Cihan ağanın Rojba’yı evine yollamasının üstünden iki gün geçmesine rağmen içimdeki huzursuzluğa anlam veremiyordum. Koca konakta çıt çıkmıyordu. Kuru bir yaprak misali herkes bir taraflara savrulmuş gibiydi. Şehmuz babam iki gündür ne işe gidiyor ne de odasından çıkıyordu. Yanı Dila annem de gerekmedikçe kimseyle konuşmuyor, sürekli dizlerini çekmiş, sallanır bir şekilde uzaklara dalıyordu. Bir derdi vardı… Bunu hissediyordu, demezler miydi; derdi çekmeyen, bilmeyen anlamaz. Bende öyle değil miydim? Ama bizim aramızda bir tek fark vardı. Benim dertlerimi, acılarımı, sevincimi paylaşacağım kimsem yokken onun arkasın da DAĞ gibi kocası vardı. “Hanımım şöyle bol köpüklü bir kahve yapayım mı size.” diyen Rukiye'nin sesiyle ona baktım. “Tamam canım ama iki tane olsun. Annemle birlikte içeri

