bc

TUNGA'NIN KADINI [+18]

book_age18+
2.4K
TAKİP ET
38.8K
OKU
revenge
dark
HE
age gap
opposites attract
second chance
friends to lovers
brave
mafia
drama
sweet
bxg
kicking
soldier
city
war
affair
friends with benefits
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Ölüm Timinin komutanı Kıdemli Üsteğmen Doruk Demiroğlu'nun kardeşinin ölümüne sebep olan kızı koruma hikayesi...

~ ~ ~ ~ ~

"Madem yatağıma girmek için bu kadar heveslisin, çıkmasan da olur." dedi. Boşta olan eli tişörtüme gitti, tişörtümü sıyırdığında nefesim kesildi.

Bu ölümden de beterdi işte. "Tunga bırak beni!"

"Yatağıma girdin Özbek kızı, buradan çıkış yok." Soğuk parmak uçları tenime değdiğinde irkildim ve yutkundum.

Şaka yapıyor olmalıydı. Bu gerçekten şaka olmalıydı diye düşünürken tişörtümü sıyırmaya devam etti.

Doruk çok ciddiydi.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Cehennemin Olacağım!
1 Aralık Pazartesi - Ankara Karargah Kıdemli Üsteğmen Doruk Demiroğlu Koltuğa uzanıp kollarımı bağladıktan sonra gözlerimi kapattım. "Ebem sikildi. Güzel operasyondu ama." odaya girer girmez sandalyeyi çekti Şevket. "Ulan yüzbaşında da ne maharetler varmış, adama bak. Hayran kaldım." "Çok konuşma Şevket. Geberdim uykusuzluktan." hoşnutsuzca mırıldanıp arkamı döndükten sonra odadaki kalabalık arttı. "Ulan orospunun evlatları helikoptere saldırdı lan, nasıl bir adammış bu müdür. Ebemiz sikildi." Veli nefes nefeseydi hâlâ, kendimizi toparlayamadan dönüşte bir de helikoptere saldırmışlardı. Yere indirmeye çalıştığımız esnada helikopter düşmüştü. Az hasarla atlatmamız şanstı, bir de o şekilde pezevenklerle çatışmıştık. "Ucuz atlattık yemin ederim. Sikilmiş gibi hissediyorum kendimi." "Al benden de o kadar." dedi Veli onlara dönüp. "Akşama bir kelle paça mı yapsak lan?" diye lafa girdi Kerim. "Sizi bilmem ben hatuna gideceğim, özledim hatunu." deyip yayıldı Şevket. Ben de hiçbir şey siklemeden yatacaktım herhalde. Her şeyi boş verip tekrar gözlerimi kapattığımda biri hayvan gibi vurdu kapıya. "Kalk kalk kalk!" Bergüzar yüzbaşının sesiyle hızlıca ayağa kalkıp hazır ola geçtim, benimle beraber Ölüm Timi de ayaklandı. "Bu ne beyler? Yatıyor musunuz?" "Asla komutanım!" diye bağırdığımda karşımda durdu. "Gözlerini aç ve beni takip et o halde." dediğinde başımı eğdim. Arkasını dönüp odadan çıktığında ben de onu takip ettim. "Komutanım?" "Hızlı ol Doruk." Adımlayıp ona yetiştim. "Komutanım o adam hâlâ sizi rahatsız ediyor mu?" "Edemez, ederse de ben ağzına sıçarım. Sen karışma ve kimseye dillendirme." "Emredersiniz komutanım." deyip yanında adımlarken albayın odasından binbaşı Alphan Tural çıktı. İkimiz de selam durduktan sonra bakışları üzerimizde gezindi. "Rahat." dediğinde rahata geçtik. "Doruk, timin nasıl aslanım?" "İyiler komutanım, küçük hasarlarla atlattılar her şeyi." "Güzel, akşam eğitimi için hazırsınız yani?" Üç gündür uykusuz kaldığımızı düşünecek olursak yatıp zıbarmamız çok makbule geçerdi. Ama Alphan komutan ne diyorsa o olacaktı. "Hazırız komutanım." "Güzel, gel benimle Noyan." dedi Bergüzar yüzbaşıya. Alphan binbaşı uzaklaşırken Bergüzar yüzbaşı yüzünü düşürdü. "Pislik göt, bir gün bunu fena döveceğim." dudaklarımı birbirine bastırdığımda enseme vurdu. "Bu söylediklerimi unut, albay seni bekliyor. Geç hadi." "Emredersiniz komutanım." dediğimde Alphan binbaşıyı takip etti. Ben de daha elimi yüzümü bile yıkayamadan albayın karşısına çıkmak zorunda kaldım. Kapıyı tıklattım. "Gel." sesiyle içeri girip selam verdim. "Kıdemli Üsteğmen Doruk Demiroğlu, Tekirdağ. Emret komutanım!" "Rahat." deyip masanın önündeki sandalyeyi gösterdi. "Otur Doruk, bu önemli." Hızlıca gösterdiği yere oturdum. "Önemli bir mesele var Doruk, bu konuda sana güveniyorum." "Nedir komutanım?" "Bir koruma görevi, bir kızı koruyacaksın." Bu ikinci oluyordu, alnımda bebek bakıcısı mı yazıyordu ya? "Kim komutanım?" "Aliyar Sharipov ismini daha önce duydun mu?" "Hayır komutanım." dedim, mahcup hissettim. Çok mu önemli biriydi? "Aliyar Sharipov özbek asıllı bir bilgisayar mühendisidir. Daha önce Türkiye'de geliştirilen ve teröre karşı etkili olan savunma teknolojimiz olan TMBS'nin yapımında katkısı büyük. Bu sayede bir çok teröristin id numarasından yerlerini tespit ettik. Kimlikteki çiplerin konumunu bulma konusunda uygulamayı geliştirdi. Teröristlerin kullandığı araçların takibini yapmamıza ve bunu sonsuza kadar sürdürmemize olanak sağlayan bir sistemdi bu. Basitleştirme. Güvenlik kameraları dahi olmadan kolayca yer tespiti sağladı bunlar bize." "Anlıyorum komutanım." dedim. İyi iş çıkarmış, Türk asıllı o hainlerin yerini böylece kolayca bulmuş olacaktık. Katkısı vardı en nihayetinde. "Aliyar Sharipov bir sene önce vefat etti. Sistem bizimle güvende ama kızı teröristlerin dikkatini çekti. Kızın IQ'su 159. Aynı sistemi bizim aleyhimize yapıp onların arasına sızdırdığımız ajanlarımızı dahi tespit edebilirler. Bu yüzden kızı almalarına engel olmalıyız. Koruma altında tutacağız. " "Lojmana yerleştirelim hanımefendiyi komutanım." "Okulu var, bu sene son senesi. O okuluna gidip gelecek. Sen de bizzat ilgileneceksin onunla." "Emredersiniz komutanım." Yine yakın koruma olacaktık desene. "Kız hakkında bilgi alabilir miyim komutanım?" "Gökçe Sharipova. Yirmi iki yaşında, bilgisayar mühendisliği son sınıf öğrencisi. Hatta bugün yirmi üç oluyor, doğum günüymüş." dedi önündeki dosyaya bakarken. "Al bunu Doruk." deyip dosyayı bana uzattığında kapı çaldı. "Gel." Albayın sesiyle kapı açıldı, bir teğmen selam verdi. "Komutanım, Gökçe Sharipova'nın evinin yakınında bir cinayet işlenmiş. Kimliği belirsiz." Albay masaya vurduğunda ayağa kalktım. "Hemen timi topla ve bana o kızı getir Doruk." "Emredersiniz komutanım." dediğinde kızın adresini alıp odadan çıktım. Dinlenme odasına doğru hızlıca yürüyüp kapıyı yumrukladım. "Çabuk! Beş dakika içinde çıkıyoruz! İki dakikanız var!" deyip odadan çıkarken Şevket'in arkamdan sesini duydum. "Anasının amı, beş dakika içinde çıkıyorsak nasıl iki dakikamız var?" "Çok konuşma Şevko, yürü!" "Komutanım ne bu akşam akşam ya?" "Bir cinayet işlenmiş. Terör örgütü tarafından işlenmiş olabileceğini düşünüyoruz. Umalım da o Gökçe denen kız yaşıyor olsun." Hedef oydu, amaçları kızı canlı almaktı ama ne olur ne olmaz. Bu orosbu çocuklarının ne yapacağı belli olmazdı. "Gökçe kim komutanım?" "Mühendismiş. Önemli biri yani, alıp geleceğiz." Yaşıyorsa tabi... ~ ~ ~ ~ ~ Gökçe Sharipova'dan Devam Soğuktan titreyerek eve girdiğimde ayakkabılarımı çıkardım. Yağmurluğumu asarken evde tek olmadığımı fark ettim. Yerler ıslaktı... Yağmurda tek ıslanan ben değildim, biri evimdeydi. Hızlıca etrafıma bakındım. Karanlıktı ama salona doğru ince bir ışık süzülüyordu. Sessiz adımlarla salona doğru yürüdüm. Kapının önüne yaklaştığımda biri aniden önüme çıktı. "Sürpriz! İyi ki doğdun Gökçe!" Korkudan yerimde sıçrarken omuzlarımı düşürdüm. "Çiçek! Yapma şunu ya, çok korkuyorum. Biliyorsun." deyip mızmızlandığımda kollarını kocaman açtı, saçları ıslanmıştı. "Gel buraya canım arkadaşım." dediğinde ona sıkıca sarıldım. "Senden başka kimsenin hatırlamayacağı belliydi ama." deyip geri çekildim. Annem kutlamıştı sabah arayıp, hepsi o kadardı. Abimin umrunda değildi, olmazdı da. "Bir tanecik arkadaşımın doğum gününü unutur muyum hiç?" deyip gülümserken aniden gülüşü soldu. "Eyvah, hediyeni arabada unuttum." "Boşver, önemli değil. Hem senin araban mı vardı?" "Ne demek önemli değil. Bekle, mumu üfleme. Ben hemen gidip arabadan hediyeni alıp geleceğim." deyip güldü. "Abimin arabasını çaldım, görevde diye bir şey de diyemez." "Abin ne görevinde?" "Abim asker, detay vermedi ama göreve çıktığını söylemişti. Ben de gidip evinden anahtarını çaldım." "Harikasın." "Ben hemen gidip alıyorum, bekle beni." "Dışarıda sağanak yağış var, üzerine bir şey al." "Kabanım burada." "Sırılsıklam olursun, benim yağmurluğumu giy. Askıda." kabanı su geçirirdi, ıslanırdı boş yere. "Tamam, hemen geliyorum." Çiçek salondan çıktığında sehpanın üzerindeki iki kişilik pastaya bakıp eğildim. Dış kapı çarptığında pastadaki mum erimesin diye üfledim. Çiçek geldiğinde bir kez daha yakardık. Hoş geldin yirmi üçüncü yaşım... Umarım bana güzelliklerle gelirsin, umarım... ~ ~ ~ ~ ~ ~ İlahi Bakış Açısından Devam "Geçip kızı alın, yeter bu kadar beklediğimiz." örgütün şehir kadrosundaki adamlarından biri iki adamını apartmana doğru yönlendirdiğinde apartmandan turuncu yağmurluğu ile Gökçe çıktığında adamlarını geri çekti. "Kendi ayağıyla bize geliyor." deyip gülerken kızı takip etmeleri için işaret verdi. Siyah audi arabaya yanaştı, sürücü koltuğunun yanındaki kapıyı açtı. Adamlardan biri arkasından eliyle ağzını kapattığında Çiçek çırpınmaya başladı. "Gel gel!" araba yanaştı, kızı arkaya atıp onunla beraber üç kişi de araca binmişti. "Bırakın beni!" diye bağırdı Çiçek arabaya bindiğinde. "Bırakın!" aklından tek bir düşünce geçti, abim yüzünden mi beni aldılar diye geçirdi içinden. "Lan..." dedi başlarındaki adam. "Bu kız sarışın değildi lan." Çiçek'in sarı saçlarını görünce yağmurluğu başından çıkardı. "Lan bu kız değil! Siz kimi almışsınız piç herifler!" Çiçek Akrep kod adlı adamın gözlerinin içine baktı. Bir gözü kahverengi, diğer gözü bembeyazdı. "Bırakın beni, bırakın gideyim." Akrep pis pis sırıttı. "Çok geç güzelim, yüzümü görmemen gerekiyordu." Silahını çıkardı, alnının ortasına ateş ettiğinde Çiçek'in korkmaya vakti bile olmadı. Tek şansı da belki buydu, acı çekmeden öldüğünde yanındaki adam hareket eden arabadan itti onu. Araç hareket etmeye devam ederken Akrep nefesini bıraktı. "Başka bir zaman yine geleceğiz. Gidiyoruz." dedi, mahalleden uzaklaştılar. Gökçe silah sesini duyunca korktu, polise haber verdi ama polis ihbar geldiğini ve ekip çıkarıldığını söyledi. Bir kaç dakika sonra panikledi, montunu giyip dışarı çıktı. Çiçek hâlâ dönmemişti, alt tarafı aşağı inecekti. Zaten tek el silah sesi duyuldu. Hiçbir şey olmaz diye düşündü. Apartmandan çıktıktan sonra Çiçek'i aradı gözleri, bulamadı ama arka kapısı açık bir araba gördü. "Çiçek?" seslendi, sesi kendisine geri döndü. Arabaya yaklaştı. Ön kapısı açıktı, koltuğun üstünde parlak bir hediye kutusu vardı. "Çiçek?" dedi bir kez daha etrafa bakınırken. Endişesi arttı, arabanın içine baktıktan sonra kapıyı kapatırken polis sirenlerini duydu. Sesleri takip ederken çok korkuyordu ve önünde uzun bir yol vardı. Deli gibi yağmur yağıyordu ama ıslanmak umrunda değildi. Önce polisler olay yerine yetişti, olay yeri şeridini çekip meraklı bakışları uzaklaştırdıkları sırada Ölüm Timi de olay yerine geldi. Polis kadının üzerini mavi örtü ile kapattığında ölüm timi araçtan indi. "Önceliğimiz Gökçe Sharipova. O kızı alacağız ama önce burayı bir kontrol edelim." dedi Doruk. "Veli bir bak bakalım, kızın kimliği belli mi?" "Emredersiniz komutanım." Veli polis şeridini kaldırıp olay yerine yanaştı. Diğerleri hâlâ şeridin arkasındayken Doruk hızlıca görevlendirdi. "Şevket sen yanına bir kişi daha al, sana verdiğim adrese git. Gökçe için." "Emredersiniz komutanım." deyip Kerim'e döndü. "Gel benimle Kerim." dedi. Kızın yüzünü gören yoktu, sadece ev adresini biliyorlardı. Kızı gidik alsalar iyi olurdu. Doruk şeridin arkasındayken polis ile konuşan Veli'ye baktı. Sonra da derin bir iç çekti. Umarım o örtünün altındaki Gökçe değildir diye mırıldandı. Gökçe dışında kim olursa olsun sorun değildi, yeter ki o kız olmasın diye düşünürken şeridi açmaya çalışan bir kız gördü. "Bırakın lütfen, bırakın arkadaşım eve gelmedi." diyordu polislere. Gökçe çırpınıp kızı kontrol etmek istiyordu. Arkadaşı olduğu düşüncesi kalbini ağrıtırken başını eğdi. Kumral tenli, koyu kestane saçlara sahipti. Üzerinde uzun bir mont vardı, saçları sırılsıklam olmuştu. Su damlaları yanaklarından akıyordu ama Doruk onun ağladığını fark etti. Burnunun ucu kızarmış, dudakları ile aynı rengi almıştı, kiraz kırmızısı. Kıza doğru yaklaştı. Yaklaştıkça kızın burnunun üzerindeki kahverengi lekeleri fark etti, çilleri... "Ya bakın, arkadaşım olabilir. Dışarı çıktı, sonra silah sesi geldi ve bir daha göremedim onu. Lütfen görmeme izin verin." dediğinde Doruk olaya el attı. "Alın kızı içeri." dedi, Gökçe ona döndüğünde karşısında bir asker görünce panik olmuştu. Ama yine de polis onun içeri girmesine izin verdiği için müteşekkirdi. "Buraya gel." dedi. Gökçe panikle onun yanına giderken Veli ölen kızın yanına çöktü. Kimliği belirsizmiş, örtüyü kaldırıp yüzüne baktığında kanı çekilir gibi oldu. Alnından kurşun yiyen ve yüzü gözü kanla kaplı olan bu kızı çok yakından tanıyordu. Biliyordu kim olduğunu, çiçeğim diye sevdiği küçük baş belası kardeşiydi. Komutanlarının kız kardeşi Çiçek Demiroğlu. "Çiçek?" diye mırıldandı, gözleri dolarken başını çevirip Doruk üsteğmene baktı. Doruk karşısındaki kıza yaklaştı. "Adın ne senin?" "Gökçe." dediğinde Doruk rahatladı. "Gökçe Sharipova." aradıkları kız ayaklarına gelmişti, ölen kız da o değildi. İçi rahatladı, komutanına iyi haberlerle dönecekti. "Arkadaşım benimleydi, birden çıktı ve geri dönmedi. Ben..." sesi titredi. "Üzerinde turuncu bir yağmurluk vardı. Lütfen, lütfen o kişiye bakmama izin verin." Doruk başını sallayıp Veli'ye baktığında kızın üzerinde gerçekten de turuncu bir yağmurluk olduğunu fark etti. Ama yüzünü seçemedi. Gökçe'nin arkadaşını öldürmüşlerdi? Ama neden? "Arkadaşın nasıl biriydi?" deyip Gökçe'ye döndü. Nasıl söyleyeceğini bilmiyordu. "Çok..." çenesi titredi. "Bugün doğum günümdü, yanıma geldi. Kutladı, sonra da hediyemi abisinin arabasında unuttuğunu söyledi. Dışarı çıkarken ona kendi yağmurluğumu verdim. Turuncuydu. Ondan sonra görmedim onu ama abisinin arabasının kapısı açıktı. Sanırım ona bir şey oldu." Doruk parçaları birleştirdi. Kızın yağmurluğunu giydiğine göre hedefleri arkadaşı değildi, Gökçe'ydi. Yanlış kişiyi aldıklarını da fark ettiklerinde öldürmeyi seçmişlerdi belli ki. Yazık oldu kıza, diye geçirdi içinden. Öldürmek yerine keşke serbest bıraksalardı diye düşünmeden edemedi. Veli, Doruk ve Gökçe'ye yaklaştı. Doruk tam ona arkadaşının öldüğünü söyleyecekken Veli boğazını temizledi. "Komutanım?" Söylemek yerine göstermeyi tercih etti. "Veli, kıza ölen kişiyi göster." "Komutanım, önce siz baksanız daha iyi olur." dedi, Doruk kaşlarını çattı. Belki de kız bakılamayacak durumdaydı diye düşündü ama Veli'nin yüzündeki üzüntünün sebebini de anlayamadı. "Ne oluyor lan?" dedi Veli'ye yaklaşırken. "Kimliği belli mi?" Başını eğdi. "Görmeniz lazım komutanım." son kez kardeşini görmeli diye düşünürken Tufan ve Göksel de onlara yanaştı. Doruk bilinmezlikten sıkılıp cesete doğru yaklaştı, eğilip örtüyü açtı aceleyle. Yağmurun yüzünü dövercesine ıslattığı kızı gördüğünde elindeki silah yere düştü. "Çiçek?" diye fısıldadı. Kaşları havalandı, gözleri kocaman olurken dudakları titredi. "Yok... Yok." dizlerinin üzerine çöktü. "Yok, yok. Çiçek?" elleri yanaklarını buldu, yağmurla beraber gözleri doldu. "Çiçeğim yok. Yok." çenesi titredi. "Çiçek! Çiçek uyan!" diye bağırdığında Tufan ve Göksel komutanlarına yaklaştı. Çiçek isminin anılmasıyla Gökçe olduğu yerde kalakaldı. Az önceki asker bir kez daha arkadaşının ismini haykırdığında eliyle ağzını kapatıp hıçkırdı. Göz yaşları firar etti. "Çiçek, Çiçek aç gözlerini kardeşim." kucağına çekti kardeşini, başını eğip yanaklarını okşadı. "Üşümüşsün, üşümüşsün. Uyan, evimize gidelim hadi Çiçek. Beraber gidelim. Kalk gidelim güzelim, kalk beraber gidelim." boğazından derin bir hıçkırık firar etti "Çiçeğim? Abicim uyan, güzelim hadi." Veli arkasına geçti, elini komutanının omzuna götürdü. "Komutanım." Başını iki yana salladı. "Ölmemiştir, kardeşim ölmemiştir. Çiçeğim uyan." Çiçek'in bedenini sarstı. "Ölme, ölme uyan." hıçkıra hıçkıra ağlayıp alnını alnına yasladı. "Çiçek uyan!" yüzündeki yaralarda gezindim parmakları. "Uyan, yalvarırım uyan." Göksel, ben senin ablanım dediği kızın cansız bedeni karşısında sessizce ağladı. Tufan içlerindeki en gençti, komutanının acısını anlamaya çalıştı. İlk defa ölüm görüyordu, şaşkındı. "Güzelim?" yanaklarını okşayıp geri çekildi. Alnındaki kurşun izine daha fazla bakamadı. Onu yere bırakıp ayağa kalktı. "Çiçeğim..." omuzları düştü, burnunu çekip bir iki adım uzaklaştı. Gözlerini kapatıp başını eğdi. "Yok... Yok..." kafasına vurmaya başladı. "Yok lan! Yok! O değildir!" gözlerini açıp yutkundu. "Kabussa uyanayım, bu kabussa uyanayım..." diye mırıldanırken başını kaldırdı. Tam karşısında ağlayan kızı gördü, Gökçe Sharipova. Başını eğmiş, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Doruk'un gözleri karardı, sinirden eli ayağı titredi. "Onun yüzünden..." dedi. Yaşıyor diye sevindiği kız yüzünden kardeşi ölmüştü. "Komutanım?" Veli'yi ittirip bir adım daha attı. Ona yağmurluğunu vermese onu Gökçe sanmazlardı. Çiçek ölmezdi, Çiçek'ten uzak dururlardı. "Senin yüzünden." diye fısıldayıp kıza yaklaştı. "Senin yüzünden lan!" Gökçe ne olduğunu anlamadan o asker tarafından güçlü bir şekilde itildiğinde kendini yerde buldu. "Senin yüzünden!" başını kaldırıp o askerin bakışlarıyla karşılaştı. Kimse onu tutamadı. Gökçe'nin kolundan tutup ayağa kaldırdı. "Senin yüzünden öldü lan kardeşim!" deyip kolunu sıktı. Gökçe bu askerin Çiçek'in bahsettiği abisi olduğunu anladı. "Ben... Çok üzgünüm." diyebildi, ne dese bu acılı adamın yüreğini soğutamayacağını biliyordu. "Üzgün müsün? Sen mi üzgünsün?" içinden kendisine küfürler yağdırdı, bu kızın götünü koruyacaklar diye kardeşiyle ilgilenemedi. O orada soğukta yerde yatarken o Gökçe yaşıyor diye sevindi. İşlerine yarayacak o kız yaşıyor diye sevindi. "Öldü lan, senin yüzünden kardeşim öldü!" tükürükleri saçıldı etrafa, çenesi yine titredi. "Ölmüş..." deyip kızı sürükleye sürükleye kardeşinin yanına götürdü. "Bak, eğil bak!" deyip Gökçe'yi ittirdi. Dizlerinin üzerine düştüğünde Çiçek'in yüzünü gördüğünde gözlerini sıkıca kapattı. "Aç lan gözlerini! Aç!" saçlarını tutup yüzünü kız kardeşine yaklaştırdı. "Aç o siktiğimin gözlerini, aç da eserine bak! Senin yüzünden öldü o, aç gözlerini!" "Yapma, yapma ben hiçbir şey yapmadım." göz yaşları durmaksızın akıyordu, ağlamaktan konuşamadı. Gözlerini de açmadı. Açamadı, arkadaşını son kez öyle görmek istemiyordu. "Aç gözlerini!" Veli bir yandan Doruk'u uzaklaştırmaya çalışıyordu ama Doruk onu da savurdu. "Aç lan!" deyip saçlarını iyice çekiştirdiğinde Gökçe gözlerini açtı. Karşısında Çiçek'in vurulmuş hali olunca dayanamadı, daha yarım saat önce karşısında en neşeli haliyle onun gözlerinin içine bakarak gülümseyen o kız ölmüştü. "Çiçek!" yutkunamadı, nefesi kesilircesine ağlarken Doruk saçlarını bırakıp onu ittirdi. Gökçe Çiçek'in elini tutup ağlarken Doruk olay yerinden hızla uzaklaştı. "Komutanım!" Veli peşinden gitti, polis arabasının önünde durup arabaya yaslandı. "Kabus olsun, bu bir kabus olsun." diye mırıldandı, başını ellerinin arasına aldı. "Kabus olsun." dedi bir kez daha. Kafasına vurdu art arda. "Ölme! Çiçek ölme!" haykırdı, ağlaya ağlaya haykırdı kardeşi için. Şevket ve Kerim de döndü, komutanlarını öyle görüp olayı anlamaya çalıştılar bir süre. Sonra Tufan'dan öğrendiler durumu, gidip son kez gördüler Çiçek'i. Polisler Gökçe'yi uzaklaştırıp Çiçek'i kaldırdıklarında Doruk sadece uzaktan izleyebildi. "Gitme, abicim gitme." dedi bir kaç adım atıp. Ambulansın kapısı kapandı. "Almayın onu benden, gitmesin." dedi. Derin derin nefesler alıp verirken belinden tabancasını çıkardı. "Almayın onu benden!" Havaya ateş etmeye başladı, Gökçe de o kurşunlardan birinin hedefi olmasın diye yanından ayrılmadı Veli. Bir şarjör boşalttıktan sonra dizlerinin üzerine çöküp başını eğdi. Sessiz sessiz ağlarken timi onu endişeli bakışlarla izledi. Sesini çıkarmadı kimse. Bir kaç dakika boyunca Doruk öylece kaldı, kımıldamadı. Sonra kendine geldi, hızla ayağa fırlayıp Gökçe'nin yanına gitti. "Kalk lan ayağa!" Gökçe olayın şokundan sıyrılamadan kolunu zorla tutup kaldırdı. "Bak, bak yüzüme bak!" Yaşlı gözleriyle baktı karşısındaki askere. "Ben böyle olsun istemedim." diye mırıldandı. "Senin yüzünden... Sen olacaktın onun yerinde, onun yerinde senin olman gerekirdi!" "Özür dilerim, özür dilerim ben bilmiyordum. Birinin peşimde olduğunu bilmiyordum bile." deyip ağlamaya devam ederken Doruk gözlerini kapatıp sabır çekti. "Sen olacaktın onun yerinde." deyip gözlerini açtı. "Kardeşimin yerinde sen olacaktın." koruma görevini siktir etti bir an için. Kızın kolunu daha çok sıktı. "Sana yeminim olsun, yaşadığın her günü burnundan getireceğim, gözümde o katillerden farkın yok." dedi, Gökçe duyduklarına inanamazken yapacağı bir şey de yoktu. Kaderine razı gelmekten başka... Çünkü haklıydı, arkadaşı onun yüzünden öldürülmüştü ve o yağmurluğu ona vererek ölümüne ön ayak olmuştu. O katillerden hiçbir farkı yoktu. " Cehennemin olacağım Gökçe." diye fısıldadı, kimse duymadı sesini. "Seni öyle bir koruyacağım ki yaşadığın her güne pişman olacaksın. Sana yemin ederim, kardeşimin yerinde olmak için her gün dua edeceksin. Her gün..." ... ~ ~ ~ ~ ~

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

30 Days to Freedom: Abandoned Luna is Secret Shadow King

read
315.6K
bc

Too Late for Regret

read
324.6K
bc

Just One Kiss, before divorcing me

read
1.7M
bc

Alpha's Regret: the Luna is Secret Heiress!

read
1.3M
bc

The Warrior's Broken Mate

read
145.6K
bc

The Lost Pack

read
443.3K
bc

Revenge, served in a black dress

read
154.9K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook