki paçavralardan bir kaç tane al başka şeye gerek yok'' Deyip tuttuğum kolu iterek bıraktım. Düşüp düşmemesi umurumda bile değildi. Arkamı dönüp arabama doğru yürüdüm. Konaktaki kargaşayı düşündükçe gülümsemem büyüyordu. Cihan Ateşoğlu gülüyordu yaşanmışlıkların ona ne getireceğini bilmeden!