Doruk'un Anlatımından Devam
Odama girip kapıyı çarptıktan sonra Gökçe'yi dolabımın önüne bıraktım, saçlarını düzeltip öfkeyle soludu. "Bir kez soracağım. Selim kim?"
"Erkek arka..." dolaba vurduğumda yerinde sıçradı.
"Yalan söyleme! Kim bu çocuk!?"
"Erkek..." üzerine gelip yumruğumu sıktım.
"Kızım sen benim sabrımı sınamak için mi gönderildin!"
"Doğru söylüyorum!"
"Erkek arkadaşın neden Çiçek öldü diye intihar etmek istesin! Kimi kandırıyorsun sen?!"
"Ya ortak arkadaşımız! Üzüldü çünkü."
"Lan kimi kandırıyorsun sen! Kardeşimle alakası ne bu çocuğun!"
"Bağırıp durma!" sabrımı sınarken kaçmaya kalkıştı. Kaçmasın diye diğer elimi de dolaba yaslayıp aramızdaki mesafeyi kapattım.
"Özbek kızı, sabrımı sınama benim. Gider o çocuğun burnunu kırar, ameliyatlık edene kadar döverim ve öğrenirim. Olan arkadaşına olur." dedim sakince.
Başını eğip nefesini bıraktı. "Sevgilim değil."
"Anladık orasını." bağırmamak için zor tutuyordum kendimi resmen. "Devam et."
"Çiçek'ten hoşlanıyordu." dediğinde yumruklarım gevşedi. "Çiçek de ondan hoşlanıyordu. Söylesem ne diyeceğini bilemediğim için ben de saklamaya karar verdim."
Ellerimi çekip geri çekildim. "Sevgilisi miydi?"
Başını iki yana salladı. "Hayır. Açılamadılar birbirlerine hiç. O gün söyleyecekmiş." ellerini birleştirip suçlu gibi başını eğmişken geri çekilip yatağıma oturdum.
Sevgilisi hiç olmamıştı. Şakalaşır dururduk, ileride sevdiğin adama çok çektireceğim dedikçe kızardı bana. Abiliğin şanındandır der, dalga geçerdim. Ama onun hiç sevgilisi olmadı, biz bundan bile mahrum kaldık. Bunu da yaşayamadık.
Onay vermeyip onu sinirlendirirdim belki. Kimmiş bu adam diye karşısına çıkar, onu test ederdim belki. Kardeşimi seviyor mu diye emin olunca da tamam derdim. Onu emanet edebileceğim biri olsun istiyordum, biz bunu bile yaşayamadan... bittik.
Elimi saçlarımdan geçirip başımı eğdikten sonra ensemi ovuşturdum. "Ne dedi sana en son?"
"Tamam dedi." dediğinde çileden çıkacaktım.
"Neye tamam dedi kızım? Sen benim sabrımı sınamaya mı çalışıyorsun? Neye tamam dedi bu çocuk?"
"Ya beni suçladı! Ben de kendimi anlatmaya çalıştım, sonra Çiçek'in de ondan hoşlandığını söyleyip özür diledim. O da tamam dedi ama bir tuhaftı. Gözleri kızarmıştı, sanki göz altları da..."
"Madde mi kullanıyor?" kardeşimin madde kullanan çocukla işi ne? Bu mümkün değil işte.
"Bilmiyorum. Selim öyle biri değil. Belki de cenazeden sonra başladı." dediğinde başımı sallayıp dolabımı açtım. "Bugün bir tuhaftı işte, kendine zarar verecek diye endişeliyim." dolabımdan kıyafetlerimi çıkarıp yatağa bıraktıktan sonra dolabımı kapatıp Özbek kızına döndüm.
"Umarım öyledir yoksa askeri boş yere oyalamaktan seni nezarethanemizde bir gece misafir ederim."
Kaşlarını çatıp elini kaldırdı. "O ne demek ya? İntihar etmesini mi istiyorsun sen?" gömleğimin bir kaç düğmesini açıp kollarımı ve baş kısmını çıkarırken başını çevirdi.
"Öyle demek istemedim süper zeka." dediğimde kapı açıldı. Veli kafasını uzatıp bana baktı.
"Komutanım yerini tespit ettik."
"Bir dakikaya çıkıyorum." dediğimde kapıyı kapattı ve odadan çıktığında tişörtümü alıp hızlıca üzerime geçirdiğim gibi kemerimi ve fermuarımı açtım.
"Ne yapıyorsun ya?" deyip arkasını döndü Gökçe.
"Soyunuyorum, ayıp mı?"
Cevap vermek yerine nefesini bırakırken hızlıca pantolonumu da değiştirdikten sonra ceketimi ve arabamın anahtarını alıp Gökçe'nin bileğini tutup onu odadan çıkardım. Biz çıkarken odaya Veli girdi ve ona onu arabada bekleyeceğimi söyleyip tekrar dinlenme odasına geçtim. "Göksel, şu kızı gözünün önünden ayırma deyip bileğini bıraktığımda Göksel başını salladı.
"Tabi komutanım." dedikten sonra Özbek kızına döndüm.
"Sen de ben gelene kadar sakın aptalca bir şey yapma, yakarım canını."
"Anladık onu." derken sabır çekip odadan çıktım ve karargahı arkamda bırakıp arabama geçtim. Kemerimi bağlayıp Veli'yi beklerken derin bir nefes aldım.
"Gidip görelim bakalım şu çocuğu."
~ ~ ~ ~ ~
Gece kulübünün önünde durduğumuzda bir kez daha şu Selim denen çocuğun fotoğrafına bakındım. "Bu saatte kulüpte ne işi olur ki?"
"Sabahları da açık kulüpler artık Veli."
"Vay komutanım, siz nereden biliyorsunuz bunu acaba? Yenge mi var yoksa?" deyip sırıtırken gözlerimi kapatıp açtım.
"Çiçek gitmek için ısrar edince bir kez beraber gelmiştik. Elin itleri ile değil abisiyle dans etsin diye." güvenemedim böyle bir yere, ama keşke bıraksaydım da tadını çıkarsaydı.
"Eminim çok eğlenmiştir komutanım."
Başımı salladım. "Eğlendi." diye mırıldandım. Gerçekten de eğlenmişti, abisi ilk defa onun için dans etti diye nasıl mutluydu. O gün gerçekten ikimiz de eğlenmiştik.
Derin bir nefes alıp kemerimi açtım. "Hadi gidip alalım şu çocuğu."
"Alalım komutanım." dediğinde beraber arabadan inip gece kulübüne girdik. Saat neredeyse on bir olacaktı ama bu saatte bile kalabalıktı. "Leş gibi kokuyor amına..." Veli eliyle havayı temizlerken ikiye ayrılmamızı işaret ettim.
Başını salladığında ikiye ayrıldık, birimiz sağ birimiz sol tarafı alırken dans eden insanların arasından sıyrılırken bir de Selim'i arıyordum.
Vücudumdaki eller, geçip gittikçe çarpan insanlar ve parfüm kokuları... Rahatsız ediciyken nihayet köşedeki masada Selim'i görüp yavaş adımlarla ona yaklaştım.
Masada başka bir adamla kafa kafaya verip konuşuyorken aramızdaki mesafeyi kapattım. Garsonun elindeki tepsiden bir bardak alıp eğlenmeye gelmiş gibi takılırken sırtımı kolona yaslayıp ne konuştuklarını duymaya çalıştım.
"Lazım diyorum, anlasana." diye mırıldandığında adam onun ensesini sıktı.
"Önce parayı getir. Sonra, biz de bedavaya mal yok."
İçecekten bir yudum alıp yüzümü buruşturdum. "Şerbet gibi lan bu!" deyip rahatsızca söylenirken bağırmam yan masayı rahatsız etti. Selim'in yanındaki adam, başını kaldırıp gürültü çıkardığım için bana bakarken elimdeki bardağı işaret ettim.
"Ne bağırıyorsun kardeş?" deyip ayağa kalktı.
"Hayırdır sen kimsin?"
"Bu işletmenin sahibiyim, derdin ne?"
"İçecekleriniz berbat." derken Veli yanıma yaklaştı. "Sevmedim." deyip bardağı uzattım. "Git benim için daha iyi bir şeyler yap."
Güldü, ellerini birleştirip bileklerini çıtlatırken başımı salladım. "Etkilendim, korkmam falan mı gerekiyor?"
Veli başını eğip adamı inceledi. "Sol köprücük de bir hasar gördüm." dediğinde ona döndüm.
"Oğlum kaç kez diyeceğim sana, adam bana dönük. Sağ elimi kullanıyorum ben. Sağla sağa, solla sola."
"Eee bugün bir sol kroşe görelim, olmaz mı abicim." deyip gülerken başımı salladım.
"Eee olsun madem."
"Ne konuşuyorsunuz lan siz!" dediğinde bardağı sıkıca kavrayıp fırlattığımda duvarda paramparça oldu.
"Lan kelimesinden hiç hoşlanmam lan!" diye bağırıp ensesini kavrayıp masaya sertçe vurdum. "Mal mı satıyorsun lan sen bu çocuğa!"
Selim kaçacak gibi olurken Veli onu tuttu. "Ne malı lan! Ne malı!" diye bağırırken müzik durdu, dört adamı bu tarafa doğru koşarken Veli ıslık çaldı.
"Bayıldım. Dört kişiler."
"Halledersin herhalde." deyip dördünü de Veli'ye pasladığımda Selim'i işaret etti.
"Bunu ne yapayım?" dediğinde Selim'e sandalyeyi gösterdim.
"Otur lan şuraya, götünü kaldırdığın an kurşun delisi ederim seni! Otur!"
İti öldüreceğine ürküt demişler, bizimki de o hesap.
Selim panikle gösterdiğim yere otururken ensesini sıkıca kavradığım adama döndüm. "Mal mı satıyorsun lan sen gençlere? Şerefiz puşt!"
"Kendileri alıyor! Para verip alıyorlar, zorla vermiyorum ya!"
"Siktirme lan belanı! Her gün bu bela yüzünden kaç kişi ölüyor, haberin var mı orosbu çocuğu!"
"Almasınlar! Kimseyi zorlamıyorum!"
"Yok, yok ben sana derdimi anlatamıyorum." kazağının yakasından tutup onu doğrulttuktan sonra yüzüne yumruğumu geçirdim. "Satmayacaksın! Kimseye uyuşturucu satmayacaksın!"
"Bana sat diyorlar satıyorum! Elimde olan bir şey değil!"
Burnunu tutarken tekrar doğruldu. "Elinde olan bir şey değil?" dedikten sonra başımı salladım. "Anladım, anladım senin elinde değil. Ben de burada boşuna konuşuyorum. Eşşek başıyım ya ben!" deyip kazağını tuttuğum gibi vücudunu masaya geçirdim.
"Ahh! Lan! Ahhh!" sağ köprücük kemiğini tutarken yüzümü buruşturdum.
"Pardon, sağ olacaktı." diye mırıldandıktan sonra başımı eğdim. "Bir daha mal satmayacaksın, kimseye. Yoksa gelirim buraya, seni bulurum. Duydun mu?"
Başını hızlıca art arda salladı. "Tamam, tamam duydum! Yemin ederim satmayacağım kimseye."
Dizlerinin üstüne çöktüğünde Veli'ye döndüm. Biraz dayak yiyor ama çokça da adamları dövüyordu. "Eee kardeşim sol dedi, biz sağı kırdık."
Ağlıyordu, başını kaldırıp yüzüme bakarken acıyarak baktım suratına. "Solun hatrı kalmasın."
"Hayır! Hayır bırak kalsın!" diye bağırırken pantolonunun kemer kısmından tutup kaldırdım onu.
"Kalmasın, kalmasın. Hatrı kalmasın ki sen bugünü bir daha asla unutamayasın." deyip Veli'ye döndüm. "Veli çekil!"
Veli geri çekildiği gibi ensesinden de tutup tüm gücümle adamı kendi adamlarına fırlattım. "Strike!" diye bağırdı Veli, hepsi yere yığıldığında Selim'e döndüm. Titriyordu.
"Kalk lan ayağa, düş önüme!" diye bağırdığımda ayağa kalktı. Yanıma geçtiğinde kolunu tutup onu dışarı çıkardığımda Veli de bizi takip etti.
Ağzından ve burnundan kan sızıyordu. Kaşı da patlatmıştı. "Yüz karasısın." dediğimde omuz silkti.
"Dördü birden çullandı, ne yapsaydım! Siz bir de onları görecektiniz!"
"Siz kimsiniz? Ne istiyorsunuz benden?" Sabır çekip Selim'e döndüm.
"İntihar mı edecektin lan sen?"
Başını iki yana salladı. "Hayır, hayır sadece..."
"Tamam, kes. Ne zamandan beri kullanıyorsun madde?"
"Siz kimsiniz dedim?!"
Yakasından tuttuğum gibi arabaya yaslayıp yumruğumu kaldırdım. "Lan kırdırtma kemiklerini! Ne zamandan beri kullanıyorsun dedim, cevap ver!"
"Geçen gece aldım! Tekti, bir daha olmadı."
"İyi, demek ki kurtarılabilecek kıvamdasın." yolun başında olması iyiydi.
"Siz kimsiniz?" dediğinde Veli ellerini cebine koydu.
"Geç lan, bin arabaya. Hadi." dedi, Selim arabaya binmek için döndüğünde ayağını kaldırıp götüne tekme attı. "Yürü!"
"Abi biniyorum ya." deyip arabaya binerken Veli güldü.
"Bin hadi bin." diye mırıldanırken biz de arabaya bindik ve kemerlerimizi bağladık.
"Abi, siz kimsiniz? Ne diye aldınız beni?"
"Ölme diye." deyip arabayı çalıştırdım. "O ölmeni istemezdi."
"Kim?"
"Çiçek." deyip arabayı sürmeye başladım. "Çiçek ölmeni istemezdi." muhtemelen istemezdi, sevdiği birinin zarar görmesini istemezdi.
"Siz kimsiniz, Çiçek'i nereden tanıyorsunuz?"
Direksiyonu sıkıca kavrayıp nefesimi bıraktım.
"Abisiyim."
~ ~ ~ ~ ~ ~